bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam ala resul muhammed merhaba kıymetli insanlar yarın içinde bir ömre bedel kadir. gecesinin bulunduğu ve içinde kur'an'ın indir.ilmeye başlandığı mübarek bir zaman dilimi olan ramazan ayının birinci günüyle buluşmuş olacağız hepinize bu bereketli ve feyizler dolu ayın nice hayır ve bereket kabılar açmasını temenni ediyorum yüce yaratıcının insana bahşettiği güzelliklerden biri de hayatlarını düzene koymaları yaratıcıların yakından hatırlayıp teşekkür etmeleri ve acziyet ellerini idrak edip kulluk şuurunda derinleşmesi için farklı biçim ve miktarlarda birtakım ibadetleri onlara emretmesi bu ibadetlerden birisi de yılda bir ay farz kılınan saun veya türkçede oruç dediğimiz önemli bir ibadettir yılın 11 ayında yemeğe içme ve bedenin isteklerini meşru dairede karşılama peşinde koşan insan geri kalan bir ayında da iradi olarak bunlardan uzak kalarak ruhuna doğru kanlanmanın yollarını aramış olur işte yarın karşılayacağım. mübarek ramazan ayı ruhumuzun şahlanarak yükseldiği ve bedenin istekleri rağmına güç ve enerji topladığı kutlu bir zaman dilimidir. bu ay elbette dünyadan bütünüyle kopma zamanı olmamakla beraber dünyevi arzu ve isteklerden uzak kal ın ruha ve bedene kazandırdıkları la dünyanın faniliği yakından hissettirecek kıymetli fırsatları bize bu ay sunmuş olur her şeyden önce bu mübarek ay bizlere yeniden kendimize dönmemizi özümüzü gözden geçirmemizi ruhumuza konan pas izlerini silmemiz geçmişimizi gözden geçirmemizi eksikliklerimizi telaf gerekliliğini ve ne kadar lüzumsuz ve boş işlerle vakitlerimizi zayi ettiğimizi bizlere aynı zamanda hatırlatmış olur bu mübarek ay bizlere elimize hayat rehberi olarak verilen kur'an'a yeniden eğilmem gerektiğini onunla daha bir yakından ilgilenmemiz gerektiğini kulak göz ve kalplerimizi tam açarak onu onunla temasa geçmemizi hatırlatır bunun yansıması olarak da yeryüzünün emini olan yüce nebinin gökyüzünün emini olan cebrail huzurunda ramazan aylarında yaptıkları mukabelenin benzerini icra eder.ek adeta kendimizi mahrem dairesinde huzurda hisseder. ve öyle kabul eder.iz bu kabul doğrultusunda cenabı hakk'a yönelir bütün ruhumuzu ondan gelen esintilerle mavala kanatlanmış fırsat biliriz bu mübarek ay bizlere açlığın susuzluğun ve bedeni arzuların yokluğunun ne kadar zor olduğunu yakından idrak ettirip hayatlarını her zaman benzeri durumlarda geçiren kimselerle empati kurma düşüncesini geliştirir böylece ferdiyetçilik ve egoistlik kurtulup bir toplum halinde yaşadığımızı yeniden hatırlamamış olur insanların yardımına koşar dertleriyle yakından ilgilenir ve paylaşma duygusunu yeniden bir daha hatırlamış oluruz her anı sürpriz bereketler le dolu bu zaman dilimi bizlere sahip olduğumuz nimetlerin ne kadar değerli olduğunu hatırlatmış olur içip fark edemediğimiz suyun ve yiyip şükrediyorsunuz verdiği şükür ve şevkle kendimizi daha dingin hisseder. ve kılınacak teravihle ibadet şuurunun zirvelerine ulaşırız hele de vakti müsait olanların hatimle ihlaslı ve güzel sesli bir imamın arkasında kılacaklar teravih namazları kılanları nebevi asrın içten yaşanan ramazan günlerine götürür bu mübarek ayın farklı bir bereketi de teheccüt namazıdır diğer zamanlarda düzenli olarak kılma bahtiyarlığına erl demeyen bu önemli ibadet kalkılan sahurlar la daha kolay kılınabilir.hale gelir böylelikle 30 gün ara vermeden kılınan bu namazdan da payımıza düşeni bu ayda almış oluruz rahman'ın sağanak sağanak tecelli ettiği rahmet bulutları bu mevsim aynı zamanda günahlarımızın silinip döküldüğü ve ruhumuzun tertemiz hale geldiği bir arınma mevsimidir. mübarek ayın sonlarına doğruysa mümin bütün bütün ruhun yörüngesine girer cesedin ağırlıklarından arınmış olur ve kadir. gecesini beklemeye koyulur kadir. gecesi bir ömürlük bereketi içinde saklayan ve aynı zamanda da sürprizlerle dolu bir zaman dilimidir. sabit ve belirlenmiş bir zaman dilimi olmadığı içinde son 10 gün hep tetikte geçirilir ve kıymetli bir hazineyi kaçırır ve zayi eder.im endişesiyle mümin büyük bir titizlikle gözleri sürekli beklenti içerisinde yaşar yapılan hayır ve güzelliklerin karşılığının kat kat verildiği bir zaman olması bakımından da bu mevsim aynı zamanda zenginlik sınırına ulaşan müminlerin her yıl vermekle yükümlü oldukları zekat ibadetini yerine getirdikleri oldukça önemli ve bereketli bir aydır bu aya mahsus özel mali bir ibadet olan fıtır sadakasıyla da müminler bayrama yaklaşınca kendi bayram sevinçlerine fakir fukaranın sevincini de eklemeyi düşünerek bedenlerinin sadakası anlamına gelen böylesine sembolik bir sadakayı vermenin mutluluğuna ermiş olurlar sayılı günler olarak tanıtılan ramazan ayının başlamasıyla bitişi sanki insana bir anmış gibi gelir bir gün mümini iftar ve sahurla karşılayan bu kutlu ve bereketli zaman dilimi yine son bir iftar ve sahurla bir dahaki yıl yaşayacak olan lla yeniden buluşmak üzere vedalaşıp gidiverir mümine düşen bu sürpriz ve bereketler le dolu zaman dilimini kısaca özetlemeye çalıştığım bu yaklaşımlar çerçevesinde değerlendir.meye çalışması ve nazlı misafire hürmet ve saygının bütün inceliklerini göstererek ona veda etmesidir. yüce mevla biz müminlere bu değerli zaman dilimini en verimli ve bereketli bir şekilde geçirmenin vesileleri kolaylaştırsın oruç ve ibadetlerimizi makbul dualarımızı da müstecap kılsın dünyanın değişik coğrafyalarında yaşayan bütün mağdur ve mazlumlara da kurtuluşa huzura ve rahata ulaşacakları zaman diliminin başlangıcı yapsın bu güzel mevsimi sözlerimi bu bereketli zaman dilimini özetleyen ve ibn huzeymenin sahihinde geçen nebevi bir müjdeyle bitiriyorum ey insanlar diye peygamberimiz aleyhisselatu vesselam başlar yüce ve mübarek bir ayın gölgesi başınızın üstüne kadar geldi bu öyle bir aydır ki içinde 1in aydan daha hayırlı olan kadir. gecesi vardır allah bu mübarek ramazan ayının gündüzlerini farz olan oruçla geceler ise nafile ibadetlerle değerlendir.menizi takdir. buyurdu bu ayda nafile bir hayır yapan başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap kazanır bu ayda bir farz yapan başka aylarda 70 farz yapmış kadar sevap kazanır bu ay sabır ayıdır sabrın karşılığı isa cennettir bu ay paylaşma ve yardımlaşma ayıdır bu ayda müminin rızkı artar bu ayda kim bir oruçluya iftar ettirirse yaptığı bu işin onun günahlarının affına cehennemden azadın vesile olur bu ayın başı rahmet ortası mağfiret sonu da cehennemden kurtuluştur bu ayda her kim çalıştırdığı insanın işini hafifletir allah onu affına mazhar eder. bu ayda rabbinizin rızasını kazanmak için kelime-i şehadete ve istiğfara devam edin allah'tan cenneti isteyin ve cehennemden de yine ona sığının yarın ramazan ayının ilk günü inşallah her gün bir ayeti o cüz okunan ayeti kısaca sizinle inşallah paylaşmaya çalışacağım. bu ramazan ayında hiç değil ise yapmış olduğum bu videoları dinleme ve başkalarına tavsiye etme noktasında biraz sebep vesileler yaparsanız memnun olurum yarın görüşmek üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al muhammed ve alâ vebi ec merhaba kıymetli insanlar ramazan ayınız ilk günü ramazanınız kur'an'la içli dışlı geçmesini temenni eder.ek sohbetime başlıyorum bugün kur'an'ın ilk suresi olan diziliş sırasında 1 suresi fatiha suresi ve kısaca fatiha suresi üzerinde duracağım. bundan sonra da ramazan ayının her bir gününde o cüz o günün cüzünden bir ayet önemli bir ayet biraz da güncel bir ayetin üzerinde bu şekliyle inşallah kısa kısa durmaya çalışacağım. cenabı hak hepimizi ramazan ayının bereketinden müstefit kılsın fatiha suresinin kısaca mealini önce verecek olursak rahman ve rahim olan allah'ın adıyla bütün hamdler övgüler alemlerin rabbi allah'adır o rahmandır rahimdir. din gününün yani hesap gününün tek hakimidir. haydi öyleyse deyiniz yalnız sana ibadet eder. yalnız senden medet umarız bizi doğru yola sana doğru varan yola ilet nimet ve lütfuna ettiklerinin yoluna ilet gazaba uğrayanların ve sapkınların kine değil amin fatiha suresinin çeşitli isimleri vardır namazlarda tekrar edildiğinden dolayı eb mesani kur'an-ı kerim'in özeti olmasından dolayı ümmül kitab maddi manevi hastalıklara şifa olmasından dolayı eafy ve el vafiye şeklinde isimlendir.ilir namaz ve kur'an'ın onunla başlamasından dolayı da fatiha diye aynı zamanda ismi vardır surenin fazileti ile ilgili ebu hureyre hazretlerinin rivayetine göre allah teala fatiha'da kuluyla adeta konuşur fatiha'yı ikiye taksim ettim buyurur cenabı hak yarısı benim yarısı kulum undur kulum elhamdülillahi rabbil alemin dediği zaman allah teala kulum bana hamd etti der kul errahmanirrahim dediği zaman allah teala kulum beni sena etti der kul maliki yevmiddin dediği zaman allah teala kulum beni temcid etti der ve buraya kadar benimdir. der cenabı hak kul iy ve iyin dediği zaman allah teala bu kulumla benim aramdaki hadiste fatiha ilahi bir hazinedir. her dertli derdinin esini onda bulur kur'an-ı kerim'in ilk suresidir. dolayısıyla ondan önce başka bir sure yoktur onun içindir. ki aslında her şey fatiha ile başlar bismillahirrahmanirrahim ile fatiha'nın çok sıkı bir ilgisi vardır adeta bismillahirrahmanirrahim fatiha'dan bir ayet gibidir. ve yine bismillah'la fatiha arasında adeta şiir ahengi içerisinde bir uygunluk göze çarpmaktadır. bismillah allah'ın ismiyle başlar kur'an okumaya başlarken besmele ile başladığımız gibi fatiha'ya da besmele ile başlarız fatiha hamd kelimesiyle başlar hamd kelime olarak şükür ve medih anlamlarına da gelmekle beraber onlardan daha kapsamlı anlamları içermektedir. hamd bize cenabı hakk'ın nimetleri ulaşsın ulaşmasın hissedelim etmeyelim fark edelim etmeyelim hepsine karşı yapılan teşekkürün adıdır şükür kendisine teşekkür edeceğimiz zat tarafından bize ihsan edilen ve bizim de hissettiğimiz nimetlerine karşılık yapılan bir teşekkürdür medih ise övme demektir allah'a güzelliğinden dolayı medih yapılır güzelsin allah'ım cemal sahibisin allah'ım demek birer medih sayılır hamd makamı önemli bir makamdır onun içindir. ki bu makama makam-ı mahmut da denilir biz de bu makama ulaştırılması için peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem için her ezan sonrasında onu vad ettiğin makamı mah muda övdüğün insanların makamına ulaştır makamını genişlettik çe genişlet diye cenabı hakk'a dua eder.iz allah resulü de bir hadislerinde elhamdülillah temle mizan buyurur yani hamd mizanı doldurur buyururlar neye hamd eder.iz insan olduğumuza mümin olduğumuza hz sallallahu aleyhi ve sellem'in peygamberimiz olduğuna kur'an gibi evrensel bir kitabın muhatabı olduğumuza farkında olduğumuz ve olamadığımız bütün nimetlere karşı yüce rabbimize hamd eder.iz elhamdülillah daki allah kelimesi her şey kendisinden istenilen darda kalanlara yardım eden sadece kendisine ibadet ed kendisiyle huzur bulunan gibi anlamlara gelmektedir. rab kelimesi ismi fail manasında bir mardır ki terbiye eden demektir kainatın her tarafında terbiye ettiği binlerce olay için ne lazımsa ve ne kadar şey varsa hepsini allah yapmaktadır. insana cenneti gösteren onu terbiye eden allah'tır cenemi gösteren ondan kaçınmaları için uyaran peygamberimizi gönderen ona uymaya teşvik eden kur'an prensiplerini gösterip insanın gözünü gönlünü açan kur'an'da da kainatı dile getiren kainatı anlatıp insanın karşısına apaçık gerçekleri seren de yine allah'tır rahman ve rahim yüce allah'ın iki ismidir. allah teala kendisini kur'an'da 113 surenin başında neml suresinde de bir ayette bu isimlerle tanıtmaktadır. pek çok farklı anlamın yanında rahman ismi mümin kafir herkesin içine alan bir bağışlanmayı merhameti kendisine rızık verilmeyi ifade eder. buna göre allah teala hiç kimsenin inancına bakmadan nimet vermekte hayatlarını devam ettirecek bir ortamı onlardan asla esirgememek din gününün sahibi malik sahip efendi demektir maliki yevmiddin yani ceza ve mükafat gününün yegane sahibi allah'tır öyleyse diğer bütün maliklerin malikleri izafi ve geçicidir. sanki bu ayetin işaretiyle cenab-ı hak şöyle ferman etmektedir. ey firavunlar ey nemrutlar ey ben melik im diye şımarıp caka satanlar şahlar şehinşah mülkün ve saltanatın elinizden heba olup gideceği bir gün gelecek ve o günün tek sahibi ben olacağım. iyyake nabu ubudiyet yaratıcıya karşı saygı ve hürmette bulunmaya denir ibadet halis bir niyetle de sevap beklemek üzere allah'a yakınlık düşünülerek yapılan itaatin adıdır sadece sana kulluk eder.iz demekle kulluğun yalnızca allah'a yapılacağına işaret vardır iyyake demekle aynı zamanda kul gaflette daldığında veya şeytana uyduğunda hemen kendisini toparlar ve allah'ı hatırlamış olur ve böyle demekle insan daha baştan kulluğunu kime yapacağını açıkça belirtmiş olur ben değil de biz denmesi yani iyyake nabud denmesi iyyake abudu yerine müslümanlara topluluk şuuru vermekte ve namazın da cemaatle kılınmasına işaret etmektedir. ve iy nin yani yaptığımız bütün işlerde allah'tan yardım isteme ibadet in kolaylıkla yapılmasını dileme ve her konuda onun yardımını bekleme vardır madem allah teala bize istemeyi öğretmiş demek ki verecektir sadece senden yardım isteriz demekle kul yardımın sadece allah'tan olacağını beyan eder.ek kulluğundan ihlası da yakalamış olmaktadır. bizi dost doğru yola ilet allah teala bize hidayete erdir.mesi istememiz tavsiye etmektedir. zira insan cenabı hakk'ın hidayeti olmadan ne şahsi hayatını ne de ailevi ve toplumdaki hayatını düzene koyamaz bütün bunlar cenabı hakk'ın hidayetine bağlıdır bizi hidayet et demek bizi hidayete erdir. demektir bazen olur ki hidayet için bütün vasıtalar hazır olduğu halde insan hidayete eremez hz nuh'un oğlu bir nebi ocağında doğup büyüdüğü halde hidayetten nasipdar olamazken azer'in evinde hazet ibrahim firavun'un hanesinde de haz musa ve asiye yetişir biri peygamber diğeri de kur'an'ın örnek bir hanımefendi olarak verdiği şerefli bir konuma ulaşır nitekim allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem de bir dualarında ey allah'ım senden hidayet takva iffet ve müstean olmayı diliyorum buyurarak bizlere bunu talim buyurmuşlardır belli bir yol demektir essat bizden önce milyonlarca salh insanın binlerce peygamberin ve yüz binlerce velinin gitmiş oldu veya herkesin yürüyebileceği geniş bir yol anlamına gelir ır müstakim mutedil yol hak yol dost doğru yol islam allah resulü ve ashabının yolu cennet yolu cehennem köprüsü gibi anlamlara gelmektedir. kul ihtinal müstakim derken allah'ım hidayetini devam ettir son ana can boğaza gelinceye kadar emanetinde beni emin kıl emin insan olarak emaneti sana tevdi etmeye beni muvaffak eyle demektir sıratellezine enam aleyhim bu cümlede insanın nimetin lezzetinden istifade etmesi ve haz duyması anlamı vardır allah bize nimet verir biz de o nimetten lezzet alır ve duyarız işte buna inam denir nimetlerin en büyüğü ise şüphesiz ki allah'a iman nimetidir. sıratellezine enam aleyhim ayetinde kastedilen kişiler nisa suresinin 69 ayetinde belirtilen nebilerin sadıkların salihlerin şehitlerin ve bu sayılan doğru insanların gittiği dost doğru yoldur gayr tam zıddına demektir gayril mağdub aleyhim gazap öfkelenme şiddet hiddet gösterme ve hışım lanma dediğimiz zaman allah'ın gayril mağdubi aleyhim veddin ayetindeki bu cümleyi ifade etmiş oluruz demek ki belası başlarına gelmemiş ve allah'ın intikamına maruz kalmamışlar yolu manasını anlatmış olmaktadır. bu ayet dalin kelimesi dalal kelimesi sapıklık demektir dallin sapıklar anlamına gelir dal de sapık insana denir dallin manasına bir çoğuldur dalalet körlük aklı kullanmama ve şaşkınlık içerisinde kalmak demektir demek kiy derken cenabı hakk'a şaşkınlık ve hayret içinde dalalette bulunan hak ve hakikatin berrak yüzünü göremeyen kimselerin yoluna atmaması için rica ve niyazda bulunuyoruz yine bu cümleyle ne kadar dalalete girmiş ve ne kadar allah'ın gazabına uğramış varsa hepsini kastetmiş ve onların gittikleri yola düşmemek için allah'ın hidayetine ı talep ettiğimizi ifade etmiş oluyoruz son iki cümle müminlerin değer yargılarını göstermesi açısından oldukça önemlidir. bir yandan müminler iyiliklerin arkasından koşmaya ve iyilerle beraber olmaya teşvik edilirken diğer taraftan da kötüler ve her türlü kötülüğün arkasına takılmaktan yasaklanmak adır evet mümin kötülerin ve kötülüğün asında takılamaz kötülük ve kötüler en yakınlarından bile olsa onlara taraftar olamaz onların yanında duramaz ve onlara destek veremez kötülüklerle beraberlik ve zulmü haksızlığı haramlığı rüşvet ve haram kazancı bir hayat tarzı haline getiren kimselerden olmak ya da bunlara destek çıkmak kişilerin hem ilahi gadabını hem de doğru yoldan çıkmış olmaya götürür allah resulü bir hadislerinde imam amin dediği zaman siz de amin deyin buyurur zira imamın amin deyişine melekler amin derler ve kimin amini meleklerin amin denk gelirse allah onun geçmiş günahlarını affeder. buyurmuşlardır amin demek duamızı kabul buyur anlamına gelmektedir. dolayısıyla fatiha suresiyle allah'a karşı ubudiyetin arz etme muhtaç olduğumuz şeyleri dileme ve dilenme neticesinde bu isteklerimizi kabul et manasına amin diyoruz yüce mevla sizlere fatiha suresinde arkasından gidilmesi tavsiye edilen bahtiyarlar la beraber yürümeyi gadap andığı kimselerden de olmamayı nasip kılsın hepinize hayırlı günler diliyorum yarın başka bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam ala res muhammed merhaba kıymetli insanlar bugün bakara suresinin 177 ayeti üzerinde kısaca durmaya çalışacağım. kur'an ilahi bir beyandır o beyanın içinde zaman zaman önemli konuların tekrarı vardır bu önemli konular bazen birbirinden bağımsız farklı sure ve ayetlerde bazen de birbiriyle farklı açılardan ilişkisi olanlar tek bir ayette zikredilir bunlardan biri de aşağıdaki ayettir bu bir tek ayet islam'ın başlıca inanç ibadet ve ahlak esaslarını içinde toplamaktadır. buna işaret olarak haz peygamber aleyhisselatu vesselam kim bu ayete göre hareket eder.se imanını kemale erdir.miş olur buyurmuşlardır ayetin meali şöyledir. iyilik ve hayır yüzlerinizi doğuya ya da batıya doğru çevirmek değildir. asıl iyilik allah'a ahiret gününe meleklere kitaplara ve peygamberlere iman eden sevdiği malını allah'ı hoşnut etmek için yakınlara yetimlere yoksullara yolda kalan gariplere isteyenlere ve boyunduruk altında bulunup hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren namazı hakkıyla ifa edip zekatı veren sözleşti zaman sözlerinde duran hele hele sıkıntı ve hastalık hallerinde savaşın şiddetleri esnasında sabreden kimselerin davranışlarıdır işte onlardır imanlarından samimi olanlar ve işte onlardır allah'ı sayıp günahlardan korunan takvalı ayeti dikkatle okuduğumuzda ideal bir müminin hem iman hem islam ve hem de beşeri ilişkiler çerçevesindeki en ideal durumu görülür. bu ayette allah katında makbul bir müminde bulunması gereken niteliklere vurgu yapılır ve yüce allah katında hangi davranışların kendi rızasına vesile olacağı da hatırlatılmaması ortaya koyar ayet aynı zamanda müslümanların kulluk varını başkalarına değil sadece allah'a yapmaları gerektiğini ancak bunun yanında da toplumda sorumlu ve ahlaki bir hayat tarzı sürdürmeleri gerektiğini de vurgulamış olur ayet öncelikle imanın be temel sütununu sayar ki bunlar allah'a iman ahiret gününe iman meleklere iman kitaplara iman ve peygamberlere imandır bu ilkeler müslümanların inançlarının temelini oluşturur ve her biri müslümanın hayatında derin bir anlam ve yönlendir.me sağlar bunların başında allah'a iman gelir ki müslümanların hayatlarının merkezinde yer alan mutlak bir teslimiyeti ifade eder. ahiret gününe iman dünya hayatının geçici olduğu ve her bireyin dünyada yapıp ettiklerinden dolayı ahirette mutlaka hesaba çekileceği inancını ifade eder. meleklere iman allah'ın emirlerini yerine getiren ve onun yarattığı görünmez varlıklara inancı içerir kitaplara iman allah tarafından insanlara farklı zaman ve coğrafyalarda yol gösterici olarak gönderilen bütün kutsal kitapları olan inancı ifade eder. peygamberlere iman allah'ın mesajını insanlara ulaştırmak için seçtiği seçkin insanlar olan peygamberlere olan inancı kapsar ayet iyiliğin sadece inançla sınırlı kalmadığını aynı zamanda gündelik hayatımızın içerisinde davranışlarımızda da tezahür etmesi gerektiğini v ular iyilik toplumun en savunmasız üyelerine yönelik bir sorumluluktur ve allah'ın rızasını kazanmanın önemli bir yoludur zira sevgili peygamberimiz de allah teala'nın kullarının yanında olmasını ve onlara rahmetiyle muamele etmesini o kimselerin ihtiyaç içerisinde olan diğer insanlara yardım etmesi şartına bağlamıştır. malı allah yolunda harcamak müslümanların allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla maddi imkanlarını yakınlarına yetimlere yoksullara yolculara ve ihtiyaç içerisinde bulunan kimselere vermeleri gerektiğini belirtir namaz bir taraftan müslümanın allah'la olan manevi bağını güçlendir.irken diğer taraftan da onun davranışlarını düzenler işleyebileceği muhtemel kötülüklere engel olur insanların hak ve hukukuna saygı göstermeyi kazandırır hırsızlıktan rüşvetten kamu malına el uzatmaktan uzaklaştırmış olur zekat toplumsal adaletin sağlanmasında önemli bir rol oynar toplumda paylaşma duygusunu geliştirir insanı madde perestlik korur ihtiras zinc ini kırar kalbin katılaşmasını önler insanlara şefkat ve merhametin anahtarı hükmündedir. fani olan malı ebed leştir ruhla beden arasında bir denge sağlar malın temizlenmesini sağlar mal sahibini maddenin esaretinden kurtarır zenginin şahsiyetini geliştirir malın çoğalmasına vesiledir. fertleri yatırıma teşvik eder. her insanda yaratılıştan var olan dünya sevgisine karşı bir ilaç hükmündedir. mümini mal fitnesinden korur ve fertlere mali gücün önemini öğretir zekat bir anlamda sosyal güvenlik ve sigorta görevi görür toplumun ruhi değerlerini takviye eder. toplumda bir orta sınıfın doğmasına vesile olur paranın stok edilmesini yasaklamış olur sosyal dengeyi sağlar toplumun fertlerini birbirine kenetler kaynaştırarak uçurumu daraltır yatırımların yapılmasını sağlar ve zekat aynı zamanda önemli bir kalkınma hamlesidir. sözünde durmak müslümanların verdikleri sözleri tutmaları gerektiğini dürüstlük ve güvenilir olmalarını aldatmanın ve yalanın kötü bir nitelik olduğunu hatırlatır sabır sıkıntı hastalık ve savaş gibi zor zamanlarda sabretmek imanın güçlü bir göstergesidir. nitekim peygamberimiz bu hususu şöyle haber vermektedir. müminin durumu ne kadar da hayret vericidir. çünkü onun işi tamamen hayırdır ve bu sadece mümine mahsustur şöyle ki şayet başına sevindir.ici bir şey gelirse şükreder. bu onun için hayır olur eğer başına bir musibet gelirse bu defa da sabreder. bu da onun için bir hayırdır buyururlar ayet takvanın sadece allah'tan korkmak demek olmayıp aynı zamanda ona karşı derin bir saygı içerisinde bulunma ve günahlardan kaçınma ile olacağını belirtir samimi iman sahibi olanlar bu ilahi emirleri hayatlarını merkezine alır ve takva yolunda ilerlerler sonuç olarak bakara suresinin 177 ayeti islam'daki iyilik ve takva kavramlarını kapsamlı bir şekilde ele alır bu ayet müslümanlara yaptıkları ibadetlerin ötesinde ahlaki ve toplumsal sorumlulukların farkında olmaları gerektiğini hatırlatır g gerçek iyilik allah'a ahiret gününe meleklere kitaplara ve peygamberlere olan derin bir imanla başlar ve bu inanç adalet cömertlik dürüstlük ve sabır gibi davranışlarla kendisini gösterir bu ayet müslümanların hem ferdi hem de toplumsal olarak nasıl daha iyi birer birey olabilecekleri yönünde de önemli bir yol gösterici ve bir rehber konumunda yüce mevla bizleri bu ayette belirtilen güzellikleri hayatına taşıyan ve gerçek kulluğa eren müminlerden eylesin yarın farklı bir ayet ışığında buluşmak üzere hepinize hayırlı günler diliyorum bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al muhammedin ve vec kıymetli insanlar merhaba bugün sizlere bakara suresinin 271 ile 274 ayetleri üzerinde kısa bir hasbihal yapacağım. islam'a göre bir konunun önemi yüce allah'ın ona verdiği değer ölçüsündedir. ne acıdır ki bu ölçü zaman zaman unutulur ve rabbin önem yapmamızı emrettikleri değil de kendimizin önem verip ortaya çıkardıkları daha ön planda olur bu konulardan birisi de yardımlaşma anlamına gelen ve kur'an'da çok sık tekrar edilen infak konusudur özellikle de günümüzde bu kur'an emri bir hayli ihmal edilmiş hem bir farz olan zekat hem de sıklıkla emredilen zekat dışındaki yardımlaşma faaliyeti maalesef zayıflamıştır. borç yüzünden intihar eden evine zaruri yiyecek götüremediği la geçinmek zorunda kalan pek çok insan olduğu halde müslümanlar öncelikle kur'an'ın sıklıkla emrettiği yardımlaşma emrini yerine getirmeleri gerekirken maalesef çok daha detay şeylerle meşgul olmaktadır.lar küçük bir köye ü tane cami küçük bir mahalleye 10 tane cami yapma peşinde koşulur ken ve kubbelerinin minarelerinin harcamaları için yarışılır ken aynı köy ya da mahallede borç yüzünden intiharlar aile içi kavgalar ve huzursuzluklar yaşanabilmektedir. hazreti peygamberin aleyhissalatu vesselam mekke'de bir mescidi yok ama hz hatice validemizin bütün malını ve servetini köleleri satın alıp hürriyetlerine kavuşturma muhtaç olanlara yardım etme kimsesizlerin kimsesi olma yolunda harcamış ve tüketmiş ve resulullah bütün hayatı boyunca da yardımlaşmayı muhtaçlara vermeyi infak ve muaveneti hep en öndeki işlerden saymış ve bu bunu aynı zamanda kendisi de bizatihi icra etmişti kur'an'ın pek çok ayetinde sıklıkla yardımlaşma anlamındaki infak konusu değişik açılardan ele alınır allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem de farklı beyanlarıyla bu önemli konuya vurgu yaparlar aslında insanın başkalarına yardımda bulunması muhtaçlara sahip çıkması verilmesi gereken yerlere vermesi başına gelebilecek muhtemel sıkıntılara karşı da adeta bir paratoner vazifesi görür bu infak kıtlık deprem kuraklık gibi tabii afetlere karşı da adeta bir set haline dönüşür içinde bulunduğumuz mübarek ve bereketli zaman dilimlerinde yani bu ramazan ayında özellikle unutmamamız gereken bir ibadet vardır ki kur'an buna infak der efendiler efendisi aleyhissalatu vesselam bu ay içerisinde infak noktasında esen bereketli bir rüzgardan daha hızlı olur sahip olduğu imkanlardan ihtiyaç içerisinde bulunanlara bol bol dağıtırdı zaten oruç ibadetinin bize hatırlattıkları önemli hususların başında aç susuz kalmak suretiyle fakirlerin halini hatırlamak empati yapmak dolayısıyla onlarla daha yakından ilgilenmek ve dertlerini yaşayarak yakından hissetmektir kazandığı ve sahip olduğu malın mülkün sadece kendisinin olduğunu zanneden gafil kimselerin bu bataklıkta boğulmam ve böyle çarpık bir düşünce içerisinde olmamaları için kur'an-ı kerim pek çok ayetiyle tarihten örnekler sunarak insanları bu konuda uyarmaktadır. infak müminin en temel özelliklerinden biridir. kazancı ve faydası sadece verilene değil aslında verene yönelik bir ibadettir infak aynı zamanda insanı tehlikelerden koruyan bir hayat sigortasıdır cimrik yapıp infak etmeme insanın kendi eliyle kendini tehlikeye ı ve kendisini sigorta kapsamının dışına çıkarması anlamına gelir zira infak belaları önleyen yüce mevlanın insana gadabını merhamete çeviren başa gelecek kötü ölümlerden kurtaran adeta bir can simidi gibidir. infak etme alışverişin dostluğun ve hiçbir şefaatçi günde insanın elinden tutan samimi ve candan sıcak bir dosttur infak toprağa atılan bereketli bir buğday tanesi her taneden yedi başağın meydana geldiği her başağında da 100 tanenin bulunduğu bereketli bir başak tanesidir. infak aslında malın eksilmesi değil aksine artması bereketlenmesi ve yerine daha fazlasıyla yenisinin konulmasına vesile olan bir ibadettir infak verilen malın verilen kimsenin eline değmeden yüce mevlanın eline ulaşmasına vesile olan kazançlı bir muameledir. infak yüce allah'ın insanın darda kaldığı zamanlarda elinden tutmasına vesile olan bir kurtarıcıdır infak insanlığa rehber olarak gönderilen hz peygamber aleyhisselatu vesselamın ahlakıyla ahlaklanın göstergesidir. infak hem içimizdeki manevi kirleri hem de malımızdan insanlara cennete ve allah'a yaklaştıran cehennemden de uzaklaştıran değerli bir ameldir. amellerde asl olan niyet ve niyetin de rıza-i ilahi yörüngeli olmasıdır rıza-i ilahi için olan bir işte başkasının görmesi ve nefsin de bundan hoşlanması yapılan hayır işinin sevabını y kısmen ya da tamamen yok eder. ve yapılan iş dış görünüş açısından bir ibadet olsa da ahiret aleminde sahibinin yüzüne vurulan hayırsız ve boş bir amele dönüşmüş olur ondan dolayıdır ki kur'an'da ameller salih nitelemesi ile beraber vurgulanmıştır. ki in birinci anlamı gösteriş ve riyadan uzak olmasıdır kur'an'da her amelde sadece allah rızasını gözetmek temel ölçü olmakla beraber verme konusunda buna özellikle dikkat çekilmiş olması insan tabiatıyla yakından ilgilidir. zira verme konusunda insan gösteriş ve riyaya girebilir.ancak infakta ise asıl olan gizli verilmesidir. ve verir k de sadece rıza-i ilahi mülahazası olmasıdır burada dikkat edilmesi gereken husus zekat gibi farz olan ibadetlerin teşvik ve hatırlatma düşüncesiyle açıktan verilmesi nafile olan diğer infak çeşitlerinin gizli verilmesidir. infak konusunda veren açısından bu amelin boşa gitmemesi gösteriş riya gibi amelleri yok eden virüslerden uzak kalması alan açısında onur kırıcı olmaması ve insan şahsiyetini küçük düşürecek bir durumla karşı karşıya kalınmaması için allah resulü infakla ilgili bu gizliliğe dikkatlerinize çekmiş ve sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması veciz ifadesiyle bizlere bunu hatırlatmıştır. bu ifadenin anlamı ak o kadar gizli verilmelidir. ki değil başkaları insanın kendisi bile verdiğinden asla haberdar olmaması demektir aslında insanın verdiğinden haberdar olmaması imkansızdır ancak resulullah'ın beyanındaki bu cümlenin inceliği insan verdiğini unutmalı ve verdiğini de kendince aşırı büyütmem büyütmek suretiyle ucup yani içten kendini beğenme ve gurura da düşmemelidir. binaen aleyh yapılan infak zaman zaman insanı riyakarlığı düşürebilir.böyle bir riyakarlık saa küçük şirk denilen tehlikeli bir yola götürür gösteriş için verilen mal kıyamet gününde hayırlı netice vermez işte bu açıdır ki verirken ya da kulluğun diğer çeşitlerini yerine getirirken kalbinde ciddi bir uyanıklık ve endişe içerisinde olması gerekir.mümin infakta bulunurken şunları da kendi içinde kendisine sorabilmek yapabildim mi acaba yaptıklarım allah'ın rızasına muvafık mı acaba kusursuz yapabildim mi işte aşağıdaki ayetler yukarıda özetle ilen bu önemli hususlara vurgu yapmaktadır. allah rızası için yap geldiğiniz maddi yardımlarınızı açıkça verirseniz ne güzel ama bu hayırlarınızı saklı tutar ve muhtaçlara ulaştırır sanız bu sizin için daha hayırlı olur ve allah bu sebeple bir kısım günahlarınızı da affeder. allah yaptığınız bütün şeylerden haberdardır onları hak yola getirmek senin görevin değil lakin allah dilediğini hidayete erdir.ir hayır olarak yaptığınız ve her harcama sadece kendiniz içindir. zaten siz allah rızasını aramaktan başka bir gaye ile infak etmezsiniz ki işlediğiniz her hayrın mükafatı size tamamen verilir ve siz haksızlığa asla uğrat ılsın bu yardımlar kendilerini allah yoluna vakfeden yoksullar içindir. bunlar yeryüzünde dolaşıp geçimlerini sağlama imkanı bulamazlar halktan istemekten geri durmaları sebebiyle onların gerçek hallerini bilmeyen kimse onları zengin sanır ey resulüm sen onları simalarından tanırsın onlar yüzsüzlük eder.ek halktan bir şey şunu bilin ki hayır adına her ne verirseniz mutlaka allah onu bilir mallarını gece ve gündüz gizli ve aşikar olarak hayra harcayanlar var ya işte onların rableri katında mükafatları vardır onlara allah indinde korku yoktur ve onlar asla üzülmeyecek ve tasalanmak lardır bakara suresinin ila 274 ayetleri bizlere bunu ifade etmektedir. yüce mevla sizleri bu ayetlerin ışığında hareket eden bahtiyar kullarından kılsın hepinize hayırlı günler diliyorum yarın ayrı bir ayeti konuşmak üzere buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam ala muhammed merhaba kıymetli insanlar bugün ali imran suresinin 110 ayeti üzerinde durmaya çalışacağım. bu ayet üstün ümmet olma şartını iyilikleri yayma kötülükleri de önleme ilkesine bağlamıştır. kur'an hiçbir zaman sadece isimler üzerinde durmaz ve isimleri de ön plana çıkartmaz kur'an'ın asıl vurgu yaptığı şey niteliklerdir. müslüman kelimesi bile bir isim değil teslim olmuş emniyet ve güven sahibi sadece allah'a ve onun emirlerine boyun eğen başkalarının kendisinden emin ve güvende oldukları gibi anlamları içeren bir fiildir. nitekim kur'an'da bu fiil allah allah'a yönelmek ona teslim olmak tevhit inancına sahip olmak ve allah'a teslimiyetin gereğini yapmak gibi anlamlarda kullanılmıştır. kur'an'a göre isimler değil asıl önemli olan o isimlerin icra ettiği anlamlardan hz peygamberin üstünlüğünün anlatıldığı ve faziletlerine dikkat çekildiği yerlerde de un isimleri değil de yaptığı işleri ifade eden nitelemeler kullanılmıştır. resul nebi kul müjdeci uyarıcı ve güvenilir gibi nitelemeler bunlardan sadece birkaçıdır üstün ümmet olmanın en önemli ve başta gelen şartı yaşanılan çağda her türlü iyiliğin yaygınlaştırılması işlenmesi anlatılması ve toplumun bu konuda aydınlatılmasına her türlü çirkinliğin kötülüğün şerrin günahın haram ve yasakların hukuk ahlak ve insanlık dışı kabul edilen fiillerin de işlenmemesi bunların her platformda çirkinliklerin anlatılmasına gerektiğinde elle gerektiğinde dille engel olmasına ve hiç değilse gönülden bunlara karşı hoşnutsuzluk gösterilmesine bağlanmıştır. işte hayırlı ümmet olmanın temel şartı da budur kur'an bu hususu ali imran suresi 110 ayetinde bizlere şöyle hatırlatmaktadır. ey ümmeti muhammed siz potansiyel olarak insanların iyiliği için meydana çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz iyilikleri yayar kötülükleri önlersiniz çünkü allah'a inanırsınız büyük hedeflere ulaşmak elbette kolay değildir. bu bir bedel ister gücün olduğu kaba kuvvetin hükmünü icra ettiği korku ve baskıların hız kesmediği zamanlarda hakkı ve doğruyu anlatma ve hakkı temsil etme elbette kolay değildir. bazen yanlışa kötü olana ve harama karşı güç sahipleri farklı argümanlar kullanabilirler makamla servetle çok iyi hayat şartları vaadiyle toplumları işledikleri kötülüklere karşı susturabilir.işte üstün ümmet olma durumu böyle zamanlarda kendini gösterir her türlü tehdide zorbalığa dünyevi vaatlere makam ve saltanata karşı iyiliğin ve iyilerin safında olma iyilerle beraber bulunma ve doğru olanı söyleme kötülüklere karşı durma ve kötülüğe arka çıkmama üstün ümmet olmanın bir gereğidir. hayırlı ve üstün olma şartını yerine getirme bazen adeta ateşten bir gömlek giymeye benzer dışlanır sürülür. cezalandırılır hapislere konur malınız mülkünüz gasp edilir hatta gerekirse öldürülebilir.siniz işte üstün ve hayırlı ümmet ve o ümmetin bir ferdi olmanın gösteri burada devreye girer kur'an sıklıkla hayra çağıran ve kötülükler karşısında dik duran hayırlı bir ümmetten bahseder. bu konu o kadar sıklık ve netlikle vurgulanır ki kur'an'da mutezile mezhebi bunu inanç esaslarından biri sayar iyilikte yaygınlaştırmak ve korkuyu bir tarafa bırakmadan her zaman ve her platformda hayırlı ve üstün bir ümmet olma iddiası sadece hayalperestlikten ibarettir maalesef günümüzde müslümanların yaşadığı en büyük hayalperestlik derden birisi de bu üstün ümmet olma iddiasıdır halbuki gerçekte hiçbir islam ülkesinde kur'an'ın çok kesin bir şekilde üzerinde durduğu iyilikleri yayma kötülükleri de engelleme görevi yerine getirilmemektedir. bırakın normal halkı din adamı rolünde bulunan dini temsil eden din adına konuşan dinden beslenen ve hoca ilim adamı ilahiyatçı cemaat ve kanaat önderi şeyh kutup gavs gibi nitelemeleri üzerlerinde bulunduranlar bile bu ihmal etmekte ve çeşitli gerekçelerle savuk saklamaktadır. günümüzde masumların kanlarının en fazla akıtıldığı mazlum insanların en çok ezildiği cinayetlerin en yoğun işlendiği rüşvet çarklarının en fazla döndüğü zulümlerin zirve yaptığı haksızlıkların ayan beyan işlendiği şiddet ve kargaşanın en fazla kendisi gösterdiği ülkeler hiç şüphesiz ki adı islam olan ülkelerdir. işin en acısı da ne müslüman halklar ne de bu ülkelerde yaşayan sözde din adamları birkaç cılı sesin dışında gür ve etkin bir ses çıkaramamak dırlar sözde peygamber varisi olan bu din adamları mirası üzerinde tep indikleri peygamberin konuyla ilgili uyarılarını maalesef göz ardı etmişlerdir. dilerseniz konuyla ilgili olarak hazreti peygamber aleyhissalatu vesselam dikkat çeken birkaç sözü size hatırlatmış olayım burada ebu davut aki bir rivayette bir kötülük gören kişi eliyle değiştirmeye gücü yetiyorsa onu eliyle değiştirsin buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin buna da gücü yetmezse kalbiyle o kötülüğe tavır koysun yani onu hoş görmesin ve bu da imanın asgari gereğidir. buyurmuşlardır yine başka bir hadislerinde en üstün iyi faziletli değerli büyük cihat zalim yöneticinin karşısında hakkı dile getirmektir buyurulmuştur hz peygamberin vefatından sonra bazı kimseler maide suresinin 105 ayeti olan siz kendinize bakınız siz hidayet yolunda olduğunuzda sapıtan size zarar veremez cümleleri herkesin kendinden sorumlu olduğu dolayısıyla emri bil maruf ve nehyi anil münkerin terk edilmesi gerektiği şeklinde yorumlamışlardır böyle bir anlayışın islam'la kesinlikle bağdaşmayacağı çok iyi bilen hz ebubekir radıyallahu anh şöyle dedi ey insanlar siz bu ayeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz ben resulullah'ın insanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemez terse allah'ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır buyurduğunu duydum sözleriyle bu yanlış ve eksik anlayışı bizati hz ebubekir radıyallahu anh düzeltmiştir tirmizi ve ahmed bin hanbeli bir rivayette peygamberimiz şöyle buyururlar ya emri bil marufu nehyi anil münkeri yaparsınız ya da allah size azap gönderir gönderir de dua eder.siniz artık duanız kabul edilmez buyurulmuştur ahmed bin hanbeli başka bir rivayette allah bazı insanların günahı sebebiyle umuma azap etmez ancak onlar kendi aralarında münkerat yani çirkinliklerin kötülüklerin işlendiğini görür de ona engel olmaya güçleri varken engel olmazlarsa işte o zaman azaba maruz kalırlar şeklinde olup deylemi ki bir rivayette ise bir topluluğun arasında günahlar işlenir de onlar güçleri yettiği halde bunu değiştirmez lers allah yakın bir zamanda mutlaka onlara umumi bir azap gönderir kim emri bil maruf ve nehyi anil münker yaparsa o allah'ın allah resulünün ve kitabullah halifesidir. şeklinde geçer yüce allah bizleri çevremizde işlenen kötülükler karşısında daha duyarlı olan ve hakkı söylemekten de asla çekinmeyen gerçek müminlerden eylesin hepinize hayırlı günler diliyorum yarın yeni bir ayetle buluşmak üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugünkü sohbetim nisa suresinin 135 ayeti üzerinde duracağım. müslümanların en fazla kaybettikleri nokta kur'an'ın hayat içerisinde uyulması gereken insanca hayatın kurallarını terk etmeleri ve tam tersine bir yol tut mal arıdır şüphesiz ki bu kurallardan biri de hakkın ve haklının yanında olunması ve hayatın her alanında adaletten asla sapı maması gerektiği ilkesidir. hak ve adaletten sapma zulme giden ve kişileri zalimle ştir kötü bir yoldur ve tehlikeli bir kayma noktasıdır lukla ibadet hayatımızla ilgili en detay noktalara varıncaya kadar üzerinde durur müstehap mı mendup mu mekruh mu sünnet miir araştırır ama sıra sosyal hayatımızdaki tavır ve davranışlarımıza gelince allah teala'nın çok açık ve kesin emirlerini görmezden gelir veya ihlal eder. hatta ihlal etmekten de hiç rahatsızlık duymayız doğrunun ve hakkın nerede olduğunu araştırmaz yahut işimize gelmediğinden tuttuğumuz parti tarikat cemaat klik kulüp akrabalık veya yakınlık gibi sebeplerden dolayı bile bile zulme sapar adaleti yok sayar hakkı ve haklıyı ezer ezdir.ir ve zalimin zulmün yanında yer alırız kur'an aynı zamanda bir hak hukuk ve adalet kitabıdır hak kitabı olan kur'an hakkın kitabıdır adaletin kitabıdır hakların her türlüsünü garanti altına almış ve çiğnenmesine asla müsaade etmemiştir hakların savunulması kur'an'da en başta peygamberler üzerinde anlatılır her peygamber geldiği dönemde kendi baş şına bir hak savunucusudur ve adalet temsilcisidir. ancak hakkı savunan hak karşısında ölümüne mücadele eden ve adaletin kurumsallaşması için hayatını bu uğurda geçirenler sadece peygamberlerle sınırlı değildir. peygamberlerin ümmetleri içerisinde de hakka ve adalete samimi olarak dilbeste olmuş yaşadıkları dönemdeki galip güçlerle mücadele etmiş kötülüklerin önlenmesi hakların savunulması ve adaletin tesis edilmesi adına büyük fedakarlıklarda bulunmuş pek çok hak savunucusu ve adalet temsilcisi vardır özellikle de kur'an'ın nazil olduğu mübarek ramazan ayında bile dünyanın her yerindeki müslümanlar pek çok hatimler dinler bazen günde 4 ya da 5 defa camilerde mukabele okunur ama sadece okunur sanki kur'an sadece okunmak için indir.ilmiş bir kitaptır halbuki okumaktan maksat onu anlamak ve anladıklarımızı da hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmek değil midir. işte müslümanlar ve bütün insanlık için unutulmaması gerekli olan ve hayati bir prensip olan haktan ve adaletten sapm ilkesi nisa suresinin 135 ayeti bizleri şöyle uyarır ey iman edenler haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin allah için şahitlik eden insanlar olun bu hükmünüz ve şahitliğin isterse bizzat kendiniz anneniz babanız ve yakın akrab aleyhinde olsun isterse onlar zengin veya fakir bulunsun çünkü allah her ikisine de sizden daha yakındır onun için sakın nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız iyi bilin ki allah bütün yaptık zdan haberdardır bu ayet müminlere her konuda ama her konuda adaletle hüküm vermelerini evde iş yerinde kamu kurumlarında mahkemelerde hasılı hayatın her alanında adaletten ayrılmamalı adalet ve haklılığı ayakta tutmalarını ve böylelikle allah için örnek olacak şahitler olup hakka dost doğru şahitlik etmelerini emretmiştir hakkı ve adaleti uygularken de bunu şahıslara göre değil adalet ve hukuka göre yapmamızın ilahi bir emir olduğunu bu davalar ister kendimizin ister ana babamızın isterse yakınlarımızın aleyhine olsun vereceğimiz kararları asla değiştirmemesi gerektiğini açık bir şekilde emretmektedir. ayeti biraz daha açacak olursak mesela şayet başkasının sizde bir hakkı varsa kendiniz ikrar ve itiraf ediniz ananız babanız ve yakınlarınızın aleyhine de olsa hükümden ve şahitlikten kaçınmayın veya bir şahıs aleyhinde şahitlik kendinizin ve yakınlarınızın bir zararıyla sonuçlanacak da olsa yine dos doğru şahitlik edip hukuktan ve adaletten ayrılmayınız de demektir aleyhine ve lehine şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa böyle yapınız fakir de olsa böyle yapınız ne zengin ve güçlü olanlara dalkavukluk etmek için ne de fakiri gözetmek için şahitlikten kaçınmayın doğruluktan ayrılmayın adaleti zedelemeyen ve hukuktan adalet ve insaftan saparak arzu ve isteklerinize uymayın adalet ediyoruz varsayımıyla arzulara uyup fakiri zengine akrabayı yabancıya tercih eder.ek hakkı gizlemeyin hukuku çiğnemeyin adaleti yerlerde süründürme böyle yapmaz da adaletten ayrılır hukuku da ayaklar altına alırsanız allah muhakkak hepinizin yaptıklarından haberdardır büyük mahkeme gününde hiçbiriniz ama hiçbiriniz yakanızı kurtaramazsınız bizleri yaratan yüce rabbimiz içimizdeki zayıf noktalarımızı aldanabilirim için konulmuş hem müspet hem de menfi yönde hareket etmeye müsait davranışlarımızın motivasyonu da olan duygularımızı kontrol etmemizi lı menfiye kanalize etmememiz gerektiğini bu ayet bizlere hatırlatmaktadır. zira insan zaman zaman lehinde ya da aleyhinde şahitlik yapılan kişi şayet fakir biriyse onun aleyhinde doğru bir şahitlik yapmaktan kaçınabilir.veya zayıf olduğu için ona yardım olsun diye şahitliği lehinde de yapabilir.veya kişinin fakir oluşu cahiliyye toplumlarının genel karakterleri olduğu üzere yanlış gelenek ve göreneklerle aleyhinde şahitlik edilmesine sebep olabilir.lehinde ya da aleyhinde şahitlik edilen zengin güç ve iktidar sahibi olması durumunda adaletten saparak lehine bir karar da verebilir.benzeri bütün bu durumlar her toplumda zaman zaman ortaya çıkabilir.bu türden adaletsizliklerin ve hukuksuzluk ın yaşandığı insanlık tarihinde sık sık görülen gerçeklerdir. ve toplumların da dağılmasına huzursuzluğuna kargaşa ve neticede yok olmasına yol açan temel sebeplerdendir. işte bizleri yaratan yüce mevla kim olursa olsun konum ve makamı güç ve iktidarı bize olan yakınlık ve uzaklığı hangi durumda olursa olsun haktan adaletten hukuktan asla sapmamış gerektiğini emretmiş ve bizleri de bu konuda uyarmıştır. bu ayet adaletin temel ve şaşmaz bir kula olduğunu hukuk karşısında hiçbir ayrımcılığın yapılmaması gerektiğini açıkça beyan eder. ayetleri hayatında uygulamalarıyla bize gösteren şüphesiz ki hz muhammed aleyhisselatu vessel amdır işte konuyla ilgili çok bilinen bir adalet örneği islam öncesinde arap toplumunda ayrıcalıklı bir yeri olan mahsum oğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar suç el kesme cezasını verileceği ölçüde sabit olmuş ve karar da bu konuda verilmiştir bu arada o kabileden bazıları islam öncesi uygulamalardan hareketle bu cezanın mahzumoğulları mensuplarına uygulanmaması gerektiğini düşünürler ve bu cahiliyeden kalmış teklifi hz peygambere sunmaya karar verirler ancak dir.ekt söylemeye de cesaret edemezler arıya peygamberimizin de çok sevdiği sevgide torunları hasan ve hüseyin'den ayırt etmediği üsame bin zeyd'i koyarlar üsame peygamberimiz aleyhisselatu vesselam'ın hürri ine kavuşturduğu zeyd bin harise'nin oğludur teklif kendisine yapıldığında allah resulü çok kızar oldukça sert bir tavır takınır ve sen allah'ın koyduğu hac cezalarından birisinin uygulanmaması için bana aracı mı oluyorsun der ardından minbere çıkıp insanlara şu tarihi ve anlamlı sözleri söyler ebu davud'un sünen geçen rivayete göre şöyle der peygamberimiz aleyhissalatu vesselam sizden evvelkiler soylu itibarlı bir kimse hırsızlık yaptığında suçluyu terk eder.ler bırakırlardı yani ona ceza vermezlerdi soy itibariyle daha zayıf bir kabileye mensup insan çaldığında isa cezayı tastamam uygular lardı işte onlar bu yüzden helak oldular allah'a yemin eder.im ki muhammed'in kızı fatıma da hırsızlık yapmış olsaydı ona da aynı cezayı uygulardı peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın açık ve kesin beyanı peki kur'an ve onun elçisi ve temsilcisi olan haz muhammed aleyhisselatu vesselam hukuk ve adalete bu kadar vurgu yaparken acaba müslümanlar buna gerçekten riayet etti mi çoğunlukla evet bu ilkeler müslümanlar tarafından gerçekten ideal anamda uygulandı ancak zaman zaman özellikle de son bir iki asırda büyük aksaklıkların ortaya çıktığı da gizlenemez bir gerçektir en azından şimdilerde dünya üzerinde yaşayan müslümanlar olarak baktığımızda kütüphanelerimiz fıkıh ve tefsir kitaplarıyla tasavvuf ve siyer kitaplarıyla dop dolu içinde mahkemelerin görüldüğü muhteşem ve görkemli devasa binalarımız var neredeyse her müslümanın özellikle de hocaların dillerinden adalet hukuk lafları hiç eksik olmuyor etraf adalet nutuklar andan geçilmiyor islam'ı temsil ettiğini iddia edenler her platformda adalet ve hukuktan bahsediyor fakat acaba gerçek böyle mi söylemdir. mi bir ülkenin bütün vatandaşları aynı hukuka mı tabi yönetenler yargıçlar din temsilcileri başta olmak üzere müslümanlar olarak gerek şahsi hayatımızda gerekse diğer insanlarda olan münasebetimiz de bu ilkelere acaba riayet ediyor muyuz bütün bu soruları size havale eder.ek kur'an'ın bu evrensel ilkesini hayatınıza taşımanız dileklerimle hepinize hayırlı günler diliyorum yarın ayrı bir ayetin gölgesinde yolculuğumuzu devam ettirmek üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam vebi ec merhaba kıymetli insanlar bugünkü dersimizde sizlere kur'an'ın temel cezai hükümlerinden olan ve sadece islam'da değil diğer bütün ilahi dinlerde de haram kılınan bir konu üzerinde maide suresinin 38 ayeti çerçevesinde durmak istiyorum bu ayet hırsızlığın haramlığı bildir.en ve hırsızlık yapana uygulanması gereken cezayı düzenleyen bir ayettir türkçede hırsızlık diye ifade edilen kavram arapça sirkat kelimesinden türemek olup akli melekeleri yerinde olan bulu çağına da ulaşmış olan bir kişin in belirli bir miktarın üstündeki bir malı veya parayı bulunduğu yerden hiçbir hak ve şüphe söz konusu olmaksızın gizlice alıp zimmetine geçirmesine deniyor hırsızlık hem allah'a ait bir hakkı ve kuralı çiğnemek hem de insan hukukunu hiçe saymaktır insanların hayatları pahasına kazandık lı ve biriktirdikleri bir paranın eşyanın veya benzeri bir emtianın çalınmasını sadece islam dini değil bütün dinler kesin bir şekilde reddetmiş ve ağır cezalar koymuşlardır nitekim tevrat'taki meşhur 10 emirden birinin de hırsızlıkla ilgili yasak olduğu bilinmektedir. yine isra suresinin 101 ayetinde hz musa'ya verildiği haber verilen 9 ayetten birinin de hırsızlık yasağı olduğu bildir.ilmektedir. bunun yanında tirmizi nesai ahmed bin hanbel gibi sağlam ve sahih kaynaklarda geçen bir rivayete göre de peygamberimizle yahudiler arasında geçen bir konuşma esnasında allah resulü bu 9 ayet allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamız hırsızlık etmemeniz zinaya yaklaşmamız adam öldürmemiz sihir yapmamanız faiz yememeniz evli bir kadına zina iftirasında bulunmamaniz savaş esnasında arkanızı dönüp kaçmamız ve özellikle ey yahudiler cumartesi günü sağına uyma konusunda dürüst davranmanız dır demesi üzerine yanındaki iki yahudi ayağa kalkmış ve resulullah'ın ellerini ve ayaklarını öperek şöyle demişlerdir. şehadet eder.iz ki sen bir peygambersin eğer kavmimin bizi öldürmesinden endişe etmeseydik şüphesiz sana uyardık ey muhammed demişlerdir. şimdi kur'an'da bu konuyla ilgili maide suresinin 38 ayetine gelince yüce allah şöyle buyurmaktadır. hırsız erkekle hırsız kadının işledikleri suça bir karşılık ve allah tarafından insanlara ibret verici bir ceza olmak üzere hırsızların elini kesiniz allah aziz ve hakimdir. yani mutlak galiptir tam hüküm ve hükmet sahibidir. buyurmuştur islam öncelikle bireylerin maddi açıdan hayatlarını devam ettirebilecek ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayacak ve başkalarına muhtaç olmayacak kadar bir hayat standardına ulaşacak şekilde toplumdaki muhtaç insanlara yardım edilmesine yönelik uygulamalar getirmiştir bunların başında da zekat ve benzeri uygulamaları anabilir.islam'da zekat kurumsal bir yapı olup devletin halktan topladığı zekat ve öşür gibi malları veya ganimet yoluyla elde edilen parayı muhtaç kimselere dağıtır ve onların bu anlamdaki ihtiyaçlarını garanti altına alır bireylerin hayatlarının maddi açıdan garanti altına alınmış olmasına rağmen yine de hırsızlığa cesaret eden bir el toplum içinde adeta kangrene dönüşmüş bir organ gibidir. ve bütün toplumu korumak için bu cezanın verilmesi oldukça yerindedir. bir bireyin bütün ihtiyaçları karşılandığı halde hala başkasına ait bir servete göz dikiyor ve açlık ve sıkıntı çekmediği halde hırsızlık yapıyorsa bu cezanın verilmesi artık kaçınılmaz olur bu cezanın verilebilmesi için çalınan malın belli bir ölçünün üstünde olması çalınan malın iyi saklanmış olması ve çalanın da buna ihtiyacı olmaması gibi şartları vardır l için fıkıh ve tefsir kitaplarına bakabilirsiniz bazı kimseler hiç düşünmeden ve aceleden böylesi bir cezanın ağır olduğunu düşünseler de iş kendilerine ilgilendir.ir işin ciddiyetini ancak anlamaktadır. islam meseleyi kökünden kesmiş ve ağır bir yaptırımla teşebbüs edecek kimseleri hırsızlıktan konunun detayını bilmeyen ve kur'an'ın bu hükmünü ağır görenler hırsızlık suçuyla verilecek böyle bir ceza arasında bir denkliğin olmadığını düşünebilirler ancak unutulmamalıdır.ki bir hırsızlık hadisesi hem bütün topluma hem de malı çalınan şahıslara karşı apacı bir zulüm anlamına gelmekte ve allah'a karşı da büyük bir isyanı içermektedir. toplumda böylesine bir zulmün önüne geçilmesi ve huzur ortamının sağlanması artık gerekli olur elinin kesinlikle kesileceğine inanan bir kişi elini başkasının malına uzatmaz uzatamaz böylelikle toplumda hırsızlığın kökü kesilmiş herkes rahata kavuşmuş olur bugün insanlar ev ve iş yerlerine ağır bed ödeyerek oraları güvenlik altına alma mecburiyetinde kalmaktadır.lar bunun sebebi hırsızlık karşısında verilen cezaların oldukça hafif olması ve caydırıcı özelliğini taşımaması dır kur'an hırsızlık yapana öyle bir ceza vermiştir ki aklı başında olan bir kimsenin böyle bir suça yeltenmesi adeta mümkün değildir. başkasının malını çalma kesinlikle yasaklanan davranışlardan olup dini literatürle söyleyecek olursak bu haramdır bu haramı işleyen kimse dünyada da ahirette de cezaya müstahak olacaktır allah teala hırsızlıkla ilgili ayetle fertlerin malını başkasının tecavüzünden koruma altına almıştır. çünkü suçu sabit olunca elinin kesileceğini göz önüne alan aklı başında bir birey hırsızlığa kesinlikle cesaret edemez bu çirkin işi göze alıp yapan da zaten pek nadir. olur böylelikle herkes malının çalınması endişesinden bir derece kurtulmuş olur kalbi bu yönden rahat eder. mesela senede bir defa olmak üzere bir şehirde hırsızlık yapması bir kimseden olup da o kimsenin eli kesilirse o şehir ahalisinden hırsızlık yapmak isteyenler niyetlerinden bu olaya bakarak vazgeçerler bu kötü düşüncelerinden vazgeçerek insafa gelecekleri açısından bakıldığında birçok külfete ve zahmete muhtaç olmaksızın verilecek cezanın korkusuyla insanların mallarının emniyet altına alınacağından şüphe yoktur zira hırsızlıktan dolayı bir kimsenin elinin kesilmesi diğerlerine etkili bir ibret olacağında şüphe yoktur zamanımızdaki bu dini prensibe itiraz eder.ek hırsıza acımak suretiyle onun elinin kesilmesinin merhamete ters olduğunu iddia edenler ve bir kusurundan dolayı o şahsı ortaya çıkarmak ve ömrünün sonuna kadar herkese karşı onu mahcup etmek masl uygun değildir. gibi sözler söyleyenler de çıkabilir.halbuki zalimlere acımak ve iyilik etmek mazlumlara büyük bir ihanet ve hakarettir şurası da gariptir ki hırsıza acıyanlar onun toplumu nasıl da huzursuz ettiğini hiç düşünmez haksızca mal sahibinin hukukunun çiğnendiğini görmez hırsızın nasıl da herkesi bıraktığını hesaba katmazlar toplumun iç huzur ve asayişini bozarak ve kamu güvenliğini ortadan kaldırarak etrafı kargaşaya çektiğini de hiç düşünmezler böylesi bir haydutun hukukunu aramak ve ona acıyıp da mazlumun hukukunu düşünmemek kadar gülünç bir şey olamaz çünkü eli kesilecek aklı başında bir bireyin ne kadar insanın canını yakıp rahatsız ettiği göz önüne getirerek düşünmemiz gerekir.hırsızlık eden kimse ayakları ve bütün vücuduyla beraber çalacağı yere giderse de genellikle çalınan mal elle alınmaktadır. elin etkisi ve faaliyeti diğer organlardan daha fazla olduğu için hırsızın elinin kesilmesi allah tarafından emrolunmuştur toplum hayatı mal mülkle ayakta durmaktadır. ır serveti de tıpkı insan hayatı gibi değeri ve kıymeti vardır insanların canlarını yok olmaktan korumaları nasıl farz ise serveti de korumak aynen bunun gibi farzdır bunun için cenabı hak malın muhafazasına dikkat edilsin diye hırsızın elinin kesilmesini emretmiştir aslında kur'an'ın verdiği bu ceza son derece yerin ve toplumun huzurunu sağlamakta oldukça etkili bir yol olup aynı zamanda bir problemi kökünden halleden bir özelliğe sahiptir bu kuralların geçerli olduğu dönemlerde müslümanların yaşadıkları coğrafyalara baktığımızda böyle bir cezanın gayet yerinde ve hikmetli bir uygulama olduğunun doğruluğunu açıkça görmemiz mümkündür dünyanın her tarafında her türlü hırsızlığın son bulup herkesin huzurla yaşadığı günlerin gelmesi dileklerimle hepinize hayırlı günler hayırlı ramazanlar diliyorum yarınki sohbette yeni bir ayetle buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugünkü dersimiz enam suresinin 59 ayeti hakkında olacaktır bu ayet cenabı hakk'ın her şeyden haberdar olduğunu hiçbir şeyin ona gizli kalmadığını hatta onun haberi olmadan herhangi bir ağaçtan herhangi bir yaprağın bile düşmediğini ve her şeyin kendi katındaki belirli bir program çerçevesinde devam ettiğini bildir.mektedir. ayetin meali şöyledir. bilinmeyen nice hazineler ve görünmeyen gayp aleminin anahtarları onun yanındadır onları kendisinden başkası bilemez karada ve denizde ne varsa hepsini o bilir onun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez yeraltı tabakalarının karanlıkları içindeki tek bir tane hasılı yaş ve kuru hiçbir şey ama hiçbir şey yoktur ki kitabı mübinde bulunmasın evet yüce allah ezeli ilmiyle her şeyden haberdardır kıpırdayan yürüyen hareket eden konuşan acıkan hastalanan ve ölen ne kadar varsa hepsinin bütün detay bilgileri cenab-ı hakk'ın katındadır zaten böyle olmasaydı bu kadar yıldan beri devam eden kainattaki iç içe geçmiş sayısız mekanizmanın karışması kargaşa ve kaosların meydana gelmesi kaçınılmaz olurdu halbuki bütün varlıkta mikro alemden makro aleme kadar muhteşem bir düzen ve uyum görülmektedir. var olan bu uyumun ortadan kalkması içinse sayısız sebep vardır ancak sebepleri de yaratan müsebbibül esbab esrarlı perdeler arkasında icraatını devam ettirmekte ve bir an olsun varlık onun bilgisi haricinde olmamaktadır. bu ayet insanın önüne öylesine muhteşem bir manzara getirmektedir. ki bu manzaraya bakan insan yüce kudret sahibi allah'ın nasıl sınırsız bir bilgiye sahip olduğunu anlamış olur öyle bir bilgi ki bütün zamanlarda ve mekanlarda yerde ve gökte karada ve denizde yerin altında ve gök tabakalarında dir.i ölü kuru ve yaş hiçbir şey bu bilgiden gizli kalamamak adır peki o zaman hiç düşünmez miyiz küçük mikroorganizmayı gören ve onun ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan allah teala yeryüzüne halife olarak gönderdiği esmanın tecellilerine mazhar olan ve meleklerden bile üstün yarattığı insandan hiç habersiz olur mu nefes alışlarında hastalıklarından ihtiyaçlarından dua ve yakarışlar bilgisi olmaz mı elbette olur mümin her an onu yanında belir şah damarından daha yakın olduğuna inanır ve bu inançla bütün kainata meydan okuyabilir.bütün sıkıntılarıyla ve dertleriyle mücadele edebilir.çünkü bilir ki yüce mevla her daim onu duymakta onu görmekte ve ondan haberdar olmaktadır. bu azametli ayeti anlayar okuyan bir kimsenin önünde adeta uçsuz bucaksız alemler canlanır hayalen de olsa kanatları oraları temaşa eder. uçsuz bucaksız kainatın her köşesinde karşılaştığı her manzarada yüce kudretin ilminin izlerini işaretlerini görür dolaştığı her vadide her derede kırda bayırda şırıl şırıl akan sular iç içe geçmiş ormanlarda muhteşem ve büyüleyici saman yolunda aklını başından alan harikulade manzaralarla kendinden geçer tefekküre dalar uğradığı her yerde bir kudretin varlığını her şeyi düzenleyen her şeyi bilen ve her şeyde her an haberdar olan bir gücü arar ve işte aradığı o güç bütün bu muhteşem manzara yaratan yüce allah'ın ilminin oralara yansıması olarak karşısına çıkmış olur cenab-ı hakk'ın bilgisinin sınırsızlığı ve her şeyden haberdar oluşu sadece bu tek ayetle değil aynı zamanda kur'an'ın diğer ayetlerinde de sık sık üzerinde durulan bir konudur mesela benzer anlamdaki bir ayet yunus suresinin 61 ayetinde geçmektedir. ki mealen şöyledir. herhangi bir hal içinde olsan onun hakkında kur'an'dan herhangi bir şey okusan sen ve ümmetinin fertleri her ne iş yapsanız siz o işe daldığını da mutlaka biz her yaptığınızı görürüz yerde olsun gökte olsun zerre ağırlığınca bir varlık bile rabbinin ilminden gizli kalamaz ne bundan küçük ne bundan büyük hiçbir şey yoktur ki hepsi apaçık bir kitapta olmasın yine benze bir ayet hud suresinin 6 ayetidir. ki mealen şöyledir. yeryüzünde yürüyen debelenen hiçbir canlı yoktur ki rızkı allah'a ait olmasın allah her canlının hayatını geçirdiği yeri de öleceği yeri de bilir bütün bunlar apaçık bir kitaptadır. buyurulmuştur bu ayetler bir yandan insanlara yalnız olmadıklarını her şeylerini görüp bilen ve ondan haberdar olan bir rabbin var olduğunu ifade eder.ken diğer taraftan da insanlara önemli bir kontrol mekanizmasını sağlar bu ayetleri okuyan ve anlayan insanlar kanun polis ve kameralar görmese de nerede olursam olayım hangi küçük ya da büyük işi işlersem işleye beni gören gördüklerini kaydedip arşivleyen ve arşivledim de bir gün mutlaka karşıma çıkartıp onlardan beni hesaba çeken bir güç vardır diye inanır buna gerçekten inanan kimselerde ve böyle kimselerden meydana gelen toplumlarda hukuksuzluk olmaz zulüm görülmez hırsızlık duyulmaz ayrımcılık yaşanmaz aldatma sahtekarlık hileciler ya hiç olmaz ya da olsa da oldukça az sayıda sınırlı sayıda kalır yüce mevla bizleri kur'an'ın benzeri ayetlerini okurken bu bakış açısıyla okuyanlardan kılsın ibret alarak ve aldıklar bu derslerle hayatlarını düzenlemeyi yapanlardan eylesin yarınki derste yeni bir ayetle buluşmak üzere hepinize hayırlı günler diliyor ramazanınız bereketli ve verimli geçmesini yüce mevladan niyaz ediyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vat vesselam muhammedin ve alâ vebi ec merhaba kıymetli insanlar bugün araf suresinin 11 ila 13 ayetleriyle yine aynı konuyla ilgili olan aynı surenin 23 ayeti üzerinde kısaca durmaya çalışacağım. bu ayetler şeytanla adem arasındaki şeytani düşünce ile adem'in düşüncesi arasındaki en temel farkı gösteren ayetlerdir. bütün duygular insana müspet işlerde kullanması için verilmiştir ancak bu ölçü kaçırılınca bu defa allah tarafından insana verilen bu özellikler insanın başına bela olmakta hayatını karartmak ve ebedi hayatını da zindana çevirmektedir. bu duygulardan birisi de çoğu insanda var olan ve belki de bazılarımızın farkında bile olamadığı gurur ve kibirdir. gurur ve kibir kişinin kendisini beğenmesi ve başkalarından üstün görmesidir. bu türden kişiler oturuşları ve kalkışları yla hatta nefes alışverişleri el ayak hareketleri ve mimikleriyle hep bir farklılık peşinde koş kendilerinin başkalarında olmayan üstün yanlarının olduğunu düşünür ve bazen de iddia eder.ler ki aslında bu türden davranış bozuklukları o kişilerin egoist bir kişiliğe sahip olup aslında psikolojik olarak da bir ruh hastası ve cinnet içinde olduklarının en belirgin göstergesidir. ve bu ruh hastalığı sadece şeytana mahsus bir hastalık olmayıp her asırda ve her coğrafyada on binlerce hatta milyonlarca temsilcisi olan bir ruh hastalığıdır gurur ve kibir gibi niteliklerden her biri sahibini felaketlere sürükleyen ebedi hayatını karartan oldukça tehlikeli bir virüstür öylesine tehlikelidir. ki böylesi bir hastalıkla mustarip biri namaz kılabilir.oruç tutabilir.hacca umreye gidebilir. hatta başında sarığı çenesinde sünneti temsil eden sakalı da olabilir.ama bu hastalıktan kurtulamaz bilindiği üzere gurur ve kibrine ilk mağlup olan ve efendilikten zillet noktasına düşen varlık da şeytandır şeytan daha işin en başında emre itaatte inceliği anlayıp hiç tereddüt etmeden ademi kabul edip onun önünde eğilecek küstahlık yapmış büyüklük ve üstün olmayı meydana geldiği maddede görme saplantısını düşmüş meleklerle beraber bulunurken ve adı da iblis kılıç 11 ile 13 ayetleri şeytanın bu kadim küstahlığı hatırlatmaktadır. ki mealen şöyledir. sizi biz yarattık sonra size şekil verdik peşinden de meleklere haydi hürmet için secde edin adem'e dedik onların hepsi hemen secde ettiler yalnız iblis dayattı secde edenlerden olmadı allah diyordu ki söyle bakayım sana emrettiğim halde secde etmene engel olan şey nedir. iblis bu soru karşısında şöyle dedi ben ondan daha hayırlıyım çünkü sen beni ateşten onu isa bir çamur parçasından yarattın çabuk in oradan buyurdu cenabı hak öyle orada kurulup da büyüklük taslamak senin haddin değildir. çabuk çık çünkü sen hor ve hakir alçaklardan birisin dedi aslında şeytandı bu gurur ve kibir sadece onunla sınırlı kalmamıştır. kıyamete kadar gelecek insanlar içinde de benzeri tiplerin çıkması her zaman için mümkün ve mukadderdir. onlar da şeytanın ileri sürdüğü bahanenin benzerini ileri sürmekte akıllı olduklarını akılları varken ne bir ilaha ne de bir peygambere ihtiyaç duymadıklarını iddia etmekte kutsal diye bir kaynak kabul etmemekte ve secde etmeyi bir küçüklük ve hakaret kabul etmektedir.ler gerçek ve en büyük şeref her şeyin yaratıcısı olan yüce mevliya secdede aranması gerekirken bakış açısı yanlışlığından dolayı bunu kendileri için bir alçaklık kabul etmektedir.ler gurur ve kibrin farklı yansımaları zaman zaman insanlar arası ilişkilerde de kendisini açıkça gösterebilir.sahip olunan imkanlar servet ve zenginlik soysop ırk ve coğrafya belirli bir aileden gelme bir tarikate bir cemaate bir partiye mensubiyet makam ve mansıp gibi meziyetler insanı başkasından üstün görmeye iten şeylerdir. bunlara aldanan azımsanmayacak kadar insan vardır dünyada hatta müslümanlar arasında halbuki peygamberimiz de konu üzerinde sıklıkla durmuş ümmetini bu konuda oldukça açık bir şekilde uyarmıştır. bu önemli ve dikkat çekici uyarılarında müslim tirmizi ve ebu davud gibi hadis kitaplarında geçen bir beyanında peygamber aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuşlardır kalbinde zerre miktar kibir bulunan insan cennete giremez ne ağır bir sözdür ne uyarıcı ve ders verici bir sözdür cenabı mevla da aaf suresi 146 ayette yine aynı konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri ayetlerinden uzaklaştıracak yani onları anlayamayacak onlar bütün mucizeleri görseler de yine iman etmezler doğru yolu görseler onu yol edinmez fakat azgınlık yolunu görürlerse hemen onu yol edinirler bu durum onların ayetlerimizi yalanlamadı ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir. peki hz adem'i şeytandan ayıran nokta neydi acaba evet iblis gurur ve kibriyle şeytana dönüşüp kaybeder.ken hz adem ve eşi tevazu tövbe ve istiğfar kusurlarını gördüklerinde pişmanlık ve ondan uzaklaşmakla şeytandan ayrılmış ve onun tam tersi bir yerde kendilerini konumlandırmak sine kazanan olmuşlardır işte şeytanla adem arasındaki şeytani düşünceyle ademi düşünce arasındaki temel fark da burada yatmaktadır. ilgili ayetlerde hz adem ve eşinin hatalarını anladıkları andaki yalvarış ve yakarışları yine araf suresinin 23 ayetinde şöyle belirtilmektedir. ey bizim rabbimiz kendimize zulm ettik haksızlık et ettik şayet sen kusurumuzu örtüp bize merhamet buyurmaz san en büyük kayba uğrayanlardan oluruz eğer bizi yargılamaz san hiç şüphesiz hasir inden oluruz diye yalvarıp yakardı bu iki yol kıyamete kadar da aynı şekilde devam edecektir şeytanın yolunu kendisine yol edinen kimileri hata ve kusurları karşısında daha da yelken açacak günahlarına günah katacak cinayetlerini katmerleşmek andan itibaren derin bir pişmanlık mahcubiyet ve rabbe karşı kusurlarının affı için yalvarış ve yakarışı tercih edecek utanacak haya edecek ve kibir ve gururun tam tersine şeytanı tam da öfkeden öfkeye boğacak sağlam ve salim yolu tercih edeceklerdir. önümüzde iki yol var dileyen şeytanın dileyen de hz adem'in yolundan gider hepinize hayırlı günler diliyor yüce mevlan sizleri gurur kibir ve küstahlığı la şeytanlaşan iblisin yolundan değil de allah'a kulluğu tercih eden kusur ve günahlardan utanıp başını yere eğen pişmanlık duyan dolayısıyla da safiullah makamına çıkan hz adem'in yolundan gidenlerden kılmasını dilerim hepinize hayırlı günler yarın yeni bir ayetin gölgesinde ramazan günümüzü yürütmek için sürdürmek için buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al muhammed merhaba kıymetli insanlar ramazan günlerinizin bereketli verimli geçmesini cenab-ı hak'tan niyaz ediyorum bugünkü dersimizde oldukça ibret dolu bir konu üzerinde inşallah duracağım. bu konu tevbe suresinin 34 ve 35 ayetlerinde hatırlatılan son derece acıklı ve korkunç bir durumd kur'an meşru yoldan kazanmaya ve zengin olmaya karşı asla gelmez aksine bu meşru ölçüler içerisinde yapıldığında bir ibadet hükmüne geçer kur'an'da zekatı verilen öşrü ve infakı yapılan maldan övgüyle bahsedilir ve cenneti kazandıran insanı cömertlik muhtaçların elinde den tutma ve ihtiyaçlarını karşılama noktasında müslümanlar arasında artık çok iyi bilinen haz ebubekir lere hazreti haticeler yaklaştıran bir nimet haline gelir ancak gayrimeşru yollardan elde edilen fakirlerin hakkı görmezlikten gelinen mal ve servet başa bela olur cehennemin alevlerini teşkil eder. ve işte tevbe sur surinin 34 ve 35 ayetleri bu oldukça acıklı durumu oldukça ürkütücü bir sahne olarak bizim karşımıza sunar ayetler şöyledir. mealen ey iman edenler doğrusu hahamların ve rahiplerin çoğu halkın mallarını haksız yollardan yerler ve insanları allah'ın yolundan uzaklaştırır altını gümüşü yığıp allah yolunda harcamayanlar var ya işte onları acı bir azabın beklediğini müjdele yığılan bu altın ve gümüş cehennem ateşinde kızdırılıp hazine ye tıktıkları haydi tadın bakalım o tıktığı şeyleri diye acı bir sözle kendilerine hitapta bulunulacak bu ayetler zenginlik iktidar ve dini liderlerin sorumlulukları üzerine önemli mesajları içerir bu ayetler zamanlar ve mekanlar ötesi bir eleştiri ve uyarı barındırır ki bu mal ve mülk birikimine karşı bir uyarı niteliğinde olup özellikle de dini liderlerin toplum üzerindeki etkilerine dikkat çeker semanın insanlığa birer kurtuluş vesilesi olarak gönderdiği bu ayetler aynı zamanda asırlar boyunca yankılanan bir uyarının sesidir. dini önderler din adamları hahamlar ve rahipler toplumları aydınl ve yönlendirme görevi taşıyan kılavuzlar ve rehberler ancak bu kutsal görev zaman zaman bazılarının elinde halkın emanetlerini haksızca yiyip onları gerçek yolculuklarından yani allah'ın yolundan uzaklaştırmak için bir araç haline gelebilir.tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur bu ayetler maddi bir birikime aşırı düşkünlüğün insanı nasıl yoldan çıkarıp türlü yanlış yollara saptı bileceğin de altını çizer altın gümüş gibi değerli servetler burada yalnızca bir metafor olarak kullanılmakla kalmaz aynı zamanda insanın kalbine işleyen bir hastalığın simgesi haline gelir bu servetler insanın elinde yalnızca dünyevi zevk ve lüks için biriktirilen fakat ahirette ona acı verecek bir pişmanlık kaynağına dönüşmüş olur insan topladığı bu mal varlığıyla aslında kendi sonunu hazırlamış olur cehennem ateşinde bu biriktirdikleri adeta onların alnına yanlarına ve sırtlarına yapışan birer damga olarak kullanılacak ki bir zamanlar büyük bir iştahla topladıkları her bir altın ve gümüş parçası artık onlara acı veren birer anıya dönüşecektir bu insanın dünyada yaptığı seçimlerin ahirette nasıl bir yankı bulacağın da aynı zamanda en çarpıcı hatırlatıcısı dır bu ayetlerin çağlar ötesi mesajı özellikle bugün tüketim ve gösteriş toplumunda daha da anlamlı bir hale gelmiştir insanın maddi kazanımlarının manevi boşluğunu dolduramayacağınız atan önemli bir uyarıdır bu şekilde tevbe suresinin bu ayetleri tüm zamanların ötesinden seslenen hem fertleri hem de toplumları bir muhasebeye de davet eder. ayetteki bu evrensel çağrı her birimizin kalbinde ruhunda ve toplumda gerçek değerlerin ne olduğunu yeniden keşfetme çağrısıdır halkın mallarını meşru biçimde yemenin günümüzde olduğu gibi geçmişte de çeşitli yolları vardı bu yollardan biri de din adamlarının helaller haram ve haramlara da helal damgası basan fetvalarına dayanarak kamu malının zenginlerin ve mevki sahiplerinin hesabına aktarılmasıyla aleyhi de hüküm vermekten fetva vermekten kaçınmaz lardı çoğu hahamlar halkın sırtından soyarak gayrimeşru servetler biriktirir büyük servetlerin bu din adamlarının ellerinde toplandığına ve sonunda kiliselerin ve manastırların hesaplarına geçtiklerini hristiyan ve yahudi milletlerinin tarihleri şahittir öyle ki bazı dönemlerde bu din adamları zenginlik bakımından despot kralların ve zorba diktatörlerin bile önlerine geçmişlerdi ancak bazı müslümanların sandıkları gibi din adamlarının bu haksız tutum ve davranışları sadece diğer dinlere ait bir durum değildi kur'an bunu geçmişten bir kesit olarak bizlere sunmakta ve aynı zamanda sıfatlara vurgu yapmaktadır. aynı yolu tutan yakın uzak tarihte ve şimdi müslüman toplumların içinde yaşayan pek çok din adamı kılığına girmiş benzeri tipler görürüz bunlar makam para ve birtakım devlet imkanlarından faydalanmak ve servet yığmak için tıpkı geçmişte aynı kötü yolu izleyen benzerlerinin yolundan hem de adım adım karış karış ilerlemektedir. kur'an'ı okurken benzeri evrensel ayetleri sadece belirli bir dönem ve din için baz alırsak kur'an'a en büyük kötülüğü biz yapmış oluruz okuduğumuz ayetlerde bu sözde din adamlarının biriktirdikleri servetler yüzünden ahirette çekecekleri ve altın gümüş biriktirip de bunları allah yolunda harcamayan herkesin çarpılacağız son derece dehşetli ve korkunç bir tablo halinde tasvir edilmektedir. öylesine acı ve ıstırap dolu bir manzara ki dünya düşkün servetin kulu ve köleleri ölüm ötesi hayattaki hesap anında bir de bakacaklar ki bin bir hevesle biriktirdikleri bu haksız kazançları ateşte kızdırılmış kıp kırmızı bir hale getirilmiştir hem öyle bir kırmızılık ki tam da dokunduğu yere cıs ettirip derin yaralar açan ve dağlayan bir kıvamda ve derken hemen peşinden başlayan dayanılmaz az ve işkence başlar bu narda kızaran ateşli madenler onların yüzlerinde alınlarında dolaşmakta ve her dokunduğu yerde derin izler bırakmaktadır. azap bitmez sürekli devam eder. ve derken sıra vücudun kalan diğer kısımlarına gelir yanlar dağlanır sırtlar dağlanır yetmez üstelik bir de görevli cehennem zebanilerin o korkunç sesleri ve alayları devriye giriler işte sizin kendiniz için yığıp hazineye tıktıkları haydi tadın bakalım o tıktığım şeyleri allah hepimizi dünyanın kulu kölesi olmaktan başkasının hakkına girip malını mülkünü haksızca yemekten ve sonunda da böylesine acıklı bir duruma düşmekten muhafaza buyursun yarın yeni bir ayetin gölgesinde yolculuğumuzu devam ettirmek üzere buluşmak için hepinize hayırlı günler diliyorum esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugün zaman zaman aklımıza takılan bir soruya cevap aramaya çalışacağız bu soru neden zalime hemen ceza verilmeyip yaptıkları zulmün devam etmesi hususudur insan olarak aceleci bir yapıya sahibiz hayatımızın bütün aşamalarında bu aceleciliği yansımalarını görürüz bazen neden zalim hala ayakta neden zulüm bazen uzun ömürlü neden hala zulüm devam eder. türünden soruları içimizden ya da zaman zaman da sesli olarak dile getirdiğimiz anlar olur işte yüce beyanın yani bizlere rehber olarak gelen kur'an'ın yunus suresinin 11 ayet ayetinde bunun hikmeti şöyle belirtilmektedir. eğer allah insanların faydalarına olan şeyleri çabucak elde etmek istemelerinden verdiği gibi müstehak oldukları şerri de çar çabuk verseydi derhal sonları gelir helak edilirler fakat biz huzurumuza çıkmayı arzu edip ummayanlar kendi hallerine bırakırız yani terk eder.iz azgınlıkları içinde bocalar dururlar insan başta da ifade ettiğimiz gibi yaratılışı gereği genellikle acelecidir. sıkıntılar hastalıklar hoşlanmadığı bir takım durumlar ve beklentiler insanı sıkar ve hemen olmasını veya bu durumun hemen geçmesini şiddetle arzu eder. yatar kalkar bunun geçmesi ini bekler bütün enerjisini ona harcar üfler püflerim de uygunsuz sözler sarf ettiği çok olmuştur halbuki hayat bir akıntıdan ibarettir ve akıntının da bir hızı vardır bazen o hız insan iradesinin dışında cereyan eder. ve o akıntıya müdahale de söz konusu olmaz olamaz o zaman da akıntının hızıyla boğulmadan batmadan gitmenin çaresine bakılmalıdır.insanlık tarihi hiçbir zaman belalardan sıkıntılardan çeşitli afetlerden hastalıklardan ve özellikle de tescilli zalimlerin verdiği çeşitli eziyetler hapisler işkencelerden ve hukuksuzluk lardan uzak olmamıştır. hemen her dönemde gücü elinde bulunduran tiranlar kendilerini mutlak doğru görmüş haktan hoşlanmam muhalif gibi gördükleri kimselere musallat olmuş ve onlara pek çok sıkıntı çektirmiş ellerdir. dilleriyle hakaretler etmiş sövmüş iftiralar atmışlar yetmemiş fiziki sataşmalar bulunmuşlar haps etmişler sürgünlere göndermişler toplumdan dışlamış öldürmüşler idam etmişler alevli kuyulara atmışlar hasırlar sarıp yakmışlar kızgın kazanlarda kaynatarak öldürmüşler hatta demir testereler le eliyle kemiklerini birbirinden ayırmışlardır kısaca işaret edilen bu zulümlerin belli bir süresi yoktur zaten olamaz da onun için de mazluma sebeplere müracaat ettikten sonra aktif sabırla beklemek düşmektedir. ancak zulmün uzamasında cenab-ı hakk'a mazluma ve zalime bakan farklı yönler vardır şimdi kısaca isterseniz bu hikmetlere veyahut da bu yönlere bir göz atalım bazı kimseler zulmün uzamasını allah teala'nın adaletiyle bağdaştırmak da nasıl olur da bu kadar zulüm devam eder.ken allah bunlara engel olmaz şeklinde yanlış bir düşünce ya da algıya kapılabilir.evet kainatta meydana gelen en küçüğünden en büyüğüne bütün olaylar ilmi ilahi çerçevesinde cereyan eder. dalından yere düşen bir ağaç yaprağından uçsuz bucaksız okyanusların derinliklerinde yüzen balıklara ormanlardaki sayısız canlılardan gökyüzünde uçan kuşlar varıncaya dek her şey ama her şey onun bilgisi ve izni dahilindedir. peki acaba böyle olmasına rağmen yeryüzünde işlenen zulümlere allah teala neden müsaade etmektedir. olayları değerlendir.mek bakış açısına göre değişkenlik arz eder. birinin iyi dediğine başka biri kötü birinin normal gördüğüne başkası anormal olarak bak abilir.herkes bulunduğu konum allah hakkındaki marifet ve kadere inanç gibi faktörlerden dolayı karşı karşıya kaldığı olaylardan farklı neticeler ve dersler çıkarır nice çirkin görünen şeyler vardır ki aslında onda pek çok güzel yön vardır mümince bakıldığında kainattaki her şey ya bizzat güzeldir. ya da neticeleri itibariyle güzeldir. karşılaşılan nice hadiseler vardır ki dış yüzü çirkin gibi geldiği halde hakikatine ve sonucuna bakıldığında oldukça yerinde ve güzel olduğu görülür. mümince bir bakış açısıyla meseleye bakacak olursak şunları söyleyebiliriz. birincisi yeryüzünde meydana gelen zulümlerin devam etmesinin ve uzamasının öncelikle yüce yaratıcıya bakan bir yönü vardır buna göre allah teala halimdir. hilmi gereği zalimi hemen cezalandırmaz zulüm işleyenlere karşı farklı hikmetlere binaen hemen ceza vermez şayet hemen cezalandırsaydı o zaman dünyamızda taş üstünde taş kalmazdı hemen cezalandırılmaması ilahi bir kural olan sünnetullah ya da adetullah da diyebiliriz. şunu unutmamalıyız ki yüce mevla'nın zalime ve zulümlere tanıdığı bu mühlet aynı zamanda sayısız zulümlere dalmışlar için ayrı bir imtihandır hatta bu cenab-ı hakk'ın zalime bir istidrac olarak da kabul edilebilir.zira nahl suresinin 61 ayetinde eğer allah zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı fakat onları takdir ettiği bir vadeye yani bir zaman dilimine bekletir vadeleri gelince ne bir an önce alabilir.ne bir an erteleyebilirler sözüyle bu gerçeğe işaret edilmektedir. ikincisi zulüm süreçlerinin uzayıp da zalime mühlet verilmesinin ve zalimlerin dünyada cezalandırılmaması hikmetlerinden birisi de suçların büyüklüğünden dolayı yargılamanın büyük buluşmaya ertelenmesi o büyük buluşma günü ki mahkeme-i kübra denir böylesi bir durum aslında zalim için çok daha tehlikelidir. nitekim buhari ve müslim'de geçen bir hadiste allah resulü bu meseleyi şöyle hatırlatmış lardır allah zalime zulmünden döner diye imkan fırsat ve mühlet verir çünkü allah alemlerin rabbi ve erhamurrahimin dir. bütün bunlara rağmen zalim zulmünden dönmezse bir kez daha fırsat verir fakat bir de yakaladı mı artık onu iflah etmez ve onun canını okur işte bu rivayet bu hususa vurgu yapmaktadır. üçüncü husus zulmün uzamamasının müminlere bakan yönüne gelince dünya mümin için bir imtihan yeridir. ve imtihanlar da çeşit çeşittir zulüm de bu imtihanlardan biridir. imtihanlar bazen müspet bazen de menfi olur bazen uzun bazen de kısa olur zenginlikle olduğu gibi fakirlikle de olur bol bol nimetler içerisinde yüzmek le olduğu gibi fakrı zaruret le de olur güç ve kuvvetle olduğu gibi zayıflık ve ezilmekle de olur mağduriyetle olur mala el konmakla olur can kaybıyla olur ki bunlara karşı sabır göstermekte büyük mükafatları netice verir cennet ucuz cehennem de lüzumsuz değildir. sözünde de bu gerçeğe işaret edilmiştir düncü husus zalime dünyada verilecek cezanın ertelenmesinde önemli faktörlerden biri de imtihan içerisinde olan mazlumun kendi konumunun farkında olmayıp kendisine düşeni tam olarak yerine getirmemesi bunu şöyle de ifade edebiliriz. şayet mazlum allah'a vefalı bir kul değilse yürekten allah'a yönel dememiş kalbinde ve gönlünde yaşadıklarının derin hüznü yerleşmemiş hatta bir kısım olumsuz tavırlar içinde bulunuyor bencilliğe düşmüş niyetini bozmuş sebeplere hakiki tesir vermeye başlamış yaşananlardan dolayı kadere taş atıyorsa evet imtihan uzayabilir.böylelikle mümin kendisine çeki düzen verir yaratılış gayesini hatırlar ve yeniden kul olduğu idrakine erer bu hususun diğer bir yönü ise bela ve musibetlerin uzamasındaki önemli hikmetler biri de müminle münafığın kesin çizgilerle birbirinden ayrışması dır her insanın bir dayanma gücü vardır küçük sıkıntılara karşı katlanılabilir.veya kısa süreli olunca kötü niyetli kişiler kendilerini kolayca kamufle edebilir.ve iyi insanların arasında rahatlıkla hayatlarını devam ettirebilirler onlardan mış gibi gözüküp hayatlarını onların içerisinde geçirebilirler işte cenabı hak böylesi durumlarda bu iki grubun birbirinden kesin çizgilerle ayrılması için içinden geçilen imtihan süresini uzatabilir.sonunda bu iki grup net olarak birbirinden böylelikle ayrılmış olurlar bu da netice itibariyle müminler için büyük bir rahmettir zira kendilerinden gördükleri ve vücutlarının da bir parçası olarak kabul ettikleri nice kimseleri uzayan bu imtihanla keşfetmiş ve çevrelerindeki iki yüzlü yaratıklardan böylelikle kurtulmuş olurlar meselenin diğer bir yönü musibetlerin uzamasında aynı zamanda kaderin de rolünü unutmamak gerekir. evet her şeyi takdir. eden bir mukaddir. vardır hadiseler bu takdir. ölçüsüne göre cereyan eder. onun ne uzatılma ne de kısaltıl imkanı olur sorumluluk açısından mümine düşen sebepler ölçüsünde zulüm ve musibetlerden kurtulmanın çarelerini bütün varlığıyla çalışmak bu konuda maddi ve manevi her türlü çabayı seferber eder.ek sadece insan olmanın değil gerçek bir mümin olarak iradenin de hakkını vermektir kader ve irade arasındaki hakiki ilişkiyi kuran gerçek mümin kadere tam teslimiyetle kendisini sonu gelmeyen beklentilerden kurtarır rahatlar ve iç huzuruna kavuşur özellikle son yılların gerçek mağdurlarının unutmaması gereken hususlardan birisi de kendilerinin mazlumlar kulübüne gerçek anlamda daha yeni dahil oldukları halbuki bu insafsız oluşumda filistin kardeşlerinin dramı bir asra suriye'deki kardeşlerinin de 10 15 yılına girmektedir. yemen libya keşmir doğu türkistan'da kardeşlerinin dramı da kimseden aşağı değildir. bu nedenle musibetler bizleri sadece kendi imtihanımı yoğunlaştırmalı bütün acıları özellikle masumların karşı karşıya kaldığı çağdaş soykırımları da kal tümüyle hissetme bilinci oluşturmalıdır.gerçek mümin lütfunda hoş kahrına hoş diyerek başa gelen musibetler ve bu musibetlerin de zaman zaman uzaması karşısında isyan etmeksizin aktif sabır içerisinde mevlası razı olan kimsedir. yüce mevla bizleri zaman zaman başımıza gelmesi muhtemel böylesine zulümler karşısında sabreden dayanan ve inancından asla şüphe etmeyen kahramanlardan kılsın hepinize hayırlı günler diliyor yarın yeni bir ayetin gölgesinde devam etmek üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugün zaman zaman aklımıza takılan bir soruya cevap aramaya çalışacağız bu soru neden zalime hemen ceza verilmeyip yaptıkları zulmün devam etmesi hususudur insan olarak aceleci bir yapıya sahibiz hayatımızın bütün aşamalarında bu aceleciliği yansımalarını görürüz bazen neden zalim hala ayakta neden zulüm bazen uzun ömürlü neden hala zulüm devam eder. türünden soruları içimizden ya da zaman zaman da sesli olarak dile getirdiğimiz anlar olur işte yüce beyanın yani bizlere rehber olarak gelen kur'an'ın yunus suresinin 11 ayet ayetinde bunun hikmeti şöyle belirtilmektedir. eğer allah insanların faydalarına olan şeyleri çabucak elde etmek istemelerinden verdiği gibi müstehak oldukları şerri de çar çabuk verseydi derhal sonları gelir helak edilirler fakat biz huzurumuza çıkmayı arzu edip ummayanlar kendi hallerine bırakırız yani terk eder.iz azgınlıkları içinde bocalar dururlar insan başta da ifade ettiğimiz gibi yaratılışı gereği genellikle acelecidir. sıkıntılar hastalıklar hoşlanmadığı bir takım durumlar ve beklentiler insanı sıkar ve hemen olmasını veya bu durumun hemen geçmesini şiddetle arzu eder. yatar kalkar bunun geçmesi ini bekler bütün enerjisini ona harcar üfler püflerim de uygunsuz sözler sarf ettiği çok olmuştur halbuki hayat bir akıntıdan ibarettir ve akıntının da bir hızı vardır bazen o hız insan iradesinin dışında cereyan eder. ve o akıntıya müdahale de söz konusu olmaz olamaz o zaman da akıntının hızıyla boğulmadan batmadan gitmenin çaresine bakılmalıdır.insanlık tarihi hiçbir zaman belalardan sıkıntılardan çeşitli afetlerden hastalıklardan ve özellikle de tescilli zalimlerin verdiği çeşitli eziyetler hapisler işkencelerden ve hukuksuzluk lardan uzak olmamıştır. hemen her dönemde gücü elinde bulunduran tiranlar kendilerini mutlak doğru görmüş haktan hoşlanmam muhalif gibi gördükleri kimselere musallat olmuş ve onlara pek çok sıkıntı çektirmiş ellerdir. dilleriyle hakaretler etmiş sövmüş iftiralar atmışlar yetmemiş fiziki sataşmalar bulunmuşlar haps etmişler sürgünlere göndermişler toplumdan dışlamış öldürmüşler idam etmişler alevli kuyulara atmışlar hasırlar sarıp yakmışlar kızgın kazanlarda kaynatarak öldürmüşler hatta demir testereler le eliyle kemiklerini birbirinden ayırmışlardır kısaca işaret edilen bu zulümlerin belli bir süresi yoktur zaten olamaz da onun için de mazluma sebeplere müracaat ettikten sonra aktif sabırla beklemek düşmektedir. ancak zulmün uzamasında cenab-ı hakk'a mazluma ve zalime bakan farklı yönler vardır şimdi kısaca isterseniz bu hikmetlere veyahut da bu yönlere bir göz atalım bazı kimseler zulmün uzamasını allah teala'nın adaletiyle bağdaştırmak da nasıl olur da bu kadar zulüm devam eder.ken allah bunlara engel olmaz şeklinde yanlış bir düşünce ya da algıya kapılabilir.evet kainatta meydana gelen en küçüğünden en büyüğüne bütün olaylar ilmi ilahi çerçevesinde cereyan eder. dalından yere düşen bir ağaç yaprağından uçsuz bucaksız okyanusların derinliklerinde yüzen balıklara ormanlardaki sayısız canlılardan gökyüzünde uçan kuşlar varıncaya dek her şey ama her şey onun bilgisi ve izni dahilindedir. peki acaba böyle olmasına rağmen yeryüzünde işlenen zulümlere allah teala neden müsaade etmektedir. olayları değerlendir.mek bakış açısına göre değişkenlik arz eder. birinin iyi dediğine başka biri kötü birinin normal gördüğüne başkası anormal olarak bak abilir.herkes bulunduğu konum allah hakkındaki marifet ve kadere inanç gibi faktörlerden dolayı karşı karşıya kaldığı olaylardan farklı neticeler ve dersler çıkarır nice çirkin görünen şeyler vardır ki aslında onda pek çok güzel yön vardır mümince bakıldığında kainattaki her şey ya bizzat güzeldir. ya da neticeleri itibariyle güzeldir. karşılaşılan nice hadiseler vardır ki dış yüzü çirkin gibi geldiği halde hakikatine ve sonucuna bakıldığında oldukça yerinde ve güzel olduğu görülür. mümince bir bakış açısıyla meseleye bakacak olursak şunları söyleyebiliriz. birincisi yeryüzünde meydana gelen zulümlerin devam etmesinin ve uzamasının öncelikle yüce yaratıcıya bakan bir yönü vardır buna göre allah teala halimdir. hilmi gereği zalimi hemen cezalandırmaz zulüm işleyenlere karşı farklı hikmetlere binaen hemen ceza vermez şayet hemen cezalandırsaydı o zaman dünyamızda taş üstünde taş kalmazdı hemen cezalandırılmaması ilahi bir kural olan sünnetullah ya da adetullah da diyebiliriz. şunu unutmamalıyız ki yüce mevla'nın zalime ve zulümlere tanıdığı bu mühlet aynı zamanda sayısız zulümlere dalmışlar için ayrı bir imtihandır hatta bu cenab-ı hakk'ın zalime bir istidrac olarak da kabul edilebilir.zira nahl suresinin 61 ayetinde eğer allah zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı fakat onları takdir. ettiği bir vadeye yani bir zaman dilimine bekletir vadeleri gelince ne bir an önce alabilir.ne bir an erteleyebilirler sözüyle bu gerçeğe işaret edilmektedir. ikincisi zulüm süreçlerinin uzayıp da zalime mühlet verilmesinin ve zalimlerin dünyada cezalandırılmaması hikmetlerinden birisi de suçların büyüklüğünden dolayı yargılamanın büyük buluşmaya ertelenmesi o büyük buluşma günü ki mahkeme-i kübra denir böylesi bir durum aslında zalim için çok daha tehlikelidir. nitekim buhari ve müslim'de geçen bir hadiste allah resulü bu meseleyi şöyle hatırlatmış lardır allah zalime zulmünden döner diye imkan fırsat ve mühlet verir çünkü allah alemlerin rabbi ve erhamurrahimin dir. bütün bunlara rağmen zalim zulmünden dönmezse bir kez daha fırsat verir fakat bir de yakaladı mı artık onu iflah etmez ve onun canını okur işte bu rivayet bu hususa vurgu yapmaktadır. üçüncü husus zulmün uzamamasının müminlere bakan yönüne gelince dünya mümin için bir imtihan yeridir. ve imtihanlar da çeşit çeşittir zulüm de bu imtihanlardan biridir. imtihanlar bazen müspet bazen de menfi olur bazen uzun bazen de kısa olur zenginlikle olduğu gibi fakirlikle de olur bol bol nimetler içerisinde yüzmek le olduğu gibi fakrı zaruret le de olur güç ve kuvvetle olduğu gibi zayıflık ve ezilmekle de olur mağduriyetle olur mala el konmakla olur can kaybıyla olur ki bunlara karşı sabır göstermekte büyük mükafatları netice verir cennet ucuz cehennem de lüzumsuz değildir. sözünde de bu gerçeğe işaret edilmiştir düncü husus zalime dünyada verilecek cezanın ertelenmesinde önemli faktörlerden biri de imtihan içerisinde olan mazlumun kendi konumunun farkında olmayıp kendisine düşeni tam olarak yerine getirmemesi bunu şöyle de ifade edebiliriz. şayet mazlum allah'a vefalı bir kul değilse yürekten allah'a yönel dememiş kalbinde ve gönlünde yaşadıklarının derin hüznü yerleşmemiş hatta bir kısım olumsuz tavırlar içinde bulunuyor bencilliğe düşmüş niyetini bozmuş sebeplere hakiki tesir vermeye başlamış yaşananlardan dolayı kadere taş atıyorsa evet imtihan uzayabilir.böylelikle mümin kendisine çeki düzen verir yaratılış gayesini hatırlar ve yeniden kul olduğu idrakine erer bu hususun diğer bir yönü ise bela ve musibetlerin uzamasındaki önemli hikmetler biri de müminle münafığın kesin çizgilerle birbirinden ayrışması dır her insanın bir dayanma gücü vardır küçük sıkıntılara karşı katlanılabilir.veya kısa süreli olunca kötü niyetli kişiler kendilerini kolayca kamufle edebilir.ve iyi insanların arasında rahatlıkla hayatlarını devam ettirebilirler onlardan mış gibi gözüküp hayatlarını onların içerisinde geçirebilirler işte cenabı hak böylesi durumlarda bu iki grubun birbirinden kesin çizgilerle ayrılması için içinden geçilen imtihan süresini uzatabilir.sonunda bu iki grup net olarak birbirinden böylelikle ayrılmış olurlar bu da netice itibariyle müminler için büyük bir rahmettir zira kendilerinden gördükleri ve vücutlarının da bir parçası olarak kabul ettikleri nice kimseleri uzayan bu imtihanla keşfetmiş ve çevrelerindeki iki yüzlü yaratıklardan böylelikle kurtulmuş olurlar meselenin diğer bir yönü musibetlerin uzamasında aynı zamanda kaderin de rolünü unutmamak gerekir.evet her şeyi takdir. eden bir mukaddir. vardır hadiseler bu takdir. ölçüsüne göre cereyan eder. onun ne uzatılma ne de kısaltıl imkanı olur sorumluluk açısından mümine düşen sebepler ölçüsünde zulüm ve musibetlerden kurtulmanın çarelerini bütün varlığıyla çalışmak bu konuda maddi ve manevi her türlü çabayı seferber eder.ek sadece insan olmanın değil gerçek bir mümin olarak iradenin de hakkını vermektir kader ve irade arasındaki hakiki ilişkiyi kuran gerçek mümin kadere tam teslimiyetle kendisini sonu gelmeyen beklentilerden kurtarır rahatlar ve iç huzuruna kavuşur özellikle son yılların gerçek mağdurlarının unutmaması gereken hususlardan birisi de kendilerinin mazlumlar kulübüne gerçek anlamda daha yeni dahil oldukları halbuki bu insafsız oluşumda filistin kardeşlerinin dramı bir asra suriye'deki kardeşlerinin de 10 15 yılına girmektedir. yemen libya keşmir doğu türkistan'da kardeşlerinin dramı da kimseden aşağı değildir. bu nedenle musibetler bizleri sadece kendi imtihanımı yoğunlaştırmalı bütün acıları özellikle masumların karşı karşıya kaldığı çağdaş soykırımları da kal tümüyle hissetme bilinci oluşturmalıdır.gerçek mümin lütfunda hoş kahrına hoş diyerek başa gelen musibetler ve bu musibetlerin de zaman zaman uzaması karşısında isyan etmeksizin aktif sabır içerisinde mevlası razı olan kimsedir. yüce mevla bizleri zaman zaman başımıza gelmesi muhtemel böylesine zulümler karşısında sabreden dayanan ve inancından asla şüphe etmeyen kahramanlardan kılsın hepinize hayırlı günler diliyor yarın yeni bir ayetin gölgesinde devam etmek üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vat vam merhaba kıymetli insanlar ramazan ayı yavaş yavaş ortalarına doğru gelmeye başladı bugün size dün ilk sayfasına başlayıp bugün tamamını bitireceğiniz kur'an'ın 13 cüzünde bulunan yusuf suresi hakkında kısaca bir hasbihal yapacağım. bilindiği üzere yusuf suresi bizatihi kur'an tarafından en güzel kıssa diye nitelenir surenin ana vurgusu hz yusuf aleyhisselam'ın yaşadığı zorluklar ve haksızlıklar karşısındaki sabrı her şeyin allah'ın kontrolünde olduğu gerçeği ve başa gelen her türlü sıkıntı karşısında sebeplere müracaat ettikten sonra allah'a güvenilmesi gerektiğidir. ki bunu sabır ve tevekkül olarak da nitelendir.mek mümkündür hz yusuf israiloğullarının köken itibariyle dayandığı haz yakub'un oğludur bu güzel önemli ve ibretli derslerle dolu kıssa insanların hayatlarında karşılaşmaları muhtemel her türlü imtihan ve bu imtihanları aşmanın yollarını bizlere öğretir bu yokuşu aşmanın en başında da şüphesiz ki sabır gelir kardeşlerinin ihanetine haksız suçlamalara iftiralara hapis hayatına ve yaşadığı onlarca sıkıntıya karşı haz yusuf sabırla karşı durmuş ve sonu da onu için en güzel bir şekilde bitmiştir sure başlı başına baştan sona kadar bir kişinin ibretler le dolu ilginç gerçek bir hayat serüvenini ele alır kur'an'da başka hiçbir sure tek bir peygamber ya da kişiye tahsis edilmemekle birlikte yusuf suresi baştan sona hz yusuf'u anlatmaktadır. yusuf suresindeki önemli mesajlarda biri de liyakat ve yetenektir nitekim hapishaneden saraydaki en yüksek göreve getirilmesi liyakat ve ehliyetin önemini gösterir bir devlet şayet liyakati esas almazsa o zaman da kıtlıklar açlıklar ve fakirlik kaçınılmaz olur yusuf suresinde hz yusuf'un kölelikten mısır sultanlığına gidişinin detaylı anlatılması aslında ilahi adaletin bir gün mutlaka tecelli edeceğini ve başa gelen bazı imtihanlar sonucunda yüce mevlanın daha dünyadayken vereceği bazı sürprizleri de haber verir en güzel kıssa olan yusuf suresinin bize verdiği en önemli derslerden biri de yaşanılan her türlü zorluk karşısında sürekli olarak allah'a güvenme ve ona sığınmadan ışık tutar sabır gibi güven gibi adalet gibi aile ilişkileri gibi ve allah'a teslimiyet gibi konular üzerinde durur ayetleriyle birlikte bu konuları detaylandı acak olursak şu prensiplerle hayati ilkelerle karşı karşıya kalırız. birincisi bunların en başında sabır ve imtihan gelir haz yusuf ve yusuf suresi başından sonuna kadar sabrın önemini vurgular hz yusuf'un kardeşleri tarafından kuyuya atılması 10 ayette köl olarak satılması 20 ayette zindana atılması isa 30 33 ayette ve sonunda mısır'ın hazine işlerinin başına getirilmesi 55 ayette hatırlatılır ki sabretmenin sonunda allah'ın lütfuna erişilebilecek bir göstergesi olduğu gerçeğine bununla işaret edilir bu yönüyle kıssa bizlere günümüzde de karşılaşacağım.ız zorluklara sabırla yaklaşmamız gerektiğini hatırlatır. yusuf suresinden almamız gerekli olan ikinci önemli vurgu surenin 118 ayetindedir. ki güven ve allah'a teslimiyettir haz yusuf'un allah'a olan güveni ve teslimiyeti onun zor zamanlarda bile doğru yolu bulmasını sağlamıştır. kardeşleri tarafından haksız yere suçlanıp zindana atıldığında bile allah'a olan güvenini hiç mi hiç kaybetmemiştir bu hayatımızdaki zorluklar karşısında allah'a güvenmemiz ve ona teslim olmamız gerektiğinin de bir hatırlatıcısı durumundadır. surenin 92 ayetinde insanlara verdiği diğer önemli bir mesaj ise aile ilişkileri ve affetme konusu olmaktadır. hz yusuf'un kardeşleri tarafından yapılan kötülüklere rağmen o bunların tamamını affetmiştir. bu da aile içinde zaman zaman yaşanan bazı problemler ve anlaşmazlıklar karşısında affediciliği ve barışın önemini vurgular aile bağlarını güçlendir.mek ve kopmuş ilişkileri tamir etmek için affetmenin gücüne işaret eder.. surenin 76 ile 78 ayetlerinde adalet ve doğruluk üzerinde durulur hz yusuf'un mısır'da belli makamlara gelmesi ve adaletli yönetimi doğruluk ve adaletin toplumda nasıl bir denge unsuru olup o topluma huzur ve refah getireceğinin de bir örneğini teşkil eder. ki bu evrensel çağrıyla gerek günümüz ve gerekse diğer bütün zamanlarda adaletin toplumdaki barışın ve fertlerin huzurunun temeli olduğunu hatırlatmış olur. surenin 21 ayeti insanların kendilerine göre kurdukları planları tuzakları ve başkalarını yok etme düşünceleri olduğu gibi cenabı mevla'nın da onların kurdukları bu tuzakları tersine çevirme güç ve kudretinin olduğunu daha açık belirtecek olursak allah'ın da nice bir hikmetle işleyen planının olduğunu gösterir.yusuf suresi başından sonuna kadar allah'ın kader ve planının insanın kurup beklentilere girmesinin ötesinde olduğunu ve her şeyin bir hikmet üzerine kurulduğunu anlatır bu hayatımızda karşılaştığımız olayların arkasında bir hayır aramamız ve her şeyin bir sebeple gerçekleştiğine inanmamız gerektiğini de bizlere hatırlatmış olur. yusuf suresinin bu ve benzeri prensipleri günümüzdeki hayatımıza uygulandığında bize hayatımızın pek çok farklı alanında rehberlik eder. ve hayatımızı daha anlamlı bir hale getirir. sabır güven adalet aile ilişkilerinde affedicilik ve allah'a teslimiyet gibi değerler her zaman ve her durumda önemini koruyan evrensel ilkelerdir.. bu genel prensiplerin yanında ayrıca bu surede şu mesajları da net bir şekilde görebilmekteyiz. sadık rüyalar bir gün mutlaka gerçekleşir. çünkü haz yusuf'un rüyası aynen gerçek olmuştu rüyanın tabirini iyi bilen ve iyi niyetli olan birine sormalıyız. zira hazreti yusuf mısır kralının rüyasını doğru bir şekilde yorumladı ve sonuç aynen yorumladığı gibi gerçekleşti kıskançlık utanç ve mahcubiyetle sonuçlanır. çünkü haz yusuf'un kardeşleri sonunda ona karşı utanç verici bir durumla karşı karşıya gelmişlerdi bu olayın sebebi hz yakup'un hz yusuf'u diğer kardeşlerin den daha fazla sevmesi idi ve bu da kıskançlığa yol açmıştı kadınların istenmeyen tekliflerine karşılık vermeme kişinin namusunu dinini ahlakını ve saygınlığını korumasının da ayrı bir yoludur. çünkü hz yusuf zelihanın teklifini reddettiği için sonunda bütün suçlamalardan aklan arak herkes tarafından saygıyla karşılandı ve mısır'da önemli bir pozisyona yükselmiş oldu. sureyi okurken hz yusuf'un ekonomi yönetimini iyi bildiğini ve buna ehil olduğunu belirtmesi bir kişinin yeteneklerini ve erdemlerini bilmeyenlere açıklaması uygun mudur gibi bir soruyu aklımıza getirebilir. bu soruya şayet bu işi yapacak ehil bir kimse yoksa ve ülke de bu açıdan tehlikeye düşüyorsa evet söyle zira haz yusuf mısır kralına yeteneklerini bilgi ve becerisini haber vererek tarım ve ekonomi konularında uzman olduğunu gösterdi ve böylece maliye bakanı oldu hz yusuf'un becerisi sayesinde mısır'ın hazineleri dolup taştı başa gelenlere katlanmak yani sabretmek emniyet ve güvenle sonuçlanır zira hz yusuf başına gelenlere karşı sabretti ve sonunda emniyet ve güvene kavuştu zorluk rahatlamanın yolunu açar çünkü haz yusuf pek çok zorluk çekti ve bu zorluklardan sonra hem yaşadığı ülke halkını huzura kavuşturdu hem de kendisi huzura kavuştu uzun bir ayrılık sürecinden sonra ailesiyle mısır'da yeniden buluştu ve onlarla huzur buldu kötülük yapanlara iyilik yapmak ve onları affetmek büyük bir erdemdir.. zira hz yusuf kardeşlerinin ona yaptığı bütün ama bütün kötü muamelelere karşı iyi davrandı ve onların hepsini affetti. çocuğun babaya soğuk davranışına baba tarafından affedici bir tutum sergilenmeli zira hz yakup oğullarının yaptıkları hataların tamamını affetti kadere rağmen insanların planları etkili olamaz çünkü hz yusuf'un kardeşlerinin allah'ın takdir. ettiği üstünlüklerini engel olmak için yaptıkları bütün sinsi planlar hiçbir işe yaramadı ve sonunda allah'ın takdir.i gerçekleşmiş oldu hepinizin yusuf suresinin gölgesinde daha dikkatli bir hayat yaşamanızı ve bu önemli prensiplerden ders almanızı yüce mevlan niyaz ediyorum. hepinize hayırlı günler diliyorum .yarın yeni bir ayetin gölgesinde günümüzü bereketlendir.mek için buluşmak üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam merhaba kıymetli insanlar bugün sizlere kur'an'da muttakiler olarak nitelenen allah katındaki seçkin insanlara cennette bahş edilecek bazı nimetlere sadece hicr suresinin 54 ila 48 ayetleri bağlamında değin çalışacağım. bilindiği üzere kur'an'da sıkça geçen kavramlardan birisi de takva kavramıdır kur'an-ı kerim'de 150 defa zikredilen bu kelimenin faili olan müttaki ve bu kelimenin çoğulu şeklindeki müttakiler kur'an'ın pek çok ayetinde övgüyle bahsedilir ve cennet de kendilerine sunulacak farklı nimetlerden ve hazırlanan çeşitli sürprizlerden aynı zamanda haber verilir pek çok tarifi olmakla beraber en genel anlamıyla takva dinin emrettiği emir ve yasaklara titizlikle dikkat etmek bir taraftan sebepleri görmezlikten gelmemek ve onlara riayet etmek bir taraftan da müsebbibül esbab olan yüce mevlayı aklından hiçbir zaman çıkarmamak ve şirkin gizli açık büyük küçük her türlüsünden de uzak kalmak demektir işte takva tanımı içine giren bu müttakiler cennette bekleyen müjdeler bazıları hicr suresinin 45 48 ayetlerinde şöyle haber verilmiştir mealen şöyledir. şeytana uymaktan korunan müttakiler cennette ve cennetteki pınarların başındadır onlara esenlikle emin olarak girin oraya denir onların kalplerindeki kini söküp çıkarmışız dır dost ve kardeş olarak koltuklar üzerinde karşı karşıya otururlar orada kendilerine hiçbir zahmet ve meşakkat dokunmaz oradan hiç çıkacak da değillerdir. bu ayetlerde ifade edilen müttakilerin cennette yaşayacakları nimetlerin tasviri insanın gerçekten ruh ve bedenine bakan yönüyle oldukça etkileyicidir. ayetlerde geçen şeytana uymaktan korunan muttakiler ifadesi takvanın önemine ve takva sahibi olanların ne gibi mükafatlar layık olduğuna aynı zamanda işaret eder. takva kavramı başta da belirttiğimiz gibi kur'an'da sıkça vurgulanan bir kavram olup müminlerin hayatlarında önemli bir rehbe durumundadır takva korkma çekinme sakınma dikkatli davranma kendini garantiye alma hassas olma gibi arapçada veya kur'an'da bu anlamlara gelmektedir. kavram olaraksa takva kelimesi yüce allah'tan bizlere kur'an ve hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sahih sünnetinde bildir.diği emirleri yerine getirmek ve yasaklarından da kaçınmakla ilahi azaptan insanın kendisini koruma altına alması demektir bu kısa takva tanımıyla beraber takva kavramını biraz daha açacak olursak öncelikle insanın yüce allah'ın kainatın yegane rabbi olduğu gerçeğine yakından inanması yani imanda tahkik mertebesine ulaşması ruh beden bir bütün olarak her türlü kötülükten uzak kalması hırs gibi tama gibi bencillik gibi egoizm gibi menfi tutumları tamamen terk etmesi muhtaç olan kimselerin durumunu yakından görerek onların bir parçası olduğunu hatırlaması ve ilahi yasakları ihlal edecek her türlü ama her türlü tutum ve davranıştan da uzak kalması demektir tabii her güzel şeyi elde etmek için bir bedel gayret ve uğraşı gerekir.takva gibi son derece önemli bir değeri elde etmek için de elbette insanın bazı fedakarlıklarda kaçınmamız gerekir.öncelikle takva hazinesine yaklaşmanın birinci şartı ve ilk basamağı yüce allah'ın bizlere emrettiği şeyleri büyük bir titizlikle hayatımıza taşıma ve günahlardan da uzak kalarak hayatımızın güzelleşmesi için onlarla aramıza büyük engeller koymaktır ayetlerde müttakilerin cennete kabul edildiği ve orada esenlik ve emniyet içinde oldukları belirtilir ayetteki esenlik ve emin olarak oraya girin hitabı onların cennete girişlerinin son derece huzurlu ve güvenli bir şekilde olacağını haber verir bu takva sahiplerinin dünya hayatında takip ettikleri doğru yoldan dolayı cennete girişlerinin de aynı zamanda kolay olacağını gösterir bu ayetlerde muttakilerin kalplerindeki kinin sökülüp çıkarıldığı ifade edilir ki takva sahiplerinin içlerinde dünyada şayet varsa her türlü kinin düşmanlığın ve negatif duyguların cn girmeden önce temizlendik aynı zamanda gösterir takva insanın kalbini arındırır ve ona iç huzuru verir ayetlerde muttakilerin cennette dost ve kardeş olarak koltuklar üzerinde karşı karşıya oturdukları belirtilir bu takva sahiplerinin cennette birbirleriyle yakın ve sıcak ilişkiler içinde olacaklarını ve karşılıklı olarak birbirleriyle samimi ve içten çok güzel zaman dilimleri geçireceklerini de aynı zamanda bizlere haber verir takva dairesinde yaşamanın diğer insanlarla kolaylıkla bir araya gelebilme anlaşabilme onların hukukuna riayet etme ve kardeşlik bağlarını güçlendir.me adına da dünyada önemli kazanımları vardır son olarak ayetlerde müttakilerin cennette hiçbir zahmet ve meşakkatle karşılaşmayacaksınız ile karşılaşmayacaksınız aynı zamanda göstermiş olur bu yönüyle de takva insanın ahiretteki ebedi saadetine vesile olan önemli bir durumdur takva insanın allah'a olan itaati ile birlikte toplum içinde doğru ve adil davranması yla da ilgilidir. dolayısıyla takva sahipleri cenabı hak tarafından hem dünya hem de ahirette yüksek derecelere layık görülürler netice itibariyle diyebiliriz. ki takva bir kevser müttaki de ona ulaşmış olan bahtiyar kişilerdir. ne acıdır ki yüce mevla katında böylesine önemli bir makamı elde etmiş insan sayısı da gerçekten oldukça azdır şair ne güzel der hak teala eder. takva ehlidir. uluz müttakin makamı cennet içtiği kevser olur yüce mevla sizleri hayatını takva dairesinde geçirerek en hassas konulara bile hassasiyetle yaklaşan yediklerine içtiklerine dikkat eden hayatını dikenli bir zeminde geziyormuş çasa titiz yaşayarak cennet kevserinden içmeye layık kullarından eylesin hepinize hayırlı günler diliyor yarın farklı bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam merhaba kıymetli insanlar bugün kur'an'ın sıklıkla üzerinde durduğu ve farklı ayetlerde olacakları bütün dehşetiyle haber verdiği amel arşivlerimizde isra suresinin 13 ila 14 ayetleri bağlamında durmaya bu konu hakkında kısa bir hasbi hal edeceğim inşallah hiç kimse yaptıklarının kaybolacağını zannetmesin zira herkesin dünyada yaptığı iyilik kötülük hayır şer hak zulüm her ne işlerse bütün bunlar arşivlenir silinmesi ve kaybolması imkansız kay la saklanır ve mahkeme-i kübada işleyenin karşısına dikilir dolayısıyla insan yapıp ortaya koydukları ile aslında ebedi hayatını inşa etmektedir. her bir söz ve davranışı sahibini ya cennet yamaçlarına çıkartan muhteşem bir asansör ya da cehennem kurlarına atan birer ağırlık ve zincir haline gelir ve boynuna dolanır gitmesi gereken yere de sahibinden hiç mi hiç ayrılmaksa gider insanın dünyadaki bütün yapıp ortaya koydukları ağzından çıkan bir söz kulak dil gözün işlemiş olduğu iyilik ve kötülükler haksız bir el kaldırma yüksek sesle başka birini korkutma tepeden birisine bakma el uzatılan bir devlet malı kimse görmediği halde sahibinden izinsiz alınan bir meta veya her neyse küçük olsun büyük olsun hepsi tek tek dünyada yapıldığı anda kaydedilir bütün bunlar kaybedilmeden kayıtlarla tutulduktan sonra insandan ayrılmaz bir parça olarak en sağlam yer olan boynuna geçirilir ve hesabın görüldüğü yerde karşısına çıkartılarak birer satır haline getirdiği hayatının karelerini tek tek oku emri verilir insana ne zor bir sahnedir. bu sahne ne zor geçittir bu geçit işte meallerini kısaca vereceğimiz bu ayetlerin vermek istediği mesaj tam da budur şöyle denir 13 ila 14 ayetlerde her insanın yaftasını boynuna bağladık yani her insanın yaptıklarına göre muamele görecektir nitekim kıyamet günü önüne açılan bir defter çıkaracağız şöyle denir ona defterini oku bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye kendin yetersin her insanın boynuna dolanan şey o insanın yaptığı amellerdir. dünyada yapıp ortaya koyduğu işlerdir. ayette boynuna bağlanan diye belirtilen husus insanların yaptıkları şey şeylerden kinaye olarak kullanılmıştır. insanın boynuna dolanması ondan ayrılmaması ve yakasını asla bırakmaması iyi kötü insandan meydana gelen bütün ama bütün fiillerin mutlaka kaydedilmesi ve arşivlenmesi demektir bu arşivleri tutan melekler kaf suresinin 17 ile 18 ayetlerinde şöyle tasvir edilir zaten onun sağında ve solunda yerleşmiş iki kayıtçı vardır ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın insanlar 20 asırda sesleri ve görüntüleri kaydeden nice nice aletler keşfedip onları da her geçen gün geliştirdiler bilindiği üzere bu aletler allah'ın kainatta zerrelere yaptırdığı kayıt işlemini tespit etmeye çalışmaktadır.lar allah'ın melekleri evet bu aletlere muhtaç değildir. insanın kendi vücudu ve çevresindeki şeyler onun bütün yaptıklarını ve konuştuklarını en ince ayrıntılarıyla kaydeden birer kamera gibidir. kıyamet günü kendi kulaklarıyla dünyadayken konuştuklarının tamamını işitecek ve yaptıklarını bütünüyle gözleriyle göreceklerdir. demek ki allah teala kullarına sırt kendi ilmine göre muamele etmeyecek bilakis adaletin iddia delil inkar şahit savunma gibi bütün şartlarını da yerine getirecektir ayette ifade edilen kıyamet günü önüne açılan bir defter çıkaracağız cümlesi kıyamet gününde hesap defterini önünde açılmış bulacaktır demektir kur'an'ın bu ifadeleri onun anlatılması gereken hususları en güzel ve anlaşılır bir şekilde ortaya koyduğun da ayrı bir göstergesidir. insanın kıyamet gününde dünyada yapmış olduğu amellerden yakasını kurtarması kesinlikle mümkün değildir. nitekim onun amel defterleri hiçbir gizlilik tahrifat veya bilmezlikten gelmek gibi hususlara çekilmek iin gayet açık ve seçik olarak önüne çıkacaktır kur'an'ın amel arşivini açılan bir kitap olarak tasvir etmesi psikolojik açıdan insanın üzerinde bıraktığı etki bakımından da oldukça önemlidir. ve kıyamet suresinin 10 ila 15 ayetlerinde insanın bu amel arşivi ile karşılaştığı an şöyle bir davranış içerisinde olduğu tasvir edilir işte o gün der insan var mı kaçacak mekan asla bulunmaz hiçbir sığınak rabbinin huzurudur son durak o gün insana yaptığı her türlü iyilik ve fenalıkla yapmadığı her tür iyilik ve fenalık tek tek bildir.ilir ona göre karşılığını alır artık insan şahit olur kendi hakkında türlü türlü mazeretler öne sürse de bu ayetlerde de insanın bu kitabını yani fiillerinin kayıt altına alındığı kitabını gördüğünde kaçacak bir mekan arayacağı bildir.ilmiştir yine aynı dehşetli durum kehf suresinin 48 ile 49 ayetlerinde şöyle dile getirilir hepsi sıra sıra rabbinin huzur arzular ve şöyle nida edildi onlara ilkin nasıl sizi yarattık aynen o şekilde bize döndünüz sizse size böyle bir buluşma belirlemedim iddia eder.diniz değil mi işte herkesin hesap defteri önüne konuldu mücrimlerin defterlerdeki kayıtlardan korktuklarını ve şöyle dedikler görürsün eyvah bize bu deftere de ne oluyor ne küçük koymuş ne büyük yazılmadı hiçbir şey bırakmamış böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular şu kesin ki rabbin hiç kimseye zulmetmez demek ki küçük büyük yapılan her söz ve davranış bu kitaplarda yani amel arşivimizde kayıtlı olup kesinlik saklanmaktadır. yüce mevla bizleri amel arşivlerini hep güzelliklerle dolduran böylelikle büyük mahkemenin huzuruna alnı açık bir şekilde çıkan bahtiyarlığın yeni bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al ve Merhaba kıymetli insanlar bugün Kehf suresinin 49 ayetinin özelinde görüntüleri alınan hayatımız konusunu ele alacağım. insanların dünyada işledikleri suçları ifşa edildiğinde ilk yaptıkları şey bu suçu inkar etmektir bu suçun ses ya da görüntüsü ortaya çıktığında bu defa inkarları montaj kılıfına büründü de kullanır Hatta belki bazen bununla kurtulabilirler de ancak ya mahkemeyi kübada ya o hiçbir şeyin gizli kalmadığı adığı korkunç günde ya o Kahhar zül celalin kimdir. Bugün buranın yegane hakimi dediği o dehşetli zamanda evet orası yapılanların inkarının İmkansız olduğu dehşetli bir yerdir. ve insanın yaptıkları bizati kendisine okutulacaktır okuyunca şaşıracak renkten renge şekilden şekle girecek sıkıntıdan sıkıntıya düşecek ve yazılacağını hiç düşünmediği küçümsediği nice söz davranış ve kurguların yazıldığını görecek ve adeta çılgına dönecektir nasıl dönmesin ki bütün çıplaklığıyla yaptığı söylediği işlediği ve ortaya koyduğu her şeyi ama her şeyi karşısında sesiyle görüntüsüyle şahitleri le bulacaktır Kehf suresinin 49 ayeti İşte bu acı gerçeği haber vermekte ve bizleri de hayatımızı daha dikkatli bir şekilde yaşama konusunda uyarmaktadır. ayetin meali kısaca şöyledir. işte herkesin hesap defteri önüne konuldu mücrimlerin defterdeki kayıtlardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün Eyvah bize bu deftere ne oluyor ne küçük bırakmış ne de büyük her şeyi sayıp dökmüş yazılmadı şey bırakmamış Böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular şu kesin ki Rabbin hiç kimseye ama hiç kimseye zulmetmez bu ayet ölüm ötesi hayatımızdaki hesap gününde bütün insanların mutlaka karşı karşıya gelecekleri o korkunç sahneyi yani hesap verme anını korkunç bir şekilde tasvir etmektedir. işte böylesine ürperti ve dehşet verici bir anda insanlar hiçb şeyin gizli kalmadığını yaptıkları bütün şeylerin hem de bütün detaylarıyla kaydedildiğini gördüklerinde şaşkına döneceklerini büyük bir pişmanlık duyacaklarını ve derin mi derin bir endişe yaşayacaklarını bu ayet haber vermektedir. nasıl yaşamasın ki dünyadaki mahkemelerde bile pek çok kimse benzerini çok yaşamıştır. işled dediğiniz bir suç Varsa yahut suçsuz olsanız bile adeta bir suçlu olarak mahkemeye çıkarılmış sanız hakkınızdaki iddianamede nelerin karşınıza birer sürpriz olarak çıkacağını da bilmiyorsanız ve aynı ortamda pek çok insanın kimi müebbet kimi 5 yıl kimi 10 yıl ceza Aldığını da görüyorsanız ne kadar büyük bir dehşete üzüntüye kapılır dizlerinizin Feri çekilir titrer korkar heyecan Ve korkudan nasıl bir savunma yapacağınızı bile çoğu kez bilemezsiniz ne söyleyeceğiniz unutursunuz Halbuki bu dünyadaki kısa bir ömürle ilgilidir. alacağınız 5 10 yıllık bir hapisle ilgilidir. veya mühebbet alsanız bile Nasılsa dünya fani Bir gün mutlaka bitecek Dersiniz dersiniz de böylelikle teselli bulursunuz Ancak bu ayette haber verilen mahkeme asla dünya mahkemelerine benzemez hesap Çetin ağır korkuda zirvededir. mehebbetin yerini ebedi Cehennem alır 5 10 yıllık dünya senesinin yerini bir günü dünyanın 1in yılına Bedel ahiret günleri alır dünyadaki içinde yeme içmenin samimi dostlukların neşvü Nema bulduğu hapishanelerin yerini alevlerin dehşetler ve birbirinden dehşetli ve korkunç azapların olduğu Cehennem tabakaları alır durum böyle olunca nasıl Korkmaz ki insan nasıl titremez ki zanlı nasıl ağlamaz ki pişmanlıklar başlar Ama faydasız ve vakti geçmiş pişmanlıklardan bu inkar sonuçsuz kalır Ahu enler başlar Ama vakti geçmiş Ahu enin erdir. Bunlar bunların hiçbiri işe yaramaz Ne konuşacak bir dost ne Derdini anlatacak bir arkadaş ve ne de sana içten yanan bir anne bulamazsın burada yardımcının olmadığını suçunu inkarın imkansızlığını gören insan bu kez arşivlerine göz atar Bir de ne görsün kendisinin bile unuttuğu önem vermediği nice Küçük Şeyler bile kayıt altına alınmıştır. işte Tam da bu anda basar çığlığı Eyvah bize bu deftere ne oluyor ne küçük bırakmış ne de büyük her şeyi sayıp dökmüş yazılmadı hiçbir şey bırakmamış bu Çığlık korku ve pişmanlık çığlığıdır dünyada işlediği günahlar Hak hukuk ihlalleri yaralayıcı bir söz önemsemediği küçük bir yalan gram olsun bir aldatma santim olsun bir hakka girme başkasını korkutan sert bir bakış daha neler ve neler görür küçük denenmemiş büyük denenmemiş hepsi yazı ses ve görüntüsüyle kaydedilmiş silinmeyen kayıt defterlerine bu ayetin toplum hayatına yönelik yansımalarına bakınca insanların toplum içindeki sorumluluklarını ve birbirlerine karşı nasıl hassas ve dengeli davranmalarını birbirlerinin hakkına girmeden incitmeden aldatmadan yalan söylemeden hakkına girmeden nasıl hassas bir hayat yaşamalarını düzene koyar bu ayet sayesinde insani kurallara uymayanlar bu dehşetli günde başlarına nelerin geleceğini Böylelikle öğrenmiş olur ve sadece bu öğrenmeyi değil öğrendiklerini hayatlarına geçirmelerinin de önemli bir teşvikçisidir. yaptıkları her şeyin kayıt altına alınmış olmasından haberdar olmaları da toplumdaki bütün fertlerin toplum içindeki davranışlarını müspet anlamda etkiler ve onların diğer bireylere karşı olan sorumluluklarını arttırmış olur cenab-ı Mevla bizleri Hayatının her karesinin arşivlendiği ve bu arşivlerin de Büyük mahkeme gününde karşımıza mutlaka çıkacağına inanma sorumluluğuyla hayatımızı yaşamamızı nasip eylesin hepinize hayırlı günler diliyor Yarın farklı bir ayetin gölgesinde devam etmek üzere Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vat velam mm ve ve EC Merhaba kıymetli insanlar bugün Enbiya suresinin 35 ayeti özelinde çoğu zaman gördüğümüz ama farkında olamadığımız önemli bir gerçek üzerinde durmak istiyorum Kur'an'ın dil açısından önemli bir özelliği de kitaplara sığmayacak kadar geniş bir muhtevayı bazen kısa bir cümlede dile getirmesidir. zaten Kur'an'ın muciz yani veciz olmasının bir anlamı da budur Bugün üzerinde konuşacağım.ız ayeti gelenekten gelen bir uygulama olarak yeşil örtüler üstünde her cenazenin üzerine örteriz Ama keşke o ayetten biz hayattakiler Ders alsak anlamını bir düşünebil cenaze yerine kendimizi koyarak gerçeğe bir kapı aralayın hepimizin mecburen uymak zorunda kalacağı o ölüm gerçeğinin farkında olabilsek Belki de ölümden önce İçinde bulunduğumuz hayatımızın karelerine bir bakabilsem le hastalıklarıyla sıhhati le gençliğiyle ihtiyarlığı la iyileriyle kötüleri le iyi günleriyle kötü günleriyle bizler için birer imtihandır bütün bunlarla sınandı ilahi imtihandan geçtiğimiz sonra da tek ilah Allah'ın huzuruna mutlaka bir gün çıkarak hesap vereceğimiz farkında olabilseydik Herhalde insan o zaman şimdi işlemiş olduğu vahşetler zulümlerini kötülüklerini başkasının hakkına girme günahını bu kadar kolay işleyecek kötü söz söylemeyecek hakka giremeyecek başkasına ait bir mala el uzatam Ona asla kıyamayacağınız dünya adeta meleklerin yaşadığı bir aleme dönecekti işte bütün bunları hatırlatan o ayet Enbiya suresinin 35 ayetidir. ve mealen şöyledir. her Can ölümü tadıcıdır Biz sizi imtihan etmek için gah şerle gah hayırla imtihan eder.iz sonunda bizim huzurumuza getirilecek siniz Evet ömrümüz Allah Teala tarafından insana verilmiş bir fırsat ve aynı zamanda bir imtihandır Bu imtihan içinde karşımıza her türlü soru çıkabilir.bazen kolay Bazen de zor Bazen hoşumuza giden bazen de gitmeyen bazen Belimizi büken bazen de kolaylıkla yaptığımız nice imtihanlarla her gün her zaman karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır bu imtihanlarda kimi zaman hayır kimi zaman da dışarıdan görünümüyle şer diyebileceğimiz nice zorluklarla sıkıntılar ve hastalıklarla nice zulüm ve Gadir. ellerle sınanırız denenir ve not alırız ve bu imtihanlarla sabrımız ölçülür.ülür. direncimiz bakılır başımıza gelenleri rızaya mı yoksa kızgınlık ve öfkeyle mi karşılıyoruz diye imanımızın derinliği ortaya çıkar yüce mevlaya bağlılığımız ve tevekkülümüz denenir böylece perçinlenmiş olur imtihanların neticesinin açıklandığı günler ve zamanlar vardır bizi deneyen ve imtihan eden bir öğretmen vakti gelince notumuzu Açıklar ve sonucu bizimle paylaşmış olur Tıpkı bunun gibi dünyadaki bu imtihanların sonucu da ahiret denilen ölüm ötesi hayatta mutlaka karşımıza çıkacaktır Bu ayeti anlayarak okuduğumuzda ruhumuzda öylesine derin ve kalıcı etkiler bırakır ki acılar tatlılaşır elemler lezzete döner nice şer gördüğümüz şeyler hayra inkılap eder. ümitsizlikler yerini ümide hayatın başımızı açtığı sıkıntılar birer nimete dönüşür bir yandan dünyada ebedi kalmayacağım. kalamayacağım.ı gideceğimiz bir ebet yurdunun varlığını yeniden hatırlamış olur bir yandan da dünyanın ebedi kalınacak bir cennet olmayacağı gerçeğini hatırlayarak önümüze dünya gerçeği ve değişkenliği konusunda nice gerçekleri hatırlatan kapılar açar İnsanlar genellikle dünya hayatlarında kontrolü ellerinde tutmak ister derler Ancak bu ayet hayatın gerçekleriyle insanı Yüzleştir zaman zaman buranın kontrol edilemeyen olaylarla dolu olduğunu ve bunların da insanı daha güçlü yapacağı gerçeğini hatırlatmış olur Böylelikle Günümüzde çok yaygın olan stres üzüntü ve Ruhi darlıklar la kolayca mücadele edebilme ve başa çıkma yolunu öğretmiş olur bizlere şer olarak görülen nice olayların bile insanın Ruhen gelişip olgunlaşmasına büyük katkıda bulunduğunu Böylece anlamış oluruz bu ayet aynı zamanda toplumun zengin ya da fakir güçlü ya da zayıf her bir ferdinin Eninde sonunda aynı ölümlü sonu paylaşacağını Dolayısıyla İnsanların birbirlerine karşı daha adaletli ve merhametli birbirlerinin haklarına daha duyarlı ve saygılı olmaları gerektiğini de hatırlatmış olur evet bu kısacık ayet hem fert Hem de toplum düzeyinde hayatın geçiciliğini Fani olduğunu ve karşılaşılan her türlü şeyin bu İster iyi ister kötü olsun Neticede bir imtihan olarak görülmesi gerektiğini vurgu Böylelikle insanlar hayata daha bir anlamlı daha dikkatli ve daha özenli bir bakış açısıyla bakar başlarına gelen her türlü iyi ya da kötü olay karşısında daha büyük bir dir.ençle daha anlamlı bir anlayışla yaklaşır ve yaratıcıların daha saygılı bir tavır takınarak Şükreden ve kazanan Kullar grubuna girmiş olur L Nitekim Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam da buhari'de geçen bir rivayette mümin ne zaman bir sıkıntı hastalık endişe üzüntü zarar veya başına gelen herhangi bir sıkıntıya sabreder.se Allah onun günahlarını affeder. buyurmuş yine buhari'nin diğer bir rivayetinde Allah'a onun takdir.ine ve onun her şeyi en iyi bilen olduğuna inanarak sabreden kullarımıza Müjdeler olsun sözüyle bu durumdaki müminleri müjdelemiştir Bunlar ve benzeri pek çok hadis de müminlerin hayatlarında karşılaştıkları zorluklar karşısında sabır göstermelerinin önemini dünya hayatının geçiciliğini ve ahirete odaklanmanın önem ve her şeyin Allah'ın takdir.inde olduğuna olan inancın gerekliliğini vurgular insanların dünyadaki imtihanları onları ahiret için hazırlayan birer vasıta ve vesile olarak görülmelidir. hem ayet ve hem de bu hadisler aynı zamanda müminleri zorluklar karşısında sabırlı olmaya ve hayatın her anını Allah'a olan teslimiyet içinde yaşamaya teşvik eder. Yüce Mevla bizleri ölüm gerçeğini hiç hatırından çıkarmayan başına gelen hayır şer her ne varsa hepsinin sonunda kendisi için hayır olacağını kabul eden ve bu bilinçle hayatını sürdüren gerçek müminlerden eylesin hepinize hayırlı günler diliyor Yarın yeni bir ayetle buluşmak üzere hepinize Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam Muhammedin ve alâ Ali Vebi EC Merhaba kıymetli insanlar Ramazan ayınız günlerinin hayırla bereketle dolu dolu geçmesini temenni eder.ek başlıyorum bugün Kur'an'da Müminun Suresi diye bilinen suredi müminlerin özelliklerinin peşi peşine sayıldığı ilk 11 ayet üzerinde İnşallah duracağım. Müminun suresinde adından da anlaşıldığı üzere ideal ve Kamil anlamdaki müminlere ait temel nitelikler yoğunlukla dile getirilir Özellikle de ilk 11 ayetinde bu özellikler peşi peşine sıralanır ve bu özellikleri taşıyanların cennetin en üst TEB Esi sayılan Firdevs cennetine gideceği müjdesi verilir Nitekim Ahmed bin hanbel Tirmizi ve Nesa haz Ömer Radıyallahu anh'den gelen bir rivayette şöyle denmektedir. Allah'ın Resulüne vahiy indiğinde yanında arı vızıltısı gibi bir ses duyulurdu bir süre bekledikten sonra kıbleye yöneldi ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti Allah'ım bize olan nimetlerini arttır ve eksiltme bizi onurlandır ve aşağılama bize ver ve bizi mahrum etme bizi tercih et ve başkalarını bize tercih etme bizden razı ol ve bizi razı et Bu duayı yaptıktan sonra da şöyle dediler bana 10 ayet indir.ildi kim bunlara uyarsa cennete girer sonra da Müminun suresinin başından 10 ayeti okudu Nesa geçen bir rivayette ise Ayşe validemiz Ey müminlerin annesi Allah resulünün ahlakı nasıldı diye sorulduğunda O Allah'ın resulünün ahlakı Kur'an'ı dedi ve Müminun suresinin başındaki ayetleri okudu ve sonra da şöyle dedi işte Allah resulünün ahlakı buydu Peki Bu ayetlerde Acaba hangi önemli hususlar ele alınmaktadır. ayetlerin kısaca mealine bakacak olursak şöyledir. ayetlerde anlatılan hususlar muhakkak ki Müminler mutluluk ve başarıya Felah ve kurtuluşa erdiler onlar namazlarında tam bir iç saygı ve haşyet içindedir.ler ve aynı zamanda değersiz şeylerden lavian zuli şeylerden yüz çevirmiş kimselerdir. onlar zekatlarını verirler zekatlarını vermek için sürekli faaliyet içindedir.ler onlar ırzlarını namuslarını sürekli konuma mevzuunda adeta o işin bekçisi gibidir.ler yalnız eşleriyle ilişki kurarlar Çünkü bunu yapanlar ayıplanan Ama bu sınırın ötesine geçmek peşinde olanlar İşte onlardır haddi aşanlar o Müminler üzerindeki emanetleri gözetirler verdikleri sözleri tam tamına tutarlar onlar namazlarını vaktinde Eda edip zayi etmekten korurlar işte varis olanlar ebedi kalacakları Firdevs cennetine varis olanlar onlardır onlar Bu ayetlerde belirtilen ideal prensipleri hayatlarına taşıyanlar için cenab-ı Mevla tarafından verilen bir söz vardır bu söz aciz herhangi bir Beşer tarafından değil bütün alemlerin sahibi ve Maliki tarafından verilmiş bir sözdür bu ilkeler öylesine Hayati öneme sahiptir ki hem fertleri ve hem de bu fertlerden meydana gelen toplumları dünyada felaha huzura ve ideal bir toplum yapısına ahirette de ebedi Cennet olan ve onun da en üst konumunda bulunan firdevs'e ulaştırır ayetlerde sayılan bu prensipler fert ve toplum hayatında büyük bir ön sahiptir ki Peygamberimizin bu prensipleri ideal anlamda hayatına taşıyıp Müslümanlar için ideal bir model oluşturduğu görülür. bu prensiplerin tamamı aynı zamanda ideal anlamdaki ahlaki nitelikleri taşır Bu anlamda Hz Peygamberin aleyhisselatu vesselam hayatı Kur'an'ın da belirttiği üzere ahlaki erdemlerin en yüksek derecedeki örneğini oluşturur onun ahlakının Kur'an'la Özdeş olduğunu belirten rivayet Müslümanların hayatlarını bu ahlaki değerlere göre şekillendir.meleri gerektiğinin altını çizer bunların başında insana manevi derinlik kazandıran namaz ibadeti gelir namazla ulaşılan bu derinlik fertlerin hayatında hem fiziki hem de Ruhi anlamda büyük etkiler meydana getirir mümini rabbiyle irtibata geçirir hayatın zorlukları karşısında sabır ve dayanma güç ve kuvveti verir Mümine zekatla önemli bir sosyal adaletin vurgulaması yapılır Müslümanların ferdiyetçilik cimrilikten egoizm ve açgözlülükten kurtarır topluma karşı sorumlulukların farkında olmaları gerektiğini öğretir servetin ve ruhun temizlenmesinin yanında toplumda var olması gereken eşitliği yardımlaşmayı ve dayanışmayı da aynı zamanda teşvik eder. edep yerlerinin korunması prensibi fertlerin kendi nefisleri üzerinde kontrol sahibi olmalarını Aile ve toplum içinde ahlaki disiplinlere uymaları gerektiğini hatırlatır bu önemli İlke toplum düzeninin ve aile yapısının korunması mutlu ve kavgasız bir şekilde sonuna kadar devam ettirilmesi ve bu ailelerden gelecek nesillerin her açıdan sağlam ve karakterli olması bakımından da oldukça önemlidir. boş ve faydasız şeylerden kaçınma prensibi Müslü lın hayatının daha anlamlı daha faydalı ve üretken faaliyetlere yönelik olması gerektiğini vurgular böylesine bilinçli bir hayat tarzı İsa fert ve toplum açısından kalkınmada önemli ve aktif bir rol oynar insanların zamanlarını ve enerjilerini daha faydalı daha dikkatli ve üretken işler yapmaya teşvik eder. evliliklerin ve mahremiyet konusunun sadece meşru evliliklerle yapılıp sürdürülmesi ve bunun Meşru bir çerçevede yapılması toplumların temel taşı diyeceğimiz aile yapısının korunmasında vazgeçilmez bir öneme sahiptir böylesine Meşru bir zeminde kurulan ve devam ettirilen evlilikler aile içi sadakati çocukların daha güvenli daha mutlu bir ortamda yetiştirilmesini ve nesiller arası ilişkilerin de güçlendir.ilmesini sağlar bu önemli prensipler fert ve toplumlar için ideal anlamda manevi ahlaki ve sosyal bir çerçeve sunar İnsanların ruh dünyalarının dingin olup huzurlu olmalarını sosyal ilişkilerin daha düzgün ve uyumlu devam ettirmelerini adaletin sağlanmasını aile inin ve aile yapısının korunmasını hedefler emanete ve verilen söze bağlılık ilkesi insanlardaki emanet duygusunu geliştirir bu emanetlerin başında Araf suresinin 172 ayetinde haber verilen yaratılışın başlangıcında insana yüklenen sorumluluk veya Fıtrat emaneti gelir Allah insanı kendi varlığına ve bir in şahitlik etmesi için yaratmıştır. Müminler kendilerine Allah tarafından verilen bu oldukça önemli ve büyük emaneti çok iyi koruyup fıtratları doğru yoldan ayırmam malıdır.bu büyük emanetten sonra da hayatın olağan akışı içindeki diğer emanetler akla gelir Mümin kendisine güvenilen ve emanete riayet eden insan demektir emanette Emin olmayanın imanı da yoktur buyurmuştur Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam Ayrıca emanetle birlikte ayette üzerinde durulan diğer bir husus da verilen sözlere ve antlaşmalara sıkı sıkıya bağlı kalmaktır Şüphesiz ki ilk ve en önemli antlaşma Biraz önce belirttiğimiz gibi sorumluluk ve Fıtrat anlaşmasıdır Yüce Kudret sahibi insanla kendi birliğine ve varlığına iman etmesi ilkesi üzerine sözleşmiş ve insan da daha başlangıçta Bu sözleşmeye imza atmıştır. bu büyük antlaşmanın yanında Mümin yaptığı her bir antlaşmada Allah'ı şahit tutar ve böylece yaptığı antlaşmaya sıkı sıkıya bağlı kalır onu bozmaz bozup da asla olmaz Müminler namazlarını düzenli özenli ve eksiksiz kılarlar ona karşı tembellik ya da ihmalkarlık asla göstermezler savsaklaması kopmaz manevi bir bağ kurar Bu bağı koruyamayan kişilerin gerçek anlamda diğer insanlarla doğru ilişkiler kurması da beklenemez namaz aynı zamanda İslam'ın temel taşlarından biri olup Allah'a kulluğun ve yakınlığın en Zirve olduğu yerdir. ayetlerde üzerinde durulan ve bir mümin için vazgeçilmez olan bu önemli özellikler Kur'an'ın olmasını istediği Mümin özellikleridir. Yüce Mevla bizleri Bu ayetlerde sayılan bu önemli ve vazgeçilmez prensipleri hayatına Taşıyan bahtiyarlığın yeni bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere hepinize Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam Merhaba kıymetli insanlar hepinize hayırlı günler diliyorum Ramazan ayınız günleri iftarları sahurlar bereketle dolu geçsin diye yüce mevladan niyaz ediyorum bugün Furkan suresinin 30 ayeti üzerinde sizinle kısa bir Hasal edeceğim bu ayet öylesine bir tehdit içermektedir. ki daha ilk okuduğumuzda kalbimizi titretir korkar ve Eyvah deriz Zira ayetin içeriği ebedi hayatımızı hem de o andaki en kritik bir zaman dilimini ilgilendir.mektedir. Allah Teala'nın üzerimizde hakları olduğu gibi Şüphesiz ki onun insanlığa bir yol haritası olarak ve ve hem de dünya ve ebedi hayatımızı düzene koymak için gönderilmiş Kur'an'ın ve Kur'an'ı hayatıyla bize açıklayan Allah resulünün de elbette üzerimizde hakları vardır bu haklar ihlal edildiğinde yani gereği gibi onlara önem verilmediğinde ve haksızlık yapıldığında hak sahipleri Elbette hak gününde hak sah in inceden inceye bütün haklarını aldığı O büyük Hesaplaşma gününde bizlerden bütün haklarını tas Tamam isteyeceklerdir. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Üzerimizdeki haklarından birisi de Şüphesiz ki bize emanet olarak bıraktığı Kur'an'la ilgili haklardır öğrendik mi hakkıyla öğrendik mi okuduk mu hakkıyla okuduk mu Anladık mı hakkıyla Anladık mı anladıklarımızı yaşadık mı hakkıyla yaşadık mı yaşadıklarımızı başkalarıyla paylaştık mı hakkıyla paylaştık mı İşte bütün bu önemli ve dehşetli sorular kesinlikle bizlere sorulacaktır sahne oldukça acı bir sahnedir. Allah'ın huzurunda mahkemede Des iniz hayatınızın bütün incelikleriyle hesabını veriyorsunuz büyük bir heyecan ve Dehşet içinde bunlarla meşgulken beklemediğiniz Böylesi bir anda Allah resulü ortaya çıkıyor Ve nebinin ağzından Furkan suresinin 30 ayetindeki şu cümleler dökülüyor Ya Rabbi halkım veya ümmetim bu Kur'an'ı terk edip ondan Uzaklaştılar Kur'an Resulullah'ın kullandığı kelimeyi mehcur olarak belirtir Peki ne demektir Bu kelimenin anlamı mehcur terk edip uzak durmak onun dediklerini yapmamaktır Zira konuyla ilgili bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur Kim Kur'an'ı öğrenir ve kendisine ilgi duymaksızın ve içindekileri de Tefekkür etmeksizin onu bir Mushaf olarak baş ucuna asarsa Kıyamet günü Kur'an onun yakasına yapışır ve ey alemlerin rabbi Bu kulun beni mehcur yani terk edilmiş unutulmuş kıldı Benimle onun arasında bugün hükmü Sen ver der mecurun diğer anlamı İsa Kur'an hakkında saçma sapan konuştular evvelkilerin uydurma masalları dediler demektir heysemin mecma zevait adlı önemli hadis kitabında geçen benzeri bir rivayette de şu vardır kıyamet günü bir adam getirilir Kur'an bu insanın karşısına bir insan kılığında çıkar getirilen bu adam Kur'an'ın farzlarını zay etmiş yasak çiğnemiş yap dediklerini yapmamış yapma dediklerini yapmış biridir. Kur'an bu kişiyi Allah'a şöyle şikayet eder. ya Rabbi benim ayetlerimi ne kötü ezberledi Sınırlarımı Çiğnedi farzları yapmadı bana uymayı terk etti günah saydığım şeyleri işledi Kur'an ortaya deliller koyarak davasını sürdürür bunun üzerine Yüce Allah Al bu adamı ne haliniz varsa görün denir onu elinden yakalar ve yüzüstü cehenneme atınca kadar bu insanın peşini bırakmaz Allah böyle kötü bir sondan bizleri muhafaza kılsın İşte bu ayet genelde bütün insanlığa Özelde de Müslümanlara Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem üzerinden önemli ve ağır bir uyarı ifade eder. ayette geçen Ya Rabbi halkım bu Kur'an'ı terk edip ondan Uzaklaştılar cümlesi Hz Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem insanların Kur'an'ı göz ardı etmeleri ve onun getirdiği mesajlardan uzaklaşmaları sebebiyle kıyamet günü yüce Allah'a şikayette bulunacağını ifade eder. tekrar Kur'an'ın terk edil meselesine dönecek olursak Kur'an'ın terk edilmesi sadece okunmaması veya yeterince okunmaması anlamına gelmez gelmemelidir. de aynı zamanda anlamının ve bu anlamdaki ilahi buyrukların göz ardı edilmesi Ondaki Hayat adına bizlere tavsiye edilen Hayat prensiplerine Emir ve yasaklarına uyulmaması onun hayatımızdan silinmesi hayatımıza aktarılmamış oldığu halde okunup anlaşılan bu Kur'an hayatıyla yaşadığımız hayatın birbirine taban Tabana zıt olması demektir Zira Kur'an bir hayat kitabıdır Ölülere gelen bir kitap değildir. hatta sadece Ölülere okunduğu sanılan Yasin suresinde bile Yüce Mevla açıkça bu Bu kitabın Ölülere değil hayattakiler okunması için hayata Gerçek anlam ve değer katması için gönderildiğini sözüyle bildir.mektedir. Kur'an'ın gelecekte meydana gelecek böyle dehşetli bir haberi dünyadayken vermiş olması aynı zamanda bir yanda Hz Peygamberin aleyhisselatu vesselam ümmetine karşı olan derin sevgisini Diğer taraftan da ümmeti ve bütün İnsanlık adına taşıdığı derin endişesini ifade eder. Peygamberimizin bu şikayeti aynı zamanda insanların Kur'an'ın getirdiği yolu terk etmelerinin ne kadar vahim neticelere sebep olacağını da Dolayısıyla vurgulamış olur Kur'an'ı terk etmek sadece okunmamak olarak anlaşılmamalıdır.aksine okuyup Anlamamak anlayıp da hayatın merkezine yerleştirmek ve onun açık prensipleriyle çelişmeyen ve nice ezberleyenler Hatta nice onu anlayanlar vardır ki sattığı bir eşyada kullanması gereken ölçünün daha azını kullanır ve böylece sahtekarlık yaparlar İşte bu da Kur'an'ı terk etmektir nice okuyup anlayanlar vardır ki rüşvetin kesin haram olduğunu bildiği halde rüşvet yerler İşte bu da Kur'an'a terk etmektir nice okuyup anlayanlar vardır ki adaletin kur'ani bir Emir olduğunu bildiği halde zulmeder. ayrımcılık yaparlar İşte bu da Kur'an'ı terk etmektir nice okuyup anlayanlar vardır ki kişi ancak kendi suçundan ve günahından sorumludur ilkesini bildiği hal de anne babasından dolayı evlatlarını dedesinden dolayı torununu aynı soy ismi taşıdığından dolayı bütün Bir sülaleyi suçlu kabul edip cezalandırır İşte bu da Kur'an'ı terk etmektir Daha bunun gibi yüzlerce örnek sıralayabiliriz Peki bütün bu terk çeşitlerinin ahirette yani ebedi hayatımızda başımıza getireceği ne olacak bunu cevabı kısaca mealini verdiğimiz ayette Gayet net değil mi Kur'an'ın ilk tebli olan yaşayarak onu bizlere gösteren hayatı bizim için örnek olması gereken ve Veda hutbesinde hakimin müstedrek adlı eserinde Geçen size iki şey bırakıyorum bunlara tutunursan asla dalalete yani sapıklığa ve yanlış yollara düşmezsiniz Allah'ın kitabı ve Sünnetim sözüyle bizleri uyaran Hazreti peygamberin en sıkıntılı anımızda şikayetçi olmasıdır Sonuç olarak diyebiliriz. ki Furkan suresinin 30 ayeti Müslümanların Kur'an'la olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri ve Kur'an'ın hayatımızla ilgili prensiplerinin ne kadarını yaşayıp yaşamadığımı bakmamız gerek gereği noktasında oldukça güçlü bir çağrıdır Yüce Mevla Bizleri bu çağrıya kulak kesilen ve Kur'an'ı hayatının merkezine alarak yaşamaya gayret eden Kur'an talebelerinden kılsın hepinize hayırlı günler diliyor Yarın farklı bir ayetin gölgesinde yolculuğumuza devam etmek üzere hepinize diyorum Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin ve vec Merhaba kıymetli insanlar Ramazan ayınız günlerinin bereketle geçmesini temenni eder.ek sohbetime başlıyorum bugün tarihte zulüm ve dikta rejimiyle insanları ayrıştırıp ezmesiyle kendisine uymayanları en ağır işkencelere tutmasıyla meşhur olan Kur'an'ın sıklıkla üzerinde durduğu ve Hz Musa'nın Yaman düşmanı olup israiloğullarına karşı soykırım suçunu işleyen firavun üzerinde sadece Kasas suresinin 4 ayeti özelinde duracağım. Sadece bu ayet diyorum Çünkü firavun'dan Hz Musa ile olan mücadelesinden israiloğullarına yapmış olduğu işkencelerden Kur'an'ın farklı yerlerinde farklı açılardan haber verilir Kur'an'da firavunun menfi anlamda örnek bir tip olarak sık sık gündeme getirilmesi sadece tarihi bir figürü anlatmak için değil Aksine onun zulüm ve baskısının simgesi olarak öne çıkm an ve kibir ve insanlık dışı uygulamalarla kendisini gösteren evrensel bir zihniyetin tezahürü olmasından dolayıdır firavun zihniyetinin Çağlar boyunca farklı coğrafyalarda farklı isim ve tiplerle hep var olacağı gerçeği insanlık tarihinde defalarca tekrar eden bir durumdur Bu karakterde güç ve otorite sahipleri kendi çıkarları uğruna başkalarını Ezer farklı gruplara ayırır ve böylelikle kendilerine karşı gelme gücünü ortadan kaldırmış olurlar tarihte pek çok lider ve yönetim firavun benzeri yöntemleri kullanarak egemenliğini devam ettirmeye çalışmıştır. firavun zihniyetinin her çağda ayrılmaz ü temel yansıması vardır Bunlardan biri bölme ve yönetmeden dini veya sosyal sınıflara ayırır ve böylelikle kendi hakimiyetlerini sürdürmüş olurlar ikincisi bitmeyen zulüm ve baskıdır ki muhalif gördükleri herkesi ama herkesi düşman addeder. eleştirilerine asla tahammül etmez çıkan en küçük muhalif sesleri bile susturmanın yollarını Arar ve halkı korku ve endişe altında tutmak için şiddet ve her türlü baskı yöntemlerine başvururlar bu zihniyetin üçüncü özelliği ise son derece kibir ve gururlu olmalarıdır Bu tipler kendilerinde büyük bir güç ve akıl ğunu iddia eder. Her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini söylemekten hiç çekinmez İcraatlarını herhangi bir kimsenin eleştirmesine asla tahammül etmez kendi kararlarının ötesinde hiçbir otorite tanımaz ve yapıp ortaya koyduklarının da her zaman en doğru olduğuna inanırlar bu saplantı yla Toplumun en temel hak ve özgürlüklerini hiçe Sayar Özellikle de savunmasız kimselere karşı her türlü şiddet ve ayrımcılığı uygulamaktan hiç mi hiç kaçınmaz şimdi Kur'an'da menfi bir tipoloji olarak sunulan firavuna gelelim firavun Mısır'da hüküm süren krallığın genel adıdır Hz Musa aleyhisselam döneminde yaşayan da bunlardan birisidir. Firavun'un elindeki en büyük kuvvet sahip olduğu güç ve iktidarıdır o bu gç ve iktidarına dayanarak yaşadığı dönem ve coğrafyada kibir ve Gururun zirvesine çıkmış büyüklük tasayı zorba ve dikta bir düzen kurmuştu daha rahat ezmek güçlerini dağıtmak ve yok etmek için de Mısır'daki halkı çeşitli gruplara ayırmıştı bu grup lardan her birini ayrı ayrı yöntemle sindir.iyor her birinin başına ayrı bir çorap örüyordu yaptığı sindir.me baskı ve işkence politikalarının en ağrını İsa israiloğullarına yapıyordu Çünkü onların sayı olarak çokluğundan ve gelecekte onların içinden çıkacak birilerinin firavunun kendi mülküne zarar vereceğinden çok korkuyordu firavun halkının hepsine eşit haklar sunarak yönetmede aksine onları parçalara bölen bir siyaset izledi kimini yönetici sınıfa dahil etmek üzere hak ve imtiyazlara boğuyor Kimisini de ezmek ve sömürmek üzere köle haline getiriyordu onun düzenine göre ezilen sınıfın hiçbir üyesi hiçbir şekilde yönetici sınıfına giremezdi ezilen kavim temel İnsan haklarından yararlanamaz siyasi ve ekonomik haklarından asla faydalanamaz dı Hatta ezilen ve ayrıştırılan bu sınıflar yaşama ve hayatta kalma haklarından bile mahrum bırakılmış Her ne olursa olsun herhangi bir hakları güvence altına alınmamıştı bir tarafta bu acı tablolar yaşanırken Diğer taraftan da tüm özel imtiyaz ve haklar devletin yüksek kademelerine Hayatın en lüks ve cazip nimetleri yönetici sınıfa ve bu Sınıf içinde doğmuş bulunan herkese tahsis edilmişti firavun Mısır'daki varlığının tahtı ve saltanatı açısından israiloğullarının Bir tehlike oluşturduğunu sezmiş onları sınır dışı da edemiyordu çünkü sayıları oldukça kalabalık bir kitleyi böyle bir şey yapsa firavunlarla sürekli savaş halinde bulunan komşuları onun aleyhinde birleşip saldırıya geçebilirler Bu yüzden kendisine kulluk etmeyen ve tanrılık iddiasını benimsemeyen bu gruptan sezdiği potansiyel tehlikeyi bertaraf etmek ve onları sistematik olarak soykırıma uğratmak için son derece İğrenç O kadar da korkunç cehen nemi bir plan uygulamaya başladı Onları en zor ve en tehlikeli işlerde çalıştırmak onları aşağılamak çeşitli işkencelerden geçirmek bu planın bir parçasıydı yine nüfusları artmasın diye doğar doğmaz erkek çocuklarını öldürmek kız çocuklarını erkeksiz bırakmak da uygulanan planın ayrı bir parçasıydı Böylece çektikleri işkence ve eziyetlerin yan erkeklerinin azalıp kadınlarının artmasıyla zayıf düşmelerini ve kendisine baş kaldıramayacak duruma gelmelerini planlıyordu firavun israiloğullarının hamile kadınlarının doğum yapmalarından önce ebeler gönderir ve Doğan çocukları kendisine bildir.melerini isterdi amaç hiçbir suçları bulunmayan çocuklara acımayan iğrenç ve Cehennemi plan uyarınca daha doğar doğmaz erkek çocuklarını adeta bir canavar gibi boğazlamaktır işte Kasas suresinin 4 ayeti bu konuyu hatırlatmaktadır. ki mealen şöyledir. doğrusu firavun ülkesinde yani Mısır'da zorbalık yaptı büyüklük tasladı halkını çeşitli fırkalara ayırdı onlardan bir topluluğu erkek evlatlarını kesmek kız evlatlarını ise istismar için hayatta bırakmak suretiyle zayıflatmak istiyordu o bozguncuların tekiydi firavunluk aslında bir şahıs değil bir zihniyettir Bu zihniyet hiçbir zaman yok olmaz olmamıştır. da herhangi bir ülkede idareyi ele geçirdiğinde benzeri tipteki firavunların aynı V şi ve azgınca düşünceleri depreşir ve Melek denen azgın bir çıkar grubuyla da birleşerek bu kötü planlarını sahneye sürerler her dönemin firavununun yaptığı şey aslında Kur'an'ın haber verdiği firavunun yaptığının birebir aynısıdır toplumu farklı isim ve suçlamalarla kamplar ayrılır olmazsa suç üretilir ayrıştırılır böyle Böce karşısında güçlü bir şekilde mücadele edecek kimse kalmaz Hatta ayrılanlar da birbirlerini yer ve tüketirler bütün bunlar firavunun planının bir parçasıdır arkadaki Eller aynı ellerdir. ve bilmeden bu gruplar aslında kendi sonlarını da böylece getirerek firavunun ekmeğine İyi de bir yağ sürmüş olurlar sonuç mu Bir sıçrar İki sıçrar Ama üçüncüde artık sıçraması biter ve olduğu yerde yıkılır kalıverir ya denizde boğulur ya bir kuyuda can verir ya da yığdığı gayri meşru zenginlikleri tadam Adan ölüm en ummadığı anda yakasına yapışarak Toprağın altına alır Yüce Mevla bizleri firavun ve benzeri zihniyet her dönemin firavunlarının şerrinden muhafaza kılsın hepinize hayırlı günler diliyor Yarın yeni bir ayetin gölgesinde yolculuğumuza devam etmek üzere hepinize Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam ala resul muhammed merhaba kıymetli insanlar yarın içinde bir ömre bedel kadir. gecesinin bulunduğu ve içinde kur'an'ın indir.ilmeye başlandığı mübarek bir zaman dilimi olan ramazan ayının birinci günüyle buluşmuş olacağız hepinize bu bereketli ve feyizler dolu ayın nice hayır ve bereket kabılar açmasını temenni ediyorum yüce yaratıcının insana bahşettiği güzelliklerden biri de hayatlarını düzene koymaları yaratıcıların yakından hatırlayıp teşekkür etmeleri ve acziyet ellerini idrak edip kulluk şuurunda derinleşmesi için farklı biçim ve miktarlarda birtakım ibadetleri onlara emretmesi bu ibadetlerden birisi de yılda bir ay farz kılınan saun veya türkçede oruç dediğimiz önemli bir ibadettir yılın 11 ayında yemeğe içme ve bedenin isteklerini meşru dairede karşılama peşinde koşan insan geri kalan bir ayında da iradi olarak bunlardan uzak kalarak ruhuna doğru kanlanmanın yollarını aramış olur işte yarın karşılayacağım. mübarek ramazan ayı ruhumuzun şahlanarak yükseldiği ve bedenin istekleri rağmına güç ve enerji topladığı kutlu bir zaman dilimidir. bu ay elbette dünyadan bütünüyle kopma zamanı olmamakla beraber dünyevi arzu ve isteklerden uzak kal ın ruha ve bedene kazandırdıkları la dünyanın faniliği yakından hissettirecek kıymetli fırsatları bize bu ay sunmuş olur her şeyden önce bu mübarek ay bizlere yeniden kendimize dönmemizi özümüzü gözden geçirmemizi ruhumuza konan pas izlerini silmemiz geçmişimizi gözden geçirmemizi eksikliklerimizi telaf gerekliliğini ve ne kadar lüzumsuz ve boş işlerle vakitlerimizi zayi ettiğimizi bizlere aynı zamanda hatırlatmış olur bu mübarek ay bizlere elimize hayat rehberi olarak verilen kur'an'a yeniden eğilmem gerektiğini onunla daha bir yakından ilgilenmemiz gerektiğini kulak göz ve kalplerimizi tam açarak onu onunla temasa geçmemizi hatırlatır bunun yansıması olarak da yeryüzünün emini olan yüce nebinin gökyüzünün emini olan cebrail huzurunda ramazan aylarında yaptıkları mukabelenin benzerini icra eder.ek adeta kendimizi mahrem dairesinde huzurda hisseder. ve öyle kabul eder.iz bu kabul doğrultusunda cenabı hakk'a yönelir bütün ruhumuzu ondan gelen esintilerle mavala kanatlanmış fırsat biliriz bu mübarek ay bizlere açlığın susuzluğun ve bedeni arzuların yokluğunun ne kadar zor olduğunu yakından idrak ettirip hayatlarını her zaman benzeri durumlarda geçiren kimselerle empati kurma düşüncesini geliştirir böylece ferdiyetçilik ve egoistlik kurtulup bir toplum halinde yaşadığımızı yeniden hatırlamamış olur insanların yardımına koşar dertleriyle yakından ilgilenir ve paylaşma duygusunu yeniden bir daha hatırlamış oluruz her anı sürpriz bereketler le dolu bu zaman dilimi bizlere sahip olduğumuz nimetlerin ne kadar değerli olduğunu hatırlatmış olur içip fark edemediğimiz suyun ve yiyip şükrediyorsunuz verdiği şükür ve şevkle kendimizi daha dingin hisseder. ve kılınacak teravihle ibadet şuurunun zirvelerine ulaşırız hele de vakti müsait olanların hatimle ihlaslı ve güzel sesli bir imamın arkasında kılacaklar teravih namazları kılanları nebevi asrın içten yaşanan ramazan günlerine götürür bu mübarek ayın farklı bir bereketi de teheccüt namazıdır diğer zamanlarda düzenli olarak kılma bahtiyarlığına erl demeyen bu önemli ibadet kalkılan sahurlar la daha kolay kılınabilir.hale gelir böylelikle 30 gün ara vermeden kılınan bu namazdan da payımıza düşeni bu ayda almış oluruz rahman'ın sağanak sağanak tecelli ettiği rahmet bulutları bu mevsim aynı zamanda günahlarımızın silinip döküldüğü ve ruhumuzun tertemiz hale geldiği bir arınma mevsimidir. mübarek ayın sonlarına doğruysa mümin bütün bütün ruhun yörüngesine girer cesedin ağırlıklarından arınmış olur ve kadir. gecesini beklemeye koyulur kadir. gecesi bir ömürlük bereketi içinde saklayan ve aynı zamanda da sürprizlerle dolu bir zaman dilimidir. sabit ve belirlenmiş bir zaman dilimi olmadığı içinde son 10 gün hep tetikte geçirilir ve kıymetli bir hazineyi kaçırır ve zayi eder.im endişesiyle mümin büyük bir titizlikle gözleri sürekli beklenti içerisinde yaşar yapılan hayır ve güzelliklerin karşılığının kat kat verildiği bir zaman olması bakımından da bu mevsim aynı zamanda zenginlik sınırına ulaşan müminlerin her yıl vermekle yükümlü oldukları zekat ibadetini yerine getirdikleri oldukça önemli ve bereketli bir aydır bu aya mahsus özel mali bir ibadet olan fıtır sadakasıyla da müminler bayrama yaklaşınca kendi bayram sevinçlerine fakir fukaranın sevincini de eklemeyi düşünerek bedenlerinin sadakası anlamına gelen böylesine sembolik bir sadakayı vermenin mutluluğuna ermiş olurlar sayılı günler olarak tanıtılan ramazan ayının başlamasıyla bitişi sanki insana bir anmış gibi gelir bir gün mümini iftar ve sahurla karşılayan bu kutlu ve bereketli zaman dilimi yine son bir iftar ve sahurla bir dahaki yıl yaşayacak olan lla yeniden buluşmak üzere vedalaşıp gidiverir mümine düşen bu sürpriz ve bereketler le dolu zaman dilimini kısaca özetlemeye çalıştığım bu yaklaşımlar çerçevesinde değerlendir.meye çalışması ve nazlı misafire hürmet ve saygının bütün inceliklerini göstererek ona veda etmesidir. yüce mevla biz müminlere bu değerli zaman dilimini en verimli ve bereketli bir şekilde geçirmenin vesileleri kolaylaştırsın oruç ve ibadetlerimizi makbul dualarımızı da müstecap kılsın dünyanın değişik coğrafyalarında yaşayan bütün mağdur ve mazlumlara da kurtuluşa huzura ve rahata ulaşacakları zaman diliminin başlangıcı yapsın bu güzel mevsimi sözlerimi bu bereketli zaman dilimini özetleyen ve ibn huzeymenin sahihinde geçen nebevi bir müjdeyle bitiriyorum ey insanlar diye peygamberimiz aleyhisselatu vesselam başlar yüce ve mübarek bir ayın gölgesi başınızın üstüne kadar geldi bu öyle bir aydır ki içinde 1in aydan daha hayırlı olan kadir. gecesi vardır allah bu mübarek ramazan ayının gündüzlerini farz olan oruçla geceler ise nafile ibadetlerle değerlendir.menizi takdir. buyurdu bu ayda nafile bir hayır yapan başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap kazanır bu ayda bir farz yapan başka aylarda 70 farz yapmış kadar sevap kazanır bu ay sabır ayıdır sabrın karşılığı isa cennettir bu ay paylaşma ve yardımlaşma ayıdır bu ayda müminin rızkı artar bu ayda kim bir oruçluya iftar ettirirse yaptığı bu işin onun günahlarının affına cehennemden azadın vesile olur bu ayın başı rahmet ortası mağfiret sonu da cehennemden kurtuluştur bu ayda her kim çalıştırdığı insanın işini hafifletir allah onu affına mazhar eder. bu ayda rabbinizin rızasını kazanmak için kelime-i şehadete ve istiğfara devam edin allah'tan cenneti isteyin ve cehennemden de yine ona sığının yarın ramazan ayının ilk günü inşallah her gün bir ayeti o cüz okunan ayeti kısaca sizinle inşallah paylaşmaya çalışacağım. bu ramazan ayında hiç değil ise yapmış olduğum bu videoları dinleme ve başkalarına tavsiye etme noktasında biraz sebep vesileler yaparsanız memnun olurum yarın görüşmek üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al muhammed ve alâ vebi ec merhaba kıymetli insanlar ramazan ayınız ilk günü ramazanınız kur'an'la içli dışlı geçmesini temenni eder.ek sohbetime başlıyorum bugün kur'an'ın ilk suresi olan diziliş sırasında 1 suresi fatiha suresi ve kısaca fatiha suresi üzerinde duracağım. bundan sonra da ramazan ayının her bir gününde o cüz o günün cüzünden bir ayet önemli bir ayet biraz da güncel bir ayetin üzerinde bu şekliyle inşallah kısa kısa durmaya çalışacağım. cenabı hak hepimizi ramazan ayının bereketinden müstefit kılsın fatiha suresinin kısaca mealini önce verecek olursak rahman ve rahim olan allah'ın adıyla bütün hamdler övgüler alemlerin rabbi allah'adır o rahmandır rahimdir. din gününün yani hesap gününün tek hakimidir. haydi öyleyse deyiniz yalnız sana ibadet eder. yalnız senden medet umarız bizi doğru yola sana doğru varan yola ilet nimet ve lütfuna ettiklerinin yoluna ilet gazaba uğrayanların ve sapkınların kine değil amin fatiha suresinin çeşitli isimleri vardır namazlarda tekrar edildiğinden dolayı eb mesani kur'an-ı kerim'in özeti olmasından dolayı ümmül kitab maddi manevi hastalıklara şifa olmasından dolayı eafy ve el vafiye şeklinde isimlendir.ilir namaz ve kur'an'ın onunla başlamasından dolayı da fatiha diye aynı zamanda ismi vardır surenin fazileti ile ilgili ebu hureyre hazretlerinin rivayetine göre allah teala fatiha'da kuluyla adeta konuşur fatiha'yı ikiye taksim ettim buyurur cenabı hak yarısı benim yarısı kulum undur kulum elhamdülillahi rabbil alemin dediği zaman allah teala kulum bana hamd etti der kul errahmanirrahim dediği zaman allah teala kulum beni sena etti der kul maliki yevmiddin dediği zaman allah teala kulum beni temcid etti der ve buraya kadar benimdir. der cenabı hak kul iy ve iyin dediği zaman allah teala bu kulumla benim aramdaki hadiste fatiha ilahi bir hazinedir. her dertli derdinin esini onda bulur kur'an-ı kerim'in ilk suresidir. dolayısıyla ondan önce başka bir sure yoktur onun içindir. ki aslında her şey fatiha ile başlar bismillahirrahmanirrahim ile fatiha'nın çok sıkı bir ilgisi vardır adeta bismillahirrahmanirrahim fatiha'dan bir ayet gibidir. ve yine bismillah'la fatiha arasında adeta şiir ahengi içerisinde bir uygunluk göze çarpmaktadır. bismillah allah'ın ismiyle başlar kur'an okumaya başlarken besmele ile başladığımız gibi fatiha'ya da besmele ile başlarız fatiha hamd kelimesiyle başlar hamd kelime olarak şükür ve medih anlamlarına da gelmekle beraber onlardan daha kapsamlı anlamları içermektedir. hamd bize cenabı hakk'ın nimetleri ulaşsın ulaşmasın hissedelim etmeyelim fark edelim etmeyelim hepsine karşı yapılan teşekkürün adıdır şükür kendisine teşekkür edeceğimiz zat tarafından bize ihsan edilen ve bizim de hissettiğimiz nimetlerine karşılık yapılan bir teşekkürdür medih ise övme demektir allah'a güzelliğinden dolayı medih yapılır güzelsin allah'ım cemal sahibisin allah'ım demek birer medih sayılır hamd makamı önemli bir makamdır onun içindir. ki bu makama makam-ı mahmut da denilir biz de bu makama ulaştırılması için peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem için her ezan sonrasında onu vad ettiğin makamı mah muda övdüğün insanların makamına ulaştır makamını genişlettik çe genişlet diye cenabı hakk'a dua eder.iz allah resulü de bir hadislerinde elhamdülillah temle mizan buyurur yani hamd mizanı doldurur buyururlar neye hamd eder.iz insan olduğumuza mümin olduğumuza hz sallallahu aleyhi ve sellem'in peygamberimiz olduğuna kur'an gibi evrensel bir kitabın muhatabı olduğumuza farkında olduğumuz ve olamadığımız bütün nimetlere karşı yüce rabbimize hamd eder.iz elhamdülillah daki allah kelimesi her şey kendisinden istenilen darda kalanlara yardım eden sadece kendisine ibadet ed kendisiyle huzur bulunan gibi anlamlara gelmektedir. rab kelimesi ismi fail manasında bir mardır ki terbiye eden demektir kainatın her tarafında terbiye ettiği binlerce olay için ne lazımsa ve ne kadar şey varsa hepsini allah yapmaktadır. insana cenneti gösteren onu terbiye eden allah'tır cenemi gösteren ondan kaçınmaları için uyaran peygamberimizi gönderen ona uymaya teşvik eden kur'an prensiplerini gösterip insanın gözünü gönlünü açan kur'an'da da kainatı dile getiren kainatı anlatıp insanın karşısına apaçık gerçekleri seren de yine allah'tır rahman ve rahim yüce allah'ın iki ismidir. allah teala kendisini kur'an'da 113 surenin başında neml suresinde de bir ayette bu isimlerle tanıtmaktadır. pek çok farklı anlamın yanında rahman ismi mümin kafir herkesin içine alan bir bağışlanmayı merhameti kendisine rızık verilmeyi ifade eder. buna göre allah teala hiç kimsenin inancına bakmadan nimet vermekte hayatlarını devam ettirecek bir ortamı onlardan asla esirgememek din gününün sahibi malik sahip efendi demektir maliki yevmiddin yani ceza ve mükafat gününün yegane sahibi allah'tır öyleyse diğer bütün maliklerin malikleri izafi ve geçicidir. sanki bu ayetin işaretiyle cenab-ı hak şöyle ferman etmektedir. ey firavunlar ey nemrutlar ey ben melik im diye şımarıp caka satanlar şahlar şehinşah mülkün ve saltanatın elinizden heba olup gideceği bir gün gelecek ve o günün tek sahibi ben olacağım. iyyake nabu ubudiyet yaratıcıya karşı saygı ve hürmette bulunmaya denir ibadet halis bir niyetle de sevap beklemek üzere allah'a yakınlık düşünülerek yapılan itaatin adıdır sadece sana kulluk eder.iz demekle kulluğun yalnızca allah'a yapılacağına işaret vardır iyyake demekle aynı zamanda kul gaflette daldığında veya şeytana uyduğunda hemen kendisini toparlar ve allah'ı hatırlamış olur ve böyle demekle insan daha baştan kulluğunu kime yapacağını açıkça belirtmiş olur ben değil de biz denmesi yani iyyake nabud denmesi iyyake abudu yerine müslümanlara topluluk şuuru vermekte ve namazın da cemaatle kılınmasına işaret etmektedir. ve iy nin yani yaptığımız bütün işlerde allah'tan yardım isteme ibadet in kolaylıkla yapılmasını dileme ve her konuda onun yardımını bekleme vardır madem allah teala bize istemeyi öğretmiş demek ki verecektir sadece senden yardım isteriz demekle kul yardımın sadece allah'tan olacağını beyan eder.ek kulluğundan ihlası da yakalamış olmaktadır. bizi dost doğru yola ilet allah teala bize hidayete erdir.mesi istememiz tavsiye etmektedir. zira insan cenabı hakk'ın hidayeti olmadan ne şahsi hayatını ne de ailevi ve toplumdaki hayatını düzene koyamaz bütün bunlar cenabı hakk'ın hidayetine bağlıdır bizi hidayet et demek bizi hidayete erdir. demektir bazen olur ki hidayet için bütün vasıtalar hazır olduğu halde insan hidayete eremez hz nuh'un oğlu bir nebi ocağında doğup büyüdüğü halde hidayetten nasipdar olamazken azer'in evinde hazet ibrahim firavun'un hanesinde de haz musa ve asiye yetişir biri peygamber diğeri de kur'an'ın örnek bir hanımefendi olarak verdiği şerefli bir konuma ulaşır nitekim allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem de bir dualarında ey allah'ım senden hidayet takva iffet ve müstean olmayı diliyorum buyurarak bizlere bunu talim buyurmuşlardır belli bir yol demektir essat bizden önce milyonlarca salh insanın binlerce peygamberin ve yüz binlerce velinin gitmiş oldu veya herkesin yürüyebileceği geniş bir yol anlamına gelir ır müstakim mutedil yol hak yol dost doğru yol islam allah resulü ve ashabının yolu cennet yolu cehennem köprüsü gibi anlamlara gelmektedir. kul ihtinal müstakim derken allah'ım hidayetini devam ettir son ana can boğaza gelinceye kadar emanetinde beni emin kıl emin insan olarak emaneti sana tevdi etmeye beni muvaffak eyle demektir sıratellezine enam aleyhim bu cümlede insanın nimetin lezzetinden istifade etmesi ve haz duyması anlamı vardır allah bize nimet verir biz de o nimetten lezzet alır ve duyarız işte buna inam denir nimetlerin en büyüğü ise şüphesiz ki allah'a iman nimetidir. sıratellezine enam aleyhim ayetinde kastedilen kişiler nisa suresinin 69 ayetinde belirtilen nebilerin sadıkların salihlerin şehitlerin ve bu sayılan doğru insanların gittiği dost doğru yoldur gayr tam zıddına demektir gayril mağdub aleyhim gazap öfkelenme şiddet hiddet gösterme ve hışım lanma dediğimiz zaman allah'ın gayril mağdubi aleyhim veddin ayetindeki bu cümleyi ifade etmiş oluruz demek ki belası başlarına gelmemiş ve allah'ın intikamına maruz kalmamışlar yolu manasını anlatmış olmaktadır. bu ayet dalin kelimesi dalal kelimesi sapıklık demektir dallin sapıklar anlamına gelir dal de sapık insana denir dallin manasına bir çoğuldur dalalet körlük aklı kullanmama ve şaşkınlık içerisinde kalmak demektir demek kiy derken cenabı hakk'a şaşkınlık ve hayret içinde dalalette bulunan hak ve hakikatin berrak yüzünü göremeyen kimselerin yoluna atmaması için rica ve niyazda bulunuyoruz yine bu cümleyle ne kadar dalalete girmiş ve ne kadar allah'ın gazabına uğramış varsa hepsini kastetmiş ve onların gittikleri yola düşmemek için allah'ın hidayetine ı talep ettiğimizi ifade etmiş oluyoruz son iki cümle müminlerin değer yargılarını göstermesi açısından oldukça önemlidir. bir yandan müminler iyiliklerin arkasından koşmaya ve iyilerle beraber olmaya teşvik edilirken diğer taraftan da kötüler ve her türlü kötülüğün arkasına takılmaktan yasaklanmak adır evet mümin kötülerin ve kötülüğün asında takılamaz kötülük ve kötüler en yakınlarından bile olsa onlara taraftar olamaz onların yanında duramaz ve onlara destek veremez kötülüklerle beraberlik ve zulmü haksızlığı haramlığı rüşvet ve haram kazancı bir hayat tarzı haline getiren kimselerden olmak ya da bunlara destek çıkmak kişilerin hem ilahi gadabını hem de doğru yoldan çıkmış olmaya götürür allah resulü bir hadislerinde imam amin dediği zaman siz de amin deyin buyurur zira imamın amin deyişine melekler amin derler ve kimin amini meleklerin amin denk gelirse allah onun geçmiş günahlarını affeder. buyurmuşlardır amin demek duamızı kabul buyur anlamına gelmektedir. dolayısıyla fatiha suresiyle allah'a karşı ubudiyetin arz etme muhtaç olduğumuz şeyleri dileme ve dilenme neticesinde bu isteklerimizi kabul et manasına amin diyoruz yüce mevla sizlere fatiha suresinde arkasından gidilmesi tavsiye edilen bahtiyarlar la beraber yürümeyi gadap andığı kimselerden de olmamayı nasip kılsın hepinize hayırlı günler diliyorum yarın başka bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam ala res muhammed merhaba kıymetli insanlar bugün bakara suresinin 177 ayeti üzerinde kısaca durmaya çalışacağım. kur'an ilahi bir beyandır o beyanın içinde zaman zaman önemli konuların tekrarı vardır bu önemli konular bazen birbirinden bağımsız farklı sure ve ayetlerde bazen de birbiriyle farklı açılardan ilişkisi olanlar tek bir ayette zikredilir bunlardan biri de aşağıdaki ayettir bu bir tek ayet islam'ın başlıca inanç ibadet ve ahlak esaslarını içinde toplamaktadır. buna işaret olarak haz peygamber aleyhisselatu vesselam kim bu ayete göre hareket eder.se imanını kemale erdir.miş olur buyurmuşlardır ayetin meali şöyledir. iyilik ve hayır yüzlerinizi doğuya ya da batıya doğru çevirmek değildir. asıl iyilik allah'a ahiret gününe meleklere kitaplara ve peygamberlere iman eden sevdiği malını allah'ı hoşnut etmek için yakınlara yetimlere yoksullara yolda kalan gariplere isteyenlere ve boyunduruk altında bulunup hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren namazı hakkıyla ifa edip zekatı veren sözleşti zaman sözlerinde duran hele hele sıkıntı ve hastalık hallerinde savaşın şiddetleri esnasında sabreden kimselerin davranışlarıdır işte onlardır imanlarından samimi olanlar ve işte onlardır allah'ı sayıp günahlardan korunan takvalı ayeti dikkatle okuduğumuzda ideal bir müminin hem iman hem islam ve hem de beşeri ilişkiler çerçevesindeki en ideal durumu görülür. bu ayette allah katında makbul bir müminde bulunması gereken niteliklere vurgu yapılır ve yüce allah katında hangi davranışların kendi rızasına vesile olacağı da hatırlatılmaması ortaya koyar ayet aynı zamanda müslümanların kulluk varını başkalarına değil sadece allah'a yapmaları gerektiğini ancak bunun yanında da toplumda sorumlu ve ahlaki bir hayat tarzı sürdürmeleri gerektiğini de vurgulamış olur ayet öncelikle imanın be temel sütununu sayar ki bunlar allah'a iman ahiret gününe iman meleklere iman kitaplara iman ve peygamberlere imandır bu ilkeler müslümanların inançlarının temelini oluşturur ve her biri müslümanın hayatında derin bir anlam ve yönlendir.me sağlar bunların başında allah'a iman gelir ki müslümanların hayatlarının merkezinde yer alan mutlak bir teslimiyeti ifade eder. ahiret gününe iman dünya hayatının geçici olduğu ve her bireyin dünyada yapıp ettiklerinden dolayı ahirette mutlaka hesaba çekileceği inancını ifade eder. meleklere iman allah'ın emirlerini yerine getiren ve onun yarattığı görünmez varlıklara inancı içerir kitaplara iman allah tarafından insanlara farklı zaman ve coğrafyalarda yol gösterici olarak gönderilen bütün kutsal kitapları olan inancı ifade eder. peygamberlere iman allah'ın mesajını insanlara ulaştırmak için seçtiği seçkin insanlar olan peygamberlere olan inancı kapsar ayet iyiliğin sadece inançla sınırlı kalmadığını aynı zamanda gündelik hayatımızın içerisinde davranışlarımızda da tezahür etmesi gerektiğini v ular iyilik toplumun en savunmasız üyelerine yönelik bir sorumluluktur ve allah'ın rızasını kazanmanın önemli bir yoludur zira sevgili peygamberimiz de allah teala'nın kullarının yanında olmasını ve onlara rahmetiyle muamele etmesini o kimselerin ihtiyaç içerisinde olan diğer insanlara yardım etmesi şartına bağlamıştır. malı allah yolunda harcamak müslümanların allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla maddi imkanlarını yakınlarına yetimlere yoksullara yolculara ve ihtiyaç içerisinde bulunan kimselere vermeleri gerektiğini belirtir namaz bir taraftan müslümanın allah'la olan manevi bağını güçlendir.irken diğer taraftan da onun davranışlarını düzenler işleyebileceği muhtemel kötülüklere engel olur insanların hak ve hukukuna saygı göstermeyi kazandırır hırsızlıktan rüşvetten kamu malına el uzatmaktan uzaklaştırmış olur zekat toplumsal adaletin sağlanmasında önemli bir rol oynar toplumda paylaşma duygusunu geliştirir insanı madde perestlik korur ihtiras zinc ini kırar kalbin katılaşmasını önler insanlara şefkat ve merhametin anahtarı hükmündedir. fani olan malı ebed leştir ruhla beden arasında bir denge sağlar malın temizlenmesini sağlar mal sahibini maddenin esaretinden kurtarır zenginin şahsiyetini geliştirir malın çoğalmasına vesiledir. fertleri yatırıma teşvik eder. her insanda yaratılıştan var olan dünya sevgisine karşı bir ilaç hükmündedir. mümini mal fitnesinden korur ve fertlere mali gücün önemini öğretir zekat bir anlamda sosyal güvenlik ve sigorta görevi görür toplumun ruhi değerlerini takviye eder. toplumda bir orta sınıfın doğmasına vesile olur paranın stok edilmesini yasaklamış olur sosyal dengeyi sağlar toplumun fertlerini birbirine kenetler kaynaştırarak uçurumu daraltır yatırımların yapılmasını sağlar ve zekat aynı zamanda önemli bir kalkınma hamlesidir. sözünde durmak müslümanların verdikleri sözleri tutmaları gerektiğini dürüstlük ve güvenilir olmalarını aldatmanın ve yalanın kötü bir nitelik olduğunu hatırlatır sabır sıkıntı hastalık ve savaş gibi zor zamanlarda sabretmek imanın güçlü bir göstergesidir. nitekim peygamberimiz bu hususu şöyle haber vermektedir. müminin durumu ne kadar da hayret vericidir. çünkü onun işi tamamen hayırdır ve bu sadece mümine mahsustur şöyle ki şayet başına sevindir.ici bir şey gelirse şükreder. bu onun için hayır olur eğer başına bir musibet gelirse bu defa da sabreder. bu da onun için bir hayırdır buyururlar ayet takvanın sadece allah'tan korkmak demek olmayıp aynı zamanda ona karşı derin bir saygı içerisinde bulunma ve günahlardan kaçınma ile olacağını belirtir samimi iman sahibi olanlar bu ilahi emirleri hayatlarını merkezine alır ve takva yolunda ilerlerler sonuç olarak bakara suresinin 177 ayeti islam'daki iyilik ve takva kavramlarını kapsamlı bir şekilde ele alır bu ayet müslümanlara yaptıkları ibadetlerin ötesinde ahlaki ve toplumsal sorumlulukların farkında olmaları gerektiğini hatırlatır g gerçek iyilik allah'a ahiret gününe meleklere kitaplara ve peygamberlere olan derin bir imanla başlar ve bu inanç adalet cömertlik dürüstlük ve sabır gibi davranışlarla kendisini gösterir bu ayet müslümanların hem ferdi hem de toplumsal olarak nasıl daha iyi birer birey olabilecekleri yönünde de önemli bir yol gösterici ve bir rehber konumunda yüce mevla bizleri bu ayette belirtilen güzellikleri hayatına taşıyan ve gerçek kulluğa eren müminlerden eylesin yarın farklı bir ayet ışığında buluşmak üzere hepinize hayırlı günler diliyorum bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al muhammedin ve vec kıymetli insanlar merhaba bugün sizlere bakara suresinin 271 ile 274 ayetleri üzerinde kısa bir hasbihal yapacağım. islam'a göre bir konunun önemi yüce allah'ın ona verdiği değer ölçüsündedir. ne acıdır ki bu ölçü zaman zaman unutulur ve rabbin önem yapmamızı emrettikleri değil de kendimizin önem verip ortaya çıkardıkları daha ön planda olur bu konulardan birisi de yardımlaşma anlamına gelen ve kur'an'da çok sık tekrar edilen infak konusudur özellikle de günümüzde bu kur'an emri bir hayli ihmal edilmiş hem bir farz olan zekat hem de sıklıkla emredilen zekat dışındaki yardımlaşma faaliyeti maalesef zayıflamıştır. borç yüzünden intihar eden evine zaruri yiyecek götüremediği la geçinmek zorunda kalan pek çok insan olduğu halde müslümanlar öncelikle kur'an'ın sıklıkla emrettiği yardımlaşma emrini yerine getirmeleri gerekirken maalesef çok daha detay şeylerle meşgul olmaktadır.lar küçük bir köye ü tane cami küçük bir mahalleye 10 tane cami yapma peşinde koşulur ken ve kubbelerinin minarelerinin harcamaları için yarışılır ken aynı köy ya da mahallede borç yüzünden intiharlar aile içi kavgalar ve huzursuzluklar yaşanabilmektedir. hazreti peygamberin aleyhissalatu vesselam mekke'de bir mescidi yok ama hz hatice validemizin bütün malını ve servetini köleleri satın alıp hürriyetlerine kavuşturma muhtaç olanlara yardım etme kimsesizlerin kimsesi olma yolunda harcamış ve tüketmiş ve resulullah bütün hayatı boyunca da yardımlaşmayı muhtaçlara vermeyi infak ve muaveneti hep en öndeki işlerden saymış ve bu bunu aynı zamanda kendisi de bizatihi icra etmişti kur'an'ın pek çok ayetinde sıklıkla yardımlaşma anlamındaki infak konusu değişik açılardan ele alınır allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem de farklı beyanlarıyla bu önemli konuya vurgu yaparlar aslında insanın başkalarına yardımda bulunması muhtaçlara sahip çıkması verilmesi gereken yerlere vermesi başına gelebilecek muhtemel sıkıntılara karşı da adeta bir paratoner vazifesi görür bu infak kıtlık deprem kuraklık gibi tabii afetlere karşı da adeta bir set haline dönüşür içinde bulunduğumuz mübarek ve bereketli zaman dilimlerinde yani bu ramazan ayında özellikle unutmamamız gereken bir ibadet vardır ki kur'an buna infak der efendiler efendisi aleyhissalatu vesselam bu ay içerisinde infak noktasında esen bereketli bir rüzgardan daha hızlı olur sahip olduğu imkanlardan ihtiyaç içerisinde bulunanlara bol bol dağıtırdı zaten oruç ibadetinin bize hatırlattıkları önemli hususların başında aç susuz kalmak suretiyle fakirlerin halini hatırlamak empati yapmak dolayısıyla onlarla daha yakından ilgilenmek ve dertlerini yaşayarak yakından hissetmektir kazandığı ve sahip olduğu malın mülkün sadece kendisinin olduğunu zanneden gafil kimselerin bu bataklıkta boğulmam ve böyle çarpık bir düşünce içerisinde olmamaları için kur'an-ı kerim pek çok ayetiyle tarihten örnekler sunarak insanları bu konuda uyarmaktadır. infak müminin en temel özelliklerinden biridir. kazancı ve faydası sadece verilene değil aslında verene yönelik bir ibadettir infak aynı zamanda insanı tehlikelerden koruyan bir hayat sigortasıdır cimrik yapıp infak etmeme insanın kendi eliyle kendini tehlikeye ı ve kendisini sigorta kapsamının dışına çıkarması anlamına gelir zira infak belaları önleyen yüce mevlanın insana gadabını merhamete çeviren başa gelecek kötü ölümlerden kurtaran adeta bir can simidi gibidir. infak etme alışverişin dostluğun ve hiçbir şefaatçi günde insanın elinden tutan samimi ve candan sıcak bir dosttur infak toprağa atılan bereketli bir buğday tanesi her taneden yedi başağın meydana geldiği her başağında da 100 tanenin bulunduğu bereketli bir başak tanesidir. infak aslında malın eksilmesi değil aksine artması bereketlenmesi ve yerine daha fazlasıyla yenisinin konulmasına vesile olan bir ibadettir infak verilen malın verilen kimsenin eline değmeden yüce mevlanın eline ulaşmasına vesile olan kazançlı bir muameledir. infak yüce allah'ın insanın darda kaldığı zamanlarda elinden tutmasına vesile olan bir kurtarıcıdır infak insanlığa rehber olarak gönderilen hz peygamber aleyhisselatu vesselamın ahlakıyla ahlaklanın göstergesidir. infak hem içimizdeki manevi kirleri hem de malımızdan insanlara cennete ve allah'a yaklaştıran cehennemden de uzaklaştıran değerli bir ameldir. amellerde asl olan niyet ve niyetin de rıza-i ilahi yörüngeli olmasıdır rıza-i ilahi için olan bir işte başkasının görmesi ve nefsin de bundan hoşlanması yapılan hayır işinin sevabını y kısmen ya da tamamen yok eder. ve yapılan iş dış görünüş açısından bir ibadet olsa da ahiret aleminde sahibinin yüzüne vurulan hayırsız ve boş bir amele dönüşmüş olur ondan dolayıdır ki kur'an'da ameller salih nitelemesi ile beraber vurgulanmıştır. ki in birinci anlamı gösteriş ve riyadan uzak olmasıdır kur'an'da her amelde sadece allah rızasını gözetmek temel ölçü olmakla beraber verme konusunda buna özellikle dikkat çekilmiş olması insan tabiatıyla yakından ilgilidir. zira verme konusunda insan gösteriş ve riyaya girebilir.ancak infakta ise asıl olan gizli verilmesidir. ve verir k de sadece rıza-i ilahi mülahazası olmasıdır burada dikkat edilmesi gereken husus zekat gibi farz olan ibadetlerin teşvik ve hatırlatma düşüncesiyle açıktan verilmesi nafile olan diğer infak çeşitlerinin gizli verilmesidir. infak konusunda veren açısından bu amelin boşa gitmemesi gösteriş riya gibi amelleri yok eden virüslerden uzak kalması alan açısında onur kırıcı olmaması ve insan şahsiyetini küçük düşürecek bir durumla karşı karşıya kalınmaması için allah resulü infakla ilgili bu gizliliğe dikkatlerinize çekmiş ve sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması veciz ifadesiyle bizlere bunu hatırlatmıştır. bu ifadenin anlamı ak o kadar gizli verilmelidir. ki değil başkaları insanın kendisi bile verdiğinden asla haberdar olmaması demektir aslında insanın verdiğinden haberdar olmaması imkansızdır ancak resulullah'ın beyanındaki bu cümlenin inceliği insan verdiğini unutmalı ve verdiğini de kendince aşırı büyütmem büyütmek suretiyle ucup yani içten kendini beğenme ve gurura da düşmemelidir. binaen aleyh yapılan infak zaman zaman insanı riyakarlığı düşürebilir.böyle bir riyakarlık saa küçük şirk denilen tehlikeli bir yola götürür gösteriş için verilen mal kıyamet gününde hayırlı netice vermez işte bu açıdır ki verirken ya da kulluğun diğer çeşitlerini yerine getirirken kalbinde ciddi bir uyanıklık ve endişe içerisinde olması gerekir.mümin infakta bulunurken şunları da kendi içinde kendisine sorabilmek yapabildim mi acaba yaptıklarım allah'ın rızasına muvafık mı acaba kusursuz yapabildim mi işte aşağıdaki ayetler yukarıda özetle ilen bu önemli hususlara vurgu yapmaktadır. allah rızası için yap geldiğiniz maddi yardımlarınızı açıkça verirseniz ne güzel ama bu hayırlarınızı saklı tutar ve muhtaçlara ulaştırır sanız bu sizin için daha hayırlı olur ve allah bu sebeple bir kısım günahlarınızı da affeder. allah yaptığınız bütün şeylerden haberdardır onları hak yola getirmek senin görevin değil lakin allah dilediğini hidayete erdir.ir hayır olarak yaptığınız ve her harcama sadece kendiniz içindir. zaten siz allah rızasını aramaktan başka bir gaye ile infak etmezsiniz ki işlediğiniz her hayrın mükafatı size tamamen verilir ve siz haksızlığa asla uğrat ılsın bu yardımlar kendilerini allah yoluna vakfeden yoksullar içindir. bunlar yeryüzünde dolaşıp geçimlerini sağlama imkanı bulamazlar halktan istemekten geri durmaları sebebiyle onların gerçek hallerini bilmeyen kimse onları zengin sanır ey resulüm sen onları simalarından tanırsın onlar yüzsüzlük eder.ek halktan bir şey şunu bilin ki hayır adına her ne verirseniz mutlaka allah onu bilir mallarını gece ve gündüz gizli ve aşikar olarak hayra harcayanlar var ya işte onların rableri katında mükafatları vardır onlara allah indinde korku yoktur ve onlar asla üzülmeyecek ve tasalanmak lardır bakara suresinin ila 274 ayetleri bizlere bunu ifade etmektedir. yüce mevla sizleri bu ayetlerin ışığında hareket eden bahtiyar kullarından kılsın hepinize hayırlı günler diliyorum yarın ayrı bir ayeti konuşmak üzere buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam ala muhammed merhaba kıymetli insanlar bugün ali imran suresinin 110 ayeti üzerinde durmaya çalışacağım. bu ayet üstün ümmet olma şartını iyilikleri yayma kötülükleri de önleme ilkesine bağlamıştır. kur'an hiçbir zaman sadece isimler üzerinde durmaz ve isimleri de ön plana çıkartmaz kur'an'ın asıl vurgu yaptığı şey niteliklerdir. müslüman kelimesi bile bir isim değil teslim olmuş emniyet ve güven sahibi sadece allah'a ve onun emirlerine boyun eğen başkalarının kendisinden emin ve güvende oldukları gibi anlamları içeren bir fiildir. nitekim kur'an'da bu fiil allah allah'a yönelmek ona teslim olmak tevhit inancına sahip olmak ve allah'a teslimiyetin gereğini yapmak gibi anlamlarda kullanılmıştır. kur'an'a göre isimler değil asıl önemli olan o isimlerin icra ettiği anlamlardan hz peygamberin üstünlüğünün anlatıldığı ve faziletlerine dikkat çekildiği yerlerde de un isimleri değil de yaptığı işleri ifade eden nitelemeler kullanılmıştır. resul nebi kul müjdeci uyarıcı ve güvenilir gibi nitelemeler bunlardan sadece birkaçıdır üstün ümmet olmanın en önemli ve başta gelen şartı yaşanılan çağda her türlü iyiliğin yaygınlaştırılması işlenmesi anlatılması ve toplumun bu konuda aydınlatılmasına her türlü çirkinliğin kötülüğün şerrin günahın haram ve yasakların hukuk ahlak ve insanlık dışı kabul edilen fiillerin de işlenmemesi bunların her platformda çirkinliklerin anlatılmasına gerektiğinde elle gerektiğinde dille engel olmasına ve hiç değilse gönülden bunlara karşı hoşnutsuzluk gösterilmesine bağlanmıştır. işte hayırlı ümmet olmanın temel şartı da budur kur'an bu hususu ali imran suresi 110 ayetinde bizlere şöyle hatırlatmaktadır. ey ümmeti muhammed siz potansiyel olarak insanların iyiliği için meydana çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz iyilikleri yayar kötülükleri önlersiniz çünkü allah'a inanırsınız büyük hedeflere ulaşmak elbette kolay değildir. bu bir bedel ister gücün olduğu kaba kuvvetin hükmünü icra ettiği korku ve baskıların hız kesmediği zamanlarda hakkı ve doğruyu anlatma ve hakkı temsil etme elbette kolay değildir. bazen yanlışa kötü olana ve harama karşı güç sahipleri farklı argümanlar kullanabilirler makamla servetle çok iyi hayat şartları vaadiyle toplumları işledikleri kötülüklere karşı susturabilir.işte üstün ümmet olma durumu böyle zamanlarda kendini gösterir her türlü tehdide zorbalığa dünyevi vaatlere makam ve saltanata karşı iyiliğin ve iyilerin safında olma iyilerle beraber bulunma ve doğru olanı söyleme kötülüklere karşı durma ve kötülüğe arka çıkmama üstün ümmet olmanın bir gereğidir. hayırlı ve üstün olma şartını yerine getirme bazen adeta ateşten bir gömlek giymeye benzer dışlanır sürülür. cezalandırılır hapislere konur malınız mülkünüz gasp edilir hatta gerekirse öldürülebilir.siniz işte üstün ve hayırlı ümmet ve o ümmetin bir ferdi olmanın gösteri burada devreye girer kur'an sıklıkla hayra çağıran ve kötülükler karşısında dik duran hayırlı bir ümmetten bahseder. bu konu o kadar sıklık ve netlikle vurgulanır ki kur'an'da mutezile mezhebi bunu inanç esaslarından biri sayar iyilikte yaygınlaştırmak ve korkuyu bir tarafa bırakmadan her zaman ve her platformda hayırlı ve üstün bir ümmet olma iddiası sadece hayalperestlikten ibarettir maalesef günümüzde müslümanların yaşadığı en büyük hayalperestlik derden birisi de bu üstün ümmet olma iddiasıdır halbuki gerçekte hiçbir islam ülkesinde kur'an'ın çok kesin bir şekilde üzerinde durduğu iyilikleri yayma kötülükleri de engelleme görevi yerine getirilmemektedir. bırakın normal halkı din adamı rolünde bulunan dini temsil eden din adına konuşan dinden beslenen ve hoca ilim adamı ilahiyatçı cemaat ve kanaat önderi şeyh kutup gavs gibi nitelemeleri üzerlerinde bulunduranlar bile bu ihmal etmekte ve çeşitli gerekçelerle savuk saklamaktadır. günümüzde masumların kanlarının en fazla akıtıldığı mazlum insanların en çok ezildiği cinayetlerin en yoğun işlendiği rüşvet çarklarının en fazla döndüğü zulümlerin zirve yaptığı haksızlıkların ayan beyan işlendiği şiddet ve kargaşanın en fazla kendisi gösterdiği ülkeler hiç şüphesiz ki adı islam olan ülkelerdir. işin en acısı da ne müslüman halklar ne de bu ülkelerde yaşayan sözde din adamları birkaç cılı sesin dışında gür ve etkin bir ses çıkaramamak dırlar sözde peygamber varisi olan bu din adamları mirası üzerinde tep indikleri peygamberin konuyla ilgili uyarılarını maalesef göz ardı etmişlerdir. dilerseniz konuyla ilgili olarak hazreti peygamber aleyhissalatu vesselam dikkat çeken birkaç sözü size hatırlatmış olayım burada ebu davut aki bir rivayette bir kötülük gören kişi eliyle değiştirmeye gücü yetiyorsa onu eliyle değiştirsin buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin buna da gücü yetmezse kalbiyle o kötülüğe tavır koysun yani onu hoş görmesin ve bu da imanın asgari gereğidir. buyurmuşlardır yine başka bir hadislerinde en üstün iyi faziletli değerli büyük cihat zalim yöneticinin karşısında hakkı dile getirmektir buyurulmuştur hz peygamberin vefatından sonra bazı kimseler maide suresinin 105 ayeti olan siz kendinize bakınız siz hidayet yolunda olduğunuzda sapıtan size zarar veremez cümleleri herkesin kendinden sorumlu olduğu dolayısıyla emri bil maruf ve nehyi anil münkerin terk edilmesi gerektiği şeklinde yorumlamışlardır böyle bir anlayışın islam'la kesinlikle bağdaşmayacağı çok iyi bilen hz ebubekir radıyallahu anh şöyle dedi ey insanlar siz bu ayeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz ben resulullah'ın insanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemez terse allah'ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır buyurduğunu duydum sözleriyle bu yanlış ve eksik anlayışı bizati hz ebubekir radıyallahu anh düzeltmiştir tirmizi ve ahmed bin hanbeli bir rivayette peygamberimiz şöyle buyururlar ya emri bil marufu nehyi anil münkeri yaparsınız ya da allah size azap gönderir gönderir de dua eder.siniz artık duanız kabul edilmez buyurulmuştur ahmed bin hanbeli başka bir rivayette allah bazı insanların günahı sebebiyle umuma azap etmez ancak onlar kendi aralarında münkerat yani çirkinliklerin kötülüklerin işlendiğini görür de ona engel olmaya güçleri varken engel olmazlarsa işte o zaman azaba maruz kalırlar şeklinde olup deylemi ki bir rivayette ise bir topluluğun arasında günahlar işlenir de onlar güçleri yettiği halde bunu değiştirmez lers allah yakın bir zamanda mutlaka onlara umumi bir azap gönderir kim emri bil maruf ve nehyi anil münker yaparsa o allah'ın allah resulünün ve kitabullah halifesidir. şeklinde geçer yüce allah bizleri çevremizde işlenen kötülükler karşısında daha duyarlı olan ve hakkı söylemekten de asla çekinmeyen gerçek müminlerden eylesin hepinize hayırlı günler diliyorum yarın yeni bir ayetle buluşmak üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugünkü sohbetim nisa suresinin 135 ayeti üzerinde duracağım. müslümanların en fazla kaybettikleri nokta kur'an'ın hayat içerisinde uyulması gereken insanca hayatın kurallarını terk etmeleri ve tam tersine bir yol tut mal arıdır şüphesiz ki bu kurallardan biri de hakkın ve haklının yanında olunması ve hayatın her alanında adaletten asla sapı maması gerektiği ilkesidir. hak ve adaletten sapma zulme giden ve kişileri zalimle ştir kötü bir yoldur ve tehlikeli bir kayma noktasıdır lukla ibadet hayatımızla ilgili en detay noktalara varıncaya kadar üzerinde durur müstehap mı mendup mu mekruh mu sünnet miir araştırır ama sıra sosyal hayatımızdaki tavır ve davranışlarımıza gelince allah teala'nın çok açık ve kesin emirlerini görmezden gelir veya ihlal eder. hatta ihlal etmekten de hiç rahatsızlık duymayız doğrunun ve hakkın nerede olduğunu araştırmaz yahut işimize gelmediğinden tuttuğumuz parti tarikat cemaat klik kulüp akrabalık veya yakınlık gibi sebeplerden dolayı bile bile zulme sapar adaleti yok sayar hakkı ve haklıyı ezer ezdir.ir ve zalimin zulmün yanında yer alırız kur'an aynı zamanda bir hak hukuk ve adalet kitabıdır hak kitabı olan kur'an hakkın kitabıdır adaletin kitabıdır hakların her türlüsünü garanti altına almış ve çiğnenmesine asla müsaade etmemiştir hakların savunulması kur'an'da en başta peygamberler üzerinde anlatılır her peygamber geldiği dönemde kendi baş şına bir hak savunucusudur ve adalet temsilcisidir. ancak hakkı savunan hak karşısında ölümüne mücadele eden ve adaletin kurumsallaşması için hayatını bu uğurda geçirenler sadece peygamberlerle sınırlı değildir. peygamberlerin ümmetleri içerisinde de hakka ve adalete samimi olarak dilbeste olmuş yaşadıkları dönemdeki galip güçlerle mücadele etmiş kötülüklerin önlenmesi hakların savunulması ve adaletin tesis edilmesi adına büyük fedakarlıklarda bulunmuş pek çok hak savunucusu ve adalet temsilcisi vardır özellikle de kur'an'ın nazil olduğu mübarek ramazan ayında bile dünyanın her yerindeki müslümanlar pek çok hatimler dinler bazen günde 4 ya da 5 defa camilerde mukabele okunur ama sadece okunur sanki kur'an sadece okunmak için indir.ilmiş bir kitaptır halbuki okumaktan maksat onu anlamak ve anladıklarımızı da hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmek değil midir. işte müslümanlar ve bütün insanlık için unutulmaması gerekli olan ve hayati bir prensip olan haktan ve adaletten sapm ilkesi nisa suresinin 135 ayeti bizleri şöyle uyarır ey iman edenler haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin allah için şahitlik eden insanlar olun bu hükmünüz ve şahitliğin isterse bizzat kendiniz anneniz babanız ve yakın akrab aleyhinde olsun isterse onlar zengin veya fakir bulunsun çünkü allah her ikisine de sizden daha yakındır onun için sakın nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız iyi bilin ki allah bütün yaptık zdan haberdardır bu ayet müminlere her konuda ama her konuda adaletle hüküm vermelerini evde iş yerinde kamu kurumlarında mahkemelerde hasılı hayatın her alanında adaletten ayrılmamalı adalet ve haklılığı ayakta tutmalarını ve böylelikle allah için örnek olacak şahitler olup hakka dost doğru şahitlik etmelerini emretmiştir hakkı ve adaleti uygularken de bunu şahıslara göre değil adalet ve hukuka göre yapmamızın ilahi bir emir olduğunu bu davalar ister kendimizin ister ana babamızın isterse yakınlarımızın aleyhine olsun vereceğimiz kararları asla değiştirmemesi gerektiğini açık bir şekilde emretmektedir. ayeti biraz daha açacak olursak mesela şayet başkasının sizde bir hakkı varsa kendiniz ikrar ve itiraf ediniz ananız babanız ve yakınlarınızın aleyhine de olsa hükümden ve şahitlikten kaçınmayın veya bir şahıs aleyhinde şahitlik kendinizin ve yakınlarınızın bir zararıyla sonuçlanacak da olsa yine dos doğru şahitlik edip hukuktan ve adaletten ayrılmayınız de demektir aleyhine ve lehine şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa böyle yapınız fakir de olsa böyle yapınız ne zengin ve güçlü olanlara dalkavukluk etmek için ne de fakiri gözetmek için şahitlikten kaçınmayın doğruluktan ayrılmayın adaleti zedelemeyen ve hukuktan adalet ve insaftan saparak arzu ve isteklerinize uymayın adalet ediyoruz varsayımıyla arzulara uyup fakiri zengine akrabayı yabancıya tercih eder.ek hakkı gizlemeyin hukuku çiğnemeyin adaleti yerlerde süründürme böyle yapmaz da adaletten ayrılır hukuku da ayaklar altına alırsanız allah muhakkak hepinizin yaptıklarından haberdardır büyük mahkeme gününde hiçbiriniz ama hiçbiriniz yakanızı kurtaramazsınız bizleri yaratan yüce rabbimiz içimizdeki zayıf noktalarımızı aldanabilirim için konulmuş hem müspet hem de menfi yönde hareket etmeye müsait davranışlarımızın motivasyonu da olan duygularımızı kontrol etmemizi lı menfiye kanalize etmememiz gerektiğini bu ayet bizlere hatırlatmaktadır. zira insan zaman zaman lehinde ya da aleyhinde şahitlik yapılan kişi şayet fakir biriyse onun aleyhinde doğru bir şahitlik yapmaktan kaçınabilir.veya zayıf olduğu için ona yardım olsun diye şahitliği lehinde de yapabilir.veya kişinin fakir oluşu cahiliyye toplumlarının genel karakterleri olduğu üzere yanlış gelenek ve göreneklerle aleyhinde şahitlik edilmesine sebep olabilir.lehinde ya da aleyhinde şahitlik edilen zengin güç ve iktidar sahibi olması durumunda adaletten saparak lehine bir karar da verebilir.benzeri bütün bu durumlar her toplumda zaman zaman ortaya çıkabilir.bu türden adaletsizliklerin ve hukuksuzluk ın yaşandığı insanlık tarihinde sık sık görülen gerçeklerdir. ve toplumların da dağılmasına huzursuzluğuna kargaşa ve neticede yok olmasına yol açan temel sebeplerdendir. işte bizleri yaratan yüce mevla kim olursa olsun konum ve makamı güç ve iktidarı bize olan yakınlık ve uzaklığı hangi durumda olursa olsun haktan adaletten hukuktan asla sapmamış gerektiğini emretmiş ve bizleri de bu konuda uyarmıştır. bu ayet adaletin temel ve şaşmaz bir kula olduğunu hukuk karşısında hiçbir ayrımcılığın yapılmaması gerektiğini açıkça beyan eder. ayetleri hayatında uygulamalarıyla bize gösteren şüphesiz ki hz muhammed aleyhisselatu vessel amdır işte konuyla ilgili çok bilinen bir adalet örneği islam öncesinde arap toplumunda ayrıcalıklı bir yeri olan mahsum oğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar suç el kesme cezasını verileceği ölçüde sabit olmuş ve karar da bu konuda verilmiştir bu arada o kabileden bazıları islam öncesi uygulamalardan hareketle bu cezanın mahzumoğulları mensuplarına uygulanmaması gerektiğini düşünürler ve bu cahiliyeden kalmış teklifi hz peygambere sunmaya karar verirler ancak dir.ekt söylemeye de cesaret edemezler arıya peygamberimizin de çok sevdiği sevgide torunları hasan ve hüseyin'den ayırt etmediği üsame bin zeyd'i koyarlar üsame peygamberimiz aleyhisselatu vesselam'ın hürri ine kavuşturduğu zeyd bin harise'nin oğludur teklif kendisine yapıldığında allah resulü çok kızar oldukça sert bir tavır takınır ve sen allah'ın koyduğu hac cezalarından birisinin uygulanmaması için bana aracı mı oluyorsun der ardından minbere çıkıp insanlara şu tarihi ve anlamlı sözleri söyler ebu davud'un sünen geçen rivayete göre şöyle der peygamberimiz aleyhissalatu vesselam sizden evvelkiler soylu itibarlı bir kimse hırsızlık yaptığında suçluyu terk eder.ler bırakırlardı yani ona ceza vermezlerdi soy itibariyle daha zayıf bir kabileye mensup insan çaldığında isa cezayı tastamam uygular lardı işte onlar bu yüzden helak oldular allah'a yemin eder.im ki muhammed'in kızı fatıma da hırsızlık yapmış olsaydı ona da aynı cezayı uygulardı peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın açık ve kesin beyanı peki kur'an ve onun elçisi ve temsilcisi olan haz muhammed aleyhisselatu vesselam hukuk ve adalete bu kadar vurgu yaparken acaba müslümanlar buna gerçekten riayet etti mi çoğunlukla evet bu ilkeler müslümanlar tarafından gerçekten ideal anamda uygulandı ancak zaman zaman özellikle de son bir iki asırda büyük aksaklıkların ortaya çıktığı da gizlenemez bir gerçektir en azından şimdilerde dünya üzerinde yaşayan müslümanlar olarak baktığımızda kütüphanelerimiz fıkıh ve tefsir kitaplarıyla tasavvuf ve siyer kitaplarıyla dop dolu içinde mahkemelerin görüldüğü muhteşem ve görkemli devasa binalarımız var neredeyse her müslümanın özellikle de hocaların dillerinden adalet hukuk lafları hiç eksik olmuyor etraf adalet nutuklar andan geçilmiyor islam'ı temsil ettiğini iddia edenler her platformda adalet ve hukuktan bahsediyor fakat acaba gerçek böyle mi söylemdir. mi bir ülkenin bütün vatandaşları aynı hukuka mı tabi yönetenler yargıçlar din temsilcileri başta olmak üzere müslümanlar olarak gerek şahsi hayatımızda gerekse diğer insanlarda olan münasebetimiz de bu ilkelere acaba riayet ediyor muyuz bütün bu soruları size havale eder.ek kur'an'ın bu evrensel ilkesini hayatınıza taşımanız dileklerimle hepinize hayırlı günler diliyorum yarın ayrı bir ayetin gölgesinde yolculuğumuzu devam ettirmek üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam vebi ec merhaba kıymetli insanlar bugünkü dersimizde sizlere kur'an'ın temel cezai hükümlerinden olan ve sadece islam'da değil diğer bütün ilahi dinlerde de haram kılınan bir konu üzerinde maide suresinin 38 ayeti çerçevesinde durmak istiyorum bu ayet hırsızlığın haramlığı bildir.en ve hırsızlık yapana uygulanması gereken cezayı düzenleyen bir ayettir türkçede hırsızlık diye ifade edilen kavram arapça sirkat kelimesinden türemek olup akli melekeleri yerinde olan bulu çağına da ulaşmış olan bir kişin in belirli bir miktarın üstündeki bir malı veya parayı bulunduğu yerden hiçbir hak ve şüphe söz konusu olmaksızın gizlice alıp zimmetine geçirmesine deniyor hırsızlık hem allah'a ait bir hakkı ve kuralı çiğnemek hem de insan hukukunu hiçe saymaktır insanların hayatları pahasına kazandık lı ve biriktirdikleri bir paranın eşyanın veya benzeri bir emtianın çalınmasını sadece islam dini değil bütün dinler kesin bir şekilde reddetmiş ve ağır cezalar koymuşlardır nitekim tevrat'taki meşhur 10 emirden birinin de hırsızlıkla ilgili yasak olduğu bilinmektedir. yine isra suresinin 101 ayetinde hz musa'ya verildiği haber verilen 9 ayetten birinin de hırsızlık yasağı olduğu bildir.ilmektedir. bunun yanında tirmizi nesai ahmed bin hanbel gibi sağlam ve sahih kaynaklarda geçen bir rivayete göre de peygamberimizle yahudiler arasında geçen bir konuşma esnasında allah resulü bu 9 ayet allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamız hırsızlık etmemeniz zinaya yaklaşmamız adam öldürmemiz sihir yapmamanız faiz yememeniz evli bir kadına zina iftirasında bulunmamaniz savaş esnasında arkanızı dönüp kaçmamız ve özellikle ey yahudiler cumartesi günü sağına uyma konusunda dürüst davranmanız dır demesi üzerine yanındaki iki yahudi ayağa kalkmış ve resulullah'ın ellerini ve ayaklarını öperek şöyle demişlerdir. şehadet eder.iz ki sen bir peygambersin eğer kavmimin bizi öldürmesinden endişe etmeseydik şüphesiz sana uyardık ey muhammed demişlerdir. şimdi kur'an'da bu konuyla ilgili maide suresinin 38 ayetine gelince yüce allah şöyle buyurmaktadır. hırsız erkekle hırsız kadının işledikleri suça bir karşılık ve allah tarafından insanlara ibret verici bir ceza olmak üzere hırsızların elini kesiniz allah aziz ve hakimdir. yani mutlak galiptir tam hüküm ve hükmet sahibidir. buyurmuştur islam öncelikle bireylerin maddi açıdan hayatlarını devam ettirebilecek ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayacak ve başkalarına muhtaç olmayacak kadar bir hayat standardına ulaşacak şekilde toplumdaki muhtaç insanlara yardım edilmesine yönelik uygulamalar getirmiştir bunların başında da zekat ve benzeri uygulamaları anabilir.islam'da zekat kurumsal bir yapı olup devletin halktan topladığı zekat ve öşür gibi malları veya ganimet yoluyla elde edilen parayı muhtaç kimselere dağıtır ve onların bu anlamdaki ihtiyaçlarını garanti altına alır bireylerin hayatlarının maddi açıdan garanti altına alınmış olmasına rağmen yine de hırsızlığa cesaret eden bir el toplum içinde adeta kangrene dönüşmüş bir organ gibidir. ve bütün toplumu korumak için bu cezanın verilmesi oldukça yerindedir. bir bireyin bütün ihtiyaçları karşılandığı halde hala başkasına ait bir servete göz dikiyor ve açlık ve sıkıntı çekmediği halde hırsızlık yapıyorsa bu cezanın verilmesi artık kaçınılmaz olur bu cezanın verilebilmesi için çalınan malın belli bir ölçünün üstünde olması çalınan malın iyi saklanmış olması ve çalanın da buna ihtiyacı olmaması gibi şartları vardır l için fıkıh ve tefsir kitaplarına bakabilirsiniz bazı kimseler hiç düşünmeden ve aceleden böylesi bir cezanın ağır olduğunu düşünseler de iş kendilerine ilgilendir.ir işin ciddiyetini ancak anlamaktadır. islam meseleyi kökünden kesmiş ve ağır bir yaptırımla teşebbüs edecek kimseleri hırsızlıktan konunun detayını bilmeyen ve kur'an'ın bu hükmünü ağır görenler hırsızlık suçuyla verilecek böyle bir ceza arasında bir denkliğin olmadığını düşünebilirler ancak unutulmamalıdır.ki bir hırsızlık hadisesi hem bütün topluma hem de malı çalınan şahıslara karşı apacı bir zulüm anlamına gelmekte ve allah'a karşı da büyük bir isyanı içermektedir. toplumda böylesine bir zulmün önüne geçilmesi ve huzur ortamının sağlanması artık gerekli olur elinin kesinlikle kesileceğine inanan bir kişi elini başkasının malına uzatmaz uzatamaz böylelikle toplumda hırsızlığın kökü kesilmiş herkes rahata kavuşmuş olur bugün insanlar ev ve iş yerlerine ağır bed ödeyerek oraları güvenlik altına alma mecburiyetinde kalmaktadır.lar bunun sebebi hırsızlık karşısında verilen cezaların oldukça hafif olması ve caydırıcı özelliğini taşımaması dır kur'an hırsızlık yapana öyle bir ceza vermiştir ki aklı başında olan bir kimsenin böyle bir suça yeltenmesi adeta mümkün değildir. başkasının malını çalma kesinlikle yasaklanan davranışlardan olup dini literatürle söyleyecek olursak bu haramdır bu haramı işleyen kimse dünyada da ahirette de cezaya müstahak olacaktır allah teala hırsızlıkla ilgili ayetle fertlerin malını başkasının tecavüzünden koruma altına almıştır. çünkü suçu sabit olunca elinin kesileceğini göz önüne alan aklı başında bir birey hırsızlığa kesinlikle cesaret edemez bu çirkin işi göze alıp yapan da zaten pek nadir. olur böylelikle herkes malının çalınması endişesinden bir derece kurtulmuş olur kalbi bu yönden rahat eder. mesela senede bir defa olmak üzere bir şehirde hırsızlık yapması bir kimseden olup da o kimsenin eli kesilirse o şehir ahalisinden hırsızlık yapmak isteyenler niyetlerinden bu olaya bakarak vazgeçerler bu kötü düşüncelerinden vazgeçerek insafa gelecekleri açısından bakıldığında birçok külfete ve zahmete muhtaç olmaksızın verilecek cezanın korkusuyla insanların mallarının emniyet altına alınacağından şüphe yoktur zira hırsızlıktan dolayı bir kimsenin elinin kesilmesi diğerlerine etkili bir ibret olacağında şüphe yoktur zamanımızdaki bu dini prensibe itiraz eder.ek hırsıza acımak suretiyle onun elinin kesilmesinin merhamete ters olduğunu iddia edenler ve bir kusurundan dolayı o şahsı ortaya çıkarmak ve ömrünün sonuna kadar herkese karşı onu mahcup etmek masl uygun değildir. gibi sözler söyleyenler de çıkabilir.halbuki zalimlere acımak ve iyilik etmek mazlumlara büyük bir ihanet ve hakarettir şurası da gariptir ki hırsıza acıyanlar onun toplumu nasıl da huzursuz ettiğini hiç düşünmez haksızca mal sahibinin hukukunun çiğnendiğini görmez hırsızın nasıl da herkesi bıraktığını hesaba katmazlar toplumun iç huzur ve asayişini bozarak ve kamu güvenliğini ortadan kaldırarak etrafı kargaşaya çektiğini de hiç düşünmezler böylesi bir haydutun hukukunu aramak ve ona acıyıp da mazlumun hukukunu düşünmemek kadar gülünç bir şey olamaz çünkü eli kesilecek aklı başında bir bireyin ne kadar insanın canını yakıp rahatsız ettiği göz önüne getirerek düşünmemiz gerekir.hırsızlık eden kimse ayakları ve bütün vücuduyla beraber çalacağı yere giderse de genellikle çalınan mal elle alınmaktadır. elin etkisi ve faaliyeti diğer organlardan daha fazla olduğu için hırsızın elinin kesilmesi allah tarafından emrolunmuştur toplum hayatı mal mülkle ayakta durmaktadır. ır serveti de tıpkı insan hayatı gibi değeri ve kıymeti vardır insanların canlarını yok olmaktan korumaları nasıl farz ise serveti de korumak aynen bunun gibi farzdır bunun için cenabı hak malın muhafazasına dikkat edilsin diye hırsızın elinin kesilmesini emretmiştir aslında kur'an'ın verdiği bu ceza son derece yerin ve toplumun huzurunu sağlamakta oldukça etkili bir yol olup aynı zamanda bir problemi kökünden halleden bir özelliğe sahiptir bu kuralların geçerli olduğu dönemlerde müslümanların yaşadıkları coğrafyalara baktığımızda böyle bir cezanın gayet yerinde ve hikmetli bir uygulama olduğunun doğruluğunu açıkça görmemiz mümkündür dünyanın her tarafında her türlü hırsızlığın son bulup herkesin huzurla yaşadığı günlerin gelmesi dileklerimle hepinize hayırlı günler hayırlı ramazanlar diliyorum yarınki sohbette yeni bir ayetle buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugünkü dersimiz enam suresinin 59 ayeti hakkında olacaktır bu ayet cenabı hakk'ın her şeyden haberdar olduğunu hiçbir şeyin ona gizli kalmadığını hatta onun haberi olmadan herhangi bir ağaçtan herhangi bir yaprağın bile düşmediğini ve her şeyin kendi katındaki belirli bir program çerçevesinde devam ettiğini bildir.mektedir. ayetin meali şöyledir. bilinmeyen nice hazineler ve görünmeyen gayp aleminin anahtarları onun yanındadır onları kendisinden başkası bilemez karada ve denizde ne varsa hepsini o bilir onun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez yeraltı tabakalarının karanlıkları içindeki tek bir tane hasılı yaş ve kuru hiçbir şey ama hiçbir şey yoktur ki kitabı mübinde bulunmasın evet yüce allah ezeli ilmiyle her şeyden haberdardır kıpırdayan yürüyen hareket eden konuşan acıkan hastalanan ve ölen ne kadar varsa hepsinin bütün detay bilgileri cenab-ı hakk'ın katındadır zaten böyle olmasaydı bu kadar yıldan beri devam eden kainattaki iç içe geçmiş sayısız mekanizmanın karışması kargaşa ve kaosların meydana gelmesi kaçınılmaz olurdu halbuki bütün varlıkta mikro alemden makro aleme kadar muhteşem bir düzen ve uyum görülmektedir. var olan bu uyumun ortadan kalkması içinse sayısız sebep vardır ancak sebepleri de yaratan müsebbibül esbab esrarlı perdeler arkasında icraatını devam ettirmekte ve bir an olsun varlık onun bilgisi haricinde olmamaktadır. bu ayet insanın önüne öylesine muhteşem bir manzara getirmektedir. ki bu manzaraya bakan insan yüce kudret sahibi allah'ın nasıl sınırsız bir bilgiye sahip olduğunu anlamış olur öyle bir bilgi ki bütün zamanlarda ve mekanlarda yerde ve gökte karada ve denizde yerin altında ve gök tabakalarında dir.i ölü kuru ve yaş hiçbir şey bu bilgiden gizli kalamamak adır peki o zaman hiç düşünmez miyiz küçük mikroorganizmayı gören ve onun ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan allah teala yeryüzüne halife olarak gönderdiği esmanın tecellilerine mazhar olan ve meleklerden bile üstün yarattığı insandan hiç habersiz olur mu nefes alışlarında hastalıklarından ihtiyaçlarından dua ve yakarışlar bilgisi olmaz mı elbette olur mümin her an onu yanında belir şah damarından daha yakın olduğuna inanır ve bu inançla bütün kainata meydan okuyabilir.bütün sıkıntılarıyla ve dertleriyle mücadele edebilir.çünkü bilir ki yüce mevla her daim onu duymakta onu görmekte ve ondan haberdar olmaktadır. bu azametli ayeti anlayar okuyan bir kimsenin önünde adeta uçsuz bucaksız alemler canlanır hayalen de olsa kanatları oraları temaşa eder. uçsuz bucaksız kainatın her köşesinde karşılaştığı her manzarada yüce kudretin ilminin izlerini işaretlerini görür dolaştığı her vadide her derede kırda bayırda şırıl şırıl akan sular iç içe geçmiş ormanlarda muhteşem ve büyüleyici saman yolunda aklını başından alan harikulade manzaralarla kendinden geçer tefekküre dalar uğradığı her yerde bir kudretin varlığını her şeyi düzenleyen her şeyi bilen ve her şeyde her an haberdar olan bir gücü arar ve işte aradığı o güç bütün bu muhteşem manzara yaratan yüce allah'ın ilminin oralara yansıması olarak karşısına çıkmış olur cenab-ı hakk'ın bilgisinin sınırsızlığı ve her şeyden haberdar oluşu sadece bu tek ayetle değil aynı zamanda kur'an'ın diğer ayetlerinde de sık sık üzerinde durulan bir konudur mesela benzer anlamdaki bir ayet yunus suresinin 61 ayetinde geçmektedir. ki mealen şöyledir. herhangi bir hal içinde olsan onun hakkında kur'an'dan herhangi bir şey okusan sen ve ümmetinin fertleri her ne iş yapsanız siz o işe daldığını da mutlaka biz her yaptığınızı görürüz yerde olsun gökte olsun zerre ağırlığınca bir varlık bile rabbinin ilminden gizli kalamaz ne bundan küçük ne bundan büyük hiçbir şey yoktur ki hepsi apaçık bir kitapta olmasın yine benze bir ayet hud suresinin 6 ayetidir. ki mealen şöyledir. yeryüzünde yürüyen debelenen hiçbir canlı yoktur ki rızkı allah'a ait olmasın allah her canlının hayatını geçirdiği yeri de öleceği yeri de bilir bütün bunlar apaçık bir kitaptadır. buyurulmuştur bu ayetler bir yandan insanlara yalnız olmadıklarını her şeylerini görüp bilen ve ondan haberdar olan bir rabbin var olduğunu ifade eder.ken diğer taraftan da insanlara önemli bir kontrol mekanizmasını sağlar bu ayetleri okuyan ve anlayan insanlar kanun polis ve kameralar görmese de nerede olursam olayım hangi küçük ya da büyük işi işlersem işleye beni gören gördüklerini kaydedip arşivleyen ve arşivledim de bir gün mutlaka karşıma çıkartıp onlardan beni hesaba çeken bir güç vardır diye inanır buna gerçekten inanan kimselerde ve böyle kimselerden meydana gelen toplumlarda hukuksuzluk olmaz zulüm görülmez hırsızlık duyulmaz ayrımcılık yaşanmaz aldatma sahtekarlık hileciler ya hiç olmaz ya da olsa da oldukça az sayıda sınırlı sayıda kalır yüce mevla bizleri kur'an'ın benzeri ayetlerini okurken bu bakış açısıyla okuyanlardan kılsın ibret alarak ve aldıklar bu derslerle hayatlarını düzenlemeyi yapanlardan eylesin yarınki derste yeni bir ayetle buluşmak üzere hepinize hayırlı günler diliyor ramazanınız bereketli ve verimli geçmesini yüce mevladan niyaz ediyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vat vesselam muhammedin ve alâ vebi ec merhaba kıymetli insanlar bugün araf suresinin 11 ila 13 ayetleriyle yine aynı konuyla ilgili olan aynı surenin 23 ayeti üzerinde kısaca durmaya çalışacağım. bu ayetler şeytanla adem arasındaki şeytani düşünce ile adem'in düşüncesi arasındaki en temel farkı gösteren ayetlerdir. bütün duygular insana müspet işlerde kullanması için verilmiştir ancak bu ölçü kaçırılınca bu defa allah tarafından insana verilen bu özellikler insanın başına bela olmakta hayatını karartmak ve ebedi hayatını da zindana çevirmektedir. bu duygulardan birisi de çoğu insanda var olan ve belki de bazılarımızın farkında bile olamadığı gurur ve kibirdir. gurur ve kibir kişinin kendisini beğenmesi ve başkalarından üstün görmesidir. bu türden kişiler oturuşları ve kalkışları yla hatta nefes alışverişleri el ayak hareketleri ve mimikleriyle hep bir farklılık peşinde koş kendilerinin başkalarında olmayan üstün yanlarının olduğunu düşünür ve bazen de iddia eder.ler ki aslında bu türden davranış bozuklukları o kişilerin egoist bir kişiliğe sahip olup aslında psikolojik olarak da bir ruh hastası ve cinnet içinde olduklarının en belirgin göstergesidir. ve bu ruh hastalığı sadece şeytana mahsus bir hastalık olmayıp her asırda ve her coğrafyada on binlerce hatta milyonlarca temsilcisi olan bir ruh hastalığıdır gurur ve kibir gibi niteliklerden her biri sahibini felaketlere sürükleyen ebedi hayatını karartan oldukça tehlikeli bir virüstür öylesine tehlikelidir. ki böylesi bir hastalıkla mustarip biri namaz kılabilir.oruç tutabilir.hacca umreye gidebilir. hatta başında sarığı çenesinde sünneti temsil eden sakalı da olabilir.ama bu hastalıktan kurtulamaz bilindiği üzere gurur ve kibrine ilk mağlup olan ve efendilikten zillet noktasına düşen varlık da şeytandır şeytan daha işin en başında emre itaatte inceliği anlayıp hiç tereddüt etmeden ademi kabul edip onun önünde eğilecek küstahlık yapmış büyüklük ve üstün olmayı meydana geldiği maddede görme saplantısını düşmüş meleklerle beraber bulunurken ve adı da iblis kılıç 11 ile 13 ayetleri şeytanın bu kadim küstahlığı hatırlatmaktadır. ki mealen şöyledir. sizi biz yarattık sonra size şekil verdik peşinden de meleklere haydi hürmet için secde edin adem'e dedik onların hepsi hemen secde ettiler yalnız iblis dayattı secde edenlerden olmadı allah diyordu ki söyle bakayım sana emrettiğim halde secde etmene engel olan şey nedir. iblis bu soru karşısında şöyle dedi ben ondan daha hayırlıyım çünkü sen beni ateşten onu isa bir çamur parçasından yarattın çabuk in oradan buyurdu cenabı hak öyle orada kurulup da büyüklük taslamak senin haddin değildir. çabuk çık çünkü sen hor ve hakir alçaklardan birisin dedi aslında şeytandı bu gurur ve kibir sadece onunla sınırlı kalmamıştır. kıyamete kadar gelecek insanlar içinde de benzeri tiplerin çıkması her zaman için mümkün ve mukadderdir. onlar da şeytanın ileri sürdüğü bahanenin benzerini ileri sürmekte akıllı olduklarını akılları varken ne bir ilaha ne de bir peygambere ihtiyaç duymadıklarını iddia etmekte kutsal diye bir kaynak kabul etmemekte ve secde etmeyi bir küçüklük ve hakaret kabul etmektedir.ler gerçek ve en büyük şeref her şeyin yaratıcısı olan yüce mevliya secdede aranması gerekirken bakış açısı yanlışlığından dolayı bunu kendileri için bir alçaklık kabul etmektedir.ler gurur ve kibrin farklı yansımaları zaman zaman insanlar arası ilişkilerde de kendisini açıkça gösterebilir.sahip olunan imkanlar servet ve zenginlik soysop ırk ve coğrafya belirli bir aileden gelme bir tarikate bir cemaate bir partiye mensubiyet makam ve mansıp gibi meziyetler insanı başkasından üstün görmeye iten şeylerdir. bunlara aldanan azımsanmayacak kadar insan vardır dünyada hatta müslümanlar arasında halbuki peygamberimiz de konu üzerinde sıklıkla durmuş ümmetini bu konuda oldukça açık bir şekilde uyarmıştır. bu önemli ve dikkat çekici uyarılarında müslim tirmizi ve ebu davud gibi hadis kitaplarında geçen bir beyanında peygamber aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuşlardır kalbinde zerre miktar kibir bulunan insan cennete giremez ne ağır bir sözdür ne uyarıcı ve ders verici bir sözdür cenabı mevla da aaf suresi 146 ayette yine aynı konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri ayetlerinden uzaklaştıracak yani onları anlayamayacak onlar bütün mucizeleri görseler de yine iman etmezler doğru yolu görseler onu yol edinmez fakat azgınlık yolunu görürlerse hemen onu yol edinirler bu durum onların ayetlerimizi yalanlamadı ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir. peki hz adem'i şeytandan ayıran nokta neydi acaba evet iblis gurur ve kibriyle şeytana dönüşüp kaybeder.ken hz adem ve eşi tevazu tövbe ve istiğfar kusurlarını gördüklerinde pişmanlık ve ondan uzaklaşmakla şeytandan ayrılmış ve onun tam tersi bir yerde kendilerini konumlandırmak sine kazanan olmuşlardır işte şeytanla adem arasındaki şeytani düşünceyle ademi düşünce arasındaki temel fark da burada yatmaktadır. ilgili ayetlerde hz adem ve eşinin hatalarını anladıkları andaki yalvarış ve yakarışları yine araf suresinin 23 ayetinde şöyle belirtilmektedir. ey bizim rabbimiz kendimize zulm ettik haksızlık et ettik şayet sen kusurumuzu örtüp bize merhamet buyurmaz san en büyük kayba uğrayanlardan oluruz eğer bizi yargılamaz san hiç şüphesiz hasir inden oluruz diye yalvarıp yakardı bu iki yol kıyamete kadar da aynı şekilde devam edecektir şeytanın yolunu kendisine yol edinen kimileri hata ve kusurları karşısında daha da yelken açacak günahlarına günah katacak cinayetlerini katmerleşmek andan itibaren derin bir pişmanlık mahcubiyet ve rabbe karşı kusurlarının affı için yalvarış ve yakarışı tercih edecek utanacak haya edecek ve kibir ve gururun tam tersine şeytanı tam da öfkeden öfkeye boğacak sağlam ve salim yolu tercih edeceklerdir. önümüzde iki yol var dileyen şeytanın dileyen de hz adem'in yolundan gider hepinize hayırlı günler diliyor yüce mevlan sizleri gurur kibir ve küstahlığı la şeytanlaşan iblisin yolundan değil de allah'a kulluğu tercih eden kusur ve günahlardan utanıp başını yere eğen pişmanlık duyan dolayısıyla da safiullah makamına çıkan hz adem'in yolundan gidenlerden kılmasını dilerim hepinize hayırlı günler yarın yeni bir ayetin gölgesinde ramazan günümüzü yürütmek için sürdürmek için buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al muhammed merhaba kıymetli insanlar ramazan günlerinizin bereketli verimli geçmesini cenab-ı hak'tan niyaz ediyorum bugünkü dersimizde oldukça ibret dolu bir konu üzerinde inşallah duracağım. bu konu tevbe suresinin 34 ve 35 ayetlerinde hatırlatılan son derece acıklı ve korkunç bir durumd kur'an meşru yoldan kazanmaya ve zengin olmaya karşı asla gelmez aksine bu meşru ölçüler içerisinde yapıldığında bir ibadet hükmüne geçer kur'an'da zekatı verilen öşrü ve infakı yapılan maldan övgüyle bahsedilir ve cenneti kazandıran insanı cömertlik muhtaçların elinde den tutma ve ihtiyaçlarını karşılama noktasında müslümanlar arasında artık çok iyi bilinen haz ebubekir lere hazreti haticeler yaklaştıran bir nimet haline gelir ancak gayrimeşru yollardan elde edilen fakirlerin hakkı görmezlikten gelinen mal ve servet başa bela olur cehennemin alevlerini teşkil eder. ve işte tevbe sur surinin 34 ve 35 ayetleri bu oldukça acıklı durumu oldukça ürkütücü bir sahne olarak bizim karşımıza sunar ayetler şöyledir. mealen ey iman edenler doğrusu hahamların ve rahiplerin çoğu halkın mallarını haksız yollardan yerler ve insanları allah'ın yolundan uzaklaştırır altını gümüşü yığıp allah yolunda harcamayanlar var ya işte onları acı bir azabın beklediğini müjdele yığılan bu altın ve gümüş cehennem ateşinde kızdırılıp hazine ye tıktıkları haydi tadın bakalım o tıktığı şeyleri diye acı bir sözle kendilerine hitapta bulunulacak bu ayetler zenginlik iktidar ve dini liderlerin sorumlulukları üzerine önemli mesajları içerir bu ayetler zamanlar ve mekanlar ötesi bir eleştiri ve uyarı barındırır ki bu mal ve mülk birikimine karşı bir uyarı niteliğinde olup özellikle de dini liderlerin toplum üzerindeki etkilerine dikkat çeker semanın insanlığa birer kurtuluş vesilesi olarak gönderdiği bu ayetler aynı zamanda asırlar boyunca yankılanan bir uyarının sesidir. dini önderler din adamları hahamlar ve rahipler toplumları aydınl ve yönlendirme görevi taşıyan kılavuzlar ve rehberler ancak bu kutsal görev zaman zaman bazılarının elinde halkın emanetlerini haksızca yiyip onları gerçek yolculuklarından yani allah'ın yolundan uzaklaştırmak için bir araç haline gelebilir.tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur bu ayetler maddi bir birikime aşırı düşkünlüğün insanı nasıl yoldan çıkarıp türlü yanlış yollara saptı bileceğin de altını çizer altın gümüş gibi değerli servetler burada yalnızca bir metafor olarak kullanılmakla kalmaz aynı zamanda insanın kalbine işleyen bir hastalığın simgesi haline gelir bu servetler insanın elinde yalnızca dünyevi zevk ve lüks için biriktirilen fakat ahirette ona acı verecek bir pişmanlık kaynağına dönüşmüş olur insan topladığı bu mal varlığıyla aslında kendi sonunu hazırlamış olur cehennem ateşinde bu biriktirdikleri adeta onların alnına yanlarına ve sırtlarına yapışan birer damga olarak kullanılacak ki bir zamanlar büyük bir iştahla topladıkları her bir altın ve gümüş parçası artık onlara acı veren birer anıya dönüşecektir bu insanın dünyada yaptığı seçimlerin ahirette nasıl bir yankı bulacağın da aynı zamanda en çarpıcı hatırlatıcısı dır bu ayetlerin çağlar ötesi mesajı özellikle bugün tüketim ve gösteriş toplumunda daha da anlamlı bir hale gelmiştir insanın maddi kazanımlarının manevi boşluğunu dolduramayacağınız atan önemli bir uyarıdır bu şekilde tevbe suresinin bu ayetleri tüm zamanların ötesinden seslenen hem fertleri hem de toplumları bir muhasebeye de davet eder. ayetteki bu evrensel çağrı her birimizin kalbinde ruhunda ve toplumda gerçek değerlerin ne olduğunu yeniden keşfetme çağrısıdır halkın mallarını meşru biçimde yemenin günümüzde olduğu gibi geçmişte de çeşitli yolları vardı bu yollardan biri de din adamlarının helaller haram ve haramlara da helal damgası basan fetvalarına dayanarak kamu malının zenginlerin ve mevki sahiplerinin hesabına aktarılmasıyla aleyhi de hüküm vermekten fetva vermekten kaçınmaz lardı çoğu hahamlar halkın sırtından soyarak gayrimeşru servetler biriktirir büyük servetlerin bu din adamlarının ellerinde toplandığına ve sonunda kiliselerin ve manastırların hesaplarına geçtiklerini hristiyan ve yahudi milletlerinin tarihleri şahittir öyle ki bazı dönemlerde bu din adamları zenginlik bakımından despot kralların ve zorba diktatörlerin bile önlerine geçmişlerdi ancak bazı müslümanların sandıkları gibi din adamlarının bu haksız tutum ve davranışları sadece diğer dinlere ait bir durum değildi kur'an bunu geçmişten bir kesit olarak bizlere sunmakta ve aynı zamanda sıfatlara vurgu yapmaktadır. aynı yolu tutan yakın uzak tarihte ve şimdi müslüman toplumların içinde yaşayan pek çok din adamı kılığına girmiş benzeri tipler görürüz bunlar makam para ve birtakım devlet imkanlarından faydalanmak ve servet yığmak için tıpkı geçmişte aynı kötü yolu izleyen benzerlerinin yolundan hem de adım adım karış karış ilerlemektedir. kur'an'ı okurken benzeri evrensel ayetleri sadece belirli bir dönem ve din için baz alırsak kur'an'a en büyük kötülüğü biz yapmış oluruz okuduğumuz ayetlerde bu sözde din adamlarının biriktirdikleri servetler yüzünden ahirette çekecekleri ve altın gümüş biriktirip de bunları allah yolunda harcamayan herkesin çarpılacağız son derece dehşetli ve korkunç bir tablo halinde tasvir edilmektedir. öylesine acı ve ıstırap dolu bir manzara ki dünya düşkün servetin kulu ve köleleri ölüm ötesi hayattaki hesap anında bir de bakacaklar ki bin bir hevesle biriktirdikleri bu haksız kazançları ateşte kızdırılmış kıp kırmızı bir hale getirilmiştir hem öyle bir kırmızılık ki tam da dokunduğu yere cıs ettirip derin yaralar açan ve dağlayan bir kıvamda ve derken hemen peşinden başlayan dayanılmaz az ve işkence başlar bu narda kızaran ateşli madenler onların yüzlerinde alınlarında dolaşmakta ve her dokunduğu yerde derin izler bırakmaktadır. azap bitmez sürekli devam eder. ve derken sıra vücudun kalan diğer kısımlarına gelir yanlar dağlanır sırtlar dağlanır yetmez üstelik bir de görevli cehennem zebanilerin o korkunç sesleri ve alayları devriye giriler işte sizin kendiniz için yığıp hazineye tıktıkları haydi tadın bakalım o tıktığım şeyleri allah hepimizi dünyanın kulu kölesi olmaktan başkasının hakkına girip malını mülkünü haksızca yemekten ve sonunda da böylesine acıklı bir duruma düşmekten muhafaza buyursun yarın yeni bir ayetin gölgesinde yolculuğumuzu devam ettirmek üzere buluşmak için hepinize hayırlı günler diliyorum esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugün zaman zaman aklımıza takılan bir soruya cevap aramaya çalışacağız bu soru neden zalime hemen ceza verilmeyip yaptıkları zulmün devam etmesi hususudur insan olarak aceleci bir yapıya sahibiz hayatımızın bütün aşamalarında bu aceleciliği yansımalarını görürüz bazen neden zalim hala ayakta neden zulüm bazen uzun ömürlü neden hala zulüm devam eder. türünden soruları içimizden ya da zaman zaman da sesli olarak dile getirdiğimiz anlar olur işte yüce beyanın yani bizlere rehber olarak gelen kur'an'ın yunus suresinin 11 ayet ayetinde bunun hikmeti şöyle belirtilmektedir. eğer allah insanların faydalarına olan şeyleri çabucak elde etmek istemelerinden verdiği gibi müstehak oldukları şerri de çar çabuk verseydi derhal sonları gelir helak edilirler fakat biz huzurumuza çıkmayı arzu edip ummayanlar kendi hallerine bırakırız yani terk eder.iz azgınlıkları içinde bocalar dururlar insan başta da ifade ettiğimiz gibi yaratılışı gereği genellikle acelecidir. sıkıntılar hastalıklar hoşlanmadığı bir takım durumlar ve beklentiler insanı sıkar ve hemen olmasını veya bu durumun hemen geçmesini şiddetle arzu eder. yatar kalkar bunun geçmesi ini bekler bütün enerjisini ona harcar üfler püflerim de uygunsuz sözler sarf ettiği çok olmuştur halbuki hayat bir akıntıdan ibarettir ve akıntının da bir hızı vardır bazen o hız insan iradesinin dışında cereyan eder. ve o akıntıya müdahale de söz konusu olmaz olamaz o zaman da akıntının hızıyla boğulmadan batmadan gitmenin çaresine bakılmalıdır.insanlık tarihi hiçbir zaman belalardan sıkıntılardan çeşitli afetlerden hastalıklardan ve özellikle de tescilli zalimlerin verdiği çeşitli eziyetler hapisler işkencelerden ve hukuksuzluk lardan uzak olmamıştır. hemen her dönemde gücü elinde bulunduran tiranlar kendilerini mutlak doğru görmüş haktan hoşlanmam muhalif gibi gördükleri kimselere musallat olmuş ve onlara pek çok sıkıntı çektirmiş ellerdir. dilleriyle hakaretler etmiş sövmüş iftiralar atmışlar yetmemiş fiziki sataşmalar bulunmuşlar haps etmişler sürgünlere göndermişler toplumdan dışlamış öldürmüşler idam etmişler alevli kuyulara atmışlar hasırlar sarıp yakmışlar kızgın kazanlarda kaynatarak öldürmüşler hatta demir testereler le eliyle kemiklerini birbirinden ayırmışlardır kısaca işaret edilen bu zulümlerin belli bir süresi yoktur zaten olamaz da onun için de mazluma sebeplere müracaat ettikten sonra aktif sabırla beklemek düşmektedir. ancak zulmün uzamasında cenab-ı hakk'a mazluma ve zalime bakan farklı yönler vardır şimdi kısaca isterseniz bu hikmetlere veyahut da bu yönlere bir göz atalım bazı kimseler zulmün uzamasını allah teala'nın adaletiyle bağdaştırmak da nasıl olur da bu kadar zulüm devam eder.ken allah bunlara engel olmaz şeklinde yanlış bir düşünce ya da algıya kapılabilir.evet kainatta meydana gelen en küçüğünden en büyüğüne bütün olaylar ilmi ilahi çerçevesinde cereyan eder. dalından yere düşen bir ağaç yaprağından uçsuz bucaksız okyanusların derinliklerinde yüzen balıklara ormanlardaki sayısız canlılardan gökyüzünde uçan kuşlar varıncaya dek her şey ama her şey onun bilgisi ve izni dahilindedir. peki acaba böyle olmasına rağmen yeryüzünde işlenen zulümlere allah teala neden müsaade etmektedir. olayları değerlendir.mek bakış açısına göre değişkenlik arz eder. birinin iyi dediğine başka biri kötü birinin normal gördüğüne başkası anormal olarak bak abilir.herkes bulunduğu konum allah hakkındaki marifet ve kadere inanç gibi faktörlerden dolayı karşı karşıya kaldığı olaylardan farklı neticeler ve dersler çıkarır nice çirkin görünen şeyler vardır ki aslında onda pek çok güzel yön vardır mümince bakıldığında kainattaki her şey ya bizzat güzeldir. ya da neticeleri itibariyle güzeldir. karşılaşılan nice hadiseler vardır ki dış yüzü çirkin gibi geldiği halde hakikatine ve sonucuna bakıldığında oldukça yerinde ve güzel olduğu görülür. mümince bir bakış açısıyla meseleye bakacak olursak şunları söyleyebiliriz. birincisi yeryüzünde meydana gelen zulümlerin devam etmesinin ve uzamasının öncelikle yüce yaratıcıya bakan bir yönü vardır buna göre allah teala halimdir. hilmi gereği zalimi hemen cezalandırmaz zulüm işleyenlere karşı farklı hikmetlere binaen hemen ceza vermez şayet hemen cezalandırsaydı o zaman dünyamızda taş üstünde taş kalmazdı hemen cezalandırılmaması ilahi bir kural olan sünnetullah ya da adetullah da diyebiliriz. şunu unutmamalıyız ki yüce mevla'nın zalime ve zulümlere tanıdığı bu mühlet aynı zamanda sayısız zulümlere dalmışlar için ayrı bir imtihandır hatta bu cenab-ı hakk'ın zalime bir istidrac olarak da kabul edilebilir.zira nahl suresinin 61 ayetinde eğer allah zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı fakat onları takdir ettiği bir vadeye yani bir zaman dilimine bekletir vadeleri gelince ne bir an önce alabilir.ne bir an erteleyebilirler sözüyle bu gerçeğe işaret edilmektedir. ikincisi zulüm süreçlerinin uzayıp da zalime mühlet verilmesinin ve zalimlerin dünyada cezalandırılmaması hikmetlerinden birisi de suçların büyüklüğünden dolayı yargılamanın büyük buluşmaya ertelenmesi o büyük buluşma günü ki mahkeme-i kübra denir böylesi bir durum aslında zalim için çok daha tehlikelidir. nitekim buhari ve müslim'de geçen bir hadiste allah resulü bu meseleyi şöyle hatırlatmış lardır allah zalime zulmünden döner diye imkan fırsat ve mühlet verir çünkü allah alemlerin rabbi ve erhamurrahimin dir. bütün bunlara rağmen zalim zulmünden dönmezse bir kez daha fırsat verir fakat bir de yakaladı mı artık onu iflah etmez ve onun canını okur işte bu rivayet bu hususa vurgu yapmaktadır. üçüncü husus zulmün uzamamasının müminlere bakan yönüne gelince dünya mümin için bir imtihan yeridir. ve imtihanlar da çeşit çeşittir zulüm de bu imtihanlardan biridir. imtihanlar bazen müspet bazen de menfi olur bazen uzun bazen de kısa olur zenginlikle olduğu gibi fakirlikle de olur bol bol nimetler içerisinde yüzmek le olduğu gibi fakrı zaruret le de olur güç ve kuvvetle olduğu gibi zayıflık ve ezilmekle de olur mağduriyetle olur mala el konmakla olur can kaybıyla olur ki bunlara karşı sabır göstermekte büyük mükafatları netice verir cennet ucuz cehennem de lüzumsuz değildir. sözünde de bu gerçeğe işaret edilmiştir düncü husus zalime dünyada verilecek cezanın ertelenmesinde önemli faktörlerden biri de imtihan içerisinde olan mazlumun kendi konumunun farkında olmayıp kendisine düşeni tam olarak yerine getirmemesi bunu şöyle de ifade edebiliriz. şayet mazlum allah'a vefalı bir kul değilse yürekten allah'a yönel dememiş kalbinde ve gönlünde yaşadıklarının derin hüznü yerleşmemiş hatta bir kısım olumsuz tavırlar içinde bulunuyor bencilliğe düşmüş niyetini bozmuş sebeplere hakiki tesir vermeye başlamış yaşananlardan dolayı kadere taş atıyorsa evet imtihan uzayabilir.böylelikle mümin kendisine çeki düzen verir yaratılış gayesini hatırlar ve yeniden kul olduğu idrakine erer bu hususun diğer bir yönü ise bela ve musibetlerin uzamasındaki önemli hikmetler biri de müminle münafığın kesin çizgilerle birbirinden ayrışması dır her insanın bir dayanma gücü vardır küçük sıkıntılara karşı katlanılabilir.veya kısa süreli olunca kötü niyetli kişiler kendilerini kolayca kamufle edebilir.ve iyi insanların arasında rahatlıkla hayatlarını devam ettirebilirler onlardan mış gibi gözüküp hayatlarını onların içerisinde geçirebilirler işte cenabı hak böylesi durumlarda bu iki grubun birbirinden kesin çizgilerle ayrılması için içinden geçilen imtihan süresini uzatabilir.sonunda bu iki grup net olarak birbirinden böylelikle ayrılmış olurlar bu da netice itibariyle müminler için büyük bir rahmettir zira kendilerinden gördükleri ve vücutlarının da bir parçası olarak kabul ettikleri nice kimseleri uzayan bu imtihanla keşfetmiş ve çevrelerindeki iki yüzlü yaratıklardan böylelikle kurtulmuş olurlar meselenin diğer bir yönü musibetlerin uzamasında aynı zamanda kaderin de rolünü unutmamak gerekir. evet her şeyi takdir. eden bir mukaddir. vardır hadiseler bu takdir. ölçüsüne göre cereyan eder. onun ne uzatılma ne de kısaltıl imkanı olur sorumluluk açısından mümine düşen sebepler ölçüsünde zulüm ve musibetlerden kurtulmanın çarelerini bütün varlığıyla çalışmak bu konuda maddi ve manevi her türlü çabayı seferber eder.ek sadece insan olmanın değil gerçek bir mümin olarak iradenin de hakkını vermektir kader ve irade arasındaki hakiki ilişkiyi kuran gerçek mümin kadere tam teslimiyetle kendisini sonu gelmeyen beklentilerden kurtarır rahatlar ve iç huzuruna kavuşur özellikle son yılların gerçek mağdurlarının unutmaması gereken hususlardan birisi de kendilerinin mazlumlar kulübüne gerçek anlamda daha yeni dahil oldukları halbuki bu insafsız oluşumda filistin kardeşlerinin dramı bir asra suriye'deki kardeşlerinin de 10 15 yılına girmektedir. yemen libya keşmir doğu türkistan'da kardeşlerinin dramı da kimseden aşağı değildir. bu nedenle musibetler bizleri sadece kendi imtihanımı yoğunlaştırmalı bütün acıları özellikle masumların karşı karşıya kaldığı çağdaş soykırımları da kal tümüyle hissetme bilinci oluşturmalıdır.gerçek mümin lütfunda hoş kahrına hoş diyerek başa gelen musibetler ve bu musibetlerin de zaman zaman uzaması karşısında isyan etmeksizin aktif sabır içerisinde mevlası razı olan kimsedir. yüce mevla bizleri zaman zaman başımıza gelmesi muhtemel böylesine zulümler karşısında sabreden dayanan ve inancından asla şüphe etmeyen kahramanlardan kılsın hepinize hayırlı günler diliyor yarın yeni bir ayetin gölgesinde devam etmek üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al merhaba kıymetli insanlar bugün zaman zaman aklımıza takılan bir soruya cevap aramaya çalışacağız bu soru neden zalime hemen ceza verilmeyip yaptıkları zulmün devam etmesi hususudur insan olarak aceleci bir yapıya sahibiz hayatımızın bütün aşamalarında bu aceleciliği yansımalarını görürüz bazen neden zalim hala ayakta neden zulüm bazen uzun ömürlü neden hala zulüm devam eder. türünden soruları içimizden ya da zaman zaman da sesli olarak dile getirdiğimiz anlar olur işte yüce beyanın yani bizlere rehber olarak gelen kur'an'ın yunus suresinin 11 ayet ayetinde bunun hikmeti şöyle belirtilmektedir. eğer allah insanların faydalarına olan şeyleri çabucak elde etmek istemelerinden verdiği gibi müstehak oldukları şerri de çar çabuk verseydi derhal sonları gelir helak edilirler fakat biz huzurumuza çıkmayı arzu edip ummayanlar kendi hallerine bırakırız yani terk eder.iz azgınlıkları içinde bocalar dururlar insan başta da ifade ettiğimiz gibi yaratılışı gereği genellikle acelecidir. sıkıntılar hastalıklar hoşlanmadığı bir takım durumlar ve beklentiler insanı sıkar ve hemen olmasını veya bu durumun hemen geçmesini şiddetle arzu eder. yatar kalkar bunun geçmesi ini bekler bütün enerjisini ona harcar üfler püflerim de uygunsuz sözler sarf ettiği çok olmuştur halbuki hayat bir akıntıdan ibarettir ve akıntının da bir hızı vardır bazen o hız insan iradesinin dışında cereyan eder. ve o akıntıya müdahale de söz konusu olmaz olamaz o zaman da akıntının hızıyla boğulmadan batmadan gitmenin çaresine bakılmalıdır.insanlık tarihi hiçbir zaman belalardan sıkıntılardan çeşitli afetlerden hastalıklardan ve özellikle de tescilli zalimlerin verdiği çeşitli eziyetler hapisler işkencelerden ve hukuksuzluk lardan uzak olmamıştır. hemen her dönemde gücü elinde bulunduran tiranlar kendilerini mutlak doğru görmüş haktan hoşlanmam muhalif gibi gördükleri kimselere musallat olmuş ve onlara pek çok sıkıntı çektirmiş ellerdir. dilleriyle hakaretler etmiş sövmüş iftiralar atmışlar yetmemiş fiziki sataşmalar bulunmuşlar haps etmişler sürgünlere göndermişler toplumdan dışlamış öldürmüşler idam etmişler alevli kuyulara atmışlar hasırlar sarıp yakmışlar kızgın kazanlarda kaynatarak öldürmüşler hatta demir testereler le eliyle kemiklerini birbirinden ayırmışlardır kısaca işaret edilen bu zulümlerin belli bir süresi yoktur zaten olamaz da onun için de mazluma sebeplere müracaat ettikten sonra aktif sabırla beklemek düşmektedir. ancak zulmün uzamasında cenab-ı hakk'a mazluma ve zalime bakan farklı yönler vardır şimdi kısaca isterseniz bu hikmetlere veyahut da bu yönlere bir göz atalım bazı kimseler zulmün uzamasını allah teala'nın adaletiyle bağdaştırmak da nasıl olur da bu kadar zulüm devam eder.ken allah bunlara engel olmaz şeklinde yanlış bir düşünce ya da algıya kapılabilir.evet kainatta meydana gelen en küçüğünden en büyüğüne bütün olaylar ilmi ilahi çerçevesinde cereyan eder. dalından yere düşen bir ağaç yaprağından uçsuz bucaksız okyanusların derinliklerinde yüzen balıklara ormanlardaki sayısız canlılardan gökyüzünde uçan kuşlar varıncaya dek her şey ama her şey onun bilgisi ve izni dahilindedir. peki acaba böyle olmasına rağmen yeryüzünde işlenen zulümlere allah teala neden müsaade etmektedir. olayları değerlendir.mek bakış açısına göre değişkenlik arz eder. birinin iyi dediğine başka biri kötü birinin normal gördüğüne başkası anormal olarak bak abilir.herkes bulunduğu konum allah hakkındaki marifet ve kadere inanç gibi faktörlerden dolayı karşı karşıya kaldığı olaylardan farklı neticeler ve dersler çıkarır nice çirkin görünen şeyler vardır ki aslında onda pek çok güzel yön vardır mümince bakıldığında kainattaki her şey ya bizzat güzeldir. ya da neticeleri itibariyle güzeldir. karşılaşılan nice hadiseler vardır ki dış yüzü çirkin gibi geldiği halde hakikatine ve sonucuna bakıldığında oldukça yerinde ve güzel olduğu görülür. mümince bir bakış açısıyla meseleye bakacak olursak şunları söyleyebiliriz. birincisi yeryüzünde meydana gelen zulümlerin devam etmesinin ve uzamasının öncelikle yüce yaratıcıya bakan bir yönü vardır buna göre allah teala halimdir. hilmi gereği zalimi hemen cezalandırmaz zulüm işleyenlere karşı farklı hikmetlere binaen hemen ceza vermez şayet hemen cezalandırsaydı o zaman dünyamızda taş üstünde taş kalmazdı hemen cezalandırılmaması ilahi bir kural olan sünnetullah ya da adetullah da diyebiliriz. şunu unutmamalıyız ki yüce mevla'nın zalime ve zulümlere tanıdığı bu mühlet aynı zamanda sayısız zulümlere dalmışlar için ayrı bir imtihandır hatta bu cenab-ı hakk'ın zalime bir istidrac olarak da kabul edilebilir.zira nahl suresinin 61 ayetinde eğer allah zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı fakat onları takdir. ettiği bir vadeye yani bir zaman dilimine bekletir vadeleri gelince ne bir an önce alabilir.ne bir an erteleyebilirler sözüyle bu gerçeğe işaret edilmektedir. ikincisi zulüm süreçlerinin uzayıp da zalime mühlet verilmesinin ve zalimlerin dünyada cezalandırılmaması hikmetlerinden birisi de suçların büyüklüğünden dolayı yargılamanın büyük buluşmaya ertelenmesi o büyük buluşma günü ki mahkeme-i kübra denir böylesi bir durum aslında zalim için çok daha tehlikelidir. nitekim buhari ve müslim'de geçen bir hadiste allah resulü bu meseleyi şöyle hatırlatmış lardır allah zalime zulmünden döner diye imkan fırsat ve mühlet verir çünkü allah alemlerin rabbi ve erhamurrahimin dir. bütün bunlara rağmen zalim zulmünden dönmezse bir kez daha fırsat verir fakat bir de yakaladı mı artık onu iflah etmez ve onun canını okur işte bu rivayet bu hususa vurgu yapmaktadır. üçüncü husus zulmün uzamamasının müminlere bakan yönüne gelince dünya mümin için bir imtihan yeridir. ve imtihanlar da çeşit çeşittir zulüm de bu imtihanlardan biridir. imtihanlar bazen müspet bazen de menfi olur bazen uzun bazen de kısa olur zenginlikle olduğu gibi fakirlikle de olur bol bol nimetler içerisinde yüzmek le olduğu gibi fakrı zaruret le de olur güç ve kuvvetle olduğu gibi zayıflık ve ezilmekle de olur mağduriyetle olur mala el konmakla olur can kaybıyla olur ki bunlara karşı sabır göstermekte büyük mükafatları netice verir cennet ucuz cehennem de lüzumsuz değildir. sözünde de bu gerçeğe işaret edilmiştir düncü husus zalime dünyada verilecek cezanın ertelenmesinde önemli faktörlerden biri de imtihan içerisinde olan mazlumun kendi konumunun farkında olmayıp kendisine düşeni tam olarak yerine getirmemesi bunu şöyle de ifade edebiliriz. şayet mazlum allah'a vefalı bir kul değilse yürekten allah'a yönel dememiş kalbinde ve gönlünde yaşadıklarının derin hüznü yerleşmemiş hatta bir kısım olumsuz tavırlar içinde bulunuyor bencilliğe düşmüş niyetini bozmuş sebeplere hakiki tesir vermeye başlamış yaşananlardan dolayı kadere taş atıyorsa evet imtihan uzayabilir.böylelikle mümin kendisine çeki düzen verir yaratılış gayesini hatırlar ve yeniden kul olduğu idrakine erer bu hususun diğer bir yönü ise bela ve musibetlerin uzamasındaki önemli hikmetler biri de müminle münafığın kesin çizgilerle birbirinden ayrışması dır her insanın bir dayanma gücü vardır küçük sıkıntılara karşı katlanılabilir.veya kısa süreli olunca kötü niyetli kişiler kendilerini kolayca kamufle edebilir.ve iyi insanların arasında rahatlıkla hayatlarını devam ettirebilirler onlardan mış gibi gözüküp hayatlarını onların içerisinde geçirebilirler işte cenabı hak böylesi durumlarda bu iki grubun birbirinden kesin çizgilerle ayrılması için içinden geçilen imtihan süresini uzatabilir.sonunda bu iki grup net olarak birbirinden böylelikle ayrılmış olurlar bu da netice itibariyle müminler için büyük bir rahmettir zira kendilerinden gördükleri ve vücutlarının da bir parçası olarak kabul ettikleri nice kimseleri uzayan bu imtihanla keşfetmiş ve çevrelerindeki iki yüzlü yaratıklardan böylelikle kurtulmuş olurlar meselenin diğer bir yönü musibetlerin uzamasında aynı zamanda kaderin de rolünü unutmamak gerekir.evet her şeyi takdir. eden bir mukaddir. vardır hadiseler bu takdir. ölçüsüne göre cereyan eder. onun ne uzatılma ne de kısaltıl imkanı olur sorumluluk açısından mümine düşen sebepler ölçüsünde zulüm ve musibetlerden kurtulmanın çarelerini bütün varlığıyla çalışmak bu konuda maddi ve manevi her türlü çabayı seferber eder.ek sadece insan olmanın değil gerçek bir mümin olarak iradenin de hakkını vermektir kader ve irade arasındaki hakiki ilişkiyi kuran gerçek mümin kadere tam teslimiyetle kendisini sonu gelmeyen beklentilerden kurtarır rahatlar ve iç huzuruna kavuşur özellikle son yılların gerçek mağdurlarının unutmaması gereken hususlardan birisi de kendilerinin mazlumlar kulübüne gerçek anlamda daha yeni dahil oldukları halbuki bu insafsız oluşumda filistin kardeşlerinin dramı bir asra suriye'deki kardeşlerinin de 10 15 yılına girmektedir. yemen libya keşmir doğu türkistan'da kardeşlerinin dramı da kimseden aşağı değildir. bu nedenle musibetler bizleri sadece kendi imtihanımı yoğunlaştırmalı bütün acıları özellikle masumların karşı karşıya kaldığı çağdaş soykırımları da kal tümüyle hissetme bilinci oluşturmalıdır.gerçek mümin lütfunda hoş kahrına hoş diyerek başa gelen musibetler ve bu musibetlerin de zaman zaman uzaması karşısında isyan etmeksizin aktif sabır içerisinde mevlası razı olan kimsedir. yüce mevla bizleri zaman zaman başımıza gelmesi muhtemel böylesine zulümler karşısında sabreden dayanan ve inancından asla şüphe etmeyen kahramanlardan kılsın hepinize hayırlı günler diliyor yarın yeni bir ayetin gölgesinde devam etmek üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vat vam merhaba kıymetli insanlar ramazan ayı yavaş yavaş ortalarına doğru gelmeye başladı bugün size dün ilk sayfasına başlayıp bugün tamamını bitireceğiniz kur'an'ın 13 cüzünde bulunan yusuf suresi hakkında kısaca bir hasbihal yapacağım. bilindiği üzere yusuf suresi bizatihi kur'an tarafından en güzel kıssa diye nitelenir surenin ana vurgusu hz yusuf aleyhisselam'ın yaşadığı zorluklar ve haksızlıklar karşısındaki sabrı her şeyin allah'ın kontrolünde olduğu gerçeği ve başa gelen her türlü sıkıntı karşısında sebeplere müracaat ettikten sonra allah'a güvenilmesi gerektiğidir. ki bunu sabır ve tevekkül olarak da nitelendir.mek mümkündür hz yusuf israiloğullarının köken itibariyle dayandığı haz yakub'un oğludur bu güzel önemli ve ibretli derslerle dolu kıssa insanların hayatlarında karşılaşmaları muhtemel her türlü imtihan ve bu imtihanları aşmanın yollarını bizlere öğretir bu yokuşu aşmanın en başında da şüphesiz ki sabır gelir kardeşlerinin ihanetine haksız suçlamalara iftiralara hapis hayatına ve yaşadığı onlarca sıkıntıya karşı haz yusuf sabırla karşı durmuş ve sonu da onu için en güzel bir şekilde bitmiştir sure başlı başına baştan sona kadar bir kişinin ibretler le dolu ilginç gerçek bir hayat serüvenini ele alır kur'an'da başka hiçbir sure tek bir peygamber ya da kişiye tahsis edilmemekle birlikte yusuf suresi baştan sona hz yusuf'u anlatmaktadır. yusuf suresindeki önemli mesajlarda biri de liyakat ve yetenektir nitekim hapishaneden saraydaki en yüksek göreve getirilmesi liyakat ve ehliyetin önemini gösterir bir devlet şayet liyakati esas almazsa o zaman da kıtlıklar açlıklar ve fakirlik kaçınılmaz olur yusuf suresinde hz yusuf'un kölelikten mısır sultanlığına gidişinin detaylı anlatılması aslında ilahi adaletin bir gün mutlaka tecelli edeceğini ve başa gelen bazı imtihanlar sonucunda yüce mevlanın daha dünyadayken vereceği bazı sürprizleri de haber verir en güzel kıssa olan yusuf suresinin bize verdiği en önemli derslerden biri de yaşanılan her türlü zorluk karşısında sürekli olarak allah'a güvenme ve ona sığınmadan ışık tutar sabır gibi güven gibi adalet gibi aile ilişkileri gibi ve allah'a teslimiyet gibi konular üzerinde durur ayetleriyle birlikte bu konuları detaylandı acak olursak şu prensiplerle hayati ilkelerle karşı karşıya kalırız. birincisi bunların en başında sabır ve imtihan gelir haz yusuf ve yusuf suresi başından sonuna kadar sabrın önemini vurgular hz yusuf'un kardeşleri tarafından kuyuya atılması 10 ayette köl olarak satılması 20 ayette zindana atılması isa 30 33 ayette ve sonunda mısır'ın hazine işlerinin başına getirilmesi 55 ayette hatırlatılır ki sabretmenin sonunda allah'ın lütfuna erişilebilecek bir göstergesi olduğu gerçeğine bununla işaret edilir bu yönüyle kıssa bizlere günümüzde de karşılaşacağım.ız zorluklara sabırla yaklaşmamız gerektiğini hatırlatır. yusuf suresinden almamız gerekli olan ikinci önemli vurgu surenin 118 ayetindedir. ki güven ve allah'a teslimiyettir haz yusuf'un allah'a olan güveni ve teslimiyeti onun zor zamanlarda bile doğru yolu bulmasını sağlamıştır. kardeşleri tarafından haksız yere suçlanıp zindana atıldığında bile allah'a olan güvenini hiç mi hiç kaybetmemiştir bu hayatımızdaki zorluklar karşısında allah'a güvenmemiz ve ona teslim olmamız gerektiğinin de bir hatırlatıcısı durumundadır. surenin 92 ayetinde insanlara verdiği diğer önemli bir mesaj ise aile ilişkileri ve affetme konusu olmaktadır. hz yusuf'un kardeşleri tarafından yapılan kötülüklere rağmen o bunların tamamını affetmiştir. bu da aile içinde zaman zaman yaşanan bazı problemler ve anlaşmazlıklar karşısında affediciliği ve barışın önemini vurgular aile bağlarını güçlendir.mek ve kopmuş ilişkileri tamir etmek için affetmenin gücüne işaret eder.. surenin 76 ile 78 ayetlerinde adalet ve doğruluk üzerinde durulur hz yusuf'un mısır'da belli makamlara gelmesi ve adaletli yönetimi doğruluk ve adaletin toplumda nasıl bir denge unsuru olup o topluma huzur ve refah getireceğinin de bir örneğini teşkil eder. ki bu evrensel çağrıyla gerek günümüz ve gerekse diğer bütün zamanlarda adaletin toplumdaki barışın ve fertlerin huzurunun temeli olduğunu hatırlatmış olur. surenin 21 ayeti insanların kendilerine göre kurdukları planları tuzakları ve başkalarını yok etme düşünceleri olduğu gibi cenabı mevla'nın da onların kurdukları bu tuzakları tersine çevirme güç ve kudretinin olduğunu daha açık belirtecek olursak allah'ın da nice bir hikmetle işleyen planının olduğunu gösterir.yusuf suresi başından sonuna kadar allah'ın kader ve planının insanın kurup beklentilere girmesinin ötesinde olduğunu ve her şeyin bir hikmet üzerine kurulduğunu anlatır bu hayatımızda karşılaştığımız olayların arkasında bir hayır aramamız ve her şeyin bir sebeple gerçekleştiğine inanmamız gerektiğini de bizlere hatırlatmış olur. yusuf suresinin bu ve benzeri prensipleri günümüzdeki hayatımıza uygulandığında bize hayatımızın pek çok farklı alanında rehberlik eder. ve hayatımızı daha anlamlı bir hale getirir. sabır güven adalet aile ilişkilerinde affedicilik ve allah'a teslimiyet gibi değerler her zaman ve her durumda önemini koruyan evrensel ilkelerdir.. bu genel prensiplerin yanında ayrıca bu surede şu mesajları da net bir şekilde görebilmekteyiz. sadık rüyalar bir gün mutlaka gerçekleşir. çünkü haz yusuf'un rüyası aynen gerçek olmuştu rüyanın tabirini iyi bilen ve iyi niyetli olan birine sormalıyız. zira hazreti yusuf mısır kralının rüyasını doğru bir şekilde yorumladı ve sonuç aynen yorumladığı gibi gerçekleşti kıskançlık utanç ve mahcubiyetle sonuçlanır. çünkü haz yusuf'un kardeşleri sonunda ona karşı utanç verici bir durumla karşı karşıya gelmişlerdi bu olayın sebebi hz yakup'un hz yusuf'u diğer kardeşlerin den daha fazla sevmesi idi ve bu da kıskançlığa yol açmıştı kadınların istenmeyen tekliflerine karşılık vermeme kişinin namusunu dinini ahlakını ve saygınlığını korumasının da ayrı bir yoludur. çünkü hz yusuf zelihanın teklifini reddettiği için sonunda bütün suçlamalardan aklan arak herkes tarafından saygıyla karşılandı ve mısır'da önemli bir pozisyona yükselmiş oldu. sureyi okurken hz yusuf'un ekonomi yönetimini iyi bildiğini ve buna ehil olduğunu belirtmesi bir kişinin yeteneklerini ve erdemlerini bilmeyenlere açıklaması uygun mudur gibi bir soruyu aklımıza getirebilir. bu soruya şayet bu işi yapacak ehil bir kimse yoksa ve ülke de bu açıdan tehlikeye düşüyorsa evet söyle zira haz yusuf mısır kralına yeteneklerini bilgi ve becerisini haber vererek tarım ve ekonomi konularında uzman olduğunu gösterdi ve böylece maliye bakanı oldu hz yusuf'un becerisi sayesinde mısır'ın hazineleri dolup taştı başa gelenlere katlanmak yani sabretmek emniyet ve güvenle sonuçlanır zira hz yusuf başına gelenlere karşı sabretti ve sonunda emniyet ve güvene kavuştu zorluk rahatlamanın yolunu açar çünkü haz yusuf pek çok zorluk çekti ve bu zorluklardan sonra hem yaşadığı ülke halkını huzura kavuşturdu hem de kendisi huzura kavuştu uzun bir ayrılık sürecinden sonra ailesiyle mısır'da yeniden buluştu ve onlarla huzur buldu kötülük yapanlara iyilik yapmak ve onları affetmek büyük bir erdemdir.. zira hz yusuf kardeşlerinin ona yaptığı bütün ama bütün kötü muamelelere karşı iyi davrandı ve onların hepsini affetti. çocuğun babaya soğuk davranışına baba tarafından affedici bir tutum sergilenmeli zira hz yakup oğullarının yaptıkları hataların tamamını affetti kadere rağmen insanların planları etkili olamaz çünkü hz yusuf'un kardeşlerinin allah'ın takdir. ettiği üstünlüklerini engel olmak için yaptıkları bütün sinsi planlar hiçbir işe yaramadı ve sonunda allah'ın takdir.i gerçekleşmiş oldu hepinizin yusuf suresinin gölgesinde daha dikkatli bir hayat yaşamanızı ve bu önemli prensiplerden ders almanızı yüce mevlan niyaz ediyorum. hepinize hayırlı günler diliyorum .yarın yeni bir ayetin gölgesinde günümüzü bereketlendir.mek için buluşmak üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam merhaba kıymetli insanlar bugün sizlere kur'an'da muttakiler olarak nitelenen allah katındaki seçkin insanlara cennette bahş edilecek bazı nimetlere sadece hicr suresinin 54 ila 48 ayetleri bağlamında değin çalışacağım. bilindiği üzere kur'an'da sıkça geçen kavramlardan birisi de takva kavramıdır kur'an-ı kerim'de 150 defa zikredilen bu kelimenin faili olan müttaki ve bu kelimenin çoğulu şeklindeki müttakiler kur'an'ın pek çok ayetinde övgüyle bahsedilir ve cennet de kendilerine sunulacak farklı nimetlerden ve hazırlanan çeşitli sürprizlerden aynı zamanda haber verilir pek çok tarifi olmakla beraber en genel anlamıyla takva dinin emrettiği emir ve yasaklara titizlikle dikkat etmek bir taraftan sebepleri görmezlikten gelmemek ve onlara riayet etmek bir taraftan da müsebbibül esbab olan yüce mevlayı aklından hiçbir zaman çıkarmamak ve şirkin gizli açık büyük küçük her türlüsünden de uzak kalmak demektir işte takva tanımı içine giren bu müttakiler cennette bekleyen müjdeler bazıları hicr suresinin 45 48 ayetlerinde şöyle haber verilmiştir mealen şöyledir. şeytana uymaktan korunan müttakiler cennette ve cennetteki pınarların başındadır onlara esenlikle emin olarak girin oraya denir onların kalplerindeki kini söküp çıkarmışız dır dost ve kardeş olarak koltuklar üzerinde karşı karşıya otururlar orada kendilerine hiçbir zahmet ve meşakkat dokunmaz oradan hiç çıkacak da değillerdir. bu ayetlerde ifade edilen müttakilerin cennette yaşayacakları nimetlerin tasviri insanın gerçekten ruh ve bedenine bakan yönüyle oldukça etkileyicidir. ayetlerde geçen şeytana uymaktan korunan muttakiler ifadesi takvanın önemine ve takva sahibi olanların ne gibi mükafatlar layık olduğuna aynı zamanda işaret eder. takva kavramı başta da belirttiğimiz gibi kur'an'da sıkça vurgulanan bir kavram olup müminlerin hayatlarında önemli bir rehbe durumundadır takva korkma çekinme sakınma dikkatli davranma kendini garantiye alma hassas olma gibi arapçada veya kur'an'da bu anlamlara gelmektedir. kavram olaraksa takva kelimesi yüce allah'tan bizlere kur'an ve hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sahih sünnetinde bildir.diği emirleri yerine getirmek ve yasaklarından da kaçınmakla ilahi azaptan insanın kendisini koruma altına alması demektir bu kısa takva tanımıyla beraber takva kavramını biraz daha açacak olursak öncelikle insanın yüce allah'ın kainatın yegane rabbi olduğu gerçeğine yakından inanması yani imanda tahkik mertebesine ulaşması ruh beden bir bütün olarak her türlü kötülükten uzak kalması hırs gibi tama gibi bencillik gibi egoizm gibi menfi tutumları tamamen terk etmesi muhtaç olan kimselerin durumunu yakından görerek onların bir parçası olduğunu hatırlaması ve ilahi yasakları ihlal edecek her türlü ama her türlü tutum ve davranıştan da uzak kalması demektir tabii her güzel şeyi elde etmek için bir bedel gayret ve uğraşı gerekir.takva gibi son derece önemli bir değeri elde etmek için de elbette insanın bazı fedakarlıklarda kaçınmamız gerekir.öncelikle takva hazinesine yaklaşmanın birinci şartı ve ilk basamağı yüce allah'ın bizlere emrettiği şeyleri büyük bir titizlikle hayatımıza taşıma ve günahlardan da uzak kalarak hayatımızın güzelleşmesi için onlarla aramıza büyük engeller koymaktır ayetlerde müttakilerin cennete kabul edildiği ve orada esenlik ve emniyet içinde oldukları belirtilir ayetteki esenlik ve emin olarak oraya girin hitabı onların cennete girişlerinin son derece huzurlu ve güvenli bir şekilde olacağını haber verir bu takva sahiplerinin dünya hayatında takip ettikleri doğru yoldan dolayı cennete girişlerinin de aynı zamanda kolay olacağını gösterir bu ayetlerde muttakilerin kalplerindeki kinin sökülüp çıkarıldığı ifade edilir ki takva sahiplerinin içlerinde dünyada şayet varsa her türlü kinin düşmanlığın ve negatif duyguların cn girmeden önce temizlendik aynı zamanda gösterir takva insanın kalbini arındırır ve ona iç huzuru verir ayetlerde muttakilerin cennette dost ve kardeş olarak koltuklar üzerinde karşı karşıya oturdukları belirtilir bu takva sahiplerinin cennette birbirleriyle yakın ve sıcak ilişkiler içinde olacaklarını ve karşılıklı olarak birbirleriyle samimi ve içten çok güzel zaman dilimleri geçireceklerini de aynı zamanda bizlere haber verir takva dairesinde yaşamanın diğer insanlarla kolaylıkla bir araya gelebilme anlaşabilme onların hukukuna riayet etme ve kardeşlik bağlarını güçlendir.me adına da dünyada önemli kazanımları vardır son olarak ayetlerde müttakilerin cennette hiçbir zahmet ve meşakkatle karşılaşmayacaksınız ile karşılaşmayacaksınız aynı zamanda göstermiş olur bu yönüyle de takva insanın ahiretteki ebedi saadetine vesile olan önemli bir durumdur takva insanın allah'a olan itaati ile birlikte toplum içinde doğru ve adil davranması yla da ilgilidir. dolayısıyla takva sahipleri cenabı hak tarafından hem dünya hem de ahirette yüksek derecelere layık görülürler netice itibariyle diyebiliriz. ki takva bir kevser müttaki de ona ulaşmış olan bahtiyar kişilerdir. ne acıdır ki yüce mevla katında böylesine önemli bir makamı elde etmiş insan sayısı da gerçekten oldukça azdır şair ne güzel der hak teala eder. takva ehlidir. uluz müttakin makamı cennet içtiği kevser olur yüce mevla sizleri hayatını takva dairesinde geçirerek en hassas konulara bile hassasiyetle yaklaşan yediklerine içtiklerine dikkat eden hayatını dikenli bir zeminde geziyormuş çasa titiz yaşayarak cennet kevserinden içmeye layık kullarından eylesin hepinize hayırlı günler diliyor yarın farklı bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere hepinize esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
bismillahirrahmanirrahim
elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam merhaba kıymetli insanlar bugün kur'an'ın sıklıkla üzerinde durduğu ve farklı ayetlerde olacakları bütün dehşetiyle haber verdiği amel arşivlerimizde isra suresinin 13 ila 14 ayetleri bağlamında durmaya bu konu hakkında kısa bir hasbi hal edeceğim inşallah hiç kimse yaptıklarının kaybolacağını zannetmesin zira herkesin dünyada yaptığı iyilik kötülük hayır şer hak zulüm her ne işlerse bütün bunlar arşivlenir silinmesi ve kaybolması imkansız kay la saklanır ve mahkeme-i kübada işleyenin karşısına dikilir dolayısıyla insan yapıp ortaya koydukları ile aslında ebedi hayatını inşa etmektedir. her bir söz ve davranışı sahibini ya cennet yamaçlarına çıkartan muhteşem bir asansör ya da cehennem kurlarına atan birer ağırlık ve zincir haline gelir ve boynuna dolanır gitmesi gereken yere de sahibinden hiç mi hiç ayrılmaksa gider insanın dünyadaki bütün yapıp ortaya koydukları ağzından çıkan bir söz kulak dil gözün işlemiş olduğu iyilik ve kötülükler haksız bir el kaldırma yüksek sesle başka birini korkutma tepeden birisine bakma el uzatılan bir devlet malı kimse görmediği halde sahibinden izinsiz alınan bir meta veya her neyse küçük olsun büyük olsun hepsi tek tek dünyada yapıldığı anda kaydedilir bütün bunlar kaybedilmeden kayıtlarla tutulduktan sonra insandan ayrılmaz bir parça olarak en sağlam yer olan boynuna geçirilir ve hesabın görüldüğü yerde karşısına çıkartılarak birer satır haline getirdiği hayatının karelerini tek tek oku emri verilir insana ne zor bir sahnedir. bu sahne ne zor geçittir bu geçit işte meallerini kısaca vereceğimiz bu ayetlerin vermek istediği mesaj tam da budur şöyle denir 13 ila 14 ayetlerde her insanın yaftasını boynuna bağladık yani her insanın yaptıklarına göre muamele görecektir nitekim kıyamet günü önüne açılan bir defter çıkaracağız şöyle denir ona defterini oku bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye kendin yetersin her insanın boynuna dolanan şey o insanın yaptığı amellerdir. dünyada yapıp ortaya koyduğu işlerdir. ayette boynuna bağlanan diye belirtilen husus insanların yaptıkları şey şeylerden kinaye olarak kullanılmıştır. insanın boynuna dolanması ondan ayrılmaması ve yakasını asla bırakmaması iyi kötü insandan meydana gelen bütün ama bütün fiillerin mutlaka kaydedilmesi ve arşivlenmesi demektir bu arşivleri tutan melekler kaf suresinin 17 ile 18 ayetlerinde şöyle tasvir edilir zaten onun sağında ve solunda yerleşmiş iki kayıtçı vardır ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın insanlar 20 asırda sesleri ve görüntüleri kaydeden nice nice aletler keşfedip onları da her geçen gün geliştirdiler bilindiği üzere bu aletler allah'ın kainatta zerrelere yaptırdığı kayıt işlemini tespit etmeye çalışmaktadır.lar allah'ın melekleri evet bu aletlere muhtaç değildir. insanın kendi vücudu ve çevresindeki şeyler onun bütün yaptıklarını ve konuştuklarını en ince ayrıntılarıyla kaydeden birer kamera gibidir. kıyamet günü kendi kulaklarıyla dünyadayken konuştuklarının tamamını işitecek ve yaptıklarını bütünüyle gözleriyle göreceklerdir. demek ki allah teala kullarına sırt kendi ilmine göre muamele etmeyecek bilakis adaletin iddia delil inkar şahit savunma gibi bütün şartlarını da yerine getirecektir ayette ifade edilen kıyamet günü önüne açılan bir defter çıkaracağız cümlesi kıyamet gününde hesap defterini önünde açılmış bulacaktır demektir kur'an'ın bu ifadeleri onun anlatılması gereken hususları en güzel ve anlaşılır bir şekilde ortaya koyduğun da ayrı bir göstergesidir. insanın kıyamet gününde dünyada yapmış olduğu amellerden yakasını kurtarması kesinlikle mümkün değildir. nitekim onun amel defterleri hiçbir gizlilik tahrifat veya bilmezlikten gelmek gibi hususlara çekilmek iin gayet açık ve seçik olarak önüne çıkacaktır kur'an'ın amel arşivini açılan bir kitap olarak tasvir etmesi psikolojik açıdan insanın üzerinde bıraktığı etki bakımından da oldukça önemlidir. ve kıyamet suresinin 10 ila 15 ayetlerinde insanın bu amel arşivi ile karşılaştığı an şöyle bir davranış içerisinde olduğu tasvir edilir işte o gün der insan var mı kaçacak mekan asla bulunmaz hiçbir sığınak rabbinin huzurudur son durak o gün insana yaptığı her türlü iyilik ve fenalıkla yapmadığı her tür iyilik ve fenalık tek tek bildir.ilir ona göre karşılığını alır artık insan şahit olur kendi hakkında türlü türlü mazeretler öne sürse de bu ayetlerde de insanın bu kitabını yani fiillerinin kayıt altına alındığı kitabını gördüğünde kaçacak bir mekan arayacağı bildir.ilmiştir yine aynı dehşetli durum kehf suresinin 48 ile 49 ayetlerinde şöyle dile getirilir hepsi sıra sıra rabbinin huzur arzular ve şöyle nida edildi onlara ilkin nasıl sizi yarattık aynen o şekilde bize döndünüz sizse size böyle bir buluşma belirlemedim iddia eder.diniz değil mi işte herkesin hesap defteri önüne konuldu mücrimlerin defterlerdeki kayıtlardan korktuklarını ve şöyle dedikler görürsün eyvah bize bu deftere de ne oluyor ne küçük koymuş ne büyük yazılmadı hiçbir şey bırakmamış böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular şu kesin ki rabbin hiç kimseye zulmetmez demek ki küçük büyük yapılan her söz ve davranış bu kitaplarda yani amel arşivimizde kayıtlı olup kesinlik saklanmaktadır. yüce mevla bizleri amel arşivlerini hep güzelliklerle dolduran böylelikle büyük mahkemenin huzuruna alnı açık bir şekilde çıkan bahtiyarlığın yeni bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselam al ve Merhaba kıymetli insanlar bugün Kehf suresinin 49 ayetinin özelinde görüntüleri alınan hayatımız konusunu ele alacağım. insanların dünyada işledikleri suçları ifşa edildiğinde ilk yaptıkları şey bu suçu inkar etmektir bu suçun ses ya da görüntüsü ortaya çıktığında bu defa inkarları montaj kılıfına büründü de kullanır Hatta belki bazen bununla kurtulabilirler de ancak ya mahkemeyi kübada ya o hiçbir şeyin gizli kalmadığı adığı korkunç günde ya o Kahhar zül celalin kimdir. Bugün buranın yegane hakimi dediği o dehşetli zamanda evet orası yapılanların inkarının İmkansız olduğu dehşetli bir yerdir. ve insanın yaptıkları bizati kendisine okutulacaktır okuyunca şaşıracak renkten renge şekilden şekle girecek sıkıntıdan sıkıntıya düşecek ve yazılacağını hiç düşünmediği küçümsediği nice söz davranış ve kurguların yazıldığını görecek ve adeta çılgına dönecektir nasıl dönmesin ki bütün çıplaklığıyla yaptığı söylediği işlediği ve ortaya koyduğu her şeyi ama her şeyi karşısında sesiyle görüntüsüyle şahitleri le bulacaktır Kehf suresinin 49 ayeti İşte bu acı gerçeği haber vermekte ve bizleri de hayatımızı daha dikkatli bir şekilde yaşama konusunda uyarmaktadır. ayetin meali kısaca şöyledir. işte herkesin hesap defteri önüne konuldu mücrimlerin defterdeki kayıtlardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün Eyvah bize bu deftere ne oluyor ne küçük bırakmış ne de büyük her şeyi sayıp dökmüş yazılmadı şey bırakmamış Böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular şu kesin ki Rabbin hiç kimseye ama hiç kimseye zulmetmez bu ayet ölüm ötesi hayatımızdaki hesap gününde bütün insanların mutlaka karşı karşıya gelecekleri o korkunç sahneyi yani hesap verme anını korkunç bir şekilde tasvir etmektedir. işte böylesine ürperti ve dehşet verici bir anda insanlar hiçb şeyin gizli kalmadığını yaptıkları bütün şeylerin hem de bütün detaylarıyla kaydedildiğini gördüklerinde şaşkına döneceklerini büyük bir pişmanlık duyacaklarını ve derin mi derin bir endişe yaşayacaklarını bu ayet haber vermektedir. nasıl yaşamasın ki dünyadaki mahkemelerde bile pek çok kimse benzerini çok yaşamıştır. işled dediğiniz bir suç Varsa yahut suçsuz olsanız bile adeta bir suçlu olarak mahkemeye çıkarılmış sanız hakkınızdaki iddianamede nelerin karşınıza birer sürpriz olarak çıkacağını da bilmiyorsanız ve aynı ortamda pek çok insanın kimi müebbet kimi 5 yıl kimi 10 yıl ceza Aldığını da görüyorsanız ne kadar büyük bir dehşete üzüntüye kapılır dizlerinizin Feri çekilir titrer korkar heyecan Ve korkudan nasıl bir savunma yapacağınızı bile çoğu kez bilemezsiniz ne söyleyeceğiniz unutursunuz Halbuki bu dünyadaki kısa bir ömürle ilgilidir. alacağınız 5 10 yıllık bir hapisle ilgilidir. veya mühebbet alsanız bile Nasılsa dünya fani Bir gün mutlaka bitecek Dersiniz dersiniz de böylelikle teselli bulursunuz Ancak bu ayette haber verilen mahkeme asla dünya mahkemelerine benzemez hesap Çetin ağır korkuda zirvededir. mehebbetin yerini ebedi Cehennem alır 5 10 yıllık dünya senesinin yerini bir günü dünyanın 1in yılına Bedel ahiret günleri alır dünyadaki içinde yeme içmenin samimi dostlukların neşvü Nema bulduğu hapishanelerin yerini alevlerin dehşetler ve birbirinden dehşetli ve korkunç azapların olduğu Cehennem tabakaları alır durum böyle olunca nasıl Korkmaz ki insan nasıl titremez ki zanlı nasıl ağlamaz ki pişmanlıklar başlar Ama faydasız ve vakti geçmiş pişmanlıklardan bu inkar sonuçsuz kalır Ahu enler başlar Ama vakti geçmiş Ahu enin erdir. Bunlar bunların hiçbiri işe yaramaz Ne konuşacak bir dost ne Derdini anlatacak bir arkadaş ve ne de sana içten yanan bir anne bulamazsın burada yardımcının olmadığını suçunu inkarın imkansızlığını gören insan bu kez arşivlerine göz atar Bir de ne görsün kendisinin bile unuttuğu önem vermediği nice Küçük Şeyler bile kayıt altına alınmıştır. işte Tam da bu anda basar çığlığı Eyvah bize bu deftere ne oluyor ne küçük bırakmış ne de büyük her şeyi sayıp dökmüş yazılmadı hiçbir şey bırakmamış bu Çığlık korku ve pişmanlık çığlığıdır dünyada işlediği günahlar Hak hukuk ihlalleri yaralayıcı bir söz önemsemediği küçük bir yalan gram olsun bir aldatma santim olsun bir hakka girme başkasını korkutan sert bir bakış daha neler ve neler görür küçük denenmemiş büyük denenmemiş hepsi yazı ses ve görüntüsüyle kaydedilmiş silinmeyen kayıt defterlerine bu ayetin toplum hayatına yönelik yansımalarına bakınca insanların toplum içindeki sorumluluklarını ve birbirlerine karşı nasıl hassas ve dengeli davranmalarını birbirlerinin hakkına girmeden incitmeden aldatmadan yalan söylemeden hakkına girmeden nasıl hassas bir hayat yaşamalarını düzene koyar bu ayet sayesinde insani kurallara uymayanlar bu dehşetli günde başlarına nelerin geleceğini Böylelikle öğrenmiş olur ve sadece bu öğrenmeyi değil öğrendiklerini hayatlarına geçirmelerinin de önemli bir teşvikçisidir. yaptıkları her şeyin kayıt altına alınmış olmasından haberdar olmaları da toplumdaki bütün fertlerin toplum içindeki davranışlarını müspet anlamda etkiler ve onların diğer bireylere karşı olan sorumluluklarını arttırmış olur cenab-ı Mevla bizleri Hayatının her karesinin arşivlendiği ve bu arşivlerin de Büyük mahkeme gününde karşımıza mutlaka çıkacağına inanma sorumluluğuyla hayatımızı yaşamamızı nasip eylesin hepinize hayırlı günler diliyor Yarın farklı bir ayetin gölgesinde devam etmek üzere Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vat velam mm ve ve EC Merhaba kıymetli insanlar bugün Enbiya suresinin 35 ayeti özelinde çoğu zaman gördüğümüz ama farkında olamadığımız önemli bir gerçek üzerinde durmak istiyorum Kur'an'ın dil açısından önemli bir özelliği de kitaplara sığmayacak kadar geniş bir muhtevayı bazen kısa bir cümlede dile getirmesidir. zaten Kur'an'ın muciz yani veciz olmasının bir anlamı da budur Bugün üzerinde konuşacağım.ız ayeti gelenekten gelen bir uygulama olarak yeşil örtüler üstünde her cenazenin üzerine örteriz Ama keşke o ayetten biz hayattakiler Ders alsak anlamını bir düşünebil cenaze yerine kendimizi koyarak gerçeğe bir kapı aralayın hepimizin mecburen uymak zorunda kalacağı o ölüm gerçeğinin farkında olabilsek Belki de ölümden önce İçinde bulunduğumuz hayatımızın karelerine bir bakabilsem le hastalıklarıyla sıhhati le gençliğiyle ihtiyarlığı la iyileriyle kötüleri le iyi günleriyle kötü günleriyle bizler için birer imtihandır bütün bunlarla sınandı ilahi imtihandan geçtiğimiz sonra da tek ilah Allah'ın huzuruna mutlaka bir gün çıkarak hesap vereceğimiz farkında olabilseydik Herhalde insan o zaman şimdi işlemiş olduğu vahşetler zulümlerini kötülüklerini başkasının hakkına girme günahını bu kadar kolay işleyecek kötü söz söylemeyecek hakka giremeyecek başkasına ait bir mala el uzatam Ona asla kıyamayacağınız dünya adeta meleklerin yaşadığı bir aleme dönecekti işte bütün bunları hatırlatan o ayet Enbiya suresinin 35 ayetidir. ve mealen şöyledir. her Can ölümü tadıcıdır Biz sizi imtihan etmek için gah şerle gah hayırla imtihan eder.iz sonunda bizim huzurumuza getirilecek siniz Evet ömrümüz Allah Teala tarafından insana verilmiş bir fırsat ve aynı zamanda bir imtihandır Bu imtihan içinde karşımıza her türlü soru çıkabilir.bazen kolay Bazen de zor Bazen hoşumuza giden bazen de gitmeyen bazen Belimizi büken bazen de kolaylıkla yaptığımız nice imtihanlarla her gün her zaman karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır bu imtihanlarda kimi zaman hayır kimi zaman da dışarıdan görünümüyle şer diyebileceğimiz nice zorluklarla sıkıntılar ve hastalıklarla nice zulüm ve Gadir. ellerle sınanırız denenir ve not alırız ve bu imtihanlarla sabrımız ölçülür.ülür. direncimiz bakılır başımıza gelenleri rızaya mı yoksa kızgınlık ve öfkeyle mi karşılıyoruz diye imanımızın derinliği ortaya çıkar yüce mevlaya bağlılığımız ve tevekkülümüz denenir böylece perçinlenmiş olur imtihanların neticesinin açıklandığı günler ve zamanlar vardır bizi deneyen ve imtihan eden bir öğretmen vakti gelince notumuzu Açıklar ve sonucu bizimle paylaşmış olur Tıpkı bunun gibi dünyadaki bu imtihanların sonucu da ahiret denilen ölüm ötesi hayatta mutlaka karşımıza çıkacaktır Bu ayeti anlayarak okuduğumuzda ruhumuzda öylesine derin ve kalıcı etkiler bırakır ki acılar tatlılaşır elemler lezzete döner nice şer gördüğümüz şeyler hayra inkılap eder. ümitsizlikler yerini ümide hayatın başımızı açtığı sıkıntılar birer nimete dönüşür bir yandan dünyada ebedi kalmayacağım. kalamayacağım.ı gideceğimiz bir ebet yurdunun varlığını yeniden hatırlamış olur bir yandan da dünyanın ebedi kalınacak bir cennet olmayacağı gerçeğini hatırlayarak önümüze dünya gerçeği ve değişkenliği konusunda nice gerçekleri hatırlatan kapılar açar İnsanlar genellikle dünya hayatlarında kontrolü ellerinde tutmak ister derler Ancak bu ayet hayatın gerçekleriyle insanı Yüzleştir zaman zaman buranın kontrol edilemeyen olaylarla dolu olduğunu ve bunların da insanı daha güçlü yapacağı gerçeğini hatırlatmış olur Böylelikle Günümüzde çok yaygın olan stres üzüntü ve Ruhi darlıklar la kolayca mücadele edebilme ve başa çıkma yolunu öğretmiş olur bizlere şer olarak görülen nice olayların bile insanın Ruhen gelişip olgunlaşmasına büyük katkıda bulunduğunu Böylece anlamış oluruz bu ayet aynı zamanda toplumun zengin ya da fakir güçlü ya da zayıf her bir ferdinin Eninde sonunda aynı ölümlü sonu paylaşacağını Dolayısıyla İnsanların birbirlerine karşı daha adaletli ve merhametli birbirlerinin haklarına daha duyarlı ve saygılı olmaları gerektiğini de hatırlatmış olur evet bu kısacık ayet hem fert Hem de toplum düzeyinde hayatın geçiciliğini Fani olduğunu ve karşılaşılan her türlü şeyin bu İster iyi ister kötü olsun Neticede bir imtihan olarak görülmesi gerektiğini vurgu Böylelikle insanlar hayata daha bir anlamlı daha dikkatli ve daha özenli bir bakış açısıyla bakar başlarına gelen her türlü iyi ya da kötü olay karşısında daha büyük bir dir.ençle daha anlamlı bir anlayışla yaklaşır ve yaratıcıların daha saygılı bir tavır takınarak Şükreden ve kazanan Kullar grubuna girmiş olur L Nitekim Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam da buhari'de geçen bir rivayette mümin ne zaman bir sıkıntı hastalık endişe üzüntü zarar veya başına gelen herhangi bir sıkıntıya sabreder.se Allah onun günahlarını affeder. buyurmuş yine buhari'nin diğer bir rivayetinde Allah'a onun takdir.ine ve onun her şeyi en iyi bilen olduğuna inanarak sabreden kullarımıza Müjdeler olsun sözüyle bu durumdaki müminleri müjdelemiştir Bunlar ve benzeri pek çok hadis de müminlerin hayatlarında karşılaştıkları zorluklar karşısında sabır göstermelerinin önemini dünya hayatının geçiciliğini ve ahirete odaklanmanın önem ve her şeyin Allah'ın takdir.inde olduğuna olan inancın gerekliliğini vurgular insanların dünyadaki imtihanları onları ahiret için hazırlayan birer vasıta ve vesile olarak görülmelidir. hem ayet ve hem de bu hadisler aynı zamanda müminleri zorluklar karşısında sabırlı olmaya ve hayatın her anını Allah'a olan teslimiyet içinde yaşamaya teşvik eder. Yüce Mevla bizleri ölüm gerçeğini hiç hatırından çıkarmayan başına gelen hayır şer her ne varsa hepsinin sonunda kendisi için hayır olacağını kabul eden ve bu bilinçle hayatını sürdüren gerçek müminlerden eylesin hepinize hayırlı günler diliyor Yarın yeni bir ayetle buluşmak üzere hepinize Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam Muhammedin ve alâ Ali Vebi EC Merhaba kıymetli insanlar Ramazan ayınız günlerinin hayırla bereketle dolu dolu geçmesini temenni eder.ek başlıyorum bugün Kur'an'da Müminun Suresi diye bilinen suredi müminlerin özelliklerinin peşi peşine sayıldığı ilk 11 ayet üzerinde İnşallah duracağım. Müminun suresinde adından da anlaşıldığı üzere ideal ve Kamil anlamdaki müminlere ait temel nitelikler yoğunlukla dile getirilir Özellikle de ilk 11 ayetinde bu özellikler peşi peşine sıralanır ve bu özellikleri taşıyanların cennetin en üst TEB Esi sayılan Firdevs cennetine gideceği müjdesi verilir Nitekim Ahmed bin hanbel Tirmizi ve Nesa haz Ömer Radıyallahu anh'den gelen bir rivayette şöyle denmektedir. Allah'ın Resulüne vahiy indiğinde yanında arı vızıltısı gibi bir ses duyulurdu bir süre bekledikten sonra kıbleye yöneldi ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti Allah'ım bize olan nimetlerini arttır ve eksiltme bizi onurlandır ve aşağılama bize ver ve bizi mahrum etme bizi tercih et ve başkalarını bize tercih etme bizden razı ol ve bizi razı et Bu duayı yaptıktan sonra da şöyle dediler bana 10 ayet indir.ildi kim bunlara uyarsa cennete girer sonra da Müminun suresinin başından 10 ayeti okudu Nesa geçen bir rivayette ise Ayşe validemiz Ey müminlerin annesi Allah resulünün ahlakı nasıldı diye sorulduğunda O Allah'ın resulünün ahlakı Kur'an'ı dedi ve Müminun suresinin başındaki ayetleri okudu ve sonra da şöyle dedi işte Allah resulünün ahlakı buydu Peki Bu ayetlerde Acaba hangi önemli hususlar ele alınmaktadır. ayetlerin kısaca mealine bakacak olursak şöyledir. ayetlerde anlatılan hususlar muhakkak ki Müminler mutluluk ve başarıya Felah ve kurtuluşa erdiler onlar namazlarında tam bir iç saygı ve haşyet içindedir.ler ve aynı zamanda değersiz şeylerden lavian zuli şeylerden yüz çevirmiş kimselerdir. onlar zekatlarını verirler zekatlarını vermek için sürekli faaliyet içindedir.ler onlar ırzlarını namuslarını sürekli konuma mevzuunda adeta o işin bekçisi gibidir.ler yalnız eşleriyle ilişki kurarlar Çünkü bunu yapanlar ayıplanan Ama bu sınırın ötesine geçmek peşinde olanlar İşte onlardır haddi aşanlar o Müminler üzerindeki emanetleri gözetirler verdikleri sözleri tam tamına tutarlar onlar namazlarını vaktinde Eda edip zayi etmekten korurlar işte varis olanlar ebedi kalacakları Firdevs cennetine varis olanlar onlardır onlar Bu ayetlerde belirtilen ideal prensipleri hayatlarına taşıyanlar için cenab-ı Mevla tarafından verilen bir söz vardır bu söz aciz herhangi bir Beşer tarafından değil bütün alemlerin sahibi ve Maliki tarafından verilmiş bir sözdür bu ilkeler öylesine Hayati öneme sahiptir ki hem fertleri ve hem de bu fertlerden meydana gelen toplumları dünyada felaha huzura ve ideal bir toplum yapısına ahirette de ebedi Cennet olan ve onun da en üst konumunda bulunan firdevs'e ulaştırır ayetlerde sayılan bu prensipler fert ve toplum hayatında büyük bir ön sahiptir ki Peygamberimizin bu prensipleri ideal anlamda hayatına taşıyıp Müslümanlar için ideal bir model oluşturduğu görülür. bu prensiplerin tamamı aynı zamanda ideal anlamdaki ahlaki nitelikleri taşır Bu anlamda Hz Peygamberin aleyhisselatu vesselam hayatı Kur'an'ın da belirttiği üzere ahlaki erdemlerin en yüksek derecedeki örneğini oluşturur onun ahlakının Kur'an'la Özdeş olduğunu belirten rivayet Müslümanların hayatlarını bu ahlaki değerlere göre şekillendir.meleri gerektiğinin altını çizer bunların başında insana manevi derinlik kazandıran namaz ibadeti gelir namazla ulaşılan bu derinlik fertlerin hayatında hem fiziki hem de Ruhi anlamda büyük etkiler meydana getirir mümini rabbiyle irtibata geçirir hayatın zorlukları karşısında sabır ve dayanma güç ve kuvveti verir Mümine zekatla önemli bir sosyal adaletin vurgulaması yapılır Müslümanların ferdiyetçilik cimrilikten egoizm ve açgözlülükten kurtarır topluma karşı sorumlulukların farkında olmaları gerektiğini öğretir servetin ve ruhun temizlenmesinin yanında toplumda var olması gereken eşitliği yardımlaşmayı ve dayanışmayı da aynı zamanda teşvik eder. edep yerlerinin korunması prensibi fertlerin kendi nefisleri üzerinde kontrol sahibi olmalarını Aile ve toplum içinde ahlaki disiplinlere uymaları gerektiğini hatırlatır bu önemli İlke toplum düzeninin ve aile yapısının korunması mutlu ve kavgasız bir şekilde sonuna kadar devam ettirilmesi ve bu ailelerden gelecek nesillerin her açıdan sağlam ve karakterli olması bakımından da oldukça önemlidir. boş ve faydasız şeylerden kaçınma prensibi Müslü lın hayatının daha anlamlı daha faydalı ve üretken faaliyetlere yönelik olması gerektiğini vurgular böylesine bilinçli bir hayat tarzı İsa fert ve toplum açısından kalkınmada önemli ve aktif bir rol oynar insanların zamanlarını ve enerjilerini daha faydalı daha dikkatli ve üretken işler yapmaya teşvik eder. evliliklerin ve mahremiyet konusunun sadece meşru evliliklerle yapılıp sürdürülmesi ve bunun Meşru bir çerçevede yapılması toplumların temel taşı diyeceğimiz aile yapısının korunmasında vazgeçilmez bir öneme sahiptir böylesine Meşru bir zeminde kurulan ve devam ettirilen evlilikler aile içi sadakati çocukların daha güvenli daha mutlu bir ortamda yetiştirilmesini ve nesiller arası ilişkilerin de güçlendir.ilmesini sağlar bu önemli prensipler fert ve toplumlar için ideal anlamda manevi ahlaki ve sosyal bir çerçeve sunar İnsanların ruh dünyalarının dingin olup huzurlu olmalarını sosyal ilişkilerin daha düzgün ve uyumlu devam ettirmelerini adaletin sağlanmasını aile inin ve aile yapısının korunmasını hedefler emanete ve verilen söze bağlılık ilkesi insanlardaki emanet duygusunu geliştirir bu emanetlerin başında Araf suresinin 172 ayetinde haber verilen yaratılışın başlangıcında insana yüklenen sorumluluk veya Fıtrat emaneti gelir Allah insanı kendi varlığına ve bir in şahitlik etmesi için yaratmıştır. Müminler kendilerine Allah tarafından verilen bu oldukça önemli ve büyük emaneti çok iyi koruyup fıtratları doğru yoldan ayırmam malıdır.bu büyük emanetten sonra da hayatın olağan akışı içindeki diğer emanetler akla gelir Mümin kendisine güvenilen ve emanete riayet eden insan demektir emanette Emin olmayanın imanı da yoktur buyurmuştur Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam Ayrıca emanetle birlikte ayette üzerinde durulan diğer bir husus da verilen sözlere ve antlaşmalara sıkı sıkıya bağlı kalmaktır Şüphesiz ki ilk ve en önemli antlaşma Biraz önce belirttiğimiz gibi sorumluluk ve Fıtrat anlaşmasıdır Yüce Kudret sahibi insanla kendi birliğine ve varlığına iman etmesi ilkesi üzerine sözleşmiş ve insan da daha başlangıçta Bu sözleşmeye imza atmıştır. bu büyük antlaşmanın yanında Mümin yaptığı her bir antlaşmada Allah'ı şahit tutar ve böylece yaptığı antlaşmaya sıkı sıkıya bağlı kalır onu bozmaz bozup da asla olmaz Müminler namazlarını düzenli özenli ve eksiksiz kılarlar ona karşı tembellik ya da ihmalkarlık asla göstermezler savsaklaması kopmaz manevi bir bağ kurar Bu bağı koruyamayan kişilerin gerçek anlamda diğer insanlarla doğru ilişkiler kurması da beklenemez namaz aynı zamanda İslam'ın temel taşlarından biri olup Allah'a kulluğun ve yakınlığın en Zirve olduğu yerdir. ayetlerde üzerinde durulan ve bir mümin için vazgeçilmez olan bu önemli özellikler Kur'an'ın olmasını istediği Mümin özellikleridir. Yüce Mevla bizleri Bu ayetlerde sayılan bu önemli ve vazgeçilmez prensipleri hayatına Taşıyan bahtiyarlığın yeni bir ayetin gölgesinde buluşmak üzere hepinize Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum.
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü velam Merhaba kıymetli insanlar hepinize hayırlı günler diliyorum Ramazan ayınız günleri iftarları sahurlar bereketle dolu geçsin diye yüce mevladan niyaz ediyorum bugün Furkan suresinin 30 ayeti üzerinde sizinle kısa bir Hasal edeceğim bu ayet öylesine bir tehdit içermektedir. ki daha ilk okuduğumuzda kalbimizi titretir korkar ve Eyvah deriz Zira ayetin içeriği ebedi hayatımızı hem de o andaki en kritik bir zaman dilimini ilgilendir.mektedir. Allah Teala'nın üzerimizde hakları olduğu gibi Şüphesiz ki onun insanlığa bir yol haritası olarak ve ve hem de dünya ve ebedi hayatımızı düzene koymak için gönderilmiş Kur'an'ın ve Kur'an'ı hayatıyla bize açıklayan Allah resulünün de elbette üzerimizde hakları vardır bu haklar ihlal edildiğinde yani gereği gibi onlara önem verilmediğinde ve haksızlık yapıldığında hak sahipleri Elbette hak gününde hak sah in inceden inceye bütün haklarını aldığı O büyük Hesaplaşma gününde bizlerden bütün haklarını tas Tamam isteyeceklerdir. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Üzerimizdeki haklarından birisi de Şüphesiz ki bize emanet olarak bıraktığı Kur'an'la ilgili haklardır öğrendik mi hakkıyla öğrendik mi okuduk mu hakkıyla okuduk mu Anladık mı hakkıyla Anladık mı anladıklarımızı yaşadık mı hakkıyla yaşadık mı yaşadıklarımızı başkalarıyla paylaştık mı hakkıyla paylaştık mı İşte bütün bu önemli ve dehşetli sorular kesinlikle bizlere sorulacaktır sahne oldukça acı bir sahnedir. Allah'ın huzurunda mahkemede Des iniz hayatınızın bütün incelikleriyle hesabını veriyorsunuz büyük bir heyecan ve Dehşet içinde bunlarla meşgulken beklemediğiniz Böylesi bir anda Allah resulü ortaya çıkıyor Ve nebinin ağzından Furkan suresinin 30 ayetindeki şu cümleler dökülüyor Ya Rabbi halkım veya ümmetim bu Kur'an'ı terk edip ondan Uzaklaştılar Kur'an Resulullah'ın kullandığı kelimeyi mehcur olarak belirtir Peki ne demektir Bu kelimenin anlamı mehcur terk edip uzak durmak onun dediklerini yapmamaktır Zira konuyla ilgili bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur Kim Kur'an'ı öğrenir ve kendisine ilgi duymaksızın ve içindekileri de Tefekkür etmeksizin onu bir Mushaf olarak baş ucuna asarsa Kıyamet günü Kur'an onun yakasına yapışır ve ey alemlerin rabbi Bu kulun beni mehcur yani terk edilmiş unutulmuş kıldı Benimle onun arasında bugün hükmü Sen ver der mecurun diğer anlamı İsa Kur'an hakkında saçma sapan konuştular evvelkilerin uydurma masalları dediler demektir heysemin mecma zevait adlı önemli hadis kitabında geçen benzeri bir rivayette de şu vardır kıyamet günü bir adam getirilir Kur'an bu insanın karşısına bir insan kılığında çıkar getirilen bu adam Kur'an'ın farzlarını zay etmiş yasak çiğnemiş yap dediklerini yapmamış yapma dediklerini yapmış biridir. Kur'an bu kişiyi Allah'a şöyle şikayet eder. ya Rabbi benim ayetlerimi ne kötü ezberledi Sınırlarımı Çiğnedi farzları yapmadı bana uymayı terk etti günah saydığım şeyleri işledi Kur'an ortaya deliller koyarak davasını sürdürür bunun üzerine Yüce Allah Al bu adamı ne haliniz varsa görün denir onu elinden yakalar ve yüzüstü cehenneme atınca kadar bu insanın peşini bırakmaz Allah böyle kötü bir sondan bizleri muhafaza kılsın İşte bu ayet genelde bütün insanlığa Özelde de Müslümanlara Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem üzerinden önemli ve ağır bir uyarı ifade eder. ayette geçen Ya Rabbi halkım bu Kur'an'ı terk edip ondan Uzaklaştılar cümlesi Hz Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem insanların Kur'an'ı göz ardı etmeleri ve onun getirdiği mesajlardan uzaklaşmaları sebebiyle kıyamet günü yüce Allah'a şikayette bulunacağını ifade eder. tekrar Kur'an'ın terk edil meselesine dönecek olursak Kur'an'ın terk edilmesi sadece okunmaması veya yeterince okunmaması anlamına gelmez gelmemelidir. de aynı zamanda anlamının ve bu anlamdaki ilahi buyrukların göz ardı edilmesi Ondaki Hayat adına bizlere tavsiye edilen Hayat prensiplerine Emir ve yasaklarına uyulmaması onun hayatımızdan silinmesi hayatımıza aktarılmamış oldığu halde okunup anlaşılan bu Kur'an hayatıyla yaşadığımız hayatın birbirine taban Tabana zıt olması demektir Zira Kur'an bir hayat kitabıdır Ölülere gelen bir kitap değildir. hatta sadece Ölülere okunduğu sanılan Yasin suresinde bile Yüce Mevla açıkça bu Bu kitabın Ölülere değil hayattakiler okunması için hayata Gerçek anlam ve değer katması için gönderildiğini sözüyle bildir.mektedir. Kur'an'ın gelecekte meydana gelecek böyle dehşetli bir haberi dünyadayken vermiş olması aynı zamanda bir yanda Hz Peygamberin aleyhisselatu vesselam ümmetine karşı olan derin sevgisini Diğer taraftan da ümmeti ve bütün İnsanlık adına taşıdığı derin endişesini ifade eder. Peygamberimizin bu şikayeti aynı zamanda insanların Kur'an'ın getirdiği yolu terk etmelerinin ne kadar vahim neticelere sebep olacağını da Dolayısıyla vurgulamış olur Kur'an'ı terk etmek sadece okunmamak olarak anlaşılmamalıdır.aksine okuyup Anlamamak anlayıp da hayatın merkezine yerleştirmek ve onun açık prensipleriyle çelişmeyen ve nice ezberleyenler Hatta nice onu anlayanlar vardır ki sattığı bir eşyada kullanması gereken ölçünün daha azını kullanır ve böylece sahtekarlık yaparlar İşte bu da Kur'an'ı terk etmektir nice okuyup anlayanlar vardır ki rüşvetin kesin haram olduğunu bildiği halde rüşvet yerler İşte bu da Kur'an'a terk etmektir nice okuyup anlayanlar vardır ki adaletin kur'ani bir Emir olduğunu bildiği halde zulmeder. ayrımcılık yaparlar İşte bu da Kur'an'ı terk etmektir nice okuyup anlayanlar vardır ki kişi ancak kendi suçundan ve günahından sorumludur ilkesini bildiği hal de anne babasından dolayı evlatlarını dedesinden dolayı torununu aynı soy ismi taşıdığından dolayı bütün Bir sülaleyi suçlu kabul edip cezalandırır İşte bu da Kur'an'ı terk etmektir Daha bunun gibi yüzlerce örnek sıralayabiliriz Peki bütün bu terk çeşitlerinin ahirette yani ebedi hayatımızda başımıza getireceği ne olacak bunu cevabı kısaca mealini verdiğimiz ayette Gayet net değil mi Kur'an'ın ilk tebli olan yaşayarak onu bizlere gösteren hayatı bizim için örnek olması gereken ve Veda hutbesinde hakimin müstedrek adlı eserinde Geçen size iki şey bırakıyorum bunlara tutunursan asla dalalete yani sapıklığa ve yanlış yollara düşmezsiniz Allah'ın kitabı ve Sünnetim sözüyle bizleri uyaran Hazreti peygamberin en sıkıntılı anımızda şikayetçi olmasıdır Sonuç olarak diyebiliriz. ki Furkan suresinin 30 ayeti Müslümanların Kur'an'la olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri ve Kur'an'ın hayatımızla ilgili prensiplerinin ne kadarını yaşayıp yaşamadığımı bakmamız gerek gereği noktasında oldukça güçlü bir çağrıdır Yüce Mevla Bizleri bu çağrıya kulak kesilen ve Kur'an'ı hayatının merkezine alarak yaşamaya gayret eden Kur'an talebelerinden kılsın hepinize hayırlı günler diliyor Yarın farklı bir ayetin gölgesinde yolculuğumuza devam etmek üzere hepinize diyorum Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin ve vec Merhaba kıymetli insanlar Ramazan ayınız günlerinin bereketle geçmesini temenni eder.ek sohbetime başlıyorum bugün tarihte zulüm ve dikta rejimiyle insanları ayrıştırıp ezmesiyle kendisine uymayanları en ağır işkencelere tutmasıyla meşhur olan Kur'an'ın sıklıkla üzerinde durduğu ve Hz Musa'nın Yaman düşmanı olup israiloğullarına karşı soykırım suçunu işleyen firavun üzerinde sadece Kasas suresinin 4 ayeti özelinde duracağım. Sadece bu ayet diyorum Çünkü firavun'dan Hz Musa ile olan mücadelesinden israiloğullarına yapmış olduğu işkencelerden Kur'an'ın farklı yerlerinde farklı açılardan haber verilir Kur'an'da firavunun menfi anlamda örnek bir tip olarak sık sık gündeme getirilmesi sadece tarihi bir figürü anlatmak için değil Aksine onun zulüm ve baskısının simgesi olarak öne çıkm an ve kibir ve insanlık dışı uygulamalarla kendisini gösteren evrensel bir zihniyetin tezahürü olmasından dolayıdır firavun zihniyetinin Çağlar boyunca farklı coğrafyalarda farklı isim ve tiplerle hep var olacağı gerçeği insanlık tarihinde defalarca tekrar eden bir durumdur Bu karakterde güç ve otorite sahipleri kendi çıkarları uğruna başkalarını Ezer farklı gruplara ayırır ve böylelikle kendilerine karşı gelme gücünü ortadan kaldırmış olurlar tarihte pek çok lider ve yönetim firavun benzeri yöntemleri kullanarak egemenliğini devam ettirmeye çalışmıştır. firavun zihniyetinin her çağda ayrılmaz ü temel yansıması vardır Bunlardan biri bölme ve yönetmeden dini veya sosyal sınıflara ayırır ve böylelikle kendi hakimiyetlerini sürdürmüş olurlar ikincisi bitmeyen zulüm ve baskıdır ki muhalif gördükleri herkesi ama herkesi düşman addeder. eleştirilerine asla tahammül etmez çıkan en küçük muhalif sesleri bile susturmanın yollarını Arar ve halkı korku ve endişe altında tutmak için şiddet ve her türlü baskı yöntemlerine başvururlar bu zihniyetin üçüncü özelliği ise son derece kibir ve gururlu olmalarıdır Bu tipler kendilerinde büyük bir güç ve akıl ğunu iddia eder. Her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini söylemekten hiç çekinmez İcraatlarını herhangi bir kimsenin eleştirmesine asla tahammül etmez kendi kararlarının ötesinde hiçbir otorite tanımaz ve yapıp ortaya koyduklarının da her zaman en doğru olduğuna inanırlar bu saplantı yla Toplumun en temel hak ve özgürlüklerini hiçe Sayar Özellikle de savunmasız kimselere karşı her türlü şiddet ve ayrımcılığı uygulamaktan hiç mi hiç kaçınmaz şimdi Kur'an'da menfi bir tipoloji olarak sunulan firavuna gelelim firavun Mısır'da hüküm süren krallığın genel adıdır Hz Musa aleyhisselam döneminde yaşayan da bunlardan birisidir. Firavun'un elindeki en büyük kuvvet sahip olduğu güç ve iktidarıdır o bu gç ve iktidarına dayanarak yaşadığı dönem ve coğrafyada kibir ve Gururun zirvesine çıkmış büyüklük tasayı zorba ve dikta bir düzen kurmuştu daha rahat ezmek güçlerini dağıtmak ve yok etmek için de Mısır'daki halkı çeşitli gruplara ayırmıştı bu grup lardan her birini ayrı ayrı yöntemle sindir.iyor her birinin başına ayrı bir çorap örüyordu yaptığı sindir.me baskı ve işkence politikalarının en ağrını İsa israiloğullarına yapıyordu Çünkü onların sayı olarak çokluğundan ve gelecekte onların içinden çıkacak birilerinin firavunun kendi mülküne zarar vereceğinden çok korkuyordu firavun halkının hepsine eşit haklar sunarak yönetmede aksine onları parçalara bölen bir siyaset izledi kimini yönetici sınıfa dahil etmek üzere hak ve imtiyazlara boğuyor Kimisini de ezmek ve sömürmek üzere köle haline getiriyordu onun düzenine göre ezilen sınıfın hiçbir üyesi hiçbir şekilde yönetici sınıfına giremezdi ezilen kavim temel İnsan haklarından yararlanamaz siyasi ve ekonomik haklarından asla faydalanamaz dı Hatta ezilen ve ayrıştırılan bu sınıflar yaşama ve hayatta kalma haklarından bile mahrum bırakılmış Her ne olursa olsun herhangi bir hakları güvence altına alınmamıştı bir tarafta bu acı tablolar yaşanırken Diğer taraftan da tüm özel imtiyaz ve haklar devletin yüksek kademelerine Hayatın en lüks ve cazip nimetleri yönetici sınıfa ve bu Sınıf içinde doğmuş bulunan herkese tahsis edilmişti firavun Mısır'daki varlığının tahtı ve saltanatı açısından israiloğullarının Bir tehlike oluşturduğunu sezmiş onları sınır dışı da edemiyordu çünkü sayıları oldukça kalabalık bir kitleyi böyle bir şey yapsa firavunlarla sürekli savaş halinde bulunan komşuları onun aleyhinde birleşip saldırıya geçebilirler Bu yüzden kendisine kulluk etmeyen ve tanrılık iddiasını benimsemeyen bu gruptan sezdiği potansiyel tehlikeyi bertaraf etmek ve onları sistematik olarak soykırıma uğratmak için son derece İğrenç O kadar da korkunç cehen nemi bir plan uygulamaya başladı Onları en zor ve en tehlikeli işlerde çalıştırmak onları aşağılamak çeşitli işkencelerden geçirmek bu planın bir parçasıydı yine nüfusları artmasın diye doğar doğmaz erkek çocuklarını öldürmek kız çocuklarını erkeksiz bırakmak da uygulanan planın ayrı bir parçasıydı Böylece çektikleri işkence ve eziyetlerin yan erkeklerinin azalıp kadınlarının artmasıyla zayıf düşmelerini ve kendisine baş kaldıramayacak duruma gelmelerini planlıyordu firavun israiloğullarının hamile kadınlarının doğum yapmalarından önce ebeler gönderir ve Doğan çocukları kendisine bildir.melerini isterdi amaç hiçbir suçları bulunmayan çocuklara acımayan iğrenç ve Cehennemi plan uyarınca daha doğar doğmaz erkek çocuklarını adeta bir canavar gibi boğazlamaktır işte Kasas suresinin 4 ayeti bu konuyu hatırlatmaktadır. ki mealen şöyledir. doğrusu firavun ülkesinde yani Mısır'da zorbalık yaptı büyüklük tasladı halkını çeşitli fırkalara ayırdı onlardan bir topluluğu erkek evlatlarını kesmek kız evlatlarını ise istismar için hayatta bırakmak suretiyle zayıflatmak istiyordu o bozguncuların tekiydi firavunluk aslında bir şahıs değil bir zihniyettir Bu zihniyet hiçbir zaman yok olmaz olmamıştır. da herhangi bir ülkede idareyi ele geçirdiğinde benzeri tipteki firavunların aynı V şi ve azgınca düşünceleri depreşir ve Melek denen azgın bir çıkar grubuyla da birleşerek bu kötü planlarını sahneye sürerler her dönemin firavununun yaptığı şey aslında Kur'an'ın haber verdiği firavunun yaptığının birebir aynısıdır toplumu farklı isim ve suçlamalarla kamplar ayrılır olmazsa suç üretilir ayrıştırılır böyle Böce karşısında güçlü bir şekilde mücadele edecek kimse kalmaz Hatta ayrılanlar da birbirlerini yer ve tüketirler bütün bunlar firavunun planının bir parçasıdır arkadaki Eller aynı ellerdir. ve bilmeden bu gruplar aslında kendi sonlarını da böylece getirerek firavunun ekmeğine İyi de bir yağ sürmüş olurlar sonuç mu Bir sıçrar İki sıçrar Ama üçüncüde artık sıçraması biter ve olduğu yerde yıkılır kalıverir ya denizde boğulur ya bir kuyuda can verir ya da yığdığı gayri meşru zenginlikleri tadam Adan ölüm en ummadığı anda yakasına yapışarak Toprağın altına alır Yüce Mevla bizleri firavun ve benzeri zihniyet her dönemin firavunlarının şerrinden muhafaza kılsın hepinize hayırlı günler diliyor Yarın yeni bir ayetin gölgesinde yolculuğumuza devam etmek üzere hepinize Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder