Çağ ve Nesil - Pırlanta Özetleri
Çağ ve Nesil kitabı 1979-1981 yılları arasında yayınlanan Sızıntı Dergisi baş yazılarından oluşur.
Otuz altı makaleden oluşan kitap, özellikle Batı kaynaklı pozitivist düşüncenin toplum içinde meydana getirdiği trajediden bahseder.
Bu trajediyi sonlandıracak insanları, vasıfları ile ayrıntılı bir şekilde tasvir eder.
Ayrıca fertleri ve toplumu hep birlikte muhasebe yapmaya çağırır.
Sıklıkla tarihten de referanslar veren yazar, insan potansiyelinin, sağlam bir inanç, kuvvetli bir ümit, iyi bir terbiye, kendi enginliklerinin farkına vardıran bir iç müşahede ve sıkı disiplin ile ortaya çıkabileceğini ifade eder.
Maddenin ağır baskısı altında kalan toplum "Kaf Dağından Ağır" bir yükün altında ezilmiştir.
Yazar, böyle bir toplumun fertlerinin iç derinlikten yoksun, özlerinden kopuk, düşünce ve duygu saffetini yitirmiş, bedenlerinin tahakkümü altında, kaba ve sefil zevklerin mahkûmu olduğu tespitini yapar.
Toplumu yönlendirmesi gereken aydınlar yabancı düşüncelerin etkisi altında kalarak kendi dünyasından kaçmıştır.
Toplumun kurtarıcısı olduğu iddiasıyla ortaya çıkan ama bunun için gerekli olan vasıflarından mahrum talihsizler de beklenti içindeki insanları defalarca inkisara uğratmıştır.
"Hasretini Çektiğimiz İnsan" yazısında da vurgulandığı gibi çağın dertlerine çözüm üretecek "baş yüceler" iman ve ümitle dopdoludur.
Bu insanlar ayrıca sadakat, vefa, irade, tevazu... gibi yüce vasıflara sahiptirler.
Yaşatmak için yaşayan, hamlelerinde olabildiğince samimi, icraatlerinde azim ve kararlılığı ilke edinen bu insanlar, hadiseler karşısında ümidin vaad ettiği bütün gücü kullanırlar.
Geleceğin fikir işçileri, iman ve sevgiyi içlerindeki marifet peteğine nakş etmişlerdir.
Kendi derinliklerinin farkında olmakla beraber; sonsuzla olan irtibatları vesilesiyle yazar tarafında "Rabbani" olarak tanımlanan bu insanlar "cennetlerin fatihi" olmaya namzet "hakikat erleridir".
"İnsanı Yükseltme" yazısında insanda sadece iyi ve güzelin nüvesinin bulunduğunu; dolayısıyla insanda "kötü" olarak nitelendirebileceğimiz huyların "güzellikler için fidanlık" hükmünde olduğunu dile getirir.
İnsan, özellikle de "genç"ler aşkın bir potansiyele sahiptirler.
Geleceğin fikir mimarları bu potansiyelin farkında olmalı ve onu doğru yönlendirmelidir.
Yazar, irade ve iç müşahede ile vicdanını akıl haline getiren ve hürriyetinin idrakine varan insanın kainatla kurduğu ilişki ile yüceleceğini ifade eder.
Yazara göre insana dair problemler gaye eksenli ele alınmalıdır.
Aynı gayeye farklı yollarla ulaşmaya çalışan insanlar birbirleri ile mücadele etmemelidir.
Samimi bir şekilde ortaya konulan her cehde saygı duyulması hakikat adına çok önemlidir.
İnsan ruhuna saygının yitirildiği çağımızda, kurulacak olan yeni dünya, insanlık sevgi ve saygısına dayanmalı, manasıyla görünümü bir bütünlük arz etmelidir.
Yazar için "gözyaşları" insanın insanlığına delil olan büyük bir nimettir ve Yaratıcıdan ısrarla talep edilmesi gerekir.
Geleceğin mimarlarına gözyaşlarının tarihte ifade ettiği manaları da hatırlatarak onları ağlamaya davet eder.
Yazar, kainattaki işleyiş ve nizamın merhametten kaynaklandığına inanır.
"Rabbani"lerin, şuur ve irade ile içselleştirip istikametini belirledikleri bu merhameti insanlık adına kullanılması gereken bir dinamik olarak görür.
Merhamet ve müsamaha insan ilişkilerinde bir ilke olarak kullanılmalı ama su-i istimallerin yol açacağı tehlikeler göz ardı edilmemelidir.
Mahlukatın solukları sayısınca yolların olduğu bu dünyada insan bir yolcudur.
İnsanların değerlerine göre seçtiği yolun kendine göre bir kaderi, sorumluluğu ve neticesi vardır.
Gönül erlerinin seçtiği yol da badirelerle doludur ve ızdırap vericidir.
Bu yolu kolaylıkla kat etmenin biricik iksiri ise aşktır.
"Kırağı Korkusu"ndan emin olmak için fertler iç müşahedeleri ile derinlik kazanıp bunu içinde yaşadıkları topluma aksettirmelidir.
Toplum da ferdi, bu yolculuğunda dışarıdan gelebilecek zararlara karşı korumalıdır.
Kutsaldan kopuk bir "hayat tutkusu"nu merkeze alan hakim düşüncenin zararlarına karşı muhasebe ile önlem alınabilir.
Bu muhasebenin sıhhatli olması iyi bir tarih okuması ve problemlere gerçekçi yaklaşmakla mümkündür.
Böyle bir hesaplaşma eğitim kurumlarından başlamalı ve "dünya muvazenesinde bir millet" olana dek toplumun diğer tüm kurumlarında gerçekleştirilmelidir.
Acele kararların ve heyecanın sebep olacağı olumsuz etkilere karşı şuurlu ve tedbirli davranılmalıdır.
Yazar tarafından eğitim ve asayişi temin eden kurumlar böylesi bir muhasebeye tabi tabi tutulur.
Öğretmen, kişiyi geleceğe hazırlayan, ona kâinatın dilini, doğru düşünme metotlarını öğreten; kendisi de öğrettiklerini benliğine mâl edebilmiş mürşit olmayı gaye edinmelidir.
Okul ise yeni bir ilim anlayışı ile bilim ve teknolojiyi tabulaştırmadan onları insanlığın istifadesi adına kullanmanın yolunu öğreten ve kişiyi benliğinin sırlarını açan ulvi bir müessese olmalıdır.
Aynı şekilde kendi değerleri içinde kalmayı başardığı takdirde huzurun teminatı olan ordu, her ferdi ile iç derinliğine ulaşan gerçek kahramanların ocağı olmalı kişinin ve toplumun inkişafını sağlamalıdır.
Millet adına yapılan hizmetlerde tekelciliğe düşmemek çok önemlidir.
Her kurum kendi hatasının sebep olduğu boşlukları görmeli; o boşlukların meydana getirdiği problemleri zamanın eşya üzerindeki etkisini de dikkate alarak kararlılıkla çözmeye çalışmalıdır.
Fasıldan Fasıla 1 - Pırlanta Özetleri
Fethullah Gülen'in 1985-1992 yılları arasında talebelerinin çay sohbetlerindeki sorularına verilen cevaplardan oluşmaktadır.
Tarihî olayların ve şahsiyetlerin ele alınıp değerlendirildiği 'Tarihî Prizma' bölümünde, Osmanlı'nın emperyalizme karşı duruşundan, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından kaybedilmesine; Kuran-ı Kerim'deki peygamber kıssalarından, sahabe hayatlarına birçok konuya temas eder.
Maziye kader, istikbale de irade açısından bakılması gerektiğini savunur.
Tarihi yapma ve tarihi yazma hususunda önemin hangisine ait olduğunu açıklar ve tarih şuurunun altını çizer.
Tasavvuf’a ait değerlendirmelerin yapıldığı, "kalp ve ruhun derece-i hayatına çıkma" yollarının gösterildiği ve bu dereceye ulaşanların örneklerinin verildiği 'Ruhî Hayat' bölümünde, Hallac-ı Mansurun ene'l hakk demesi seyr-i sülûkun mertebelerinde aranır ve bu noktada hâl ile kâlin ne derece ehemmiyetli olduğu ifade edilir.
'Hislerin inkisafı' yazısında devam ve temadînin önemi vurgulanır.
'Ruh ve cesed' başlığında ise Allah'ın varlığını gösteren deliller sıralanır.
Allah'ın fizik, kimya gibi kanunlarla anlatılamayacağı ifade edilir.
Bir diğer başlıkta, tevazu ve müsamahanın farkı ortaya koyulurken, onun peygamber ahlakı olduğundan dem vurulur.
Hakka ulaşmaya en büyük vesile sayılan ihsana gelince, müellif onun sâlih dairenin kapısını açan bir anahtar olduğunu söyler.
Dinî, ilmî, içtimaî, idarî, siyasî ve kültürel alanlarda hemen bütün problemlerin menşei olan imanî meselelerin ele alındığı 'İman Esasları Etrafında' başlığında nebilere ve seçkin ruhlara saygının altını çizen yazar, dua ederken ortaya koymamız gereken edebi de anlatır.
Müminin teslimiyet anlayışına dair örnekleri Hz Osman, Hz Ali ve İskilipli Atıf Hoca üzerinden verir.
Bir davaya gönül vermiş hak erlerine mesajların sunulduğu 'perspektif' başlığında, 'söz ve amel bütünlüğü' yazısında 'müellif mürşid kimdir?' sorusuna cevap verir.
Devamındaki bölümde ise, selim bir kalbin, ızdırap duyup inlemedeki durumunu düdüklü tencere benzetmesiyle, bir ayet rehberliğinde ifade eder.
"Farzlar üstü farz bir vazife" diye ifade edilen 'tebliğ' hususunda bize yol gösterilirken, meselenin teknik boyutunun ehemmiyeti de vurgulanır.
Okumanın önemine pek çok başlıkta yer veren yazar, bu konudaki çeşitli endişelerini dile getirir.
Sabrın, tebliğ ve irşadın neticesini beklemedeki ehemmiyeti ifade edilirken, tebliğdeki sayı azlığı veya çokluğunu da beklentisiz olmayla ilişkilendirir.
Sahabenin Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e dönüp biat ettiğini ve bunun bir yenilenme yolu olduğunu ifade eder.
İslami hizmetlerde dengeli davranmanın önemini vurgular.
Fıtratın fıtrî olamayanı nasıl reddettiğini de bu bölümde açıklar.
Bazı âyetlere dair düşüncelerini içeren 'Kuran’dan Damlalar' başlığında yazar, sadakat ve sebâti Kuran’dan ayetlerle ve peygamber kıssaları ile destekler.
Sadık olmanın şartlarına üç maddede açıklık getirir.
Yazara göre Kur-an'ı anlamada ilk basamak, insanın kendini ayetlere muhatap kabul etmesidir.
Birkaç ayete bu zaviyeden açıklama getiren yazar, Vakıa Suresinin faziletine de değinir.
Yine bu bölümde arzu ve isteklerimizden, sağcılık-solculuk gibi mevzulara kadar birçok konu Kurani bir bakış açısıyla açıklanır.
Yazara göre, Kur-an-ı Kerim'in psikolojik bir tefsirinin yazılması, insanoğlunun önüne çok büyük ufuklar açacaktır.
Sohbet-i Cânan (Kırık Testi 2) - Pırlanta Özetleri
Fethullah Gülen Hocaefendi 1999 yılından beri Amerika’da yaşamaktadır.
Bu tarihten itibaren çoğu ilahiyat mezunu öğrencilerinden oluşan büyük bir talebe grubuyla temel İslâmi ilimler alanında dersler yapmaktadır.
Sohbet-i Canan kitabı da yazarın günlük ders okumalarından sonra, ikindi namazını takiben öğrencileriyle yaptığı sohbetlerin derlenmesi ile oluşan "Kırık Testi" serisinin ikinci kitabıdır.
“Bir alimin sohbet güncesi” olan eser, dini ve sosyal hayattan siyasete, psikolojiden felsefeye uzanan çok yönlü bir içeriğe sahiptir.
Altı ana bölümden ve etraflıca işlenmiş olan küçük alt başlıklardan oluşur.
"Kur’ân’ın Sihirli Ufku" başlığıyla vahyin dili, Kur'ân okumanın önemi gibi konular ele alınır.
Tebliğ metodu olarak tasrif üslubunun kazanımları üzerinde durulur.
Zaman üstü bir kelam olmasıyla, her an yeniden inen ve yeni şeyler söyleyen Kur'ân’a iştiyak artar.
“Saf Kur’ân kültürü” kavramıyla sahabenin Kur’ân’a bakışı ve bu bakışın hayatlarında meydana getirdiği semavi değişim nazara verilir.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Kur’ân’dan istifadesi bu geleneğin bir devamı niteliğinde “iradî ümmiyet” kavramıyla açıklanır.
"Peygamberlik Müessesesi" bölümünde nübüvvetin insan iradesine bakan ilahi bir mevhibe olduğu ifade edilir.
“Nebi vesayeti”nde, peygamberlere saygı, peygamberlerin sayıları, Hz. Peygamber’in diğer nebiler arasındaki yeri gibi konulara değinilir.
Varlığı doğru okumada nübüvvetin rolü ve nebevi nazarın kazanımları ele alınırken, Peygamber hakkında Batı toplumlarında başlayan ve İslam coğrafyasında da etkisini gösteren “sıradan insan” veya “postacı” kavramlarının kullanımı saygısızlık olarak değerlendirilir.
Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelen vahyin son ve ezelî vahiy olması, zatının İsm-i âzam’ın tecellisine mazhariyeti ve risaletinin camiiyyetinin ona has farklılıklar olduğu vurgulanır.
Tasavvuf literatüründe yer alan âyan-ı sâbite ve Hakikat-i Ahmediye kavramları hakkındaki görüşleri ele alınır.
"Perspektif" bölümünde, tebliğ insanının dikkat etmesi gereken konular işlenir.
İ’lâ-yı kelimetullahın önemi, zikir-tebliğ dengesi, nefsin dava insanı için tehdit unsuru olan yönleri, hal dilinin temsil ve tebliğ gücü, peygamberlerin hayatında tebliğin önemi gibi konular bulunmaktadır.
İnsan için en önemli vazife Hakk’ı duyup, onu muhtaç sinelere anlatmaktır.
Peygamberler hayatlarını sadece bu hakikat etrafında örgülemiştir.
İnsanın gayesi onun değerini belirler.
Bölümde, "Tebliğ insanı için temsilin gücünün vaad ettikleri nelerdir?", "İnanmış insanın tavırlarındaki samimiyet ne kazandırır?", "Şefkat tokadı kavramı dava şuuru açısından ne anlam ifade eder?" gibi soruların cevabı verilir.
İslam dünyasını zarara uğratan iki cephenin "kindar düşman" ve "vefasız Müslüman" olduğu teşhisi yapılır.
Bölümün son kısmında yazarın, kendisi ve müntesipleri hakkında o dönemde medya ve toplumda ortaya atılan iftira ve suçlamalara cevap verilir.
Bu bağlamda “Gönüllüler Hareketi” kavramının tanımı yapılarak, gerek siyasi gerekse etnik anlamda sivil bir inisiyatif olduğu vurgulanır.
Mali kaynakların mahiyeti hakkındaki suçlamalara hareketin infak örfünden örneklerle cevap verilir.
Bu yapının siyasete mesafeli durmasının nedenleri zikredilir.
Siyasi seçimler konusunda kendisinden kanaat bekleyenleri yönlendirmesinin etik olmadığı ifade edilir.
Yazarın o dönemde yaşadığı sağlık problemlerinin de etkisiyle vefatı sonrası hareketin sevk ve idaresi hakkında görüşlerine de yer verilir.
"Manzara" bölümünde günümüz İslam dünyasının durumu ile ilgili yazarın kanaatlerine yer verilir.
Ona göre İslam dünyasının asıl problemi “hâl boşluğu” dur.
İnanmış insan görüntüsünden uzak ve dinin hayata taşınması konusunda denge kuramamış Müslümanların varlığı önemli bir sorundur.
Sahabe, havariler ve Bediüzzaman’ın talebelerinin saffeti üzerinden bir tarih okuması yapılarak çözüm yolu gösterilir.
"Nefis ve Vicdan Mekanizması" bölümünde insanı iç muhasebeye sevk eden yazarın farklı disiplinlerle ilgili görüşleri ele alınır.
Peygamberlere neden dâhi veya karizmatik şahsiyet denemeyeceği üzerinde durulur.
Herhangi bir gruba öncülük eden insanların paranoya veya şizofreni tehlikesine açık olması gibi konular işlenir.
Yoga ve cerbeze hakkındaki görüşü zikredilir.
İnsanın kendini nasıl okuması, bu okumaya nereden başlaması ve yanlış okumanın doğuracağı zararlar hakkında açıklamalara yer verilir.
Kainatı okumaya kendini okuyarak başlamanın gereği üzerinde durulurken bazı filozofların görüşleri bu bağlamda kritik edilir.
İnsan zaaflarından şehvet ve iltifat konusu üzerinde durulur, günaha karşı tavrın keyfiyeti izah edilir.
Ayrıca, "eşyanın hakikati", "vâhidi ve ehadi tecelli", "burhan-ı inni ve burhan-ı limmi", "Zât-ı Zülcelâl ve Zât-ı Zülcemâl" gibi kavramlar kısa kısa işlenir.
"Düşünce Atlası" bölümünde ise "özü muhafaza", "ilim", "akıl-kalp dengesi", "mülk-melekût", "gayretullah" gibi kavramlar işlenir.
İmana mani hususlara yer verilir.
İlmin insana kazandırdıkları ve ilmi ilim için yapan ile başkalarına hayat üflemek için yapan arasındaki tesir gücü kritik edilir.
Akıl-kalp dengesinde aklı önceleyenlere karşı farklı görüşlere yer verilerek kalbin üstünlüğü savunulur.
Kur'ân’da akıl kavramının aktif yönü vurgulanır.
Eşyanın mahiyetinin bakış açısındaki ilmi derinlikle boyut kazandığı vurgulanarak ilmin öneminin altı çizilir.
Yazara göre zulmün devamlılığı, masumun gayretûllahı harekete geçirecek ölçüde irade ve saffet ortaya koyması ilişkilidir.
Gurbet Ufukları (Kırık Testi 3) - Pırlanta Özetleri
Eser iki binli yılların başında M. F. Gülen'in çeşitli zamanlarda gerçekleştirdiği sohbetlerinden derlenerek Kırık Testi serisinin üçüncü kitabı olarak ortaya çıkmıştır.
Yedi ana başlıktan oluşur.
Acz, fakr, şefkat, tefekkür, şükür kavramları kitabın genelinde vurgulanan esaslardır.
Hemen her konu Yaratıcı'nın rızasını her şeyden üstün tutmaya bağlanır.
'Gurbet Ufukları'nda yalnızlığın Allah ile kuvvetli bir bağ kurarak giderilebileceğini ifade eden yazar, 'Kâmil İnsan' olmanın da yollarını gösterir.
Bu bağ neticesinde oluşan 'teslimiyet'in de özgürlüğü(hürriyeti) getireceğini vurgular.
İlk bölüm 'Tevhit Ekseni' olarak karşımıza çıkar.
Düşünceden söyleme, histen davranışa kadar tevhide ulaşma üzerinde durulur.
Tevhidin zıttı olan şirke ve bunun yanı sıra münafıklığa sebebiyet veren olumsuzluklardan bahsedilir.
"Ben Kimin Mü'miniyim?" sorusuyla inanç başta olmak üzere yapılan her eylemin şuurlu tercihlerin sonucu olması gerekliliğinin altını çizer.
Allah'ı bilmeyi, O'na ibadet etmeyi ve Onu sevmeyi insanın yaratılış gayesi olarak ifade eder.
İnsanın yaratılış amacını; Yaratan'ı bilmekle, O'na ibadet etmekle ve O'nun muhabbeti ile ilişkilendirerek bölümü sona erdirir.
'Dua Ufku'nda kişiyi günebakan çiçeğine benzetir ve yönünü de Allah'a dönük olarak tayin eder.
Allah'ın kula rahmeti ile yönelmesine vesile olacak şeyi;
insanın insana olan sevgisine, samimi alakasına bağlar.
İçten yapılan duanın birçok ibadetten üstün olduğunu dile getirerek duanın önemine, nasıl ve ne zaman yapılacağına dair bilgilere de yer verilir.
'Perspektif' bölümünde birlik ve beraberliğin önemi merkeze alınmıştır.
Vifak, ittifak, îsar, kardeşlik, ekip ruhu, sabır, hoşgörü, hüsn ü zan değerlerinin altı çizilir.
Yazar, bu değerlerin gerçekleştirilmesinin ehemmiyetine dair mantıkî ve dinî gerekçeler sunar.
Kişiler arası meydana gelen anlaşmazlıkları, imtihan bakış açısından ele alır.
Motivasyon olarak "Biz ucuz bir şeye değil, ebed-i saadete talibiz." diyerek ana gayenin unutulmaması gerektiğini salık verir.
'Gönüllüler Hareketi' başlığı ortak paydada buluşarak tüm insanlığı kucaklayan, madde ile manayı birlikte ele alabilen 'adanmış' insanların portresini çizer.
Yazara göre bu bireylerin gayesi, İslam'ın ismetini koruma altında tutmaktır ve vazifeleri de İslamiyet'in özünde bulunan 'herkesi kendi konumunda kabul etme' gibi değerlerin inşasını sağlamaktır.
'Muhasebe Kuşağı' ana başlığının altında ise; insanın dünyalara yetecek bir potansiyele sahip olduğunu ve buna ulaşmak için kişinin sürekli kendini yenilemesi gerektiği ifade edilir.
Bu kıymet bilinmeyip adi şeylere tenezzül edildiğinde doğacak kötü sonuçlarını, tarihten ve psikoloji biliminden örnekler vererek açıklar.
Fert ve aile planında karşılaşılan 'ciddiyetsizlik', 'duruş bozukluğu', 'sığlık' problemlerine değinir.
Duyarlılık gösterilmesi gereken meseleleri ve bu bağlamda zaruri ve boş şeylerin neler olabileceği hususlarını sıralayarak, okuyucuyu içsel sorgulamalara yönlendirir.
'Nefis ve Vicdan Mekanizması', başlıkta yer aldığı gibi bu iki tasavvuf tabirini analiz eder.
Manevi olarak insanın yapısını tanımlayan bu donanımların işleyişini, birbiri ile etkileşimlerini inceler.
Manevî duyu organları diyebileceğimiz 'latife'ler üzerinde durur.
İnsan eylemlerinin –özellikle neticesi günah olan- bu latifeler üzerine etkisi hakkında bilgiler verir.
Bunun yanı sıra latifeleri güçlendiren unsurları da arzeder.
'Kabz', gerçek 'şükür', 'zikir' ve iki boyutlu 'takva' meseleleri de incelenir.
'Bir Demet Sosyal Mesele' bölümünde; doğal afet, savaş, intihar saldırıları ve toplumlara yön veren hareketler konularını irdeler.
Yine sosyal meselelerden olan geçim sıkıntıları ve askerlikle ilgili düşüncelerini paylaşır.
Gerek Batı'nın gerek Doğu'nun birbirinden alabileceği güzel değerler olduğunu söyler.
Herkesin bu iyi değerleri koruyarak 'müşterek kültür' ortaya çıkabileceğine dair fikirlerini dile getirir.
'Ölüm ve Ölüm Ötesi Hayat' kısmında dünya-ahiret bağlamında kulu, 'görevini yapma gayretinde bir nefer' olarak betimler.
Varlık kavramı ve varlığın kaynağı meselelerini açıklar.
Bu bağlamda yokluk gibi görünen 'ölüm'ü ele alır ve ölüm sonrası hayat hakkında bilgilere yer verilir.
'Geleceğin Mimarları' olan 'ideal nesil'in sahip olduğu vasıflar zikredilir.
İman ve küfrün insanın mahiyetinde oluşturduğu durum ve neticelerinden bahseder.
Ölüm ötesi hayatın varlığına dair delil arayanların –eğer kulak kesilip yoğunlaşırlar ise- vicdanlarında cevap bulabileceğini not eder.
Yazar, eseri boyunca Yaratıcı, insan, hayat, ölüm arasında kurduğu bu bağı hem dünya hem ahiret için iyilikler isteyerek noktalar.
Ümit Burcu (Kırık Testi 4) - Pırlanta Özetleri
Ümit Burcu, Fethullah Gülen'in 2004-2005 yılları arasındaki yazılarından oluşmuş ve Kırık Testi'nin dördüncü kitabı olarak çıkmıştır.
Otuz üç makaledir ve konular genellikle Yazar'a yöneltilen sorulara cevaplar şeklinde kaleme alınmıştır.
Esere adını veren Ümit Burcu makalesinde işlenen 'Din', 'İslamiyet', 'ihsan', 'iman', 'ihlas', 'kemâliyet', 'tamamiyet', 'devamlılık(ısrar)', 'kıvam' ve 'yeise düşmeme' temaları genel konuların özeti gibidir.
Yazar, insanlık tarihinde çokça tartışılan "Biz Neyiz?", "Nereden Geliyoruz?" ve "Nereye Gidiyoruz?" sorularının Peygamberler vesilesi ile cevaba kavuşulduğunu dile getirir.
Bu cevapları, tüm insanlığa ulaştırmayı 'en önemli vazife', 'Allah'ın en sevdiği amel' olarak niteler ve semeresini 'rıza-yı ilahiye giden en kestirme yol ' addeder.
Diğer adıyla ila-yı kelimetullah için takip edilecek metotları Hz.
Peygamber (sav)'den, sahabeden, Osmanlı Dönemi'nden ve günümüz diyolog faaliyetlerinden örnekler vererek gösterir.
Bu bağlamda Peygamber ile ehlullah sıfatlarına talip olmayı ve Allah ahlakı ile ahlaklanmayı salıklar.
Makaleler arası göze çarpan bir diğer konu da; insandan dine, iman hakikatlerinden ibadetlere uzanan alanda 'bütüncüllük' ve 'kemaliyet' meselesidir.
İslamiyet'in emir ve yasakları ile tam yaşanmadığı takdirde vaad edeceği huzurun yakalanamayacağından, insanın madde-manası ile birlikte alınmadığında çıkan problemlerden bahseder.
Müslümanlığı ferdi, ailevi ve sosyal olarak bütüncül ele alırken iman ve ibadetleri de yine bir tamamiyet içinde irdeler.
Ayrıca ibadetin ve amelin şuur(taabbudiyet), ruhi hayat ve sevab ilişkilerini de yer yer inceler.
İmanı da taklidî ve tahkikî diye iki kısımda ele alır.
Tahkikî imanın mertebelerini ve engellerini ortaya koyar.
Bunlarla irtibatlı olarak 'Doğru Bilgi' ve 'Bilginin Kaynağı' gibi konuları Kelamî, felsefî ve Tasavvufî ekollerin görüşlerinden örneklerle inceler.
Eserde karşılaşılan başka bir konu ise inanan insanın dünyaya ve içindekilerine, hadiselere, ölüm ve ötesine bakış açısı(nazar)dır.
Konu ile alakalı Risale-i Nur'lardan sık sık referanslar verilir.
Bunun yanı sıra 'tevbe', 'inabe', 'tefekkür', 'ihlas', 'ihsan', 'yakîn', 'kurbet', 'takva', 'zikir', 'zühd', 'temkin', 'teyakkuz', 'hüzün', 'füyüzat', 'havf-reca', 'tevazu-mahviyet', 'ribat', 'riyazat', 'latifeler' gibi bir Tasavvufî kavramları ele alınır.
'Fail-i Meçhul Cinayetler', 'Anarşist Ruh ve Karmatiler', 'Devlet Kutsanmamalı ama', 'Mesih Nerede ve Mehdi Kim?' gibi makaleleri de barındıran eserde, güncel ve tartışılan meseleleri Kur'an, Sünnet ve tarihi olaylar açısından yorumlanır.
Bununla birlikte Hizmet Hareketi'ne yöneltilen 'Bu müesseseler nasıl açıldı?', 'Kaynağı nerden geliyor?' gibi sorulara maziden, dinî telakkilerden ve ahlakî mülahazalardan donelerle cevaplar verilir.
Yazar sıkça 'öze dönme', 'sunilikten kurtulup hakikate erme', 'Allah ile irtibat' ve söylemden amele geçme konularını vurgular.
Allah için sevmek ve Allah gibi sevmek farkını ve ölçülerini işler.
Ümit Burcu, nefisten başlayıp tüm insanlığa, zihinden kalbe, ruhî dünyadan sosyal olaylara kadar yelpazesi oldukça geniş konu zenginliğine sahip bir eser olarak Kırık Testi serisinin içinde yerini alır.
Buhranlar Anaforunda İnsan (Çağ ve Nesil 2) - Pırlanta Özetleri
1982-1984 yılları arasında yayınlanmış Sızıntı Dergisi baş yazılarından oluşan "Buhranlar Anaforunda İnsan" kitabı, "Çağ ve Nesil" serisinin ikinci kitabıdır.
Otuz dört makaleden oluşan kitapta yazar, modern çağın fertte ve toplumda meydana getirdiği problemleri, bu problemleri çözebilecek insanların özelliklerini ve problemlerin çözümü adına yapılabilecekleri anlatır.
Yazara göre bu çağ, kendi kaynaklarından kopuk insanlarda var oluş sorgulamasına, idealsizliğe, tufeyliliğe ve savrulmuşluğa sebep olurken; inanan insanlarda gariplik, ızdırap ve geçmişe derin bir özlem hasıl eder.
Yazara göre "Buhranlarımız"ın temel sebebi sünnetullaha uyulmamasıdır.
Kusuru sürekli başkalarında arayıp, yapılması gerekenleri ihmal etmek de çağın problemleri karşısında toplumun etkili çözümler üretmesine mani bir unsur olarak zikredilir.
Halkın, içinde bulunduğu yenilgiyi yorumlama biçimi çözümün vesilesi veya çözümsüzlüğün sebebidir.
Kendi kültür ve değerlerine sırtını dönmüş batı hayranlarının; bilgisiz, maziye saplanmış yenilik karşıtı insanların meydana getirdiği gerilim de bir problem olarak ele alınır.
Yazar, asırlar boyunca nice zorluklarla elde edilmiş güzellikleri kaybetme endişesi ile, bu güzelliklere vesile olan hususiyetleri okurlarına hatırlatır.
Okurlarını aldanmalara karşı dikkat etmeye; beklenti, şöhret ve servet gibi tuzaklara karşı uyanık olmaya çağırır.
Zerreden güneşe her varlık, sıkıntı ve meşakkatlere göğüs gererek kemâline yürür.
İnsan da bu kanuna tâbidir.
İnsanın içinde yaşadığı toplumdan kopup, dünyaya sırt dönmesinin zahitlik olmadığı; aksine, bu durumun insanı bencillik ve karanlığa ittiği anlatılır.
Yazara göre imtihanlarla insan kıvam kazanıp olgunlaşır, ruhen arınır ve böylece iyilerle kötülerin ayrışması mümkün olur.
İstikbâle yürüyecek örnek toplumun diriltici iksiri de imtihandır.
İnsanda cismaniyeti temsil eden beden ile ulvi kuvvetleri temsil eden ruhun mücadelesi; toplumlarda da kendini gösterir.
İnsanın hayatında keyfiyeti değişse de varlığı değişmeyen imtihanın; tarih boyunca milletlerin ve fertlerin terakkisine olan katkısı; ve mihneti ile barışık ruhların bu ufuktaki belirleyiciliği gözler önüne serilmiştir.
Ruhun kuvvetini harekete geçiren insan ve toplumlar, kendi sınırlılıklarından kurtulur ve asıl zafer olan ruhun zaferini elde etmiş olurlar.
Yazar, bu tesbitini tarih sahnesinden örneklerle de güçlendirir.
Ve imtihanlarla saflaşıp öze ermenin imkanını anlattığı makalesinde aslında bize mutluluğun da sırlarını verir.
Bayram vesileyle kaleme aldığı makalesinde, geçmişin şanlı tablolarıyla geleceğin çarpıcı manzaralarını yan yana müşahede etmenin çok büyük saadet kaynağı olduğunu ifade eder.
İlmin hem sevinç hem de endişe hasıl eden hızlı gelişiminin, topyekûn düşünceleri değiştirebileceğini ifade eden yazar, ilmin yakın gelecekte anti maddeyi de inceleme sahasına alabileceğini ifade eder.
İlmin halihazırdaki kabullerinin geçmişte değiştiği gibi gelecekte de değişebileceğine, bu sebeple ilmin verilerini bir tabu olarak görmemek gerektiğine dikkat çeker.
Bilinen her şeyin yeniden kritiğe tabi tutulmasını ve varlığın bir bütün halinde incelenmesini, tıkanıklıkları açıp yeni bakış açıları kazanmak için zaruri görür.
Bunun da ancak objektif araştırma metotlarına sadık kalmak suretiyle gerçekleşebileceğine inanır.
Ayrıca yıllar yılı sömürülen mağdur milletlerin dirilişini sağlayacak metafizik gerilimin dinamikleri; vicdan, kalp, ruh ve insanlık olarak sıralanır.
Çağın buhranlarına ancak düşünce istikametine kavuşmuş, tefekkür ile Hakk’ı bulan ve "fikir çilesi" çeken "fecir erleri" çözüm üretebilir.
Onlar, "Ölümsüz Ruhlar" makalesinde ifade edildiği gibi "çelikten bir iradeye sahip" ve tam bir tevekkül içindedirler.
"Işık Süvarileri" diye yâd edilen bu insanlar, kalp ve kafa izdivacını gerçekleştirmiş, ümit ve şevkle kanatlanan, sorumluluk sahibi, dertli, gayretkeş ve vefa abidesi insanlardır.
Varlıkla ilişki kuran ve varlığa muhabbet duyan bu gönül erleri, toplumun saadetini kendi menfaatlerine tercih eden beklentisizlerdir.
Fedakarlık, ızdırap, sabır, ümit, gibi hususiyetleri ile yaşadığı toplumdan farklılık arz eden bu garipler, ruh ve mana köklerine bağlı kalarak kendini yenilemeyi başarabilmiş, geleceği inşâ eden fikir işçileridir.
Vasıflarını saydığı bu insanların geleceğine tam bir ümit beslemesine rağmen yazar, "yolda kalanlar"ın da olacağına dair realist bir duruşa sahiptir.
Milletimizin diriliş vetiresine girdiği dönemlerde geçim kaygısı, dünyanın aldatıcı zevklerine bağımlı olma, şöhret düşkünlüğü, ücret sevdalılığı gibi hastalıklarla iradeleri felce uğrayan kem talihlilerin olabileceğini de belirtir.
Örnekleri Kendinden Bir Hareket (Çağ ve Nesil 8) - Pırlanta Özetleri
Çağ ve Nesil serisinin sekizinci kitabı olan Örnekleri Kendinden Bir Hareket, 2000-2003 yılları arasında yayınlanan Sızıntı Dergisi baş yazılarından oluşur.
Serinin ilk kitaplarına nazaran bu eser; yazarın hasretle beklediği 'mesuliyet duygusuyla' donanmış 'Hakka adanmış ruhlar' a kavuşması itibarıyla göz aydınlığı süruru taşır.
'Gönül insanı portresi' ni sunmakla başlayan eser; her bireyin neşet ettiği bir toplumu ve toplumun da aidiyet duyduğu bir değerler silsilesi olduğunu izah eder.
Yazara göre, kendi toplumunun değerleri başka toplumlara kıyasla daha zengin, derin ve sihirlidir.
İşte mana ve iç güzellikleri itibarıyla serhaddi olmayan, aşkın, büyülü bir ülke..." diye tasvir ettiği toplumu bu değerlere rağmen 'huysuz ruhlar’ın bulanık düşüncelerinden etkilenmiştir.
Bu etkilenme dolayısıyla toplumda bunalımlar türemeye başlamıştır.
M. F. Gülen, bunalımdan kurtulmanın çözümünü toplumun bünyesindeki milli ruhu ve tarihi birikimi ayyuka çıkarıp beslendiği inanç ile ortak bir koridorda yenilenmesinde bulur.
Bununla birlikte eserde yazar, yenilenip aydınlanacak bir yarının haritasını 'İslamın gölgesinde yaşadıkları bir hayat" ile zamanı "mümin ufkunda" tanzim eden, vizyon sahibi öncü kimselerin çizeceğini müjdeler.
Esasında bu öncüler, 'birkaç düzine Karasevdalıdır'.
Kalplerindeki iman neşvesi, vicdanlarında Hak rızası, akıllarında milletin gamı-kederi, ufuklarında Canan'ı sevdirme, bildirme gayesi ve bu uğurdaki insanüstü çabaları ile onlar 'kahraman'dırlar.
Bu karasevdalılar, ihlâsla çıktıkları bu yolda engel tanımaz bir edayla milli değerleri ve inançlarının öğretileri ışığında; tarihi kimliğinden kaçan, utanan, yabancı değerlerin müptelası haline gelen toplumlarına rehber oldular.
Küllerinden doğan toplumun maddi-manevi değerlerini, uzun soluklu gayretleri sayesinde evrensel projelere taşıdılar, çeşitli ülkelerde eğitim seferberliğine koyuldular.
Böylelikle Yaratan'ı tüm cihana anlatma gayeleri ihtişamla boy gösterir.
Yazarın, sahabi misali bu kimselerin sevgi ile kurdukları diyaloglar sayesinde kıtalar arası engellerin aşılacağına, uzlaşma zemininin daimi olacağına inancı net ve kesindir.
Elbette ki karasevdalıların, toplumsal ve evrensel boyuttaki bu çabaları övünç kaynağıydı.
Fakat yazar, bu çabaların 'kem ufuklu' kimselerce nefret dolu bir kıskançlığın müsebbibi olduğunu gözler önüne serer.
Gülen'in tam da bu noktada, Hak rızası hedefli yoldaki imtihanların sıklıkla renk değiştireceğini, biri dururken diğerinin başlayacağı öngörüsü devreye girer.
Beraberinde hareketin mensuplarının bu hasımlıkları sabr-ı cemil ile karşılayıp tebessüm ile yola koyulmaya devam ettiklerini anlatır.
Gülen bu 'koçyiğitler'e, "Eğer muhabbet Süleyman, gönül de taht-ı revan ise er geç Sultan'ın gelip tahtına oturacağı muhakkaktır' diyerek bir ufuk salıklar ve Canan'ına tüm imtihanların netice bulması için yakarışta bulunur, Canan'ının inayetinin her şeyin üstünde olduğu inancını vurgulayarak eserini noktalar.
Sükûtun Çığlıkları (Çağ ve Nesil 9) - Pırlanta Özetleri
Sükutun Çığlıkları kitabı, yazarın 2006-2008 yılları arasında Sızıntı dergisi baş yazıları için ele aldığı makalelerin derlenmesinden oluşur.
Otuz dört makaleyi ihtiva eden kitapta yazar, makalelerin yazıldığı zaman diliminde meydana gelen acıları, kayıpları ve buhranları gündemine alır.
Eserinde, dünya ve içindekiler için; sevginin coşkunluğunu yaşamanın, akıl melekesini sağlam tutmanın ve insanî vasıfları koruyabilmenin bir hayli zor olduğu tespitinde bulunur.
Çünkü milletin kaderine hükmeden, hakimiyetlerini kaba kuvvet ile perçinleyen kimseler toplumun bu ahvalinden beslenir.
Bu 'paranoyak' kimseler şeytanı aratmayan eylem ve söylemlerin esiridir.
Yazar bu insanların kibir ve haset duyguları ile boğulduklarına, evrensel insani değerleri kendi çıkarları adına kullandıklarına ve megalomani illetine tutulduklarına dikkat çeker.
Bu kimseleri nazara vererek okuyucuyu teyakkuza davet eder.
'Oligarşik azınlığın mutluluğu adına saf halkın korku ve telaşa sürüklenmesi' karşısında Yazar, derin bir ızdırap duyduğunu beyan eder.
Bununla birlikte dünyanın yaşanılan sorunlara müsait bir zeminde olmasını; toplumların kendi değerlerine yabancılaşmasına, hakkaniyet adına iradi bir tavrın ortaya konulmamasına, fertlerin ahesterevlik içinde olmasına bağlar.
Yine Sefahet makalesinde, fertlerin revaşta olan zevklerin müptelası haline gelmesiyle bakışların bulanıklaştığı ve bu fertlerin toplumlarını hastalıklı hale getirdiklerini anlatır.
Toplumun bu hali ile dıştan bir yıkıcılığa maruz kalmasına bakılmaksızın içten çürümeye de meyilli olduğunu vurgular.
Bilhassa kendi toplumu gibi İslami değerleri benimsemiş kitlelerin, kabul ettikleri öğretilere karşı kimlik bunalımı yaşaması ve hilafet makamındaki sorumluluklarını sahiplenmeyişlerini en büyük problem olarak görür.
Yazar 'Nazar mı değdi bize yoksa nazarlar mı sathileşti' ifadesiyle de temelde İslam dünyası ve kendi toplumunun 'süt kadar dupduru' dediği pırıl pırıl günleri soluklamasına rağmen kimlik bunalımı yaşamasına hayıflanır ve toplumuna o pırıl pırıl günlerin ' yeryüzü mirasçıları' olmaları hakikatini hatırlatır.
Bir Büyülü Dünya Vardı, Şafaklar Üst Üstteydi, Kendi Kültür Dünyamız gibi birçok makalede bu konuya defaatle değinen Yazar, şimdilerde yaşanan zorlukların bu mazhariyet ve kültürel birikimin yaşatılması ile aşılacağı kanısındadır.
Diğer yandan Yazar, buhranlardan sıyrılmanın yollarını fert, toplum ve dünya planında ele alır.
Yazarın bu husustaki tespitleri şu şekildedir:
- Fert; insan olma ayrıcalığını idrak edip, kendi darlığında sıyrılıp iman ile vicdanını genişletmelidir.
Allah'ın varlığını delillendiren kainata kulak vermeli, bu bilinç ile Allah'a inanmalı, sa'ye sarılmalı ve iradi bir tavır ortaya koymalıdır.
Çünkü Hak karşısında insanın konumu budur. - Toplum; 'ruh ve mana kökleriyle' olan irtibatına müracaat etmeli, ahlakın yaşatıcılığı hakikatiyle yenilenmeli ve kendi değerleri ışığında bir 'diriliş' çağrısında bulunmalıdır.
Toplumda bu dirilişi sağlamak 'hikmet fakirlerine' göre değil, 'Hakka adanmış ruhlara' göre bir gaye-i hayaldir.
Aynı zamanda bu ruhlar, toplumdaki iman-irfan boşluğunu da kapatacak 'irade erleri'dir. - Dünya ve topyekûn içindekiler, bilhassa global hakimiyet sahipleri kimseler ilkin evrensel değerleri tarafsızca, şefkatle tahkik etmeli ve farklı görüşleri saygı makamında değerlendirmelidir.
'Kardeşlik' duygusu ile insanlar kucaklanmalıdır.
Mutlak Fırtınalar ve Daimi Meltemler, Işık-Karanlık Devrî Daimi gibi makalelerde insanlık tarihi boyunca var olagelen problemlerin hasların hamlardan, alimlerin amilerden ayrılması için elzem olduğunu vurgular.
Bu itibarla Gülen'e göre 'elemler içinde tatlar, ızdıraplar arasında dahi hazlar' bulunur.
Yazar kendini bu ızdıraplara, zulümlere ses olmanın ve bir perspektif sunmanın mecburiyetinde hisseder, fertlerin de hissetmesi gerektiği görüşünü benimser.
Peygamberin ve hasbi arkadaşlarının evrensel mesajı tüm insanlığa duyurma gayretine ışık tutan imanın verdiği sarsılmaz kuvvetin, bu perspektife de ışık tutması gerektiğini ikazî önemle vurgular.
Yazar bu yöndeki çözümlerin, çabaların Allah'ın tevfikine bağlı olduğunu hatırlatır.
Sevgi ve şefkat kaplı niyetlerimiz ile kardeşlik ve insanlık adına amellerimizin Allah'ın inayetine emanet edilmesi gerektiğini dile getirir.
Eserdeki tüm makaleler ışığında Yazar, kalbin soluklarını dinleyerek toplum için kendi değerleri ile taçlandırılmış bir yolun aksiyonunda olmak, bu yolda Allah'ın inayetine sığınmak ve ufku büsbütün karartmamak gerektiği kanaatindedir.
Fütüvvetin Nurlu Yolu Kitabından Özetler ve Zihin Haritaları
Konumun Hakkı Ahzab suresi 32 ve 34 ayetlerde peygamber hanımlarının Cahiliye Dönemindeki hal ve hareketlerden uzak durarak Mazar oldukları konum itibariyle daha hassas hareket etmeleri vurgulanmıştır peygamber hanımları üzerinden yapılan bu ikazlar bütün inanan Kadınlara yönelik bir bir ders hükmündedir durum ezvacı tahirat için bu kadar hassassın erkek ilişkileri konusunda diğer insanların ne kadar hassas olması gerektiği daha iyi anlaşılmış olur tesettür sadece kılık kıyafet gibi harici İffet değil aynı zamanda dahili İffet sahibi olmak demektir ki bu başkalarının kalbinde fitne uyandırabilecek tutumlardan kaçınma muhataplık saygı uyandıracak şekilde davranmak demektir objektif mükellefiyetin üzerinde subjektif mükellefiyet le bakıldığında her konumun bir masari yee ve kendine göre belli vazife ve sorumlulukları olduğu görülecektir yapılan hizmetleri Allah rızası dışında başka Maddi manevi mülahazalar yolunda kullanarak konumun kıymetini bilmeyenler Tokat yer ve yüksek bir Kuleden çukura düşmüş olurlar y zikir itminan münasebeti tüm ibadetlerde yer alan Allah'ı zikir için herhangi bir yer ve zaman sınırlaması yoktur en büyük zikir kur'an'dır Kur'an'ın içinde Tekvin ayetleri temaşa etmek de bir zikirdir zikir bizim vazifemiz Allah'ın da hakkıdır zikrin faydası Sadece bu dünyaya münhasır olmadığı gibi zikir kahramanlarını ahirette de güzel bir Akıbet beklemektedir kalplerin Allah'ın zikriyle tatmine ulaşması dünya cihetiyle de önemli olduğundan Hz İbrahim Ya Rabbi ölüleri nasıl dirilteceğiz ilerlemesinin bir iz düşümünü iç dünyamızda yaşayabilmem için Hayatımızın her anı ve safhasını disiplinli kesintisiz ve süreklilik arz eden bir çizgide zikrullah'a aydınlatıp İhya etmeliyiz Hac ve dua Hac sadece Allah emrettiği için yapılır Haccın tüm menasikleri adapları uygun yapmak gerekir kul Cenabı Hakk'ın teveccüh ettiği bir aleme yolculuk yaptığı duygusuyla Dopdolu olarak o beldelere ulaşmalı bu ibadeti tamamen Allah'a müteveccih olarak yapmalıdır hacdan azami istifade için her saniyeye adeta seneler sığdırmaya gayret etmelidir Fuzuli işlerden malayani sohbetlerden kaçınmalı ihtiyaçları asgari ölçüde gidermelidir Kabe Mina Arafat müzdelife Allah'a niyaz ve teveccüh adına açılan bir menfez gibi olduğundan buralarda ümmet-i Muhammed'in dirilişi için dinin ilas adına Allah'ım ümmet-i Muhammed'in bükülmüş belini doğrult ve bu Diriliş vetir tamamla diyerek dua etmeli ve diyanete düşmanlık yapanlar Allah'a havale edilmelidir gerçek başarı ve kıvamın korunması insanın iç dünyası Allah'la kul arasındadır ve bununla ilgili bir yargıda bulunmaktan kaçınılmalıdır etim ve diyalog adına Köprüler kurmaya çalışanlar manevi açıdan da donanımlı olmalıdır müminin güçlü yanı Allah'ın havl ve kuvvetine İtimat etmek ve Allah ile irtibatı sağlam tutmaya çalışmaktır mümin bu hakikat ve prensiplerle hayatını örgül demelidir gerçek ve kalıcı başarı için kendini Allah'a adamış insanlar tevfiki ilahiyeye ulaştıran maddi ve manevi sebepleri bilmeli bunları yerine getirmelidir manevi sebeplerin maddi sebepler ötesinde neticeye tesir ettiğinin bilincinde olmalıdır Nitekim niyet azim kararlılık temadi duygusuna bağlı kalma İhlas samimiyet Vefa gibi manevi sebepler neticeye olumlu tesir ettiği gibi Bulanık Niyetler içten hesaplı hareketler haset ve kıskançlık benzeri menfi duygular neticeye olumsuz tesir eder bu bilinçle hareket eden Mümin hizmet adına plan ve projeler geliştirmeli manevi kıvamını korumalı ve kazanımlarını kaybetmemek için kıvamda devamlılığı sağlamalıdır Merkez muhit Hatt da istikamet çizgisi bir mefkur enin temsilcisi konumunda görülen insanlar her meselede mutlaka istişare etmelidir bunun için özellikle idareciler danışma heyetleri oluşturmalı ve bu heyetlerle meşveret bulunmadan herhangi bir mevzuda karar vermemelidir meseleler Kur'an ve Sünnet kriterleri esas alınarak Sadece o konuda tecrübe ve birikimi olanlarla değil aynı zamanda olaylara bütüncül bakabilen insanlarla da istişare edilmelidir gaye-i hayali başkalarına hak ve hakikati Duyurma olan bir Mefkure umumun hukukunu ilgilendirir Dolayısıyla istişare konusunda işlenecek herhangi bir kusur umum hukukuna tecavüz sayılır Hatta bizden öncekilerin Hz Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem ve şu an bizimle bulunan hakkına da girmiş olur İnsan kendine rağmen hareket etmek demek olan istişare ile kazanır kendi aklı ve mantığına göre hareket etmesinden dolayı da kaybeder sonuç olarak bir meselede yanılmayı engelleme ve hakikate ulaşmak için heyetle istişare etmek çok önemlidir fedakarlık ölçüsü ve infakta denge çevremizdeki Kimi insanlar tüm titizlikler le dini emirleri yaşamaya gayret ederken Kimileri farz olan mükellefiyetleri yerine getirir bu tablo ile her bireyin Allah'la olan münasebetin farklı ibreler olduğunu görürüz Zira fitnelerin kol gezdiği bugünkü kaygan zeminde Allah'a inanmak bunu ilan etmek temel fariz aları yerine getirmek ve etiketleme saldırılarına karşı sağlam duruşla Arzı Endam etmek çok mühimdir bu duruşa sahip insan Rahman'ın sonsuz lütuflar Masar olacaktır Dolayısıyla insanların amelleri için zanlar mızı hizaya getirmekten öte adımlar atmalı zor şartlarda sergilenen bu duruşları takdir etmeli ve layarak gayretleri şahlandırmak ile ileri taşımasıdır Allah'tan sergilediği istidatları kabiliyetler ve bu kabiliyetler de inkişaf İhsan etmesini istemeli himmeti bu uğurda Ali tutmalıdır hakka hizmet eden rehberler insanları infaka ve fedakarlığa teşvik etmelidir. Bunun ilk adımı muhattabı iyi tanımak ve kimseye gücünün yetmeyeceği sorumluluklar yüklememek Ayrıca cıvan mertlik daveti her defasında yeni bir renk desen ve şive ile sunulmalı ve insanlarda bıkkınlığı sebebiyet verecek tek düzelik uzak durulmalıdır ah
Asrı saadetteki hadiseleri doğru okumak için bir bakış açısı hazr Ali'nin diğer üç halife ile münasebetleri bazı çevrelerce ihtilaflı bulunmuştur Bu meselenin Duru bir neticeye ulaşması için hulefa-i raşidin hayatını derinlemesine okumak ve bu esnad tarihi manzaraları kendi zemininde değerlendirmek gerekir Hz Ebubekir'in radıyallahu anh Sıddık unvanı ile Peygamberimize ilk sahip çıkanlardan biri olması Hz Ömer'in radıyallahu anh Faruk unvanıyla İslam Birliği zeval getirecek nifak hareketlerine Sur olması Hz Osman'ın radiyallahu anh zinnureyn unvanı ile harici düşüncelerin arasında Devleti huzur içinde idare etmesi ve Hz Ali'nin radıyallahu anh haydarı Kerrar unvanı ile Peygamberimizin terbiyesinden geçen biri olması onların ulaşılmaz ve aşılmaz olduklarını gözler önüne serer. öte yandan Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem hayatı boyunca onları yanında tutması ve onlarla istişare etmesi Bu büyük insanlara verdiği değeri gösterir. durum böyleyken hazr Ali ve diğer zatlar için birbirlerine muhalif olduklarını birbirlerini sevmediklerini söylemek Hatta Kimisi hakkında kafirlik iddialarında bulunmak çok ciddi bir mantık hatasıdır ve efendimize karşı da hakaret niteliğindedir. bu ve benzeri yorumlar başlangıçta Çok göze çarpmasa da bu küçük çıkıntılar sonrasında muhit hattında kocaman bir açı oluşturmuştur bu açı büyüdükçe köklü inançların mezheplerin zemini haline gelmiştir. Hadisenin Bir de şu yönü var ki bu çarpık anlayışların oluşması ve yerleşik hale gelmesi bilinçli olarak atılmış adımlardır Çünkü insanlar besledikleri husumeti ve taşıdıkları kültürel kodları bir mesned dayandırarak Devam ettirebilirlerdi. bugün yapılması gerekense kimseyi ötekileştirmeden herkese Mevlana üslubuyla el uzatmak Yunus Emre sistemiyle gönülleri kazanmaktır Zira kuvvet kullanarak bu meseleyi aralamaya çalışmak anlık çözümler sağlayacak ve fitnenin bir tür reenkarnasyona uğradığı gerçeğini unutturmuş olacaktır. Elbette ki kuvvet olmalı Fakat o her zaman akıl ve mantığın Basiret ve firasetin rehberliğinde vicdan ve İnsafın kontrolü altında bulundurulmalıdır Evet problemleri kökten çözebilecek bir şey varsa o da herkese gönlünü açmak ve böylece gönüllere girebilmektir.
imanın vadettikleri
iman sahibi bir insan varlığa baktığında her şeyi kendisine Candan bir arkadaş ve samimi iyi bir yoldaş gibi görür insanın gelecekle ilgili korkularının ve endişelerinin olması tabiidir fakat imanın verdiği Nur bu korkulara çalar inanmayan bir insanın yok olma endişesini kafasından ve kalbinden tamamen silip atması mümkün değildir İnsan bu sıkıntılardan kurtulmak için çoğu zaman kendisini zevku sefaya salar avcıdan saklanmak isteyen bir deve kuşunun başını kuma sokması onu avcının elinden kurtaramadığı gibi akıbete dair korkuları gidermek için başvurulan eğlenceler de insanı korkularından emin kılamaz onu endişelerinden kurtaracak ve sahili selamete çıkaracak bir şey varsa o da insan için emniyetli bir Sefine Emin bir rehber ve güçlü bir ümit kaynağı olan imandır. ehl sünnete göre bir insan ne kadar günahkar olursa olsun imanı varsa Akıbet le ilgili ümidi de olacaktır Çünkü imanın mahiyetinde bu hakikat vardır. günahlar insanın iman adına gereken yerde durmaması kaynaklanır. onlar iman adına bırakılan boşluklardan insanın içine giren virüslerdir. günah ve isyanlar küfrün mahiyetinden fışkırmakmaktadır. insan bu sonsuz güç kaynağıyla her zaman kendi dar dünyasından sıyrılıp ebedi hayatın güzelliklerine Yelken Açabilir. Mümin kainata Mehdi Uhuvvet kardeşlik beşiği nazarıyla bakar Hz Ali Müslüman olanları dinde kardeş Müslüman olmayanları İsa insanlıkta kardeş olarak değerlendirir. Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın eli cemaatle beraberdir buyurmuştur. yani Allah cemaat halinde hareket eden insanları bu dünyada kötülüklerden muhafaza buyurur işlerinde onlara Muvaffakiyetler ihsan ettiği gibi öte tarafta da onları akla hayale gelmeyen nimetlere Mazhar kılar. ahirette yerler ve Gökler farklı bir hüviyet kazanacağı gibi samimi kardeşlik de dünyada hissedilen muhabbetten çok daha derin bir Mahiyet kazanacaktır. imanın vadettiği güzellikleri Her insan kendi imanının enginlik ve derinliğine göre Duyar Yaşar. bazıları Bunu sadece Nazari planda Duyar ve hisseder. bazıları da Nazari bilgilerini İlim ve tefekkürle sağlam esaslara Bağlar ibadetle benliklerine mal eder ve onu marifete dönüştürür. oradan Aynelyakine yükselir İhsan Sırrı Zuhur eder. sırf emredildiği ve görev verildiği için bu dünyada bulunur. terhis emri geldiği zamansa ayrı bir sürur yaşar. ölümü bir Bayram Sevinci gibi karşılar. İşte insan imanın vadettiği bu güzelliklerle ötelere yürür ve Rabbine kavuşur.
İnançsızlık daki ısrarın sebepleri
İnançsız insanlar derin bir boşluk ve endişe içinde olmalarına rağmen Müptela olduğu zaaflardan dolayı Allah'ı inkarda ısrar eder. aynı zamanda bu zaaflar kişiyi imandan mahrum bırakıp inkara sürükleyebilir. bu zaafların başlıcaları: kibir zulüm bakış inhiraf ataları körü körüne taklittir. insandaki duyuların eksikliği sınırlılığı ve darlığı Allah'a ait olan şeylerin ihata edilemezliği fark etmesine ve hissetmesine bir vesile olur. İnsan kendine mana-i ismiyle değil mana-i harfiyle bakmalıdır. Bu açıdan bakıldığında özgüven ve benzeri mefhumlar Allah'a güvenme ile derinleştirilmedikten sonra şöyle bir badireden ben halas ettim şeklinde düşüncelere girmekte zımni üstü kapalı dahi olsa bir nevi uluhiyet iddiasıdır ve gizli bir şirktir. haddini bilmeme ve sınır tanımama da bir manada zulümdür. Tiran ve zalimlerin imansızlık Varın Ardında bu durum vardır. onlar meydana gelen hadiseleri Karun gibi kendi güç ve kuvvetlerinden bildiklerinden kaybetmişlerdir. Nazar yani bakış eşya ve hadiseleri anlama ve yorumlamada çok önemli bir faktördür. bakış açısını Doğru ayarlayamamissaniz ya hiç ya da doğru göremezsiniz bakışta esas olan bir şey Hakikatte neyse onu o keyfiyette görebilme gayretidir. Bu açıdan bakmak ve görmek farklı şeylerdir. Nitekim firavun ve benzerleri bakışta görme hedefini kaçırmışlardır. tarih boyu inanmayanlar inanmak istemeyenler kendilerine göre bir ata bir Tiran bulmuş ve kör bir taklitle onun arkasından gitmişlerdir. bu mukallit lere göre ataları taşa ağaca helvadan yapılmış putlara taps da onlar sorgulanamaz. Bu hastalık ve zaaflar belli ölçüde insanın duygu ve düşüncesi üzerinde Hakimiyet kurduklarında vicdanı baskı altına alıp onda delikler çatlak ve kırıklar meydana getirdiklerinde insan hiç farkına varmaksızın iman dairesinin dışına savrulabilir. inkar edenler münkerat uzak duramadık varı ve imanın gerektirdiği mükellefiyetler kaçındıkları için geçici teselliler le kendilerini avuturlar. Bu açıdan bakıldı inananlar sürekli kendisiyle yüzleşmeli. Allah'ın nimetlerini fark etmeli. bu nimetlere Hamdu senada bulunmalı ve aynı zamanda bunların birer istidraç sebebi olabileceğini asla hatırdan çıkarmamalıdır.
Din adına işlenen cinayetlerin vebali
Din adına masum insanları katletmek mabetlere saldırmak gibi irtikap edilen zulüm ve cinayetler İslama ve müslümanlığa büyük zarar verdikleri gibi bunlar Kur'an ve Sünnet ile bağdaştırılamaz. terörist Müslüman olamayacağı gibi müslüman da terörist olamaz. zulüm ve terör gibi eylemler dış mihrak derin Yönlendirmeleri ile beraber İslam'ın yanlış anlaşılması ve yorumlanmasında kaynaklanmaktadır. bu yanlış anlamaların başında da cesaret ve şecaat vardır. Hikmet ve basiretle birlikte olması gereken gerçek şecaat ve cesaret Bir Müslümanın kendi değerlerini müdafaa etme adına dik bir duruş sergilemesi hak bildiği meselelerde her zaman sabit kadem bulunması bu istikamette kolu kanadı budansa da maruz kalacağı her türlü sıkıntıya katlanması demektir. İslam meşru hedeflere ancak meşru yollarla ulaşmayı öğretir. sahabe ve Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatı sabır hoşgörü ve şefkat örnekleriyle doludur. Zira hoşgörülü yaklaşım ve İyi muamele insanları İslam'ın huzurlu atmosferine çekmiştir. insan iyi şeyler hasat etmek istiyorsa çevresine sürekli iyilik ve güzellik tohumları ekmelidir. tarih boyunca dış mihraklar İslam dünyasındaki cehalet ve fakirlikten faydalanarak nesilleri kullanmışlardır. bunlara aldanmam manın yoluysa bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaktan geçmektedir. hele konum itibarıyla önemli noktalarda bulunan kimseler çok daha hassas hareket etmelidir. üslubu namus bilerek dinin temel esaslarına bağlılık içinde saldırıları bertaraf etmelidir. Nitekim İslam'a göre insan yaratılışı itibariyle kerimdir kadirşinastır. doğru temsil edilebilir ve onun insanın geleceği adına vaad ettiği güzellikler ortaya konulabilir insanlar zaten tercihlerini o istikamette kullanacaklardır. İsteyen istediği dini seçme hürriyetine sahiptir. hasılı bize düşen dinin doğru temsil edilmesinin yanında herkese karşı saygılı olmak ve her anlayışı Hoşgörüyle karşılamaktır.
Aczu fakr yolu
İnsan günlük işlerinde çoğu zaman Allah'ın rızasını gözetemeyebilir ve farkında olmadan bencillik kibir gibi duygulara kapılabilir. bu durumda Allah'ın lütufları kendine mal etmek gibi gizli şirke neden olabilecek tehlikeler söz konusudur. hayatında muhasebe olmayan kimsenin bu tür tehlikelerden uzak durması İse çok zordur. Nitekim Allah karşısındaki konumumuza göre bir kulluk tavrı belirlemek ciddi bir cehd gayret istiyor. dikkat etmediği takdirde herkes kaybedebilir. kendilerini Kutsi bir davaya adayanlar da benzer tehlikelerle karşı karşıyadırlar. bugüne kadar yapılan hizmetler bizim şahsi deham minnacık güç ve iktidarım verilemez. Allah bizleri yokluk sahasından varlık sahasına çıkarmış. bizlere Hayat bahş etmiş bizleri iman ve İslam'la şereflendir Dine hizmet etme lütfunda bulunmuştur. Bu nimetlerin karşısında bizlere düşen sürekli şükretmektir Allah'ın sağanak sağanak gelen lütufları görebilen Ümitsizliğe de düşmez. Allah'a ait lütufları sahiplenmek gizli bir Şirk ve ona ait hakları gazp olduğu gibi bunları görmezden gelmekte Nankörlük olur. En doğrusu sahip olduğumuz lütuflar farkında olmak ve bunları tahdisi Nimet mülahazasıyla zikretmektir. ne var ki bu tür konularda fikir istikametini koruyabilmek hiç de kolay değildir. Bu ancak doğru yola girmeyle mümkündür Fakat o yola girdikten sonra da doğru yürüme hususiyeti korunamayabilir kaymalar olabilir. bu noktada Başımıza Gelen musibetleri Şefkat Tokatı olarak Görmeli tövbe inabe ve evbe ile Rabbimize yönelmeliyiz. maruz kalınan mağduriyet ve mazlumiyet bu mülahazalarla değerlendirilirse yaşanan acılar hissedilen olumsuz duygular şefkate ve acımaya döner. böyle kötülüğe misliyle cevap vermek demek olan zalimce tutumdan uzaklaşılmış olur. tarihin sayfalarına Kara bir leke halinde kaydedilecek bu tür Zalim insanlara da ancak acınır.
Diriliş mimarlarının vazifesi
İslam'ı derinlemesine kavrayamayan ve ihlas samimiyet şuurundan uzak kalan şekil Müslümanları dinin özüne zarar vermektedir. helal ve haram sınırlarına riayet etmeyerek de İslam'ın imajına ve Müslümanların duruşuna leke sürmektedir. Diriliş süvarilerinin yerine getirmesi gereken öncelikli vazife İslam'ın Ruh ve kalp hayatına dair kaybedilen değerleri ihya etmek ve bu değerleri hayata geçirmek insanları yalnızca şekil müslümanlığından çıkarıp hakiki bir iman ve kulluk anlayışına yönlendirmek buna bağlıdır. İslam'ın muhtevasını bir şiire benzetecek olursak onun kafiyesi ihlastır ve bu bütün amellerin derin bir kulluk şuuruyla yerine getirilmesi ve Allah'la irtibatlandırmak amacıyla yapılmasıdır ibadetlerde dünyevi veya uhrevi bir çıkar beklentisi olmamalıdır. bir müminin bütün dünyevi mülahazaları elinin tersiyle bir kenara iterek saf ve dupduru bir kulluk şuuru kazanması yaratılış gayesine matuf en büyük hedeftir. ihlası kaybetmek yapılan işlerin bereketini yok eder ve kişinin amellerini anlamdan yoksun kılar. beşeri gizeler rahat ve rehavet duygusu Şöhret arzusu pespaye hisler dünyevi çıkarlar bizi ihlas ve samimiyetten uzaklaştırır. uhrevilik ve melekutiliğe açılmamı mani olur ve bize en büyük mazhariyetleri kaybettirebilir. insan marifet-i Sani konusundaki derinliği ölçüsünde ihlasa muvaffak olur hakiki ihlasa Ulaş marifetullahın İnsanın bütün benliğine hükmetmesine bağlıdır. İhlas Dolu böyle bir kulluk şuurunun zıddı İse ibadetleri aradan çıkarma mülahazasıyla yerine getirmedir. yani kalbi ürpermiş durduğunun dahi Farkına varmadan gafletle ibadet yapmaktır. insanda en azından ibadetlerini şuurlu yapabilme noktasında bir niyet ve ceht olmalıdır. maksada ulaştıktan sonra yapılması gereken şeye duyduğunuz şeyleri başkalarına aktarmaktır. bu insanları şekil müslümanı olmaktan kurtararak hakiki müslümanlığa ulaştırma kalp ve ruh hayatına yönlendirme sorumluluğudur. günümüzde insanlığın böyle bir dirilişe ihtiyacı var. bize düşen de hep Bu ulvi düşüncelerle oturup kalkma onları gerçekleştirmeye çalışma ve bu konuda dua dua Allah'a yalvarma olmalıdır. Bunun dışında kalan şeylerin tamamı bizim için tali meselelerdir.
Kur'an nesli
Cenabı Hakk'ın muradı ilahisini yeryüzünde ikame etmeyi Biricik Maksat haline getiren, kıyamete kadar rehberliği devam edecek Kur'an hakikatlerini hakkıyla temsil eden, düşüncelerinde konuşmalarında ve amellerinde Kur'an'a ittibâyi Şiar edinen nesle Kur'an nesli diyebiliriz. onların arkasından yürüyen kişi Allah'a vasıl olur. onlar Kur'an'ı şahsi hayatlarında yaşama ve temsil etmenin ötesinde Kur'an hakikatlerini topyekün insanlık çapında İhya etmeye ve hayata hayat kılmaya kendilerini adamış kimselerdir. Kur'an neslinin başlıca vazifelerinden biri Allah'ı Kur'an ve sünneti referans alarak tanımak, sadırlara Şifa olacak şekilde insanlığa tanıtmaktır. kendilerini iman ve Kur'an davasına adamış nesillerin metafizik hakikatleri insanlara sunarken bunu zihni ruhi kalbi ve hissi herhangi bir boşluğa meydan vermeyecek muhataplarının vicdanlarını ve aklı selimler tatmin edecek surette yapabilmeleri gerekir. Kur'an nesli Kur'an'ın hakikatlerini tam yaşayarak hayatlarına Hayat kılsalar tüm insanlık fertler ve cemaatler halinde İslam dünyasına koşacaktır. iman heyecan ve bilgi sermayesi çok iyi kullanılmalıdır. Zira insan fıtratında hakikati arama arzusu ve güzellik Kemale iştiyak vardır.
Dünyayı ahirete tercih edenlerin çağı
çağımızın en büyük hastalığı dünyayı ve heveslerine hitap eden yönüyle sevmektir ki bu dünyayı bilerek ve isteyerek ahirete tercih etmektir. kalbi dünyaya sımsıkı bağlı olan insanların ibadetleri şekilden öteye geçmez. dua ederken onların seslerine kulak verseniz taleplerinin çoğunlukla dünyevi isteklerden ibaret olduğunu duyarsınız. onlar dualarında dünyayı istemek şöyle dursun ibadet ve kullukarını bile dünyevi beklentilerine vasıta yaparlar. Oysa ki kullukta esas olan ihlastır samimiyettir. gönlünü Allah'a yönelten bir kimsenin gözünde dünyanın cazibedar güzellikleri silinip gider evlad u iyaline makam ve mansıbı hatta zamanı geldiğinde kendini dahi görmez. dünyevileşme girdabına kapılmam manın en önemli yolu gönlün yüksek gaye-i hayallere bağlanması ve kişinin yüksek idealleri gerçekleştirmeye odaklanmasıdır. Namı Celili muhammedinin her yerde dalgalanmasını bir mefkure haline getiren kişilerin bunun çok aşağısında kalacak şeylere bel bağlamaları söz konusu olamaz. zat-ı uluhiyeti isteyen ahireti hedefleyen bir insan Dünyanın cismaniyet ve hayvaniyete bakan yüzüne ehemmiyet vermez veremez. yüksek bir donanımla dünyaya gönderilen İnsan niçin böyle basit bir şeye Talip olsun ki. gönlünü Dünyaya kaptıranlar dünya deyip duranlar dünya deyip kalkanlara ahirete ait Bütün azık varını dünya hesabına harcamış olurlar. Bu yüzden gidecekleri ebediyet alemlerine azıksız ve hazır gitme riski taşırlar. dünyanın cazibedar güzelliklerine aldanmamak için yapılması gereken şey Allah'la münasebeti sağlam tutmaktır dualarımızın merkezine Allah'ın teveccühünü inayetini mahiyetini hıfzı himayesini nusret ve yardımını koymalıyız ve daima Allah'ım sana kavuşma iştiyakıyla kalplerimizi doldur demeliyiz. iman yakin tevekkül teslimiyet ve güvenimizi artırması için yalvarıp yakarmalıyız. biz bu tür mülahazalarla dopdolu olduktan sonra dünya kendini bize kabul ettiremez ahirette Cenabı Hakk'ın teveccüh ve rahmetine Rıza ve rıdvanına mazhar olmak istiyorsak bu dünyada hep bu değerlerin peşinde olmalıyız.
Yüce hedeflere kilitli Ruhlar
Dürüstlük İffet ve İsmet gibi temiz ahlak Dünyamızın derinliği haline gelmişse kişi Dost doğru olma yolundadır imanıbillah marifetullah ve muhabbetullah gibi dinamikler sayesinde duygu ve düşüncelerimizi sera içine alabilir onları kontrol edebiliriz ne yazık ki günümüzde bu duyguları yitirmiş olan toplumun büyük bir kesimi Onların yerini başka şeylerle doldurmaya çalıştığı için çelişkilerden kurtulamıyor. değerlerimizin kıymetini bilememe temsil eksikliği iyinin kötü kötünün iyi gösterilmesi şiddet ve terör eylemleri Müslümanlığın kötü örneklerle yanlış algılanması gibi bütün olumsuzluklar içinde Cenabı Hak iman ve Kur'an hizmetine gönül verenlere önemli fırsatlar ihsan etti bu Adanmış Ruhlar Belki de ihlas vifak ve ittifaka binaen dar zihinlerin ön yargılarına rağmen Kendinden önce gelen yüce kimselerin misyonuna denk nimetlere Nail olmuşlardır. kıvam korunduğu duygu ve düşünce selameti muhafaza edildiği sürece Cenabı Hak Kim bilir daha başka ne lütuf larda bulunacaktır. bu inayetin sürekliliği kıvamı koruyup duygu ve düşünce selametini sağlamak, gölgelere takılmadan güneşe müteveccih bir şekilde Peygamberler ve sahabe yolunda yürümek ve yaşatma duygusuyla yaşayarak mümkün olacaktır. bütün dertleri dünya olanlar bu yolda olanları anlayamayacak hazm edemeyecek rahat bırakmayacak farklı Bela ve Mihnetlere maruz bırakacaklardır. bu durumda hizmet erleri küfür ve dalaletten başka her hale hamd olsun diyerek sıkıntıların pozitif yanlarına odaklanmalı engelleri Allah'a yaklaşma ve ahirete hazırlanma adına birer fırsata çevirerek yola devam etmelidir.
Mihnetin Ötesi
insan için en büyük lütuf onun imanı ihlası ve Allah'a olan iştiyakıdır. bu lütuflar dünyalık hiçbir Nimet boy ölçüşemez. Dolayısıyla insanın çabası gayesi ve kazancı da bu minvalde olmalıdır. Amellerinde ihlaslı olup rıza yolunu tutmalıdır. pirü Pak bir vaziyette bu dünyadan ahiret alemine göç edebilmek kabir suallerine cevap verebilmek mahşerin ızdırabından kurtulabilmek engellere takılmadan berzah aleminin uzun yolculuğunu tamamlayabilmek ve nihayetinde Cennet nimetlerine Rıza ve Rıdvan Nail olabilmek buna bağlıdır. Zira bir mümin için arınmış bir vaziyette Allah'a yürümekten daha büyük bir nimet düşünülemez. Üstelik öteleri azap ve nimetle bu dünyadaki acı ve güzellikler kıyas edilemeyecek derecelere sahiptir. O halde insan dünyadaki sistemini ve yaşamını bu hakikate binaen inşa etmelidir. Ne var ki günümüzde dejenere olan Müslüman toplumunu bu Uyanış için silkeleyecek Alparslan Melikşah gibi ihlaslı tarihi karakterler yoktur aksine toplumun liderliğine soyunan kişiler dini kendi menfaatlerine göre çarpıtıyor kişinin kötülük ettiği halde halis Müslüman olmaya devam edebileceği zehrini topluma zerk ediyorlar Müslümanlık münafıklık derek esine indiriliyor teknik ve teknolojik imkanlar en nadide dimağlar seferber edilse bile böyle bir durumdan çeyrek asırdan evvel kurtulmak mümkün değildir. Bu ancak ilahi bir yardımla mümkündür. Tablo bu kadar Elem verici olsa da Sulh ve ıslah kahramanlarının Bütün zorlukları göğüsleyerek dimdik yerlerinde durmaları, gözlerini imana Islama ihsana dikip yollarına devam etmeleri çok onemlidir. U’lul-azm peygamberler dahi yurtlarından edilmiştir. onlar o haldeyken yıkılmaz bir çabayla tebliğ vazifesini eda etmişlerdir. bütün bu zorlukları Allah'ın İmtihanı olarak görmeli ve bir yönüyle sevinmelidir. Zira bu yol peygamberlerin ve onlara talip olanların yoludur. geleceğin Dünyası huzura kavuşacak ve rahat bir nefes alacaksa densizlerin çıkardığı huzursuzlukların bir önemi olmayacaktır.
Gerçek insanlık ufkuna yükseliş ve toplumun salahı
İnsan hangi yer ve zamanda olursa olsun hakiki insanlık ufkunun yolunu tutmalı bununla dertlenmelidir. İnsanoğlu bir başına iken istikameti bulmakta ve orada kalmakta zorlanabilir arayışları içinde boğulabilir. insanlığı bu güzergaha sevk edecek rehber kimseler olmalı ve bu kimseler de belli vasıflara sahip olmalıdırlar. bu vasıfları iyilik duygusuyla dopdolu olmak mükemmel yetişmiş olmak gerçek insan olmayı başarmak elindeki cevherleri hakikate uygun kullanmak hoşgörü ve şefkat eksenli olmak şeklinde sıralayabiliriz. bu kimseler adanmış halleriyle toplumda bir atmosfer oluşturarak herkesi hakikate davet etmelidir. bu ittifak haliyle hem fertler hem de toplum paralel bir iyileşmenin içerisinde olmalıdır. Zira biri olmadan diğerinin muvaffak olması söz konusu değildir. toplumun kurtuluşu ferdin iç dinamiklerinde ferdin aydın bir hakikat sevdalısı olması da yaşadığı toplumun zemininde saklıdır. atmosferin bu çizgide kalması dünyadaki problemlerin çözümüne öncülük edecektir. sahip olunan teknolojik imkanların ve küresel avantajların birlikte kullanılmasıyla problemler hızlı bir şekilde çözülebilir. Ömür kısa yol uzun acele etmek gerekir. vazife hakkıyla eda edilebilir Rabbi Rahim de izni ve inayetiyle Yolları açarsa el medinetül Fadılalarin oluşması hayal değildir.
Tazyiklerden sonra gelen inkişaflar
kitab-ı mübinde ifade edildiği üzere her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır. Tarih sahnesine göz atıldığında baskılardan sonra açılımların olduğu açıkça görülür. Sıkıntılara maruz kalan fert ve toplumlar tüm sebeplerin sükutuyla Allah'a tam yönelir aralarındaki ittifakı ikame eder ve akli melekelerini daha iyi kullanırlar. tazikleri Allah'a yönelmek için cebri Lütfi olarak değerlendirir ve onunla irtibatlarını sağlamlaştırır. başa gelen musibetler itibarıyla maruz kalınan etiketlere çok takılmamalı nezahet kalbi ve ruhi dinamiği sağlam tutmalıdır. bu mesele elmas ve kömür ruhların elekten geçmesi gibi görülmeli Ve bu durum veçhi rahmet olarak ele alınmalıdır. Allah'tan kopma verilen sözden dönmeden takdir buyurulana sabır ve rıza göstererek bugüne kadar olanları olacakların referansı bilip lütufları kucaklamaya hazır olunmalıdır.
Haklarda Denge
insanın yerine getirmekle yükümlü olduğu görevleri ve gözetmesi gereken haklar vardır. Allah hakkı nefis Hakkı anne baba hakkı gibi öncelikli olanları örnek vererek sırayı daha da uzatabiliriz. bu hakları hak sahibine teslim etmedeki gayreti titizlikle sergilemeli ve bu tavırda dengeli olunmalıdır. bütün hakların üstünde olan Allah hakkı bir ömür ibadet hatta daha fazlasını etmekle ödenemeyecek bir hak olmakla beraber başka haklarla mukayese de açık değildir. Peygamberi anlama yaşama ve onun tavırlarını düstur edinme gerekliliği tekrar vurgulanmalıdır. Peygamberin yaşanabilir bir din teklifinde bulunduğu kabul edilmelidir. Zira Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem müstakil ve fıtri olan bir yolu tavsiye etmiştir. Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem yaşantısı referans alındığında din ve diyanete dair vazifelerini eda ederken anne baba eş evlat ve şahıs hakkının ihmal edilmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Zira onun sallallahu aleyhi ve sellem tüm hayatı denge içindedir. bu dengeyi sağlamak haklar için verilecek mesainin doğru bir şekilde tanzim edilmesiyle mümkündür. bu denge sağlanamaz ve hak sahibine hakkı teslim edilemezse bu durumda Allah'a tövbe edilmeli hak sahibinden de özür ve helallik istenmelidir. aynı zamanda tekrar bu ihlale düşmemek için güzel ahlaka sahip olma gayreti içinde olunmalıdır. Aksi takdirde her şeyin ortaya döküleceği büyük buluşmada kişiler Allah'ın huzurunda hak sahibi hakkını tahsil edene kadar hırpalanıyorum.
Taviz Değil Peygamber Yolu
Toplumun farklı kesimleriyle farklı dünya görüşlerine sahip insanlarla barış ve huzur içinde bir arada yaşanmak isteniyorsa bu ancak diyalog yolları araştırmakla mümkün olur. Herkesi kendi konumunda kabul edebilmek İnsanların farklı düşüncelerine tahammül edebilmek müsamaha duygusuyla onların sertliklerini kırmak ve evrensel insani değerler açısından aynı yolda olunduğunu hissettirmek güzergah emniyetini sağlamanın gereklerindendir. Hakkı temsil ettiğine inanan inandığı değerlerin akla uygun olduğunu düşünen bunları defalarca mantık ve muhakemeye test ettiren bir insanın başkalarıyla diyaloğa geçmekten korkmasına gerek yoktur. İnsanların kültürüne yaşantısına dinine yakın alaka gösterilmesi onların da alakasını celbeder. onların konumlarına saygı gösterilirse onlar da saygıyla mukabele eder. bu da değerli ifade edilmesi açısından büyük rahatlık sağlar. her tavrı en güzel örnek olan Hazreti Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hayatı bu tür diyalogların misalleri le doludur O necrandan gelen Hristiyan heyetini mescid-i Nebevi'nin içinde misafir etmişti. aynı şekilde farklı ülkelerden gelen elçiler de yine orada misafir ediliyordu. sonuç itibarıyla yapılan işlere taviz denilmesine aldırmadan Allah Resulünün yolunda yürümeye devam etmek basiretle hareket etmek gerekir taviz olarak görülen davranışlar bazen imkan Bazen zaman bazen de gönüller kazandırır.
Canlanma ve diri kalmanın yolları
Cenabı Hakk'ın rahmet ve teveccühü ilahi vahyi orijinal şekliyle eden kabul edip yaşayan yapa geldiği şeyler aynı bile olsa kalıplarıyla oynayabilen sürekli kendini yenileyen böylece hep diri kalabilen kişilerin üzerinedir. onlar Ülfet ve ünsiye kurbanı olmazlar. ülfete düşmemek için sürekli formatları değiştirir aşk ve şevklerini devam ettirecek vesileler araştırır yeni yol ve yöntemler keşfederler. Ne var ki yapılan işlerin mana ve muhtevasının unutulması şekil ve suretlere bağlanması prosedürlere kurban edilmesi zamanla bu insanların da aşk-u şevkini söndürebilir. yaptıkları işin mana muhteva ve gayesinden adım adım uzaklaşırlar. Bu sebeple diri ve taze kalmak isteyen kişiler sürekli kendini yenilemelidir. maddi bünyenin ayakta kalması bile kendi içinde yenilenmesine bağlıdır. yenilenmenin önemli vesileler biri her sohbeti sohbeti canana çevirebilmektir. kalbi ve Ruhi hayatı canlandıracak mevzular konuşulmalı iman hakikatlerini ders veren eserler müzakere edilmelidir. Zira plan ve projeler yapılsa bu plan ve projeleri gerçekleştirme istikametinde gayret ortaya koyulaşan mıyorsun yapılan güzel işler içinde kaybolma ve asıl gayeyi unutma ihtimali söz konusudur. İşte bu itibarladır ki konuyu hep sohbet-i canana getirmek mülahazaları hep zat-ı uluhiyet yönlendirmek Hazreti peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem sevgisini gönüllere işlemek ve sahabe yolunun işler halde kalmasını sağlamak gerekir. Bu cazibe merkezlerine bağlı kalınmaz ve onların çekim gücünden çıkılırsa savrulup gitmek kaçınılmaz olacaktır.
Musibetlerin öğrettikleri
Kur'an-ı Kerim yüzlerce ayet-i kerimesinde geçmiş kavimlerin kıssalarına bunların bir kısmının işledikleri günahlara peygamberleri ile girdikleri mücadelelere ve düçar oldukları musibetlere bir kısmının da Neticede nasıl helak edildiklerini yer verir. Günümüz dünyasına bir göz atılacak olursa geçmiş kavimlerin işledikleri günah isyan ve ahlaksızlığın tamamının bugün fazlasıyla yapıldığı görülür. bununla beraber Cenabı Hak ahir zaman ümmetini toplu olarak helak etmeyeceğini vadetmiştir. Diğer taraftan yoldan çıkan asileri zalimleri ve fasıkları cezalandırmak veya günaha zulme bulaşmış müminleri ikaz etmek maksadıyla bir kısım bela ve musibetleri düçar kılmıştır kılmaktadır tsunami kuraklık sel ve deprem gibi arzi ve semavi afetlerin tabii ve maddi sebepleri olabilir ancak bu işin bir yönüdür Zira Fiziki ve maddi olayların arkasında Bir de manevi sebepler vardır. Ne var ki bunları görebilmek ve idrak edebilmek de itikatte natüralizm ve pozitivizmden sıyrılmaya Allah'ın birliğine sağlam inan bağlıdır. Müminler bir taraftan çirkin gibi görünen hadiselerin altında yatan ilahi hikmetleri anlamaya çalışmalı. Diğer yandan da tövbe ve istiğfarla yeniden ona yönelmelidirler. gaflet devam ettiği sürece ilahi ikazlar ve musibetler gelmeye devam eder. bunlar dua ve istiğfarla tazarru ve niyazla değil de körlük ve nankörlükle karşılanırsa musibet katlanmış olur.
Vazife şuuru
bir kimsenin eda etmiş olduğu vazifeyi bırakmak istemesinin altında farklı sebepler bulunabilir. bu tür düşüncelerin kaynağı rahmani olabileceği gibi nefsani ve şeytani de olabilir. vazifeyi bırakmak isterken samimi hislerle bir fedakarlık mı ortaya konuluyor yoksa vazifeden kaçınılarak alan boş bırakılıyor ve mazeretler ileri sürülerek yalan mı söyleniyor. Bu konuda herkesin vicdanına müracaat etmesi iç sesine kulak vermesi ve gerçek niyetini gözden geçirmesi gerekir. üstlendiğimiz vazifelerle ilgili nasıl bir mülahaza sahip olursak olalım düşünce ve kanaatlerimizi mutlaka istişare etmeli Kolektif görüşlere başvurmalı ve en doğru karara ulaşmaya çalışmalıyız. Bu konuda insanları tavzih ve istihdam etme makamında bulunan Kimselere de önemli sorumluluklar düşmektedir. önemli vazifeleri yüklenmiş insanların moral ve motivasyon olarak desteklenmeye ihtiyaçları vardır. böyle durumlarda destek ve takviye verebilecek insanların devreye girmesi gerekir. son olarak ifade etmek gerekir ki fedakarlık hakperestlik ve vefanın bir neti olarak kenara çekilmek başkalarına yol açmak takdire şayan olsa da kenara çekilen insanların ilahi kelimetullah vazifesinden uzak durmamalı imkan ve şartlara göre fiilen olamasa da bilgi ve tecrübesiyle katkı sağlayarak işlerin bir ucundan tutmaları çok önemlidir. Zira adanmış bir gönlün Allah yolunda hizmet ederken ya da hizmet duygularıyla dopdolu bulunurken ruhunu Allah'a teslim etmesi beklenir.
Gayret-i Diniyede hırs
Hırs bir şeyi aşırı arzu etme ısrarla isteme doyma bilmeme açgözlülük yapma kaderin takdirine razı olmama kendi tercih ve takdirini ilahi tercih ve takdirin önüne geçirme gibi anlamlara gelir ve tul-i emel ve tevehhümü ebediyet gibi duygulardan beslenir. her insanda şiddeti ve derecesi farklı olsa da hırs vardır. Önemli olan bu duyguyu iradeyle kontrol altına alabilme doğru bir zemine oturtma ve hayra yönlendirmedir. Mümin icin dini adına en önemli meselelerde bile istikameti koruması çok önem arz eder. hırsın makbul olduğu bir yer varsa o da Cenabı Hakk'ın rızasına kilitlenme ve onu elde etmeye çalışmadır. Gayret-i diniye ise kısaca insanın dini duygularını ve manevi değerlerini canlı tutmasını onları koruma ve başkalarına duyurma konusunda duyarlı ve titiz olmasını ifade eder. Gayret-i diniyesi olan bir insan dinini yaşama ve ikame etme konusunda kararlıdır, tavizsizdir. Zat-ı uluhiyet karşı fevkalade bir vefa ve sadakat içindedir. Gayret-i diniye sahibi insanların metafizik gerilimleri de yüksek olur. topyekün insanlığın ve Özellikle Müslümanların derdini bir yangın gibi içlerinde hissederler. Bununla birlikte ilahi kelimetullah yolunda olsa bile hırsla meselenin üzerine gitme gayretlerinin neticesini hemen görmek isteme Allah'ın razı olmadığı davranışlardır. bize düşen vazife ölçülü dengeli hikmet boyutlu ve sünnet-i Seniye çizgisinde tebliğ ve irşattır. Hidayet Allah'ın elindedir.
Mefkure toplumu
Dava adamının dünya diye bir hedefi olmamalıdır. Zira bir insanın yüksek bir hedefi yoksa zihni benliğinin etrafında döner. Mefkure insanı dini mübin i İslam'ı dengeli biçimde yaşayabilme adına zaruret ve ihtiyaç ölçüsünde dünyadan istifade eder. O ruhunun heykelini ikame etmek için çalışır çabalar. Dünya adına bir şeyler elde etmeyi düşünen biri dine hizmet etme iddiasında bulunuyorsa hizmetlere yalnızca kenarından köşesinden katkı sağlıyor demektir. Ayrıca hizmet inkişaf ederken kalp ve ruh hayatı itibarıyla olunan yerde kalınırsa refah insanı gaflete düşürür ve onu manen felç eder. bu yüzden kıvamın korunması gerekir. kıvamın korunması ise kişinin kendini tekrar tekrar gözden geçirmesine ve kendisiyle yüzleşmesini bağlıdır. dünya sevgisi kalbine girmiş ve dünyevi bağlarla bağlanmış bir insan bir yönüyle esir sayılır. paranın makamın yuvanın ve zevklerin esiri olan birinin ömrünü yüksek gayeler peşinde değerlendirmesi mümkün değildir. Zira gözü arkada olan birisi ileriyi göremez. Mukaddes emaneti omuzlayamaz. Mefkure topluluğunda bulunma sahabe ve selefi salihinin yolunu takip etmeye bağlıdır. Günümüz İslam dünyasının problemi dava ve mefkure insanı eksikliğidir. ilim kitaplardan öğren iyi eğitimli Bilgili ve kültürlü insanlar yetiştirilebilir. fakat İnsanlığın en yüce seviyesine ulaşmaya hazır fertler yetiştirilmek isteniyorsa bunun yolu ilmin yanında onlara yüksek bir gaye-i hayal aşılamakla mümkün olur.
Kalplerin Telifi
Son birkaç asırdır İslam dünyası ne yazık ki birbirine yabancılaşmış birlik beraberlik duygusunu kaybetmiş tiranlık altında ezilen toplumların ülkeleri haline geldi. Kirli siyasetler insanlar arasına fitne tohumları saçıyor nefretleri körüklüyor ve insanları birbirine düşürüyor. aynı kıbleye yönelen benzer duygu ve düşünceleri paylaşan insanlar arasında bile sırf merak meşrep ve mezhep farklılığından ötürü çatışma yaşanıyor. Müslümanlara düşen vazife öncelikle bu tür çatışmaların sebeplerini ortadan kaldırmak ayrılıkların aştığı yaraları tedavi etmek toplum bünyesinde meydana gelen yıkık ve çatlakları onarmak nihayetinde de yeniden kalpleri telif etmenin yollarını aramak. Bu arada birileri zihinleri karıştırıp iyilerin önünü kesmeye çalışabilir ancak Mümin imanı gereği bu gibi şeylere hiç takılmamalı yapılan kötülüklere aynıyla mukabelede bulunmamalıdır. Kur'an'ın ifadesiyle iyilikle kötülük asla bir olmaz şayet Mümin mevcut akıntıya kapılır kin ve nefrete yenik düşerse kamplaşmaların devam eder Allah böyle bir şeyi asla Tasvip etmez. Misliyle mukabelede bulunmak bir yana Kur'an'ın tavsiyesine uyarak kötülükleri bile iyilikle savmaya çalışmak gerekir. iyiliğin insanları kendine çeken bir gücü vardır. iyiliği Şiar haline getirir birleşme ve uzlaşma istikametinde hareket edersek Allah da bizden tevfikini esirgemez semavi nimetlerini başımızdan yağdırır. çok sancılı bir dönemden geçiyoruz bizlere de kirleri gözyaşlarıyla yıkamak Ve şiddeti gönül heyecanlarıla def etmek gibi zor bir iş düşüyor.
Yaptıklarımız ve Yaşadıklarımız
Bir ayet-i kerimede Allah'ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleriyle yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı Nizam bozuldu. başka bir ayette ise Mashar olduğun her güzellik Allah'tan maruz kaldığın her kötülük de nefsindendir buyuruluyor. bazen gafletimiz cehaletimizi arzularımıza göre cereyan etmemesi hatalarımıza terettüp eden cezaların af veya tehir edilmesi cezaların amel cinsinden olmayıp farklı şekillerde gelmesi gibi sebeplerle aradaki irtibatı kavrayamıyoruz. fiillerimizle Tabii hadiseler arasında böyle bir illiyet bağı arıyor bunu kuramayan da meydana gelen olayların tesadüf olduğunu zannediyoruz. kainatta tesadüfe yer yoktur. bunların görülmesi seçilmesi kavranması muhasebe ve murakabeye hadiseler üzerinde Tefekkür Ve tedebbürle mahruti bir bakışa bağlıdır. Başımıza gelen can sıkıcı hadiselerde önce kendimize nefsimize bakarız sıkıntılar sırf bir imtihan olarak başa gelmiş olabilir insan şayet kaderi suçlar gibi ben ne yaptım ki bütün bunlar başıma geldi derse kaybeder. Günümüzde İslam dünyasının üst üste yaşadığı mazlumiyet mağduriyetleri mahkumiyetleri düşünelim suçu birilerine atarak işin içinden sıyrılabilir miyiz. Ne yazık ki biz oyunu kurallarına göre oynamadık. üzerimize düşen vazifeleri yapamadık. tembellik edip dolayısıyla da tekvini emirler açısından bir kısım mahrumiyet ve sıkıntılara maruz kaldık. Tabii ki başa gelen bir musibette bizim payımız olabileceği gibi başkalarının tesir tuzağı da olabilir. Bizim üzerinde durduğumuz konu yalnızca işin bize bakan tarafı Yani bizim kusurlarımı taalluk eden durumlarla ilgili olarak almamız gereken tavırdır. Mümin teşrii ve tekvini emirleri okumakla mükelleftir fakat herkesin bu derinlik ve enginlikle hadise sebep sonuç münasebeti içinde değerlendirebilecek olması kolay değildir. Bu açıdan geniş bakış açısına ve derin kavrayışa sahip mürşitlerin mevcudiyeti çok önemlidir.
Birlik ruhunun tesisi
Günümüz Adanmış Ruhları sahip oldukları donanımla Ulvi Bir gaye-i hayali gerçekleştirme istikametinde dünyanın dört bir yanına açılıyor ve İnsanlık adına yeni bir basü badel mevt yaşanması yolunda gayret gösteriyorlar. bu güzel işlerde çeşitli engeller de çıkabiliyor. mesela rekabet hissiyle hareket eden bazı hazımsız gruplar böyle bir oluşumu kösteklemeye çalısıyorlar. Olcu ve denge korunmazsa bu tavırlar bir süre sonra hizmet insanlarına da sirayet edebilir. kendilerine rekabet hissi besleyenlerin başlarına gelen kötü şeylerden dolayı Oh Olsun diyebilir. Bu anlayış fevkalade yanlıştır yakin sahibi olmayanların yakinsin gereği ortaya koydukları bazı hafif tavır ve davranışlar Gönül erlerini hafifle sevk etmemeli onları takip ettikleri yoldan ayırmamalıdır. günümüzde onca olumsuzluğa rağmen içtimai ruhun teessüs etmesi ve toplum çapında bir ittifakın oluşması için elden gelen bütün gayretlerin gösterilmesi çok önemlidir onlar kendileriyle aynı yolda yürüyen insanlarla birlikte projeler gerçekleştirdikleri gibi başkalarını da koruyup kollanmali ve onlara yardım etmenin yollarını aramalıdır. buna tam muvaffak olunmasa bile en azından hiç kimse için yıkıcı ya da yok edici bir tutum benimsenmemelidir. Başkaları bu konuda gerekli gayreti göstermese de adanmışlar kendilerine düşen vazifeyi yerine getirmelidir. Mesela bu durum kendi yollarını belirleyip o yolda ilerleyen insanların alanına müdahil olmamayı gerektiriyorsa o alana girmemelidir. kıskançlığın Önüne geçmenin yollarından biri gerçekleştirilen faaliyetlerde Aynı düşünce içinde Onların da faaliyetlerde yer almasını sağlamaktır. bizim emeğimiz geç güç ve kuvvetin tek kaynağı biz olmalıyız. Başkalarının yapmış olduğu güzel işlerin semereleri bile bizim ambarımıza akmalı türünden bencilce mülahazalar sahip olduklarını görürsünüz. Gönül erleri içinde her zaman bu tehlikeler söz konusu olabilir. Bunca zamandır arkadaşlarımız fedakarlıkları Nice başarılara imza attılar. Bütün bunlar niye başkalarına mal olsun ki diyebilirler. Fakat bu tür düsünceler o alanda onlarla mücadele eden insanların tepkisine sebebiyet verebilir. Cenabı Hakk'ın rızasına giden yolda insanlığa hayırhahlık yapma ve bunu gerçekleştirmek için gönüllere girmek Gönül erlerinin hedefidir. dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da sevilen insanları başkalarının yanında nazara vermeme ve onlar hakkında mübalağalı ifadeler kullanmaktır. böylece bir ruhunu tesis etmek mümkün olabilir.
Makul ve dengeli hareket
Güzel bir şey ortaya koymak başka bu güzellikleri başkalarına güzel olarak algılatma başka bu güzellikleri sürdürebilmek is tamamen bambaşka bir şeydir Dolayısıyla yapılan hizmetlerin sürdürülebilir olması muhataplar tarafından doğru bir şekilde anlaşılmasıyla mümkün olur olabilir. bu da problemleri daha baştan öngörmek ve stratejik hareket etmekle sağlanabilir hizmet edilen yerlerin şartlarını iyi anlamak ve ona göre hareket etmek büyük önem taşır Sadece iyi niyetli hareket etmek yeterli değildir Bilgi ve araştırmayla desteklenen bir yaklaşım benimsenmelidir Bununla birlikte muhataplar değerler üzerine etkili bir alışveriş yapılması Makul ve dengeli şartlarından biridir. sabır kuvvetiyle donanmış ideal bir mümin bu alışveriş esnasında kendi değerlerinden taviz vermediği gibi realiteler de dikkate alarak hareketini belirlemelidir. akıl Allah'ın büyük bir nimeti düşünce ise bu nimetin bir ürünüdür. Müslümanlar akıl ve düşünceyi vicdanla birleştirmeli ve problemleri Siyer felsefesi ışığında test etmelidir. Gönül mimarları aksiyon odaklı yaşantılarında Kur'an ve sünnetin disiplinlerine uygun hareket etmelidir. Ancak her yönüyle planlanmış bir aksiyon şartlara uygun olarak ayarlanmazsa bu durum yöneticileri İstibdat ve totaliter bir yaklaşıma sevk edebilir.
Tevazu ve Kibir
insanı ve toplumu etkileyen değişim ve dönüşümler sürekli birbirini takip eder. Kimileri bu değişimlerde savrulurken kimileri ise toprağa düşen tohumlar gibi başağa yürür. Sonunda herkes değişim ve dönüşümden münezzeh olan zat-ı ecelli alaya doğru yol alır. İşte insanları insanlık ufkuna ulaştırmayı kendine misyon edinen ve yaşatmak için yaşayan adanmışlar beklentisiz olduklarından hayatlarını hesaba çekerek yaşarlar. Onlar tevazu ve mahviyet içinde bir yaşam sürdürdükleri için Allah Teala onları yüceltir. Kibir ise iman dairesini girmiş bir insanı bu dairenin dışına itebilicek en tehlikeli duygudur. Nitekim firavunları Karunları ve onların takipçilerini batıran da bu duygudur Bu nedenle bir kişinin dünyevi imkanları ve ilmi seviyesi arttıkça mahviyet ve tevazusu da artmalı. kendini Acz ve fakr yolunda sıradan bir kul olarak görmelidir. takdir ve övgüleri hakaret olarak kabul etmeli kalbi hastalıklara karşı kapılar sıkıca kapatılmalıdır.
Kemiyet ve keyfiyet
kemiyet sayısal durumu keyfiyet ise fertlerin imanını ihlasını takvasını ve Müslümanlığın hal tavır fikir ve düşüncelerine yansımasını tabiatına mal olmasını ifade eder. Her ikisi de önemli olmakla birlikte öncelik keyfiyete aittir Bu sebeple kemiyet mülahazası keyfiyetle derinleştirilmesi yol açabilir. Ashab-ı kiramı büyük yapan da bu dengeyi gözetmeleriydi. onlar gündüzlerini ila-i kelimetullah adına koşturarak gecelerini ise iki büklüm ibadetle İhya ederek geçiriyorlardı. Kur'an ve sünneti çok iyi öğrenip müzakere ediyor rıza-i ilahiyi kazanmak için her fırsatı değerlendiriyorlardı. onlardan sonra bu açılım fetihlerle gönüllere girerek devam etti. gidilen yerlerde yapılan ilmi faaliyetler dinin daha iyi anlaşılmasına ve yaşanmasına imkan verdi. İrşat ve tebliğin farzı ayn olduğu günümüzde de kemiyet karşısında keyfiyeti kaybetmemek için okumaya dinlemeye müzakere etmeye ve kullukta derinleşme ihtiyac vardir. Sadece kemiyet ölçüsü esas alınarak keyfiyet ihmal edilirse canlılık kaybedilir ve insan manen kurumaya mahkum olur.
İzzetle Yaşamak
hakiki İzzet Allah'a aittir. müminin izzeti ise iman ve İslamla şereflendirilmiş olmasından kaynaklanır. Dolayisiyla o ehli dünyanin izzet vesilesi olarak gördüğü şeylere değer vermez. Zira o kulluğu ölçüsünde azizdir. bu İzzet Gönül tokluğu ve kimseye el açmamak suretiyle kendini gösterir. olumsuz duyguların şuursuz kitleleri bir kara delik gibi çektiği bu devirde Saf ve Duru Almak kolay olmasa da Allah'ın rızasına kilitlenmiş ve bu sebeple kazandıkları izzetle dik durmayı öğrenmiş insanların sayısı da az değildir. zalimlerin hile ve tuzaklarından kaçarak Allah'a intisap etmek bu dik duruşa halel getirmez. Zira bu Kur'an'ın ifadesiyle Allah'a Firar etmektir Ve nebilerin yoludur. Allah'a ve Resulüne intisap ederek onların vaz ettiği dine tutunanlar asla kaybetmezler.
Sistemli Okuma
Kainat kitabını doğru okuyan bir insan her şeyin mükemmel bir sistemle yaratıldığını fark edecektir öğrenme sürecinde de alemde var olan bu sistemi takip edilmeli ve edinilen bilgiler belli bir sistemle zihinlere yerleştirilmelidir sistematik düşünme ve inhiraf korunmak için doğruluğu kabul görmüş hakikatleri ve temel disiplinleri bilmek ve diğer bilgilerin doğruluğunu bunlara göre kritik etmek gerekir. Aksi takdirde sistemsiz ve disiplinden uzak birçok düşünce ortaya çıkacaktır. Diğer yandan selefleri birikimin zamanın gereklerine göre geliştirilmesi bunların sistematize edilmesi ve kapalı noktaların izah edilmesi de önemlidir. ilmi disiplinleri çeşitlendi ve branşlaşma kaçınılmaz hale geldiğini de göz önünde bulundurarak her alanın uzmanı yetiştirilmeli ve ilmi heyetler teşkil ederek daha mahruti bakış açılarına sahip olunacaktır.
İman zaafına bağlı problemler
Kur'an-ı Kerim'de Allah göklerin ve yerin nuru olarak anlatılır. insan da onunla olan irtibatı ölçüsünde nurlanır. ondan kopması oranında ise Karanlığa gömülür. Allah'la irtibatı kopmuş insanlar sadece kendi yollarını kaybetmekle kalmaz aynı kitleleri de doğru yoldan saptırırlar. Münafık tavırları müslümanlığa küfrün dahi veremeyeceği zararları verir. Bu kişiler iki yüzlü davranışlar sergiler ve muhaliflerine karşı diktatörce bir tutum içine girerler. dini İhya etme iddiasında bulundukları halde yaptıkları kötülüklerle insanları dinden uzaklaştırırlar. İslam dünyasında yaşanan tahribatlar temelinde iman zaafı ve dinin doğ anlaşılamaması yatmaktadır. Taklidi iman problemi Allah ve resulünden kopuk bir hayatın yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu yönüyle din bugün garip bir hale gelmiştir. Bu sebeple imanını her an tazeleyip takviye eden dini kendi ruhuna uygun şekilde İhya etmeye kendini adayan iman kahramanlarına ihtiyaç vardır. Bu adanmışlar dini haz peygamber ve hulefa-i raşidin anladığı ve yaşadığı şekliyle ihya etmeye ve Müslümanlığı gerçek hüviyetiyle temsil etmeye çalışırlar.
Miras Kavgaları
her meselede olduğu gibi miras konusunda da mümince tavır ve davranış Allah'ın hoşnutluğunu esas alarak dinin hükümlerine riayet etmek ve din kime ne hisse vermişse ona rıza göstermektir. İslam fıkhında feraiz başlığı altında hangi varisin ne miktarda mal alacağı tafsilatıyla açıklanmıştır. bazıları hissesine düşen maldan fedakarlıkta bulunabilir ama bunu başkasından bekleyemez. iman noktasında zafiyet yaşanması dünyanın ebedi zannedilmesi tevehhümü ebediyeten kaynaklanan bitip tükenmek bilmeyen Arzu ve emellerin birbirini takip etmesi miras problemlerine sebebiyet vermektedir. bu problemlerin çözümü dinin Bu mevzuda koyduğu hükümleri Rıza göstermek ve dünyanın Fani olduğuna inanmaktır. Bizi biz yapan değerleri yeniden bulacağımız ana kadar doyumsuzluk miras kavgası gibi kargaşa ve keşmekeşlik devam edip gidecektir.
Sistemli Okuma Makalesi
kitabın içerisinde sistemli okuma diye bir sohbetten dönüştürülmüş makale var o makaleyi okumayacağım ben o makalenin içerisinden çıkardığımız bir kitap nasıl okunabilir genelde bir okuma kültürü nasıl inşa etmeliyiz hükümlerini fütüvvetin nurlu yoluna nasıl uygularız onu konuşmaya çalışacağım Öncelikle sistemli okuma sohbetinin içeriğine bir bakalım birincisi Muhterem hoca efendi hazretleri bir okumanın kozmolojisi diyebileceğimiz bir yaklaşımla başlıyor makaleye diyor ki madem ki alemde bir sistem var bir Nizam ve bir intizam var Her şey birbiriyle ilintili biz de aynen küçük bir alem olduğumuz için okumamızı da alemdeki sistem gibi sistemli yapmalıyız sistemli düşünmeliyiz sistemli zihinlere sahip olmalıyız sistemli bir metodoloji olmalı dolayısıyla da insan okuma faaliyeti ile alemde cari olan Nizam arasında bir irtibat bir paralellik kurmaya çalışıyor. ikincisi sistemi Bu sistemin kalbi olarak şundan bahsediyor diyor ki insanın eğer kafasında bu sistemde doğruyu tespit etmek için başvuracağı müsellem doğruluğu müsellem yani genel kabul görmüş hakikatler yoksa ister istemez Her gelen bilgiyi olduğu gibi vize sormak sızın içeriye kabul edecektir. Böyle insanların bir gün içerisinde söyledikleri dört şey birbiriyle tenakuz içindedir ama dördüne de doğru nazarıyla bakar dolayısıyla da sistemin kalbinde doğruluğu müsellem hakikatler bizim için bu Öncelikle Hazreti Kur'an sonra bize sağlam mütevatir bir şekilde gelmiş olan hadis-i Şerifler yani şari ne dediği bizim için doğruluğu müsellem hakikatler Öncelikle yeni gelen Her bilgiyi bunlarla test etme tavsiyesinde bulunuyor sonra bir korteks gümrüğü kurmamız gerektiğinden bahsediyor bu ifadeyi kendisi kullanmıyor ama korteks ifadesi onun yani diyor ki korteksimize damlayan bilgileri öyle Gelişi güzel dağıtmaya kalkışırsa bir Gelişi güzel her şey İçeri girer iki İçeride de hangi rafa nereye konulacağını bilmiyorsak darmadağın zihinlere sahip oluruz Dolayısıyla zihnimizde sistematik bir depolamaya gitmeliyiz adeta Eğer zihnimizi Bir kütüphaneye benzetirsek o kütüphanenin raflarında hangi kitap hangi rafa konulmalı belli olmalı. Eğer bir saraya benzetirsek bu sarayın hangi odasına hangi bilgi gönderilecek belli olmalı yani etiketleme yapmalısınız içeriye giren her bilgiye diyor birikimin sistematize da bahsediyor diyor yani sadece bir insanın sistematik okuması sistematik düşünmesi sistemli bir metodoloji geliştirmesi zihninin sistematik olması yetmez diyor aynı zamanda selefleri bize bırakmış olduğu birikimi de sistematik hale getirmeliyiz Çünkü o birikim yıllar içerisinde sistemini kaybetmiş olabilir bazı As sistematik düşünürlerimiz vardır mesela Hazreti Bediüzzaman gibi As sistematik eserler ortaya koymuşlardır Onların da vazifesi vardır ama bunları gelecek kuşaklara bırakabilmek için sistematize etmeliyiz. zaman müfessiri dinleme diye bir başlık var herkes yaşadığı devrin evladıdır Yani bir eseri okurken bu eserin hangi döneme ait olduğunu o dönemin yazarın kalemi üzerindeki etkilerini de dikkate alma ve aynı içerikleri şimdi okurun içinde bulunduğu zamanda nasıl telaffuz etmemiz gerektiği hususunda tasrif adabının gerek gerekince değişiklikler yapmaktan bahsediyor son olarak da belki bütün bu sistematize meselesini bir tek dahinin yapamayacağını bunun için ilmi heyetler tesis edilmesi gerektiğini bu ilmi heyetlerin meselelere külli kuşatıcı mahruti ve çok yönlü bakan heyetler olması gerektiğini söylüyor. makaleyi okumak durumundasınız İnşallah ama gelin bunların her bir başlığını fütüvvetin nurlu yoluna nasıl uygulardı acaba müzakeresi başlayalım öncelikle şunu söyleyeyim bu söz bende bitmiyor Ben başlatmaya çalışıyorum ama inşallah Sizler geliştirirsiniz Elbette bunların üzerine eklenecek şeyler vardır.
şimdi okumanın kozmolojisi açısından meseleye bakalım hocamız diyor ki insanın beyninin sistematik hale gelmesiyle kainatın sistematiği arasında bir ilişki var şimdi bu Hazreti Bediüzzaman'ın muhakemat söylediği bir şey aslında bakılırsa belagat bahsini anlatırken diyor ki harici alemde cari olan Müteselsil hikmetleri benzetebilirsiniz burada diyor ki her bir gıdanın vücutta bir fonksiyonu var diyor Nasıl ki öyle Öyleyse biz de her bir paragrafın Bunu ben ekliyorum Bu kitabı okurken yani fütüvvetin nurlu yolunu okurken her bir kit paragrafın acaba zihnimizde nereye kalbimizde Nereye ruhumuzda Nereye enemizde nereye nefsimiz de nereye diğer Letaif imizde nereye bir gıda olacağını bilerek oraya yönlendirmeye çalışmalıyız. Tabii ki tabiat itibariyle fıtratımız biliyor gelen gıdaların nereye gideceğini fakat biz okuma yaparken özel olarak da bu kitabı okurken her bir pasajın Acaba hangi latifem hangi hastalığına Deva olur bu etiketini üzerine yapıştırabilirsiniz. alemde Hikmet Müteselsil hakikatler olarak tecelli eder Yani bir bilgi birbirini takip eder mesela Hazreti Bediüzzaman'ın Hem madem Hem madem Hem madem şeklinde Müteselsil hakikatler olarak hakikatleri sıralaması gibi okuduğumuz fütüvvetin nurlu yolunda bazı meseleler sistematik olarak müteselsil olarak sunulmuş bize bazı meselelerde de o yok bazı meseleler kitabın etrafına dağıtılmış mesela kitap İffet ile başlıyor iffetle bitiyor. Güven kredisi başlığıyla iki ayrı bölüm var kitabın içerisinde bunlar aslına bakılırsa Merkezi nosyon kitabın içerisinde bunları birbiriyle ilişkilendirerek yani Müteselsil hikmetler açısından bakmalıyız. Güven kredisi adlı son makale Tab baştaki İffet meselesine bağlıyor meseleyi buradaki illetler silsilesini hikmetler silsilesini Yakalayabilirsen bu Bununla ilişkili Bu da bununla ilişkili şeklinde o zaman alemdeki Müteselsil hikmetler gibi okumaya başlamışız demektir. alemde Merkez ve muhit ilel Merkez ve anil Merkez kuvvetler caridir. Mesela bir güneş sistemi vardır merkezde güneş vardır onun etrafında onun yavruları hükmünde gezegenler vardırlar. Her Bir gezegenin etrafında da uyduları vardır Aynen bunun gibi biz de eseri okurken Sadece bu eser için değil ama bugün Bu eseri okurken bu eserin Güneş sisteminin merkezinde ne var bu soruyla başlamalıyız herhalde merkezde fütüvvetin olduğunu hepiniz görüyorsunuz durur bu fütüvvetin ya da isterseniz buna Bizim Yolumuz diyebilirsiniz isterseniz güzergah diyebilirsiniz e meselelerin bizcesi diyebilirsiniz ama netice itibariyle Eser büyük oranda bu asırda ıslah davasına kendini adamış olan insanların güzergah emniyetine ayrılmış olan bir eser merkezde Güneş bu bunun etrafında Güven kredisi dolaşıyor Güven kredisi Dünyamız Güven kredisinin etrafında İffet dolaşıyor şeffafiyet dolaşıyor Eğer bu şekilde görmeyi başarabilirsek alemdeki sistematiğe benzer bir şekilde eseri sistematize olarak zihnimize kaydetmiş oluruz. yine alemde meyl istikal temel bir kaidedir Üstadımız söylüyor bunu Yani her şey kemaline doğru gider Elbette hocamız da pek çok meseleyi bu eserin içerisinde Önce küçük alıyor Sonra geliştiriyor ve kemaline doğru taşıyor ve her şey bitmiyor Kemal noktasında aslına bakılırsa burada açılan pek çok meselenin Kemal noktasını kalbin Zümrüt tepelerinde buluyoruz. bugün arkadaşlarımız size zaten kalbin Zümrüt tepelerine Doğru giden fütüvvetin nurlu yolundan bahsedecekler mesela tefekkürün tanımını kalbin Zümrüt tepelerinden okuyup Onun zaten sistemli düşünme anlamına geldiğini anladığınızda bu eserdeki sistemli okuma sistemli düş düşünme inhiraflara karşı kendimizi hazırlama gibi bahislerin ne kadar değerli olduğunu o zaman daha iyi anlayacaksınız alemde tasrif adabı vahidiyetle birlikte ehadiyetin göstermek içindir Biz dışarıdaki alemde hep bir birlik ama aynı zamanda birbirinden farklılıklar görüyoruz. Burada da temelde konu bir ama her bir sayfasında farklı farklı ehadi tecelliler var adabı çerçevesinde aynı mesele tekrar tekrar anlatılmış Efendim dahili iffetle başlıyor Ama en sonunda Güven kredisini dahili iffete bağlıyor mesela Bunlar tasrif adabı çerçevesinde yapılmış şeyler Elbette Bizler de okurken Acaba ben kendi muhatap kitleme daha genç bir kitleye bu meseleleri nasıl anlatırım diye düşünürsek işte tasrif adabı çerçevesinde bir okuma yapmış oluruz.
bilgilerin zaruriyat la bu ifadeyi hocamız kullanmıyor bu ifade İmam Gazali ait bir ifade el munkız mdal de işliyor bu meseleyi yani müsellem hakikatler le test etme açısından bakıldığında okuduğumuz her meseleye önce Kur'an ve hadis ne diyor diye bakmalıyız gün içerisinde Ergün Çapan hocam kitabın içerisinde geçen bazı ayetlerin tefsirleri hususunda yine gün içerisinde Siyer felsefesi grubumuz hoca efendinin Kütüphanesi Siyer felsefesi grubu kitapta geçen bazı hadislerin tahrişleri ile alakalı sunumlarıyla karşınızda olacak dolayısıyla her konuda önce Kur'an ve hadis ne diyor demek her alanın usulüne dair eserler okumak Çünkü hoca efendi öyle diyor herhangi bir alan Mesela diyelim ki zihninizde bir fizik odası var veya fizik rafı var. Fizikle alakalı bir bahis geçti bu eserin içerisinde onu fizik rafına göndereceksiniz ama gönderirken Fizikle alakalı müsellem hakikatler nelerdir diye bir eser olmalı kapıda ve bu eserden Siz usul kaidelerini çıkarmış olmalısınız bu usul kaideleri Külli Kaideler bu bilgiyi nereye koyacağınız belirlemeli. Belki de içeriye alıp almayacağınız belirlemeli her okumadan müsellem hakikat denilebilecek Külli Kaideler çıkarmış olarak ayrılma bu eserin içerisinden bir dizi külli Kaide ile rahatlıkla ayrılabiliriz mesela kemmiyet keyfiyyet meselesi külli bir kaide sunuyor bize eserin içerisinde Bunlar da ileride yapacağımız okumalara rehberlik yapacaklar yani zihninizde bir kemmiyet keyfiyet odası olmayabilir ama bu kitabı okuduktan sonra o oda kesinlikle teşkil edecek bundan sonra kemmiyet ve keyfiyet konusunda Okuduğunuz her meseleye burada okumuş olduğunuz keyfiyet yazısının rehberliğinde bir vize soracaksınız Her bilgiyi zihnimizin ilgili rafına koyarken o raflardaki en büyük kitaplarla irtibatlandırmak mukayeseli okuma diyor hocamız buna Dolayısıyla İslam büyüklerinin 15 asırlık birikimini de vize soran vize memurları gibi kullanmayı başarırsak kitabı Gerçekten güzel okumuş olacağız.
Bilgileri doğru raflarda vizeli olarak depolamak açısından baktığımızda Öncelikle zihnimizde bilgileri depoladığınız fişlediği etiketlediğim rafl dığımız bu ifadeyi tamamen zihninizi nasıl kompartımanları bölüyorsun Siz koyacaksınız Odalar olmalı Mesela bir kavramlar odası olmalı mesela dahili İffet ifadesini gördüğünüzde bu hocamızın literatüre kazandırdığı yepyeni bir kavram diye onu oraya koymalısınız sistemli okuma da bir kavram ezber odası olmalı yani ben Bu satırları muhakkak ezberlemeliyim demeli dediğiniz ifadeleri oraya koymalısınız. üslup odası olmalı bir yerde fütüvvetin nurlu yolu ifadesi kendi başına olağanüstü bir üslup harikası bu üslubu Siz bir yerlere kayd etmelisiniz ve belki de bilahare fütüvvetin yerine basiretin zorlu yolu gibi ifadelerle aynı üslubu kullanabilirsiniz. her odanın kapısında bize ait bir kaynağın bilgisi Gümrük memuru gibi beklemeli bunu sürekli tekrar ediyor Çünkü kitabın içerisinde fütüvvetin nurlu yolunda inhiraf Zihni inhiraf vara karşı sürekli bir Telkin ve teşvik var. bir bilgi birden fazla rafa yerleştirildiğinde diğer raflarda da bu bulunduğu kaydedilmeli. Yani bir bilgi okudunuz ve bu bilgi diyelim ki fıkıhla alakalı ve Fakat aynı zamanda tefsire taallük eden bir boyutu var. Dolayısıyla zihninizde iki odaya yerleştirdiniz bunu veya Mesela diyelim ki zihin haritasını çizmeye çalıştınız kitabın iki odacığa da yerleştirdiniz Zihin haritasında o zaman aralarında bir incecik ok kurarak bu odayla o odayı birbiriyle irtibatlandırmak bu muhteşem bir okuma olur.
birikimin sistematizasyonu açısından bunu hocamız İslam fıkhının tenkih meselesinde anlatıyor bize zaten fıkhmız nasıl kanonizasyon fihrist yardımıyla ulaşmaya çalışıyor.. bilgiye Dolayısıyla en fazla referans sistematik olan tefsirlere oluyor Öyleyse Biz de eserlerimizi sistematik hale getirmek mecburiyetindeyiz sadece kendi eserlerimiz yani pırlantalar ve Risaleler değil aynı zamanda İslam geleneğinin bütün eserlerini sistematik hale getirmeliyiz diyor Hocaefendi zihin haritaları çıkararak her bir Ana Konu hakkında bütün eserlerde neler söylenmiş Mesela diyelim ki sistemli okumayla alakalı olarak o makaleyi oku okuyorsunuz Bu kitapta var o makale ama henüz kitaplaşmış kırık testilerde sistemli kitap okumak diye Ayrıca bir makale var kitap okuma kampanyaları seferberliği diye ayrı bir makalesi de var Hoca Efendim bunların hepsini birleştirdiğimizde ve ondan bir zihin haritası yaptığınızda kendi birikiminizi yani pırlanta birikiminizi sistematize etmişsiniz demektir aynısını dediğim gibi İslam geleneğine de yapmamız lazım
zaman müfessirin dinleme açısından meseleye bakıldığında ön Öncelikle insan yaşadığı devrin evladıdır prensibini Unutmamalı okurken mesela fütüvvetin nurlu yolundaki makalelerin alelekser kısmının 2012 2013 2014 yıllarına ait olduğunu Yani çok az bir kısmı hariç büyük oranda son 10 yılda yaşadığımız Dramın öncesinde varit olmuş sohbetler olduğunu hatırınız da tutmalısınız dolayısıyla da mesela diyelim ki bugün benim sunumunu da yapacağım adına işlenen günahların vebali makalesi aslına bakılırsa son dönemde Memleketimizde işlenmekte olan günahlara atıfta bulunmuyor o alem-i İslam'da terör yapan insanların günahlarına atıfta bulunuyor Çünkü o günün meselesi o idi Bu kitapta anlattığı meseleleri başka zamanlara ait kitaplarda nasıl anlatmıştı mesela 80'lerde hocamız Bu meselelere nasıl bakmıştı 2010'lu zaman zaman müfessirin dilini dinlemeye başlamışsınız demektir. Yine burada anlatılan hakikatleri Siz gelecek kuşaklara ne tür yeni anlatım metotlarıyla anlatabileceğiniz düşünüyorsanız Bu anlamda bir tasrif arayışına girmişseniz o zaman zamanın değişimiyle üslubu da değiştirmeniz gerektiğini biliyorsunuz demektir. tam bir okuma yapmışsınız demektir.
Efendim ilmi heyetler tesisi açısından bakıldığında esere aslına bakılırsa şurada küçük bir ilmi oluşturmaya çalışmış durumdayız. Sizler de chat fonksiyonunun içerisinde YouTube ekranında olanlar açısından söylüyorum birbirlerin Zee yapılan okumalarda orijinal bulduğunuz bölümleri paylaşmak suretiyle evrensel bir ilmi heyete dönüştürebilirsiniz. dünya döndükçe kampını Tabii ki Bulunduğunuz bölgelerde müzakereli ve mukayeseli okumalar yapmak için gruplar oluşturabilirsiniz. Böylelikle Deha misyonunu Eda eden o heyeti tesis etmiş olursunuz eseri dah daha iyi anlayabilmek için farklı disiplinlere yapılan atıfları o disiplinlerden insanlarla müzakere edebilirsiniz. mesela hocamız bize sistemli okumayla alakalı olarak örnekler veriyor Diyor ki Haşirle alakalı meseleler okuyacağınız zaman Bediüzzaman'la birlikte İbn sina'yı da okuyabilirsiniz İbn sina'yı bizim kolay kolay okumamız mümkün değil ama felsefe bilen bir hocamızla birlikte bu arada respect graduate school bünyesinde hoca efendinin kütüphanesinde felsefe ve medeniyet okumaları dersine katılarak da bu soruları sorabilirsiniz Elbette birisine sormak suretiyle acaba İbn Sina ne diyordu Fahrettin Er Razi ne diyordu Molla Sadrettin ne diyordu bu meselelerde diye bu yaptığınız işte aslına bakılırsa bir heyet tesisi anlamına gelir. Fütüvvetin nurlu yolu kendi içinde okuma şifresini barındıran bir eserdir diyerek bitirelim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder