Kur’an ayetlerinin bir nevi tefsiri olan Risale-i Nur’un kısımlarından Sözler mecmuasının kısa bir fihristidir.
BİRİNCİ SÖZ
بِسْـــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’in pek çok mühim sırrından birini güzel bir temsille tefsir eder ve besmelenin ne kadar kıymetli bir İslam nişanı, işareti olduğunu gösterir.
On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı:
بِسْـــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’in en mühim beş-altı sırrını tefsir eder, Kur’an’ın bir özü, fihristi ve anahtarı olduğunu gösterir.
Arştan yeryüzüne kadar uzanan mukaddes, nuranî bir hat, ebedî saadetin kapısını açan bir anahtar ve her mübarek işe feyiz ve bereket veren bir nur kaynağı olduğunu bildirir.
Bu makam, ilk risale Birinci Söz’e bakar.
Âdeta Risale-i Nur’un kısımları bir daire hükmündedir ve sonu başlangıcına بِسْـــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ mübarek hattıyla bağlanır.
Bu makamda altı değil, otuz sır yazılacaktı.
Şimdilik altı tane kaldı.
Kısadır fakat gayet büyük hakikatleri içerir.
Bunu dikkatle okuyan, besmelenin ne kadar kıymetli ve mukaddes bir hazine olduğunu anlar.
İKİNCİ SÖZ
اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ1945 ayetinin ve iman hakkındaki ayetlerin mühim bir sırrını gayet akla uygun bir temsil ile tefsir eder.
1945 “O takva sahipleri ki görünmeyen âleme inanırlar.” (Bakara sûresi, 2/3).
ÜÇÜNCÜ SÖZ
يَۤا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا1946 ayetinin ve iman hakkındaki ayetlerin mühim bir hakikatini mantıklı bir temsil ile tefsir eder.
1946 “Ey insanlar! (Hem sizi hem de sizden önceki insanları yaratan)
Rabbinize ibadet edin.” (Bakara sûresi, 2/21).
DÖRDÜNCÜ SÖZ
إِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا1947 ayetinin ve namaz hakkındaki ayetlerin mühim bir sırrını gayet makul ve mantıklı bir temsil ile tefsir eder.
Zerre kadar insafı bulunanı teslime mecbur bırakır.
1947 “Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” (Nisâ sûresi, 4/103).
BEŞİNCİ SÖZ
إِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ1948 ayetinin, takva ve kulluk hakkındaki ayetlerin ve takva ile kulluk vazifesinin mühim bir sırrını gayet güzel bir temsil ile tefsir edip okuyan herkesi ikna eder.
1948 “Allah fenâlıktan korunanlar ve hep güzel davrananlarla beraberdir.” (Nahl sûresi, 16/128).
ALTINCI SÖZ
إِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ1949 ayetinin ve nefsini, malını Cenâb-ı Hakk’a satmak hakkındaki ayetlerin gayet mühim bir sırrını tefsir eder.
Nefsini ve malını Cenâb-ı Hakk’a satanların beş derece kâr içinde kâr; satmayanların ise beş derece zarar içinde zarar ettiklerini gösterir.
Bunu gayet ikna edici bir temsil ile izah eder.
Hakikate mühim bir kapı açar.
1949 “Allah, karşılık olarak cenneti verip müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır.” (Tevbe sûresi, 9/111).
YEDİNCİ SÖZ
يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ1950 ، إِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۗ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ1951 ayetinin, “Allah’a ve ahiret gününe iman” ve dünya hayatı hakkındaki ayetlerin mühim bir sırrını gayet akla uygun bir temsil ile tefsir eder.
Gafiller için dünyanın ne kadar dehşetli, ölüm ve ecelin ne kadar müthiş, acz ve fakrın ne kadar elem verici olduğunu; hidayet ehli için ise dünya hayatının iç yüzünün ne kadar güzel; kabir, ecel, acz ve fakrın nasıl birer saadet vesilesi olduğunu kesin bir şekilde ispatlar.
İki cihan saadetine giden yolu gösterir.
1950 “Bunlar Allah’ı ve ahireti tasdik eder.” (Âl-i İmran sûresi, 3/114; Tevbe sûresi, 9/44; Mücadele sûresi, 58/22)
1951 “Allah’ın (ahiretle ilgili) vaadi elbette haktır, dolayısıyla dünya hayatı sizi sakın ola ki aldatmasın! Yine sakın ola ki, (o çok hilekâr şeytan dahil) aldatanlar da sizi Allah hakkında (yanlış bilgi, yanlış inanç ve yanlış yaklaşımlarla) aldatmasın.” (Lokman sûresi, 31/33; Fâtır sûresi, 35/5).
SEKİZİNCİ SÖZ
اَللّٰهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۚ الْحَيُّ الْقَيُّومُۚ1952 ve إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْإِسْلَامُ1953 ayetlerinin ve dünyanın mahiyeti, dünyada insanın mahiyeti ve insanda dinin mahiyeti hakkındaki benzer ayetlerin mühim bir sırrını (aslı Hazreti İbrahim’e indirilen suhufta bulunan)
güzel ve parlak bir temsil ile tefsir eder.
Dünyanın mahiyetini, dünyada insanın ve insanda dinin kıymetini gösterir.
Dinsiz insanın en bedbaht varlık olduğunu ispatlar.
Şu âlemin tılsımını çözmek ve insan ruhunu karanlıktan kurtarmak çarelerini göstermekle beraber, günahkâr olan bedbaht insanın müthiş vaziyeti ile salih olan bahtiyar insanın vaziyetini gayet latif ve güzel bir şekilde karşılaştırır.
1952 “Allah o ilahtır ki kendisinden başka ilah yoktur. Hayy (Her zaman var olan, diri olan, ezelî ve ebedî hayat sahibi) O’dur, Kayyûm (Kendi zâtı ile var olup, zevâl bulmayan ve bütün varlıkları varlıkta tutup onları yöneten) O’dur.” (Bakara sûresi, 2/255; Âl-i İmran sûresi, 3/2)
1953 “Allah katında hak din, İslam'dır.” (Âl-i İmran sûresi, 3/19).
DOKUZUNCU SÖZ
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ1954 ayetinin ve beş vakit namaz hakkındaki ayetlerin gayet mühim bir sırrını “Beş Nükte” ile tefsir eder.
Beş vakit namazın o vakitlerde emredilmesinin hikmetini o kadar güzel ve şirin bir şekilde bildirir ki, zerre kadar şuuru bulunan, bu cazibeli hikmet ve parlak hakikat karşısında teslime mecbur kalır.
İnsan bedeninin havaya, suya, gıdaya muhtaç olması gibi, ruhunun da namaza muhtaç olduğunu gayet açık bir şekilde beyan eder.
1954 “Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah’ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın.
Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O’na mahsustur.
İkindi vaktinde de, öğleye girerken de O’nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın.” (Rûm sûresi, 30/17-18).
ONUNCU SÖZ
فَانْظُرْ إِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۘ إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ1955 ayetinin ve ölümden sonra diriliş ile ahiret hakkındaki ayetlerin mühim bir sırrını, on iki mantıklı ve makul temsille, on iki kesin ve aşikâr hakikatle tefsir eder.
Bununla beraber ahirete imanı o kadar kuvvetli bir şekilde ispat eder ki, bütün bütün kalbi ölmemiş ve aklı sönmemiş bir insan o ispat karşısında teslim olur, Allah’ın izniyle imana gelir.
İmana gelmese de inkârdan vazgeçmeye mecbur kalır.
1955 “İşte bak, Allah’ın rahmetinin eserlerine, ölmüş toprağa nasıl hayat veriyor! İşte bunları yapan kim ise, ölüleri de O diriltecektir.
O, her şeye hakkıyla kadirdir.” (Rûm sûresi, 30/50).
ON BİRİNCİ SÖZ
وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَا وَالْقَمَرِ إِذَا تَلٰيهَا وَالنَّهَارِ إِذَا جَلّٰيهَا وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشٰيهَا وَالسَّمَۤاءِ وَمَا بَنٰيهَا وَالْأَرْضِ وَمَا طَحٰيهَا وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَا فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَا قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا1956 ayetlerinin yüksek ve geniş bir hakikatine Şems sûresinin mucizevî bir şekilde işaret ettiğini, kâinatı muntazam bir saray suretinde gösterdiğini yüce ve kuşatıcı bir temsil ile bildirir.
İnsanın mahiyetindeki kulluk vazifesini, donanımını ve Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetinin çeşitli tecellilerine kullukla karşılık vermesini güzelce izah eder.
Şems sûresinin mucizevî işaretini ve en büyük dairede muazzam bir rubûbiyeti kâmil kullukla harika bir şekilde karşılaştırır.
1956 “Güneşe ve onun aydınlığına..
onu izlediği zaman aya..
dünyayı açığa çıkaran gündüze..
onu bürüyüp saran geceye..
göğe ve onu bina edene..
yere ve onu yayıp döşeyene..
her bir nefse ve onu düzenleyene..
ona hem kötülüğü, hem de ondan sakınma yolunu ilham edene yemin olsun ki: nefsini maddî ve manevî kirlerden arındıran kurtuluşa erer.
Onu günahlarla örten ise ziyana uğrar.” (Şems sûresi, 91/1-10).
ON İKİNCİ SÖZ
وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُۧوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا1957 ، وَبِالْحَقِّ أَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ1958 ayetlerinin ve Kur’an hikmetinin fazileti hakkındaki yüzlerce ayetin mühim bir hakikatini felsefe ile Kur’an hikmetini karşılaştırarak gayet parlak bir temsil ile tefsir eder.
Kur’an’ın bir mucizesini, i’cazını, onun karşısında felsefenin aczini ve kıymetsizliğini harika bir şekilde ispat eder, körlere bile gösterir.
Bu Söz, On Birinci SÖZ gibi gayet mühimdir.
Herkes onlara muhtaçtır.
1957 “Kime hikmet nasip edilmişse doğrusu, büyük bir hayra mazhar olmuştur.” (Bakara sûresi, 2/269)
1958 “Biz Kur’an’ı hak olarak indirdik.
O da hakkın ve gerçeğin ta kendisi olarak indi.
Seni de ey Resûlüm, sadece rahmetle müjdelemen ve inanmayanları ise azapla uyarman için gönderdik.” (İsrâ sûresi, 17/105).
ON ÜÇÜNCÜ SÖZ
Birinci makam وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَۤاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ1959 ve وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ1960 ayetlerinin, Kur’an hikmetinin kutsiyeti, genişliği ve şiirden istiğnası hakkındaki ayetlerin mühim bir sırrını tefsir eder.
Kur’an-ı Mucizü’l Beyan’ın yüksek mucizevî hikmetini felsefenin kıymetsiz ve dar hikmeti ile kıyaslar.
Kur’an hikmetindeki kuşatıcılığı ve genişliği, felsefenin fakr ve iflasını kısaca beyan eder.
Kur’an’ın şiirden istiğnasının ve ona tenezzül etmemesinin sebebinin, Kur’an hakikatlerinin yüksekliği ve parlaklığı olduğunu gösterir.
Ve mühim bir temsil ile Kur’an’ın bir mucizelik yönünü bildirir.
1959 “Biz Kur’an’ı mü’minlere şifa ve rahmet olarak indiririz.” (İsrâ sûresi, 17/82)
1960 “Biz Resûl’e Kur’an öğrettik, şiir öğretmedik, o zaten ona yaraşmaz.” (Yâsîn sûresi, 36/69)
İkinci Makam Gençliği dalâletin, haram zevk ve eğlencelerin uçurumuna düşmekten kurtaran, imanda bu dünyada dahi hakiki bir cennet lezzeti, dalâlette ise bir cehennem azabı ve sıkıntı bulunduğunu örneklerle izah ve ispat eden bir derstir.
İkinci Makamın Haşiyesi Mahpuslara teselli olan dört mektuptur.
İkinci Makamın Zeyli Kadir Gecesi’nde ihtar edilen mühim bir meseledir.
Meyve Risalesi'nden Altıncı Mesele Hüve Nüktesi.
ON DÖRDÜNCÜ SÖZ
Dar akıllara sığmayan bir kısım yüksek ve geniş Kur’an hakikatlerini, gözümüzle gördüğümüz benzer misallerle anlayışımıza yaklaştırır.
Mesela: خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ1961 ، وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ1962 وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِه۪1963 ، إِنَّمَۤا أَمْرُهُۤ إِذَۤا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ1964 ، وَمَۤا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ1965 ayetlerinin gayet yüksek ve geniş hakikatlerini temsil ve benzetmelerle akla kabul ettirir, kalbi ikna eden bir tarzda bildirir.
1961 “Rabbiniz o Allah’tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı.” (A’râf sûresi, 7/54; Yûnus sûresi, 10/3; Hûd sûresi, 11/3; Hadîd sûresi, 57/4)
1962 “Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki açık, net bir kitapta bulunmasın.” (En’âm sûresi, 6/59)
1963 “Halbuki bütün bir gökler âlemi bükülmüş olarak Allah’ın elinin içindedir.” (Zümer sûresi, 39/67)
1964 “Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece ‘Ol!’ demektir, hemen oluverir...” (Yâsîn sûresi, 36/83)
1965 “Kıyametin kopması ise, başka değil, ancak göz açıp kapama (yahut daha da kısa bir anda)
olup biter.” (Nahl sûresi, 16/77)
On Dördüncü Söz’ün Hâtimesi Gafil kafaya bir tokmak ve bir ibret dersidir.
Sonunda nefs-i emmareye tesirli bir ikaz sillesi var.
Nefsine esir olan biri bunu okusa ve kabul etse o esaretten kurtulur.
On Dördüncü Söz’ün Zeyli Zelzele hakkındaki altı mühim soruya cevaptır.
ON BEŞİNCİ SÖZ
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَۤاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ1966 ayetinin ve meleklerle şeytanların mücadeleleri hakkındaki ayetlerin, astronomi ile meşgul olanların dar akıllarına sığmayan mühim bir sırrını, “Yedi Basamak” içinde yedi sağlam delil ve bir mukaddime ile tefsir eder.
Şu ayetin semâsından şeytanın akla düşürdüğü şüpheleri taşlayıp kovar.
1966 “Gerçek şu ki, yere en yakın olan göğü lambalarla donattık ve onlardan bir kısmını şeytanlara atılan mermiler yaptık.” (Mülk sûresi, 67/5)
On Beşinci Söz’ün Zeyli Kur’an’ın Allah kelâmı ve Hazreti Muhammed’in (aleyhissalatü vesselam)
Allah’ın resûlü olduğunu ikna edici delillerle ispatlayan, münazara tarzında yazılmış belâgatli bir risaledir.
ON ALTINCI SÖZ
إِنَّمَۤا أَمْرُهُۤ إِذَۤا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ1967 ayetlerinin ve pek çok ayetin ifade ettiği: “Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ının ehadiyeti ile icraatının külliyeti; birliği ile yardımcısız rubûbiyetinin umumiyeti; tekliğiyle ortaksız tasarruflarının kuşatıcılığı; mekândan münezzeh olmakla beraber her yerde hazır bulunması; sonsuz ulviyetiyle beraber her şeye yakın olması ve bir tek Ehad Zât olmakla beraber her şeyi bizzat elinde tutması” yüce hakikatlerinin gayet mühim bir sırrını “Dört Şua” ile tefsir eder.
O hakikatleri yolunu şaşırmamış akıllara, selim kalblere teslim ettirir.
1967 “Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece ‘Ol!’ demektir, hemen oluverir...
Sübhandır, münezzehdir o Zât ki, her şey üzerinde hâkimiyet elindedir.
Ve hepinizin de dönüşü, O’na olacaktır.” (Yâsîn sûresi, 36/82-83).
ON YEDİNCİ SÖZ
إِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْأَرْضِ زِينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَإِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيدًا جُرُزًا1968 ، وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَۤا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ1969 ayetlerinin ve hayat lezzeti içinde ölüm elemi, sevinç ve kavuşma içinde yokluk elemi hakkındaki ayetlerin mühim bir sırrını, Kahhar ismine karşı Rahman isminin bir cilvesini gayet güzel bir surette göstererek tefsir eder.
Müminler için dünyanın seyyar bir ticaret yeri, geçici bir misafirhane, birkaç günlük bir sergi, kısa bir müddet için işleyen bir tezgâh ve alışveriş için yol üstünde kurulmuş bir pazar olduğunu gösterip insana dünyadan berzaha ve ahirete doğru olan seyahatini sevdirir.
O seyahatin dehşetini yok eder.
Bu Söz’ün sonunda bazı nüshalarda “Siyah Dutun Meyvesi” adıyla kıymetli ve cazibeli, şiire benzer birkaç hakikat var.
1968 “Biz, dünyada bulunan her şeyi ona bir zinet kıldık.
Böylece insanlardan kimin daha iyi iş gerçekleştireceğini ortaya koymak istedik.
Ve elbette Biz onun üstünde ne varsa hepsini, kupkuru yapıp dümdüz edeceğiz.” (Kehf sûresi, 18/7-8)
1969 “Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir.” (En’âm sûresi, 6/32).
ON SEKİZİNCİ SÖZ
Bu SÖZ
“İki Makam”dır.
İkinci Makam’ı yazılmamıştır.
Birinci Makam üç “Nokta”dan oluşur.
Birincisi: لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَۤا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا1970 ayetinin, övülmeye tutkun, şöhrete müptela, methedilmeye düşkün, bencil nefs-i emmarenin kafasına tedip sillesi vuran bir sırrını, 1970 “Yaptıklarından ötürü sevinen, öbür taraftan yapmadıkları işlerden dolayı övülmek isteyen kimselerin sakın azaptan yakayı kurtaracaklarını sanma!” (Âl-i İmran sûresi, 3/188)
İkincisi: أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ1971 ayetinin, çirkin ve kendilerinden bahsedilmesi edebe aykırı görünen şeylerin güzel yönlerini gösteren bir sırrını, 1971 “(O Allah ki), yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yaptı.” (Secde sûresi, 32/7)
Üçüncüsü: إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ1972 ayetinin, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalatü vesselam)
peygamberliğine dair ince fakat kuvvetli bir delilini gösteren bir sırrını tefsir eder.
1972 “Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmran sûresi, 3/31).
ON DOKUZUNCU SÖZ
يٰسۤ وَالْقُرْاٰنِ الْحَكِيمِ إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ1973 ayetinin ve yüzlerce ayetin en mühim hakikati olan Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalatü vesselam)
peygamberliğini “On Dört Reşha” içinde on dört açık, parlak ve sağlam delille tefsir ve ispat eder.
En inatçı düşmanı dahi susturur.
Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalatü vesselam)
peygamberliğini güneş gibi gösterir.
1973 “Yâ sîn, Hikmetli Kur’ana andolsun: Sen elbette gönderilen resûllerdensin.” (Yâsîn sûresi, 36/1-3).
YİRMİNCİ SÖZ
İki Makamdır.
Birinci Makam: Bakara sûresinin başında: Hazreti Âdem’e meleklerin secdesi, bir ineğin kesilmesi ve taşlardan su çıkması hakkındaki üç mühim ayete dair şeytanın gayet müthiş üç şüphesini öyle bir tarzda reddedip çürütür ki, şeytanı ve şeytan gibi insanları perişan ederek böyle hilelerden vazgeçirir.
Çünkü onlar, tenkit ve itirazlarıyla mucizelik parıltılarının kapısını açtırdılar.
O üç ayetten üç mucizelik parıltısı göründü.
İkinci Makam: Peygamberlerin (aleyhimüsselam)
mucizelerinin yüzünde parlayan bir Kur’an mucizesini gösterir.
Peygamber mucizeleri hakkındaki Kur’an ayetlerinin ne kadar mânidar ve hikmetli olduğunu bildirir.
Ve Kur’an’da keşfedilmeyi bekleyen pek çok define bulunduğunu hatırlatır.
YİRMİ BİRİNCİ SÖZ
İki Makamdır.
Birinci Makam: Namazın kıymetini ve faydasını öyle güzel bir tarzda gösterir ki, en tembel ve günahkâr insanda dahi namaza karşı bir arzu uyandırır, onu gayrete getirir.
İkinci Makam: Şeytanın çok kullandığı mühim şüpheleri çürütür.
Vesveseleriyle müminlerin kalbinde açtığı yaraların beşi için güzel merhemler tarif eder.
YİRMİ İKİNCİ SÖZ
فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ1974 ، اَللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ1975 ayetlerinin ve hakiki tevhid hakkındaki yüzlerce ayetin mühim bir hakikatini “İki Makam” ile tefsir eder.
1974 “O halde şu gerçeği hiç unutma ki: Allah’tan başka ilah yoktur.” (Muhammed sûresi, 47/19)
1975 “Her şeyi yaratan Allah’tır.” (Zümer sûresi, 39/62)
Birinci Makam: Gayet güzel, parlak ve kuvvetli bir temsilî hikâye ve on iki basamak hükmünde “On iki Delil” ile Cenâb-ı Hakk’ın birliğini o kadar açık bir şekilde ispatlar ki, en inatçı müşrikleri bile tevhidi kabul etmeye mecbur bırakır.
Kolay fakat kuvvetli, basit fakat parlak bir surette Vâcib-ül Vücud’un varlığını, birliğini ve ehadiyetini bütün sıfat ve isimleriyle ispat eder.
İkinci Makam: Tevhid hakikatini, hakiki tevhidi “On İki Lem’a” ile ispatlar.
Temsilî bir hikâyenin perdesi altında on iki açık delil ile Cenâb-ı Hakk’ın birliğini gösterir.
Celâl, cemâl ve kemâl vasıflarını vahdaniyet içinde ispat eder.
O deliller o kadar açıktır ki, hiçbir şüpheye yer bırakmaz.
Ve o kadar kuşatıcıdırlar ki, Cenâb-ı Hakk’ı bilmeye kâinattaki varlıklar, belki zerreler sayısınca pencereler açarlar.
Bu makam, Vâcib-ül Vücud’un varlığını, bütün sıfat ve isimleriyle en inatçılara karşı böyle ispat eder.
YİRMİ ÜÇÜNCÜ SÖZ
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِۤي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ إِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ1976 ayetlerinin ve pek çok benzer ayetin imana dair, insanın terakkisine ve alçalmasına sebep olan hakikatlerini “Beş Nokta” ve “Beş Nükte” içinde herkese bakan ve herkesin ona muhtaç olduğu on “Bahis” ile tefsir eder.
İnsanın kabiliyetlerini ve vazifelerini gayet makul ve makbul bir surette bildirir.
1976 “Biz insanı en mükemmel surette yarattık.
Sonra da onu en aşağı seviyeye düşürdük.
Ancak iman edip güzel ve makbul işler yapanlar müstesnadır.” (Tîn sûresi, 95/4-6)
Bu SÖZ şimdiye kadar binlerce insanı gaflet uykusundan uyandırdığı gibi, çoklarını da imana getirmiştir.
Gayet kıymetli ve yüksek olmakla beraber, temsillerle anlamayı kolaylaştırmıştır, herkes onun dilini anlar.
YİRMİ DÖRDÜNCÜ SÖZ
اَللّٰهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنٰى1977 ayetinin ve Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin cilveleri hakkındaki birçok ayetin muazzam bir hakikatini “Beş Dal” adıyla mühim bahislerle tefsir eder.
Birinci ve İkinci Dal’ları mühim sırların özeti mahiyetinde birer hazinedir.
Üçüncü Dal, hadisler hakkında akla düşen şüpheleri on iki kaide ile reddeder.
O şüpheleri kökünden keser.
Dördüncü Dal, kâinat sarayında istihdam edilen bitki, hayvan, insan ve melek topluluklarının istihdamlarının sırrını, güzel kulluk ve tesbih vazifelerini ve Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetinin haşmetini cazibeli bir tarzda bildirir.
Beşinci Dal, اَللّٰهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنٰى ayetinin nuranî ağacının hadsiz meyvelerinden beşini gayet parlak ve güzel bir surette gösterir.
Bu beş meyve ile Otuz Birinci Söz’ün sonundaki beş meyve çok tatlıdır; tatlı ilim isteyenler onları okusun.
1977 “O’dur Allah. O’ndan başka yoktur ilah.
Hep O’nundur, en güzel isimler ve vasıflar.” (İsrâ sûresi, 17/110; Tâhâ sûresi, 20/8; Haşir sûresi, 59/24).
YİRMİ BEŞİNCİ SÖZ
قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰۤى أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِه۪ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا1978 ayetinin hakikatini doğrulayan yüzlerce ayetin en mühim hakikatlerinden olan Kur’an mucizelerini gösterir.
Üç Şua içinde kırk mucizelik yönünü beyan ve tefsir eder.
Kur’an’ın Allah kelâmı olduğunu, ışığın güneşin varlığını göstermesi gibi gösterir ve ispatlar.
Gerçi ilk yarısı süratle telif edilmiştir, fakat kalb huzuru ile yazıldığı için izahlıdır.
İkinci yarısı ise bazı mühim sebeplerden dolayı kısa, özet halinde kalmıştır.
Bununla beraber bu mübarek SÖZ hangi fikirde olursa olsun, her insan tabakasına Kur’an’ın mucizeliğini gösterir ve ispat eder.
Bu SÖZ şimdiye kadar Kur’an’ın i’cazı karşısında birçok inatçıyı boyun eğdirmiş, secde ettirmiştir.
1978 “De ki: Yemin ederim! Eğer insanlar ve cinler, bu Kur’an’ın benzerini yapmak için bir araya toplansalar, hatta birbirlerine destek olup güçlerini birleştirseler bile, yine de onun gibi bir kitap meydana getiremezler.” (İsrâ sûresi, 17/88).
YİRMİ ALTINCI SÖZ
وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَۤائِنُهُ۬ وَمَا نُنَزِّلُهُۤ إِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ1979 وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِۤي إِمَامٍ مُبِينٍ1980 ayetlerinin “kadere” ve “hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna” imana dair esasları ispatlayan mühim bir hakikatini dört “Bahis” ile öyle bir şekilde tefsir eder ki, havas tabakanın bile fikirlerinin yetişemediği kader sırlarını avam tabakanın zihinlerine yaklaştırıp anlatır.
Hâtime’sinde en kısa, en selametli ve doğru yolun esaslarını “Dört Fıkra” içinde gösterir.
Nefsin temizlenmesine ve ruhun kemâl vasıflarını kazanmasına sebep olan dört mühim ders verir.
Hâtime’nin sonunda altı mesele var ki, biri Fetih sûresinin sonundaki ayetin bir i’caz sırrını açar.
1979 “Hiçbir şey yoktur ki onu meydana getiren hazinelerin anahtarları elimizde olmasın.
Biz onu ancak belirli bir ölçü ile indiririz.” (Hicr sûresi, 15/21)
1980 “Velhasıl her bir şeyi, apaçık bir Kitap’ta sayıp döken Biziz.” (Yâsîn sûresi, 36/12).
YİRMİ YEDİNCİ SÖZ
وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلٰۤى أُۨولِي الْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْۘ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلَّا قَلِيلًا1981 ayetinin ve benzer ayetlerin içtihada dair mühim bir hakikatini tefsir eder.
Bu zamanda hadlerini aşıp içtihattan dem vuranlara hadlerini bildirir, mezheplerin görüş farklılıklarının sırrını güzelce beyan eder.
“Bugün eski devirlerdeki gibi içtihat edebiliriz.” diyenlerin ne kadar hata ettiklerini ispatlar.
Bu Söz, “Zeyl”inde Sahabe-i Güzin’in mertebelerinin evliyadan yüksek olduğunu gayet parlak bir surette ve açıkça gösterir.
Sahabenin insanlık içinde peygamberlerden sonra en seçkin şahsiyetler olduğunu ve onlara yetişilemeyeceğini kesin bir şekilde ispat eder.
1981 “Halbuki onlar bu haberi Peygamber’e ve aralarındaki yetkili zâtlara arz etselerdi elbette işin iç yüzünü araştırıp ortaya çıkaranlar, onun mahiyetini, haberin neye işaret ettiğini bilirlerdi.
Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uymuş gitmiştiniz.” (Nisâ sûresi, 4/83).
YİRMİ SEKİZİNCİ SÖZ
وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُۘ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًاۙ قَالُوا هٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِه۪ مُتَشَابِهًاۘ وَلَهُمْ فِيهَۤا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ1982 ayetinin cennete ve ebedî saadete dair hakikatini doğrulayan yüzlerce ayetin mühim bir hakikatini iki makamda tefsir eder.
1982 “İman eden ve iyi işler işleyen müminlere müjde ver ki, altında nehirler akan cennetler onlarındır.
O cennetlerden bir meyve yedikleri zaman, ‘Bu, bundan evvel yediğimiz meyvedir.’ derler.
Birbirine benzer bir surette rızıkları getirilip verilir.
Ve o cennetlerde, onlar için temiz kadınlar vardır.
Ve onlar, o cennetlerde de daimî bir şekilde kalacaklardır.” (Bakara sûresi, 2/25)
Birinci Makam: Beş soru ve cevap ile cennetteki cismanî lezzetler ve huriler hakkında tenkit sebebi olmuş meseleleri öyle güzel bir surette anlatır ki, herkesi ikna eder.
İkinci Makam:1983 Arapça ibare olarak on iki lâsiyyema1984 kelimesiyle başlar.
Ölümden sonra dirilişe, cennet ve cehennemin hakikat olduğuna dair gayet kuvvetli, kesin, sarsılmaz binlerce delili içeren açık bir burhandır ki, Onuncu Söz’ün kaynağı, esası ve özüdür.
1983 Yirmi Sekizinci Söz’ün İkinci Makamı, Mesnevî-i Nuriye’deki “Lâsiyemmalar” risalesidir.
1984 Bilhassa, en çok.
YİRMİ DOKUZUNCU SÖZ
تَنَزَّلُ الْمَلٰۤئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ1985 ، قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي1986 وَمَۤا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ1987 مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ1988 ayetlerinin ve yüzlerce ayetin ölümden sonra dirilişe, ruhun bekâsına ve meleklere dair üç mühim hakikatini tefsir eder.
Ruhun ölümsüz olduğunu öyle güzel bir şekilde ispatlar ki, bedenin var olması gibi ruhun da bâki olduğunu gösterir.
Meleklerin varlığını, Amerika’daki insanların varlıkları gibi ispat eder.
Haşir ve kıyametin varlığını ve gerçekleşeceklerini o kadar mantıklı ve akla dayanan delillerle gösterir ki, hiçbir felsefeci, hiçbir inkârcı itiraza mecal bulamaz; teslim olmasa bile susar.
Bilhassa sonundaki “İnce Bir Nükte” adlı kısımda büyük haşri gerektiren sebepleri ve hikmetleri öyle bir tarzda beyan eder ki, kâinatın tılsımının üç muammasından birini gayet parlak bir şekilde çözer.1989.
HAŞİYE 1985 “O gece Rablerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner...” (Kadir sûresi, 97/4)
1986 “De ki: ‘Ruh, Rabbimin bir emri, emir âleminden bir tecellisidir.’” (İsrâ sûresi, 17/85)
1987 “Kıyametin kopması ise, başka değil, ancak göz açıp kapama yahut daha da kısa bir anda olup biter.” (Nahl sûresi, 16/77)
1988 “Sizin hepinizi yaratmak da, ölümünüzün ardından (ahirette) hepinizi diriltmek de (O’nun için) ancak bir kişiyi yaratmak ve diriltmek gibidir.” (Lokman sûresi, 31/28)
1989 HAŞİYE Yirmi Dokuzuncu Söz’ün gözle görünen bir kerameti var: On altı sayfasında iradesiz, zorlamasız her sayfanın satırlarının başına on altı elif gelmiştir.
Bu tevafuku görmek isteyenler, Arap harfleriyle yazılmış nüshasına bakabilirler.
OTUZUNCU SÖZ
قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا1990 عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَۤا أَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَۤا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ1991 ayetlerinin ve insan benliği ile zerrelerin hareketlerinin hakikatine dair indirilen ayetlerin iki mühim sırrını iki “Maksat” ile bildirir.
Birinci Maksat, insan benliğinin hayret verici muammasını çözerek din ve felsefe silsilelerinin kaynaklarını gayet parlak bir tarzda gösterir.
İkinci Maksat, zerrelerin hareketlerinin tılsımını keşfeder.
O hareketlerin ne kadar hikmetli ve muntazam olduğunu gösterir.
Bütün o zerrelerin, Sultan-ı Ezelî’nin muhteşem ve muazzam bir ordusu, itaatkâr memurları olduğunu kesin delillerle ispat eder.
Yirmi Dokuzuncu SÖZ nasıl ki kâinatın tılsımının üç muammasından birini keşfetmiştir.
Otuzuncu SÖZ de akılları hayrette bırakan ve felsefecileri sersemleştiren o tılsımın üç muammasından ikincisini çözmüştür.
Bilhassa Hâtime’sinde yedi hikmet ve yedi büyük kanun ile bir ism-i âzamın tecellisini göstererek zerrelerin hareketlerinin hikmetini kesin ve parlak bir surette bildirir.
Canlıların cisimlerini o zerrelerin seyr ü seferine bir misafirhane, bir kışla ve bir mektep hükmünde gösterir, bunu ispat eder.
1990 “Nefsini maddî ve manevî kirlerden arındıran kurtuluşa erer. Onu günahlarla örten ise ziyana uğrar.” (Şems sûresi, 91/9-10)
1991 “O gaybları bilen öyle bir Zât’tır ki O’nun ilminden göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile kaçamaz.
Zerreden daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki her şeyi açıklayan Kitap’ta (levh-i mahfuz’da) bulunmasın.”(Sebe sûresi, 34/3).
OTUZ BİRİNCİ SÖZ
سُبْحَانَ الَّذِۤي أَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۘ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ1992 وَالنَّجْمِ إِذَا هَوٰى1993 ayetlerinin hakikatini teyit eden ayetlerin en mühim hakikatlerinden olan Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) Mirac’ını, o Mirac içindeki kemâlât-ı Muhammediyeyi (aleyhissalâtü vesselam), o kemâl vasıfları içinde Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğini ve o peygamberlik içinde pek çok rubûbiyet sırrını tefsir ve kesin delillerle ispat eder.
Çeşitli tabakalara mensup insanlardan kim bu risaleyi gördüyse hayran olmuş, onun akıldan uzak görülen Mirac meselesini en açık, vacip ve gerekli tarzda gösterdiğini kabul etmiştir.
Bilhassa son kısmında Mirac’ın nuranî ağacının beş yüz meyvesinden beşini o kadar güzel tasvir eder ki, zerre kadar zevki ve şuuru bulunan onlara meftun olur.
1992 “Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammed’i, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren O Zât’ın şanı yücedir, bütün eksikliklerden uzaktır.
Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.” (İsrâ sûresi, 17/1)
1993 “Kayan yıldıza yemin olsun ki!” (Necm sûresi, 53/1)
Otuz Birinci Söz’ün Zeyli: Ayın Yarılması mucizesine bu asrın felsefecilerinin itirazlarını “Beş Nokta” ile gayet kesin bir şekilde reddeder.
O hadisenin gerçekleşmesine hiçbir engel bulunmadığını gösterir.
Ve sonunda da beş “Nokta” ile o mucizenin gerçekleştiğini kısaca ispatlar.
Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) ayı parmağıyla ikiye böldüğünü güneş gibi gösterir.
OTUZ İKİNCİ SÖZ
Üç Mevkıftır.
Birinci Mevkıf: لَوْ كَانَ فِيهِمَۤا اٰلِهَةٌ إِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا1994 ، قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ اَللّٰهُ الصَّمَدُ1995 ayetinin ve yüzlerce ayetin Cenâb-ı Hakk’ın birliğine dair en mühim hakikatini öyle bir şekilde ispat eder ki, şirk ve küfür yolunun akıl dışı ve imkânsız olduğunu gösterir.
Kâinattan küfür ve şirki kovar.
Cenâb-ı Hakk’ın birliğine zerreler adedince delil bulunduğunu beyan eder.
Gayet latif, yüksek ve mantıklı bir temsilî konuşma ile hadsiz genişlikteki meseleleri bildirir.
“Birinci Mevkıf’a Küçük Bir Zeyl”de gayet ince birkaç mesele var ki, hakikat oldukları halde şiirin en parlak ve geniş hayallerinden daha parlak, daha geniştirler.
1994 “Eğer gökte ve yerde, Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı oraların nizamı bozulurdu.” (Enbiyâ sûresi, 21/22)
1995 “De ki: O, Allah birdir. Allah Samed’dir (Her şey O’na muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir.).” (İhlâs sûresi, 112/1-2)
İkinci Mevkıf: قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ اَللّٰهُ الصَّمَدُ ayetlerinin hakikatine dair ehadiyet sırrı ve vahdet hakkında akla gelen şüphe ve vehimleri yok eder.
İnkârcıların tevhid ehline karşı itirazlarını kesinlikle reddeder.
Kur’an ayetlerinin Cenâb-ı Hakk’ın birliğine dair mucizevî ispatlarını Birinci Mevkıf’tan daha kuvvetli bir şekilde gösterir.
Ehadiyet-i Zâtiye ile bütün eşyayı birden, bir anda tedbir ve terbiye ettiğini bildiren muazzam Kur’an hakikatini gayet güzel ve açık bir temsille ispatlar.
Aklı iknaya, kalbi teslime mecbur bırakır.
Bilhassa bu İkinci Mevkıf’ın “Hâtime”sinden önce ikinci temsilin neticesinde Zât-ı Akdes-i İlahiye’den hiçbir şeyin saklanamayacağını..
hiçbir ferdin O’ndan uzak kalamayacağını, hiçbir şahsın mukaddes bir külliyet kazanmadan O’na yanaşamayacağını..
rubûbiyetinde ve tasarrufunda bir işin diğerine mâni olmadığını..
hiçbir yerin O’nun huzurundan uzak kalmadığını..
“her şeyi gören ve işiten” sıfatlarının cilveleri bulunduğunu..
eşya silsilesinin, O’nun emirlerinin süratle gerçekleşmesi için birer tel, birer damar hükmüne geçtiğini..
sebeplerin ve vasıtaların, icraatına sırf zahirî birer perde olduğunu..
hiçbir yerde bulunmadığı halde o Zât’ın ilim ve kudretiyle her yerde bulunduğunu..
hiçbir mekâna muhtaç olmadığını..
uzaklık, güçlük ve varlık tabakalarının perdelerinin O’nun her şeye yakınlığına, her şeyde tasarrufuna ve her şeyi görmesine mâni olmadığını..
maddî, mümkün, kesif, sayıca çok ve sınırlı şeylerin hususiyetlerinin, O’nun izzetinin yamacına yanaşamadığını..
değişim, mekâna muhtaç olma, kısımlara ayrılma gibi şeylerden uzak, münezzeh, arınmış ve mukaddes olduğunu gayet güzel bir şekilde ispatlar.
Bu İkinci Mevkıf’ın Hâtime’sindeki ehadiyet sırrına dair Arapça ibare gayet mühim bir kısmının tercümesiyle beraber parlak bir surette çok mühim meseleleri ifade eder.
Bilhassa insanın amelleriyle hesaba çekilmesi için haşri yaratmak, koca kâinatı değiştirmek, yıkıp yeniden inşa etmek sırrını bildirir.
Üçüncü Mevkıf: وَإِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ1996 ve وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَۤا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ1997 ayetlerinin ve bu hakikati ifade eden yüzlerce ayetin mühim bir hakikatini gayet mühim bir kıyaslama ile beyan eder.
Dünya hayatının dalâlet yolundakilere ne kadar dehşetli, hidayet ehline ise ne kadar güzel neticeler ve gayeler kazandırdığını gösterir.
Bilhassa aşk ve sevginin dünyevî ve uhrevî neticelerinin dalâlet ehli için ne kadar elem verici, hidayet yolundakiler için ise ne kadar hoş olduğunu gösterir.
Bu Üçüncü Mevkıf hakkında bazı dikkatli kardeşlerimiz demişlerdir ki: “Diğer risaleler yıldızsa bu güneştir.” Bir başkası da buna karşılık şöyle demiştir: “Her bir risale kendi âleminde ve kendine mahsus hakikatin semâsında bir güneştir.
Uzak olanlar için yıldız, yakın olanlar için güneştirler.” 1996 “Ahiret yurdu, (her şeyin diri olduğu) gerçek hayattır.” (Ankebût sûresi, 29/64)
1997 “Bu dünya hayatı, aldatıcı ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir.” (Âl-i İmran sûresi, 3/185).
OTUZ ÜÇÜNCÜ SÖZ
سَنُرِيهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَفِۤي أَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّۘ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ1998 1998 “Evet, Biz ileride onlara delillerimizi gerek dış dünyada, gerek kendi öz varlıklarında göstereceğiz; ta ki Kur’an’ın, Allah tarafından gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından da iyice anlaşılacak.
Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi?” (Fussilet sûresi, 41/53)
Otuz üç ayetin birer hakikatini tefsir eden otuz üç penceredir.
Otuz üç risale olmaya lâyık iken gayet dar bir zamanda yazıldığı için bir veya yarım sayfalık pencereleri birer risale kuvvetinde ve birer risaleyi içeren mahiyettedir.
Maalesef baştaki pencereler gayet kısa ve özet halinde kalmış, fakat gittikçe genişleyerek sonraki pencereler daha açık bir şekilde izah edilmiştir.
LEMAÂT Risale-i Nur talebelerine küçük bir mesnevî ve iman hakkında bir divandır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder