19 Mart 2025 Çarşamba

ŞARKILAR MI BİZİ, BİZ Mİ ŞARKILARI SÖYLÜYORUZ?

ŞARKILAR MI BİZİ, BİZ Mİ ŞARKILARI SÖYLÜYORUZ?

 Önemli not: 

Aşağıdaki yazıyı iki defa iki ayrı tarzda okumanızı rica edeceğim.
 İlk okumanızda gözler ve akıl devrede olacak.
 Okuduğunuz metin, güfteler ve yorumlar üzerinde düşüneceksiniz.
 İkincisinde ise vermiş olduğum linkleri sırasıyla açıp bir taraftan kulaklarınızla şarkıları dinlerken diğer taraftan yine aynı şekilde gözleriniz ve aklınız devreye girip bir kez daha metin, güfteler ve yorumlar üzerinde düşüneceksiniz.
 Belki farkında olmayacaksınız ama ikincisinde ruhunuz, kalbiniz ve hissiyatınız da size eşlik edecek.
 İlki 6-7 dakika sürerken, tavsiye ettiğim ikinci tarz okuma ve dinleme yarım saatinizi alacak.
 Olsun.
 İnanın bana, değecek.
 Ben değer demiştim ama bu yazıyı katkıları ve tenkitleri için musikişinas iki arkadaşıma gönderdim.
 Onlardan birisi değiştirdi değer’i, değecek diye.
 Yoksa bu satırların yazarı için bu söz büyük bir iddia olurdu.
 Yazının sonunda yapacaktım teşekkürü ama yeri gelmişken şimdi yapayım; hamd makamına doğru yol alırken dikensiz gül olma hedefini zihninde her daim canlı tutan ve dileklerini bana iletirken her zaman olduğu gibi tevazuun simgesi olan toprağın öz’üne inme istikametinden olduğunu seçtiği kelimelerle bile bana gösteren her iki arkadaşıma çok teşekkür ederim.
 Haftalık hapishane ziyaretinden ayrılırken eşlerin “bu an hiç bitmesin” dercesine birbirlerine karşı son kez bakışlarını tasavvur ettim bundan birkaç ay önce.
 Tahayyül yerine tasavvur kelimesini bilerek kullanıyorum, çünkü bir yakınım anlattı bana telefonda.
 “Görüşme bitti, gardiyanlar eşimi aldı götürüyor ve o iki gardiyanın arasında koğuşuna doğru giderken bakışlarını benden hiç ayırmıyor, ayıramıyordu.
 Ben de çıkış kapısına doğru giderken aynı şeyi yapıyordum” dedi.
 Telefonu kapattıktan sonra ne kadar hüzünlendiğimi Allah bilir.
 Gözlerimden akan yaşlar yanaklarıma doğru süzülürken aklıma Muzaffer İlkar’ın Hicaz şarkısı geldi:
 Mademki gidiyorsun bırakıp burda beni;
 Bir daha seyredeyim ne olur dur da seni;
 Ayrılan belki döner belki de dönmez geri;
 Bir daha seyredeyim ne olur dur da seni.
 Hemen youtube’dan Yaşar Özel’in yorumuyla dinlemeye durdum.
 Şarkıyı dinlerken empati yapmaya çalıştım kardeşlerimle, arkadaşlarımla, dostlarımla.
 Masum oldukları halde zulmün katmerlisini yaşayarak özgürlükleri ellerinden alınan, eşinden, çocuğundan, sevdiklerinden ayrılmış on binlerce insanı düşündüm.
 Ağladım, ağladım, ağladım.
 Vakıaya mutabık bu şarkı benim zihnimde farklı düşüncelere kapı açtı ve şu soruyu sordum kendime: “Biz mi şarkıları söylüyoruz yoksa şarkılar mı bizi?” Gerçi bu kapının açılışında ilk defa Müzeyyen Senar’dan dinlediğim “Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın” şarkısının da rolü yok değil.
 O günden bugüne yüzlerce defa da aklıma gelmiştir bu mesele, gerçekten biz mi şarkılar söylüyoruz yoksa şarkılar mı bizi? Dinlediğim her şarkıyı bu bakış açısıyla dinlediğimi söyleyebilirim.
 Vardığım sonuç şu; aslında her ikisi ama sanki ikincisi daha ağır basıyor, biz şarkıları değil, şarkılar bizi söylüyor.
 Delil mi istiyorsunuz? Buyurun size fasılasız bir solukta okuyacağınız deliller.
 Ama yazının başındaki önemli notta belirttiğim iki ayrı okuma usulünü ihmal etmeyin.
 Her güftenin her cümlesi her kelimesi üzerinde durarak, düşünerek ve duyarak okumaya ve dinlemeye çalışın.
 Güfte Sami Derintuna, beste Selçuk Tekay’a ait Uşşak şarkı.
 Adnan Şenses’den dinlenmeli derler, saygı duyarım ama benim tercihim Mustafa Keser.
 
 “Baharı beklerken ömrüm kış oldu
 Gözümde her zaman biraz yaş oldu
 En güzel duygular bana düş oldu
 Yorgunum dostlarım yorgunum artık;
 Vefasız yıllara dargınım artık.
 
 Tutmadı ellerim sıcak elleri
 Duymadım aşk denen tatlı sözleri
 Taşıdım gönlümde acı izleri
 Yorgunum dostlarım yorgunum artık;
 Vefasız yıllara dargınım artık.
 
 İçimde ateşler söndü kül oldu
 Aşk bahçem kurudu sanki çöl oldu
 Yâr bildiğim o bile bana el oldu
 Yorgunum dostlarım yorgunum artık;
 Vefasız yıllara dargınım artık.
 
 Güfte Ümit Yaşar Oğuzcan’ın.
 Muhayyer Kürdi makamında Kamuran Yarkın bestelemiş.
 Tavsiyem Zeki Müren’den dinlemeniz.
 
 “Sanırdım gündüzdü onlarla gecem,
 İçimde ümitti dost bildiklerim,
 Ne zaman yıkılıp yere düştüysem,
 Bırakıp da gitti dost bildiklerim.
 
 Hepsi varken baharımda, yazımda,
 Kışın bir burukluk kaldı ağzımda,
 Seneler senesi oysa gözümde,
 Cihana eşitti dost bildiklerim.
 
 Nerede o sözlere kandığım günler?
 Her gülen yüzü dost sandığım günler,
 Acıdan kahrolup yandığım günler,
 Ta canıma yetti dost bildiklerim.
 
 Meydana çıkalı asıl çehreler,
 Aydınlanmaz oldu artık geceler,
 Yalanlar tükendi, indi maskeler,
 Birer birer bitti dost bildiklerim.
 
 Korkar oldum bana ” dostum ” diyenden,
 Yoksa yok olandan, varsa yiyenden,
 Ne onlardan eser kaldı ne benden,
 Beni benden etti dost bildiklerim.
 ”
 Ümit Yaşar demişken güfte yine ona ait Hicaz makamındaki Avni Anıl bestesine Ahmet Özhan’ın yorumuyla kulak verelim.
 
 “Bir ateşim yanarım külüm yok, dumanım yok;
 Sen yoksan mekânım belli değil, zamanım yok;
 Fırtınalar içinde beni yalnız bırakma,
 Benim senden başka sığınacak limanım yok.”
 
 Ümit Yasar önceleri yazdığı aşk, hasret ve ayrılış temalarında yazdığı şiirlerini oğlu Vedat’ın ölümünden sonra “ölüm” temasına kaydırmış.
 İhtimal aşağıdaki şiiri de bu dönemde yazmış.
 Kürdîli Hicazkâr makamında büyük Üstat Münir Nurettin Selçuk bestelemiş.
 Elbette Münir Nurettin’in sesinden dinlemelisiniz.
 
 Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
 Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
 Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı
 Beni sensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın.
 
 Türk Sanat Müziğine inkâr edilemez emekleri geçmiş bestekar Kemani Tatyos Efendinin Uşşak makamında bestelediği şu şarkıyı Melihat Gülses’in yorumuyla dinleyin, bakalım ne düşüneceksiniz?
 
 Gam-zedeyim deva bulmam,
 Garibim bir yuva kurmam,
 Kaderimdir hep çektiğim,
 İnlerim hiç reha bulmam.
 
 Elem beni terk etmiyor,
 Hiç de fasıla vermiyor,
 Nihayetsiz bu takibe,
 Doğrusu tâkat yetmiyor.
 
 Güfte ve beste Erdoğan Yıdızel’e ait Hicaz şarkı.
 Sanat güneşimiz Zeki Müren’in sesinden dinlemenizi tavsiye ederim.
 
 Anlatılmaz bin dert ile geçiyor çileli ömrüm,
 Bir vefâsız kederinden eriyor garip gönlüm,
 Şu simsiyah geceler mi acep ben mi öksüzüm,
 Bir vefâsız kederinden eriyor garip gönlüm.
 
 Farklı bir fasla geçmeden bir de Aslıhan Erkişi’ye kulak verelim.
 Güfte ve bestesi Neveser Kökdeş’e ait olan “Neden bilmem bu iptila diyecek?” o enfes yorumuyla.
 
 Neden bilmem bu iptilâ, günden güne hâlim fenâ
 Aşkta yok mu vefâ sorsam sana hastadır gönlüm inan bana
 Sevmek nedir hiç mi bilmedin, aylar geçti seni görmedim
 Aşkta yok mu vefâ sorsam sana hastadır gönlüm inan bana.
 
 Yüzlerce-binlerce hikayeden birisi.
 Yaklaşık iki yıldır bırakın eşini görmeyi, ellerini tutmayı, bağrına sarmayı sesini bile duymayan birisi 10 dakika telefonla konuşma imkânı elde etmiş.
 Arkadaşı sormuş, ne konuştunuz.
 Cevap şu; “Konuşmadık, konuşamadık, sadece karşılıklı ağlaştık.
 ” Bu vakıanın hissiyatınızda yaptığı hareketlendirme üzerine isterseniz güftesi Azeri İslam Seferli, bestesi Bekirov’a ait Hicaz makamında “Nazende sevgilim yâdıma düştün” şarkısını dinleyin.
 Türkçe versiyonu için Nalan Altinörs’ü,
 Azeri versiyonu için Rashid Behbudov’u tavsiye ederim.
 
 Değdi saçlarıma bahâr gülleri
 Nâzende sevgilim yâdıma düştün
 Sevenin bahtına bir güzel düşer
 Sen de tek sevgilim aklıma düştün
 Nâzende sevgilim yâdıma düştün
 
 Gözlerim yoldadır, kulağım seste
 Ben seni unutmam en son nefeste
 Ey ceylân bakışlım, ey boyu beste
 Sen de tek sevgilim aklıma düştün
 Nâzende sevgilim yâdıma düştün
 
 Belli bir kıvama geldiyseniz şimdi göz yaşlarınızı salmaya hazır olun ve mutlaka Merhum Bekir Sıtkı Sezgin’den dinleyin aşağıdaki şarkıyı.
 Güfte, Ramazan Gökalp Arkın’ın.
 Beste Saadettin Kaynak’a ait.
 Nihavend makamında.
 
 Bahar bitti, güz bitti artık bülbül ötmüyor,
 Yâre tel çeke’m dedim, tel derdim iletmiyor,
 Yollar kapandı kardan, turna gelmez diyârdan,
 Haber çıkmadı yârdan, bu ayrılık bitmiyor.
 
 Derdim çok, dermânım yok,
 Cânân çok, cânânım yok,
 Onsuz adım sanım yok,
 Teselli kâr etmiyor.
 
 Bahar yeşil gözüydü, bülbül tatlı sözüydü,
 Gonca pembe yüzüydü hayâlimden gitmiyor.
 Ayrılık deniz gibi ölü bir beniz gibi,
 Uzayan bir iz gibi bitmiyor, bitmiyor.
 Ah bitmiyor.
 
 Şu ana kadar o kadar okuduğunuz/dinlediğiniz güftelerin besteleri hakkında bir şey diyemem.
 Kulak aşinalığım ötesinde musiki bilgimin olduğunu söyleyemem ama güfte ve yorumcu özelinde bilgi ve bahsini ettiğim kulak aşinalığımdan hareketle bazı yorumlarda bulunabilirim.
 Bütün şarkılarda bunu yapmak ise tahmin edeceğiniz gibi yazının istiap haddini aşar.
 Her biri için yorumda bulunmak kitaplık çalışma ister.
 Ama hem bu hem de bir sonraki güftede tavsiye edeceğim Bekir Sıtkı yorumu hakkında kısaca düşüncelerimi yazacağım.
 Bana göre Bekir Sıtkı besteyi yorumlarken bestenin içine giriyor, muhtevayı derinden hissediyor ve yaşıyor.
 Böyle olunca yorumuyla şarkıyı sanki yeniden besteliyor.
 Mesela; “Bahar bitti, güz bitti artık bülbül ötmüyor” derken hem baharın hem de bülbülün ötüşünün bitişinin üzüntüsünü yaz ortasında bile olsanız siz de yaşamaya başlıyorsunuz.
 “Yollar kapandı kardan, turna gelmez diyardan, Haber çıkmadı yârdan” deyince hüznün nedenini anlıyorsunuz ve “bu ayrılık bitmiyor”a gelince, yârdan ayrı kalmanın vermiş olduğu hüznün derinliğini siz de kalbinizde duyuyorsunuz.
 Ardından “Derdim çok, dermânım yok; Cânân çok, cânânım yok.
 ” Çok ve yok derken ki vurgulara dikkat ettiniz mi? Etmediyseniz edin, çok ve yok, çok’un ne kadar çoooooook, yok’un ise ne kadar yooooook olduğunu yani çaresizlik hissini insana veriyor.
 Bu insan bu kadar yalnız mı, eşi-dostu, arkadaşı teselli etmiyor mu diye düşünecek oluyorsunuz, “Onsuz adım sanım yok; teselli kâr etmiyor” diyerek hayal ve düşüncelerinizin önünü kesiyor ve bir kez daha sizi hüzne boğuyor.
 Sonra neşe ile sevinç ile sevgilinin tasviri geliyor.
 Neden neşe? Çünkü sevgilisinden bahsediyor.
 Yüzünde sanki güller açıyor.
 “Bahar yeşil gözüydü, bülbül tatlı sözüydü, Gonca pembe yüzüydü, hayalimden gitmiyor.
 ” diyor ama bu sevinç uzun sürmüyor, çünkü sevgili uzaklarda ve bunu ayrılığın tarifiyle ifade ediyor; “Ayrılık deniz gibi, ölü bir beniz gibi” Ayrılık, karaya çıkma ümidini kaybeden bir insanın uçsuz bucaksız deniz, hayata geri dönmesi imkânsız ölü gibi.
 Enfes benzetmeler ama bu benzetmeler Bekir Sıtkı’nın yorumunda müşahhaslaşıyor.
 Ve “Uzayan bir iz gibi, bitmiyor, bitmiyoooor, aaaaah bitmiyor.
 ” Hele bir de ayni kaderi yaşıyorsanız inanın bana o güfte ve bu yorum sizi gözyaşları çağlayanın içine hapseder.
 İkinci Bekir Sıtkı’dan dinlemelisiniz dediğim şarkının güftesi Vecdi Bingöl, bestesi Saadettin Kaynak’a ait, Segah bir şarkı.
 
 Derman kâr eylemez, fermân dinlemez,
 Dertli gönül, deli gönül,
 Derdinden ölse de, yine inlemez,
 Yaralı bereli gönül.
 O bir gözyaşıdır, çağlar derinden,
 Ses vermez bir lahza bin kederinden.
 Kırılmış gibidir ince yerinden,
 Hep sevdi seveli gönlüm.
 Nasîbi hicranmış, baht-ı avâre
 Neylesin derdini desin de yâre
 Yazılmış alnına böyle ne çâre.
 
 “Bahar bitti, güz bitti artık bülbül ötmüyor” da yaptigim gibi Bekir Sıtkı’nın besteyi yorumlarken bir kez daha nasıl bestelediğini yazmak isterdim ama köşenin hacmini aşmak ve sabrınızı sui istimal etmek istemem.
 Bununla beraber şunu da demeden geçemem; tasviri yapılan yârine aşık ama aşık olduğu kadar da ondan çeken dertli bir gönül.
 Eğer bu benzetmeyi yakalayabildiyseniz ve dediğim gibi benzer bir kaderi yaşıyorsanız Bekir Sıtkı “O bir gözyaşıdır, çağlar derinden” dediği an gözyaşlarınızın çağlamasına hakim olamazsınız.
 “Ses vermez bir lahza bin kederinden.
 ” duyduğunuzda kederin nüfuz alanını hissedersiniz vücudunuzda, “Kırılmış gibidir ince yerinden”e sıra gelince bir kemiğinizin “çıt” diye kırıldığını duyar ve nihayet “Neylesin derdini desin de yâre, yazılmış alnına böyle ne çâre.” cümlesinde çaresizliği yudumlarsınız?
 Ümit Yaşar’ın “Dost bildiklerim” güftesinde dediğinin tam aksi istikametinde şeyler de yaşandı bu süreçte.
 Eşler, sözlüler, nişanlılar arasındaki sevgi, saygı, muhabbet, meveddet ve aşk bağları eskiye nispetle çok daha güçlendi.
 Bunu da güftesi Ercument Er, bestesi Sadettin Kaynak’a ait Segah şarkıda takip edelim:
 
 Bir rüzgârdır gelir geçer sanmıştım,
 Meğer başımda esen kasırgaymış sevgilim,
 Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştim,
 Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim.
 Bir gün gelir unutursun demiştin sevgilim,
 Hicrânını uyutursun demiştin sevgilim,
 Unutmadım, unutmadım,
 Aşka hasret, sana hasret bekliyorum sevgilim
 Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştim
 Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim.
 
 Aynı eksende bir başka şarkı, güftesi Arslan Tunçata, bestesi Selâhattin Altınbaş’a ait Hüzzam makamında.
 Zekai Tunca’dan dinlemelisiniz derim.
 
 Dilimi bağlasalar anmasam hiç adını
 Gözümü dağlasalar görmezsem hiç yüzünü
 Elimi bağlasalar tutmazsam ellerini
 Silemezler gönlümden ne aşkını ne seni
 
 Dünyamı karartsalar unutmam için seni
 Büyüler yaptırsalar sevmemem için seni
 Gurbete gönderseler kan doldursa içimi
 Silemezler gönlümden ne aşkını ne seni.
 
 Bu devrin mazlumlarından biri olan Ahmet Turan Alkan’ın hararetle tavsiye ettiği sanat müziğimizin gizli hazinelerinden biri olan Sabite Tur Gülerman’dan dinlemeniz şartıyla Hacı Arif Bey imzasını taşıyan Kürdîli Hicazkâr şu şarkıya bakın.
 İftirâkındır sebep bu nâle-vü feryâdıma.
 Gelmez oldun sevdiğim hayli zamandır yanıma
 Kûşe-i gurbette kaldım gel yetiş imdâdıma
 Gelmez oldun sevdiğim hayli zamandır yanıma.
 
 Bir sonraki şarkıya geçmeden “Barış olsun!… Hep barış olsun!…diyen Üstad Ahmet Turan Alkan’a bir selam göndermek isterim buradan:
 “Selam olsun!…Hep selam olsun!…”
 Hacı Arif demişken iki bestesini daha dinleyelim.
 İlk şarkının güftesi Namık Kemal’e ait.
 Segâh makamında.
 Kimden mi? Bence Kani Karaca’dan.
 
 Olmaz ilaç sine-i sad pâreme
 Çare bulunmaz bilirim yâreme
 Baksa tabiban-ı cihan çâreme
 Çare bulunmaz bilirim yâreme
 Kastediyor tir-i müjen canıma
 Gözleri en son girecek kanıma
 Şerh edemem halimi cananıma
 Çare bulunmaz bilirim yareme.
 
 İkinci Hacı Arif bestesi yine Kürdîlihicazkâr makamında.
 Güftesi ise Niğdeli Hikmet Bey’e ait.
 Bu şarkıyı musikî erbâbınca hanım sanatçıların piri kabul edilen ve ihtirâmların en güzeline layık olan Meral Uğurlu Hanimefendi’nin sesinden dinlemenizi hararetle tavsiye ederim.
 
 Gurûb etti güneş dünya karardı
 Gül-i bağ-ı emel soldu sarardı
 Felek de böyle mâtemler arardı
 Gül-i bağ-ı emel soldu sarardı.
 
 Mehmet Erbulan güftesini yazdığı Ziya Taşkent bestesine kulak verelim bir de.
 Hüzzam makamında.
 Tavsiyem bestekarının sesi.
 
 Dinmiyor hiç bu akşam ne gözyaşım ne acım
 Bu akşam her akşamdan sana pek çok muhtâcım
 Senden başka kimseye yok benim ihtiyâcım
 Bu akşam her akşamdan sana pek çok muhtâcım.
 
 Artık bitireyim.
 Güfte ve beste Teoman Alpay’a ait Hüzzam şarkı.
 Tercihim Alp Arslan’ın yorumu.
 
 Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgâr,
 Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar,
 Unutmuş ellerimi eşim, dostum, sevdiğim,
 Kalbim acılarla hep bölünmüş dilim dilim,
 Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar…
 
 Bitireyim diyorum ama bitmiyor ki? Her bir cümlesi, kelimesi ve harfi ile ayın çevresinde görülen ışık halkasının adı olan “hâle” gibi insanı çevreleyen ve bam teli misali can damarına vuran güfte ve beste Mümin Sarıkaya’ya ait şarkıyı yine onun sesinden dinlemelisiniz.
 
 Ben yoruldum hayat, gelme üstüme
 Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne
 Gözümden, gönlümden düşen düşene
 Bu öksüz başıma gözdağı verme
 Ben yanıldım hayat, vurma yüzüme
 Yol verdim sevdanın en delisine
 O yüzden ömrümden giden gidene
 Şu yalnız başımı eğdirme benim
 Ben pişmanım hayat, sorguya çekme
 Dilersen infaz et, kar etmez dil’me
 Sözlerim ağırdır, dokunur kalbe
 Şu suskun ağzımı açtırma benim
 
 Bununla bitiriyorum; Aşık Kerem’e ait bir şiir.
 Türkiye’nin medar-ı iftiharı meşhur ve merhum ozan Neşet Ertaş’tan dinlemelisiniz:
 Yazımı Kışa Çevirdin
 Karlar Yağdı Başa Leyla’m,
 Viran Oldu Evim Yurdum
 Ne Söylesem Boşa Leyla’m.
 Her An Gözümde Perdesin
 Nere Baksam Sen Ordasın
 Mevlâ’m Ayrılık Vermesin
 Göğde Uçan Kuşa Leylâ’m.
 Yârden Ayrı Kalmak Ölüm
 Söyle Ne Olacak Halım
 Böyle Kader Böyle Zulüm
 Gelir Garip Başa Leyla’m.
 
 Söz, bu son.
 Hem de bizim şarkıları değil, bu yazının ana temasını oluşturan şarkıların bizi söylediğinin en büyük delili.
 “Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
 ” Güfte Şahin Çandır, beste Avni Anıl’a ait Kûrdîlihicâzkâr bir şarkı.
 Kapanışı o kadife gibi sesiyle Zeki Müren ile yapalım.
 
 Öyle dudak büküp hor gözle bakma
 Bırak küçük dağlar yerinde dursun
 Çoktan unuturdum ben seni çoktan
 Âh bu şarkıların gözü kör olsun
 
 Güzelsen güzelsin, yok mu benzerin
 Goncadır ilk hâli bütün güllerin
 Aklımda kalmazdı yüzün, ellerin
 Âh bu şarkıların gözü kör olsun
 
 Bir gülüşün var ki kaş çatar gibi
 En sıcak sözlerin azarlar gibi
 Hiç bağlanır mıydım çocuklar gibi
 Âh bu şarkıların gözü kör olsun
 
 Sonunda tuz bastın gönül yarama
 Nice dağlar koydun nice arama
 Seni terkedip de gitmek var ama
 Âh bu şarkıların gözü kör olsun
 
 Ne güzel der “medeniyet şairimiz” nitelemesine hak kazanan Yahya Kemal Beyatlı:
 “Çok insan anlayamaz eski mûsikîmizden.
 Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.
 ” Aynen katılıyorum, biz şarkıları değil, şarkılar bizi söylüyor.
 Bunu anlamayan da bir şey anlamaz bizden vesselam.
 Not: Makale boyunca ismi geçen ve birçokları itibariyle ahirete intikal eden şair, bestekar, yorumcu hepsine Allah’tan rahmet, sağ olanlara da uzun ve hayırlı ömürler diliyorum.

 “Yine bahar oldu coştu yüreğim
Akar boz bulanık seli dereler
Sıla derdi vatan derdi yâr derdi
İflah etmez bu dert beni paralar”

Hayal oldu Âşık Emrah halleri Deyin yâre gözlemesin yolları Herkesin sevdiği giyer alleri Koy benim sevdiğim giysin kareler.

 Emrah

Hicrânı Açmıştır Sînede Yâre
Hicranı açmıştır sinede yare
Zavallı gönlümün neşesi kara
Talihin zulmeti yol vermez yâra
Bahtım kara, gül kara, sümbül kara

Sabret gönül birgün olur bu hasret biter
Çekilen acılar canım gün olur geçer

Bir gül için bülbül giymiş karalar
Sinem üzre göz göz olmuş yaraylar
Bu dert beni iflâh etmez, paralar
Benim derdim, dermanım bilen yok

Sabret gönül birgün olur bu hasret biter
Çekilen acılar canım gün olur geçer.
KARACOĞLAN

AH BU GÖNÜL ŞARKILARI

SENİNLE DOĞAN GÜLDÜR BU GÖNÜL
AH BU GÖNÜL ŞARKILARI
DİLİMDEKİ BÜLBÜLDÜR BU GÖNÜL
AH BU GÖNÜL ŞARKILARI

DOLU SEVGİ TASINDA GÖNÜL
BİR GENÇLİK MASASINDA
İKİMİZ ARASINDA GÖNÜL
AH BU GÖNÜL ŞARKILARI

KAVUŞMANIN TADINI TADINI
AYRILIK FERYADINI
TAŞIR SENİN ADINI BU GÖNÜL
AH BU GÖNÜL ŞARKILARI

DOLU SEVGİ TASINDA GÖNÜL
BİR GENÇLİK MASASINDA
İKİMİZ ARASINDA GÖNÜL
AH BU GÖNÜL ŞARKILARI

Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma,
Ağlama Gözlerim Mevlâ Kerimdir.
Derman Arar İken Derde Düş Oldum,
Ağlama Gözlerim Mevlâ Kerimdir.

Huma Kuşu Suya Düştü Ölmedi,
Dünya Sultan Süleyman'a Kalmadı.
Dedim Yâre Gidem Nasip Olmadı,
Ağlama Gözlerim Mevlâ Kerimdir.

Kağıda Yazarlar Ufak Yazılar,
Anasız Olur Mu Körpe Kuzular.
Yürek Yaralıdır, Ciğer Sızılar,
Ağlama Gözlerim Mevlâ Kerimdir.

Pir Sultan Abdal'ım Böyle Buyurdu,
Ayrılık Donları Biçti Giydirdi.
Ben Ayrılmaz İdim Felek Ayırdı
Ağlama Gözlerim Mevlâ Kerimdir.

ıslak ıslak

Gecenin nemi mi düşmüş gözlerine
Ne olur ıslak ıslak bakma anne
Gecenin nemi mi düşmüş gözlerine
Ne olur ıslak ıslak bakma anne

Saçını dök sineme derdini söyle
Yeterki ıslak ıslak bakma anne
Saçını dök sineme derdini söyle
Yeterki Islak Islak bakma anne

Sürerim buluttan tarlaları
Yağmurlar ekerim göğün göğsüne
Güneşte demlerim senin çayını
Yüreğimden süzer öyle veririm

Ben feleğin su çarkına çomak sokarım
Ben feleğin tekerine çomak sokarım
Yeterki ıslak ıslak bakma anne
Ne olur ıslak ıslak bakma anne

Sürerim buluttan tarlaları
Yağmurlar ekerim göğün göğsüne
Güneşte demlerim senin çayını
Yüreğimden süzer öyle veririm

Ben feleğin su çarkına çomak sokarım
Ben feleğin tekerine çomak sokarım
Yeterki ıslak ıslak bakma anne
Ne olur ıslak ıslak bakma anne
Yeterki ıslak ıslak bakma anne
Ne olur ıslak ıslak bakma anne

DAVANIZ NE ULAN SİZİN?
Dava dava diyorsunuz,
Davanız ne ulan sizin?
Haram-helal yiyorsunuz,
Tek davanız talan sizin!
Gidin görün gezin il il...
Götürenler sizden tekmil!..
Benim gibi saz-maz değil,
Yetim hakkı çalan sizin...
Şartlarını evirerek,
Rakipleri devirerek,
Kırk bin dolap çevirerek,
İhaleler alan sizin...
Reklam ile çulsuzluğu,
Bol diyerek bolsuzluğu,
Yol yaparak yolsuzluğu,
İcat eden p(i)lan sizin...
Bundan daha kötüsü ne?
Faiz verdik tutusuna!
Ayakkabı kutusuna,
Doldurulan, dolan sizin!
Hani yahu aktınız ak!
“Rıza„ rüşvet verince bak,
Tramplenden atlayarak,
Balıklama dalan sizin!...
Yandaş-mandaş, partiliyle,
Üç kâğıt‘ın her türüyle,
Örtülüyle-mörtülüyle,
Beytülmalı yolan sizin!
Bırakın siz onu, bunu,
Nerden çıktı varlık fonu?
Açıklayın hele şunu!
Bu buluşu bulan sizin...
Adalette aksızlığı,
Sizde gördük paksızlığı!
Göre göre haksızlığı,
Hakka hakim kılan sizin...
Bu milletten utanmadan,
Kan emerek hem de kan kan...
Anamıza telefondan,
Sövüp-sayan yılan sizin…
Çok oldunuz beyler çok çok,
Çok yediniz karnınız tok!..
Halka zırnık koklatmak yok,
Ne var ise olan sizin...
Vergi silah, zamlar fişek,
Vurun yatsın yorgan döşek!
Size göre bu halk eşek,
Sırtında ki palan sizin...
Yeter ki halk size gelsin,
Sizi seçsin, sizi bilsin,
Ondan sonra varsın ölsün!
Ölen ölür kalan sizin!..
Kanunlara vurup tırpan,
Avantaya göz-möz kırpan,
Velhasılı çalan-çırpan,
Falan sizin filan sizin...
Arif der ki haya haya!..
Davanız da İslam güya,
Vıcık vıcık hepsi riya,
Her şeyiniz yalan sizin,
12/02/2017 9:27PM


GÖZLERİN
Karga pazarının tezgin ceylanı
Gezer bu yaylada boşa gözlerin
Anlaşılmaz tabiatı lisanı
Ne söyledi kara taşa gözlerin
Arzum budur ömrüm olsa bin asır
Gündüzlerim tasa, rüyalarım sır
Uyuyup gözlerin eylersen esir
Yaramaz ki hiçbir işe gözlerin
Sevda suyu çok aşığı kandırır
İçenin içinde aşk uyandırır
Bir damlası bu cihanı yandırır
İstemem kükreyip coşa gözlerin
Dayanmaz ateşe insanın teni
Sevdaya düşenin erir bedeni
Göre göre tuttu uzattı beni
Eyledi ateşe maşa gözlerin
Zehirli kirpiğin kalbime saçtın
Sinemde çaresiz bir yara açtın
Ben sana geldikçe sen benden kaçtın
Senin de birine düşe gözlerin
Yedi vücudumu yüzdü derimi
Eritmeye döndü kemiklerimi
Ebedi sır tutsun çektiklerimi
Demesin kirpiğe kaşa gözlerin
Çerkezoğlu dağ dayanmaz zarıma
Sunam cilve satar dert pazarıma
Ölürsem ağlama gül mezarıma
Alışmasın kanlı yaşa gözlerin
Âşık Fuat Çerkezoğlu


NEFRET!..
Bana bakın bana bana,
Sizden nefret ediyorum!
Gittiğiniz yol bir yana,
İzden nefret ediyorum!
İşiniz hep yalan-dolan,
Bu kadar da olmaz ulan...
Sizden çıkan her bir yalan,
Sözden nefret ediyorum...
Haram yerken darlanmayan,
Yalan derken zorlanmayan,
Utanmayan, arlanmayan,
Yüzden nefret ediyorum...
Dışı ak-pak, içi kirli,
Örtünmek de türlü türlü!
Siyaseten tesettürlü,
Kızdan nefret ediyorum!..
Her görmem de sizi her her...
Hatırlarım teker teker!
Makarna ve kömür, şeker,
Tuzdan nefret ediyorum!..
Bizim kefen orta halli,
Sizinkiler süslü, belli!..
O gün, bu gün her dantelli,
Bezden nefret ediyorum!..
Kafa bomboş, kafa kovuk,
Konuşurlar lavuk lavuk!..
Koyun, sığır, horoz, tavuk,
Kazdan nefret ediyorum!..
Bu gaf dersin, gaf anlamaz,
Kara cahil, laf anlamaz,
Affedersin zındık, yobaz,
Yozdan nefret ediyorum...
Aka kara karaya ak,
Helal diyor harama bak!..
Haram ise çoğu bırak,
Azdan nefret ediyorum...
Harama ki, bu hoş bakış!..
Kokuştur bu resmen kokuş!
Şerre giden iniş yokuş,
Düzden nefret ediyorum...
Her tezgaha çarşı olan!
Her sofraya turşu olan!
Türk-İslam‘a karşı olan,
Tezden nefret ediyorum...
Türk ve İslam nedir peki?
Bir ülküdür elbette ki...
Bu Ülkünün üstündeki,
Tozdan nefret ediyorum...
Devletini delip, deşen,
Ordusuna mezar eşen,
Ocağından ayrı düşen,
Közden nefret ediyorum!..
Koynumda ki karşı çıkan,
Yılanlardır beni sokan,
Türklüğüme her hor bakan,
Gözden nefret ediyorum...
Arif‘leri anlamayan,
Türkü duyup dinlemeyen,
Hatta türkü tınlamayan,
Sazdan nefret ediyorum...
Ozan Arif


Öğretmen
Kalem ile deler cehlin dağını,
Aydınlığa bir yol açar öğretmen
Kapatır öfkenin, kinin çağını,
Gönüllere sevgi saçar öğretmen.
Odur yarınların gerçek güvenci,
Okutur çocuğu, eğitir genci,
Pilot olduğunda küçük öğrenci,
Yükselir göklere uçar öğretmen.
Devlete temeldir, millete maya,
Tarla yapmış yurdu bir boydan boya,
Kocaman şehirden küçücük köye,
Sevgi eker, saygı biçer öğretmen.
Gündüzün dostudur, gecenin hasmı,
Onunla çizilir yarının resmi,
Doğacak çocuğa verilir ismi,
Nesilden nesile geçer öğretmen.
Saygısı sonsuzdur Milli Marş'ına,
Teslim olmaz asla hain kurşuna,
Şehit olur yine çıkar karşına,
İşte böyle bir ant içer öğretmen.
Herkesin derdine dağıtır şifa,
Memnundur işinden, çekse de cefa,
Gelirse dünyaya ikinci defa,
Yine bu mesleği seçer öğretmen.
Sarılırken kefen yorgun bedene,
Son dersini verir yolcu edene,
Benzemez öyle her gelip gidene,
Koca bir dağ gibi göçer öğretmen
Rasim Köroğlu


Gözlerin
Başı dumanlı çağımın,
Eyyüp yarası gözlerin.
Gök tutmuş gönül dağımın,
Karı, borası gözlerin.
Yemyeşil Ötüken yurdu,
Zamanlar hep orda durdu,
Yüreğime bağdaş kurdu,
İşte şurası gözlerin.
Enginine nar düşenin,
Yücesine kar düşenin,
Yedi iklim, dört köşenin,
Yanı, yöresi gözlerin.
Gece düşler, gündüz düşler,
Yıldıza yıldızlar eşler,
Canımın canına işler,
Gece karası gözlerin.
Nefeslenirken özünde,
Akıl oynattım sazında,
Leyla'lı çöl ayazında,
Mecnun çırası gözlerin.
Varsın senin sevdan yensin,
"Bu aşkına mağlup" densin,
Benim Tuna Boylum sensin,
Oğuz Töresi gözlerin

Anadolu Sevgisi
Sen bizim dağları bilmezsin gülüm,
Hele boz dumanlar çekilsin de gör.
Her haftası bayram, her günü düğün,
Hele yaylalara çıkılsın da gör.
Bilmezsin ovalar nasıldır bizde;
Kağnılar yollarda, yoncalar dizde...
Saydıklarım damla değil denizde,
Hele bir ekinler ekilsin de gör.
Görmedin sen bizim mavi suları,
Karlar eriyince kırar yuları...
Köpük olur beyaz, sel olur sarı;
Hele taştan taşa dökülsün de gör.
Sen bizim köyleri görmedin ki hiç,
Yolları toz, çamur, evleri kerpiç.
O kirli kabukta, o en temiz iç;
Hele bir yakından bakılsın da gör.
Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı,
Sevgiyi bulasın, yakına gel ki...
Kalıplar gerçeği göstermez belki
Gönül perdeleri sökülsün de gör.
Abdurrahim Karakoç


"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."
veya,
"Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez
Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan"
..
"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz"
..
"İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah"
..
"Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
Zer-dûz palan vursan da eşek yine eşektir"
"Âsâf'ın mikdârını bilmez Süleyman olmayan
Bilmez insan kadrini âlemde insan olmayan
Zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvâlini
Anlamaz hal-i perişanı perişan olmayan
Rızkına kani' olan gerdûna minnet eylemez
Âlemin sultanıdır muhtâc-ı sultân olmayan
Kim ki korkmaz Hak'tan ondan korkar erbâb-ı ukûl
Her ne isterse yapar Hak'tan hirasan olmayan
İ'tiraz eylerse bir nâdân Ziyâ hamûş olur
Çünki bilmez kadr-i güftârın sühândan olmayan."
12/03/2017 8:21AM
Nefret
1:48
12/12/2017 1:13PM
Dağ İle Konuşmamdır

Dedim:
Yücelerden mağrur mağrur bakarsın,
Duy sesimi sana derim dağlar ey!
Gölgeleri üzerime yıkarsın,
Gururlanma gücenirim dağlar ey!
Dedi:
Ayak bastım yeryüzünün üstüne,
Sevenlerim her yanımı bağlar ey!
Dost olanlar gül gönderir dostuna,
Hani nerde büyüttüğün bağlar ey!
Dedim:
Hep yatarsın yürümeye gücün yok,
Sevgi bilmez, dert bilmezsin acın yok,
Kral olsan başında bir tacın yok,
Kıymetini ben bilirim dağlar ey!
Dedi:
Nöbetteyim sen sanma ki yatarım,
Sevmez olsam Kaf Dağı’na atarım,
Tac istersem yıldızları tutarım,
Dört mevsim de bende güler, ağlar ey!
Dedim:
Gelin gibi süslensen de her bahar,
Kış gelende ümidine kar yağar,
Sur üflense bir nefeslik canın var,
Mağrur olmak nene derim dağlar ey?
Dedi:
Ok da benden, yay da benden, sadak da,
Kök de bende, dalda bende, budak da,
Türkü olur oynaşırım dudakta,
Üzerimden nice geçse çağlar ey!
Dedim:
Dünya geniş hiç kimseye dar değil,
Bana gitmek, sana kalmak zor değil,
Doruğunu vatan tutan kar değil,
Damla damla ben eririm dağlar ey!
Dedi:
Hira benim, Tur da benim, Ural da,
Kurt da bende, kuş da bende, maral da,
Bey de benim, han da benim, kral da,
Benim işte yeryüzünde tuğlar ey!
Dedim:
Bilen bilir kim haksızdır kim haklı,
Fıtratımda nice alemler saklı,
Tanrı yalnız bana verdi bu aklı,
Ruh üflenmiş bir eserim dağlar ey!
Dedi:
Ferhat deldi kazma ile bağrımı,
Ben bilirim ben yaşadım ağrımı,
Gel deyince kurt, kuş duyar çağrımı,
Mor göğsümü hep yorgunlar dağlar ey!
Dedim:
Can Mevlana, dost Yesevi bendedir,
Yunus Emre sevi sevi bendedir,
Sevgi yüklü gönül evi bendedir,
Gönüllerdir benim yerim dağlar ey!
Dedi:
Zamanlarda adım adım koşarsın,
Nefes nefes ölmek için yaşarsın,
Sen insansın elbet beni aşarsın,
Elbet sende alperenler, beyler ey!
Ve beraber dedik ki:
Hem insanız, hem yoldaşız, hem dağız,
Yağmur yoksa, gönül yoksa kurağız,
Neticede ikimizde toprağız,
Hüvelbaki, Allah kerim dağlar ey!
FEB 19TH, 10:30AM


Çoktan beri gelmiyorsun
Yoksa uzak yol mu kardeş
Arayıpta sormuyorsun
Biz de koydun hal mı kardeş

Otururduk binamız bir
Evimiz bir hanemiz bir
Anamız bir babamız bir
Şimdi olduk el mi kardeş

Gurbet ele çıktın karan
Seni değiştirdi paran
Bilmezsin hısım yaran
Elin kızı dal mı gardaş

Çelebi de oldu bir aşık
İşleri var karma karışık
Ne küsülü ne de barışık
Konuşmuyor dil mi gardaş

Kar taşı kar taşı
Karşı dağdan kar taşı
Hasta düştüm sormadı
Neydim böyle kardaşı

Yaradan var yaradan var
Yeri göğü yaradan var
Mağrurlanma padişahım
Seni beni yaradan var


Şu fani dünyada sürdüğün sefa
Garibe ulaştı nusretin baba
Nur yüzünü göremedim son defa
Gün geçtikçe artar hasretim baba

Yolda kalanlara hızır olurdum
yardım isteyene hazır olurdun
Yaren’e yoldaşa nazir olurdun
her işte halistir niyetin baba

Hayatta yaşarken doğruyu seçtin
Gönül hak kapısı elinle açtın
Sonunda dünyadan ukbaya göçtün
Bitti mi burdaki hasretin baba

Karşı dağlar kavak palut gür orman
Köyümün havası suyu bal derman
Şimdi viran olmuş köylerde harman
Yıkık evin barkın mereğin baban
Ben bu aşkın temeline
on yaşında taş koymuşum
çimentoya ne lüzum var
iki damla yaş koymuşum

Kadir ey Allah’ım kadir
insanlarda sevda nedir
Elli yıldır kurdum sedir
O yar için boş koymuş

Aşığım dalından atma
Akı karaya katma
gel gönlüme el uzatma
sönmeyen ateş koymuşum

Mevlüt ihsaniyi kınama
her derdi çektim sineme
kavuşmak için sonama
ben bu yola baş koymuşum

Duvarda resmine baktığım zaman
Ben babamı hatırlarım ağlarım
Bir daha görmenin yoktur imkanı
Ben babamı unutamam ağlarım

Kaderine kızmaz isyan bilmezdi
Hakkın dergahından geri dönmezdi
Yoksullukla savaşırdığı gülmezdi
Ben babamı hatırlarım ağlarım

Yalvarırım hak cennette yatıra
Anılarım sığmaz birkaç satıra
Garip anam kaldı bize hatıra
Ben babamı unutamam ağlarım

Ey hayali yenen var mı kaderi
Dünyadan gidenler gelir mi geri
Akibet topraktır insanın yeri
Ben babamı hatırlarım ağlarım
MAR 6TH, 2:20AM


Türküler

İçinde hayat var,can var,biz varız,
Sevdadır kadına,ere türküler.
Her bir nağmesinde Türk'ü duyarız,
Söylenen,yaşanan töre türküler..

Yerde alev alev Mecnun'ın izi,
Gökte yağmur yağmur sevda denizi,
Çokluktan sıyırıp alır da bizi,
Götürür bırakır Bir'e türküler.

Gah katık yaparız ekmeğe aşa,
Gah sitem ederiz gökteki kuşa,
Yarını kurarken eğlene,coşa,
Ummanı hoş eden dere türküler.

Kimleri dağların ardına attı,
Kimbilir kaç kere yara kanattı,
Gurbeti ağlattı,yolu ağlattı,
Gökleri indirir yere türküler.

Aşk kozası ördüm bir yeşil ah'tan.
Yüceleri tuttum mavi sabahtan,
Niyazım odur ki Yüce Allah'tan,
Kıyamet gününü göre türküler..
APR 15TH, 8:16PM


BÜLİRSEN ANA.

Bahça duvarında hıbar taşını,
Lavaş büşürdüğün tandur başını.
Kartol herlesini,gurut aşıni
Ele göresmişem bülirsen ana..

Gözün yaşli idi,nasırli elin,
Nenni söyler iken bülbüldi dilin,
Bahçaya ektiğin nergisle gülün,
Ele göresmişem,bülirsen Ana..

Bahtın gara idi,yufka yüregin,
pehte süsliyidi evin teregin,
Tutmaç çorban ile su böregin,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

O hersli duruşunu huyunu,
Şorağli çamaşırın suyuni,
Pağır semavarda akşam çayıni,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Küvleye bastığın çaput bezini,
Müşiga bibinin tılig gızıni,
Ocak başındaki hisli yüzüni,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Tiril tiril süpürdüğün paraği,
Ekinde salladığın oraği,
Yünü işlediğin dişli daraği,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Koddik süpürgeni evi eşiği,
Fır fır diğe döndürdüğün teşiyi,
Beni salladığın tahta beşiyi,
Ele göresmişem bülirsen Ana...

Zehni pehlüvanın goşi atıni,
Gasap muammerin kollik itini,
Gışın yedirdiğin ceviz,tutuni
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Çileye taliptin bitmezdi işin,
Kapı arkasında demir egişin,
Onunla bizleri çırpip dögüşün,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Pisigi,cücügi,birde kolligi
Ayağında sürüttüğün kaligi.
Tandurda.büşürdüğün gılıgi,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

İdare lambasıni yakışın,
Haksızlığıa şimşek gibi çakışın.
O ela gözlerin cennet bakışın,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Evimizin temiz mis havasıni,
Gavurma issittiğin yağ tavasıni,
Caggılın,bediren su kovasıni,
Ele göresmişem bülirsen Ana...

Nesip Der çıktık gurbet eline,
Hasret türküleri düştü dilime,
Son bir kez başımi koysam eline,
Seni..Seni..Göresmişem Bülirsen Ana...

Siir
Nesip Aykın
MAY 10TH, 3:58PM
Yaşın beş al yanına eş
Yaşın on turnanın konduğu dala kon
Yaşın yirmi boynun değirmi
Yaşın otuz yumruğun topuz
Yaşın kırk bıyıkları kırk
Yaşın elli her şey belli
Yaşın altmış biraz gitmiş
Yaşın yetmiş işin  bitmiş
Yaşın seksen biraz noksan
Yaşın doksan ha varsan ha yoksan
Yaşın yüz gözlerin büz toprakla dümdüz
MON 8:32AM


“Koşan elbet varır; düşen kalkar;

Kara taşkan su damla damla akar,

Birikir, sonra bir gümüş göl olur;

Arayan hakkı en sonunda  bulur..."

                                TEVFİK FİKRET

 

"Simyacı" Yazarı Paulo Coelho'dan Başucu Notu Yapılacak 15 Alıntı

1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir.
Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir.

2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.
Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.

3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.
En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.

4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.
Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.

5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.
Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.

6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.
Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.

7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.
Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.

8. Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalkmaktı.
Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalkmaktı.

9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.
Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.

10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.
Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey   birden olur.

11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.
Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam   zamanı. Harekete geçin.

12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.
Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.

13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.
Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.

14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.
Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın   dersi kaybettirir.

15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.
 


Paulo Coelho's Top 10 Rules For Success 
1. Don't be a part-time dreamer
2. Live in the moment
3. Discover yourself
4. Pay attention to life
5. Take risks
6. Find your personal legend
7. Nurture innocence
8. Find enthusiasm
9. Treasure everything
10. Dive into the unknown
Bonus:
Let your inspiration guide you.

"Simyacı" Yazarı Paulo Coelho'dan 10 Kural-

1. Yarı zamanlı hayalperest olmayın
Gençken, Coelho yazar olmak istedi.

2. Şu andan itibaren yaşamak
17 yaşında, Coelho'nun geleneksel bir yol izlemeye başlaması ve karşı çıkması, ebeveynlerinin onu bir akıl hastanesine teslim etmesine yol açtı.

3. Kendinizi keşfedin

Coelho, ebeveynlerinin isteklerine göre hukuk fakültesine kaydoldu ve yazar olma hayalini terk etti.

4. Hayata dikkat et

Hukuk okulundan ayrıldı ve Güney Amerika, Kuzey Afrika, Meksika ve Avrupa ile seyahat eden bir hippi olarak hayatı yaşadı.

5. Riskler al

1986'da Coelho, yaşamının bir dönüm noktası olan İspanya'nın kuzeybatısındaki Santiago de Compostela'daki 500 kilometrelik yol yolunda yürüdü.

6. Kişisel efsanenizi bulun

Coelho, 1982'de, önemli bir etki yapmayan ilk kitabını Hell Archives'ı yayınladı.

7. masumiyeti
beslemek
Simyacı tarihte en çok satan kitaplardan biri haline gelen 83 milyondan fazla kopya satmaya devam etti.

8. coşku bulmak

Simyacının yayınlanmasından bu yana, Coelho genellikle iki yılda bir roman yazmıştır.

9. Hazine her şey 1996 yılında Coelho, çocuklara ve yaşlılara destek sağlayan Paulo Coelho Enstitüsü'nü kurdu.

10. Bilinmeyene dalın 2014'te yaklaşık 80.000 belge-el yazması, günlük, fotoğraf yüklemeyi bitirdi ve sanal bir Paulo Coelho Vakfı yarattı.

Bonus: İlhamın size rehberlik etmesine izin verin.


Ne istediğini bilmek yeterli değil.
Ne istediğini yapmak istediğini yapmak zorundasın.
Hissettiklerimi yazıyorum ve sonra
kitaplar çıktığında insanlar
Kendimi kitaplarımla tanıştır.
Kendimi dairemde otururken hayal etmiyorum
Rio De Janeiro'da, ah, ben olmak istiyorum
Böyle başarılı bir yazar ve insanlar kitabımı okumalılar.
Bir şey istediğinde, bütün
Evren, sahip olmanız için size danışacaktır.
- Brezilyalı bir lirizmci ve romancı.
Alchemist adlı romanı 80 dile çevrildi.
Kitaplarının 200 milyondan fazla kopyasını sattı.
ve tüm zamanların en çok satan Portekizli yazarıdır.
O Paulo Coelho ve işte benim
başarı için onun en iyi 10 kuralını almak.
Birinci kural benim kişisel favorim.
ve takıldığından emin ol
Bazı özel bonuslar için sonuna kadar.
Ve klipleri izlerken, eğer varsa
Paulo'nun seninle rezonansa benzediği bir şey var.
alıntılarda yer alan yorumlara eklediğinizden emin olun
böylece diğer insanlar da faydalanabilir ve ilham alabilirler.
- Biliyorsun, yıllarca sürdü.
Genç olduğumdan beri yazar olmak istediğimi biliyordum.
ve bu megalomanyak şeyler var
Dünyadaki en ünlü yazar olmak hakkında.
Ama ne istediğini bilmek yeterli değil.
Ne istediğini yapmak istediğini yapmak zorundasın.
Biliyorsun, bu yüzden bir yazar
kitap yazıyorsun. - Evet.
- Bir bahçıvan bahçeleri ima eder.
Bilirsin?
Ama eğer bugün bilmiyorum ama
eğer babanla konuşursan, annen
eğer orta sınıftan iseniz,
Ben bir bahçıvan olmak istiyorum, baban, "Ah benim oğlum.
"Lütfen üniversiteye git." - Evet.
- "Diploma al, sen yapabilirsin
"hafta sonları bahçenizi yapın."
Ama bitkileri seviyorsun.
Toprağı seviyorsun.
Sen seviyorsun, biliyorsun ...
Ama, günün sonunda, ikna oldunuz
ve bu ikna edilen kişi için iyi değil
ve ikna etmeye çalışan kişi için.
Bu emri oluşturuyorsunuz
çevrelerindeki hayal kırıklığı.
- Geçmişin oldukça iyi belgelenmiş
içinden geçtiğin şeyler seni şekillendirdi.
Bunun ardında gerçekten ne kadar var?
Bu hayaletler hala seni ne kadar rahatsız ediyor?
Meselelere katılım
hapsedildi ve işkence gördün.
Biliyorsun, uyuşturucu kullanımı ve benzeri.
- Ben kendim ve şartlarım.
Bence...
İspanyol filozofun söylediği gibi,
"Öyleyse ben kimim?
"Ben tüm deneyimlerin bir toplamıyım
"Hayatımda yaşadım."
Tabii ki, geriye bakmıyorum
çünkü arkana bakarsak, bir çeşit tuz olabilirim.
Bu yüzden hayatımı burada yaşamaya çalışıyorum.
Ama zor anların toplamıdır,
iyi anlar, hayatımda yaşadığım deneyimler,
Bu beni buraya getirdi
bu kameranın sizinle konuşuyor.
Hayatını bu kapitalist anlamda yaşamıyorsun
biriktirirken para biriktiriyorsunuz.
Hayır hayır Hayır Hayır Hayır.
Hayat şu an hakkında
ve buradasın, şimdi buradasın.
Ve sonra bir fikrin var ya da bir şey var.
ama bu geçmişinizde bir kök olabilir
ama sen bilmiyorsun.
Yani yapmaya çalıştığım şey yaşamak.
Hayatım, olabildiğince yoğun bir şekilde.
- Dünyanın en çok okunan yazarlarından birisin
ama sen sadece bir yazardan fazlası değilsin.
Manevi bir ikon haline geldin.
Bugünlerde kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Burada seninle tamamen aynı fikirde değilim.
Ben manevi bir üstat ya da hiçbir şey değilim.
Ben kimim ki
iyi, bu yaşam boyunca yürüyüş
ve aynı zamanda öğrenme.
Benim yaptığım deneyimimi paylaşmak
çünkü bence hayat paylaşımı hakkında.
Yani bu durumda yazarım.
Ben hissettiklerimi yazıyorum.
Ve sonra kitaplar çıktığında,
insanlar kendilerini kitaplarımla tanımlıyorlar.
Ama cevaplarımla değil, çoğunlukla benim sorularımla.
- Diyelim ki, dediğini biliyorum
öğretecek bir şeyiniz yok ama paylaşacak bir şeyiniz var
ama biraz baskı yapmalı
İnsanların cevap aradığı zaman.
Belli ki bir şeye dokunuyorsun
İnsanların hayatlarında eksik olduğu.
- Buna inanıyor musun?
(Exhales) Bilmiyorum, bilmiyorum.
Sanırım bir kitap yazarken
Kendimi anlamaya çalışıyorum çünkü
Kendini anlamak kolay değil.
Dediğim gibi, başka biriyle paylaşmadıkça.
Yani, ben ...
Oturuyorum, ne yazacağım konusunda net bir fikrim yok.
Bazen bunu yapan tamamen bilinmeyen bir parçamdır.
Böylece ilham alıyoruz.
İlham anlam meşgul olmak.
Dışarıdan içeriye şeyler alma.
Bu yüzden kitaplarım çoğunlukla paylaşmaya çalışıyorlar.
ben kimim?
Çünkü kendimi keşfetmenin bu sürekli baskısı.
Çocukken, hepinizin var olduğunu düşünüyorlar.
- Sağ. - Sağ?
Ve bütün gün portakal ağacından geçtim
ve yaşadığım hissi yaşadım.
Günü hatırlıyor musun
Hayatta olduğunu anladın mı?
- Hayır, o günü hatırlamıyorum.
- Hatırlıyorum ...
- Keşke yapsaydım ama tamam.
- O gün dedim ki, "Tanrım, yaşıyorum.
"Sadece ben hayatta değilim
"ama ben evrenin merkezi değilim."
Sonra farkettim ki yaşadım
ve dışarıda bir çok şey oluyordu
çocukça dünyam.
Ve ben de ödeme yapacağımı söyledim
neler olduğuna dikkat.
Ve ben de bu şekilde hayatta kalıyorum.
Bence her zaman risk almalısın. Bunu yapmazsan, ileriye doğru ilerlemezsin. Yaşamı düşündüğünüz şekilde çok muhafazakâr olmaya çalışıyoruz. Ve sonuçta kimsenin sesi yok. Buna katılıyorum, buna katılıyorum.Ve bizim sesimizin duyulmasını sağlamak için bireyselliğimizi bir şekilde itmek zorundayız.Kişisel efsanem her zaman kişisel efsanenizi kişisel efsanenizi yerine getirmemek için bir yazmaçı olmaktı .Çünkü bir yazar olmak kitap yazmak anlamına gelir. Oturup söyleyemem, tamam ben bir yazarım. İlk kitabınızı yazıyorsunuz. Başarılı olabilirsiniz. Sonra bir tane var, üçüncü bir tane var. aniden, siz olduğunuzu anlarsınız. Kitaplarınız çok iyi işliyor. Ve başarıdan korkuyorsunuz. Bu anı düşündüğünüzde, aman tanrım, bir sonraki kitabı yazmalı mıyım? Tekrar yargılanmalı mıyım? Eleştirmenler tarafından, ve cetera.Ve sonra kişisel bir efsanenin hareket etmeye başladığının farkına varırsın.Giydiren bir yazar olma hayalin varsa, yaz kitaplar, ya başarı ya da korku tarafından felç değil.Yani, ben süreç içinde, ben, kişisel efsane yolculuğum.Onun yerine getirmek için değil, tam olarak yaşayabileceği kadar yoğun olarak yaşamak için.I tüm oranlara karşı savaştı.Çok yazar bir Brezilyalı yazar geleneği yok, yayınlanma geleneği yok. Ben şimdi yayınladım, şu anda 56 dilde, çok etkileyici. Örneğin, sadece Hindistan'da, yayıncılıkta Sekiz farklı dilde. İspanya'da, dört farklı dilde yayın yapıyordum. Asla hayal bile edemedim ... Eh, kendimi Rio de Janeiro'daki dairemde otururken hayal etmiyorum ve "Oh, öyle bir başarılı yazar "ve insanlar benim kitabımı okumalılar." (görüşmeci gülüyor) Çünkü günün sonunda, kitabı tanıtan okuyucu kitaptır. Kitabım çok iyi seyahat etti, İran ve İsrail gibi farklı yerlere. Kişi başına en yüksek okuyucum İran ve İsrail'dir. 4.5 var ... Bu 4,5 ülkede her 4.5 evde en az bir kitabım var. hiçbir reçete.Aşağıyı bulmaya çalıştığınız andan itibaren, sanırım siz kaybolmuşsunuzdur, çünkü sizde en önemli şeyi kaybedersiniz. Bu kendiliğindenliğinizdir.Aynı zamanda masumiyet kelimesini de kullanmak istiyorum. naif, ama her şeyi asil olarak görmek, ve her şeye hayranlık duymak ve şaşırmak anlamında, masumiyet, ama masumiyet.Ve her gün hayat keşfetmek zevk.Biz hayatın mucizesi denilen bir şeye onur için buradayız.Orada olabilir, Saatlerinizi ve günlerinizi anlamsız olan bir şeyle yerine getirmek için, burada olmanız için bir nedeniniz olduğunu biliyorsunuz. Size coşku veren tek şey budur. Biliyor musunuz? - Evet.- Ve biliyorsun, kişisel efsaneye ihanet ettiğinde, coşku olmadan bir şey yaparken ... Daha da kötüsü, bu iyi bahaneye sahip olduğunu biliyorsun, ben hazır değilim, bu sadece bir bahane. Hayır, diyecekler, hayır, ben hazır değilim. Doğru anı beklemek zorundayım. Biliyorsunuz, şimdi ailemi beslemeliyim.Ama aileniz sizi mutlu görmek istiyor. Evet. - Kızın. Eşin. Karın. Nefret ettiğin bir işte seni orada görmek istemiyorum. - Sana tonlarca para verse bile. İlk kitabım Simyacı, başarılı olmaya başladığında, zaten 42 yaşındaydım, her şeyin bir armağan olduğunu öğrenebilmem için yeterince olgunlaşmıştım ve bunu bir çılgınlık olarak ele almalısın. Başarılı olun. Büyük başarılar, çok zor zamanlar ve çok şey öğrendim.Çok, tesadüf ve inanç. Simyacıda şöyle yazdım, “Bir şey istediğinde,” tüm evren buna sahip olmanız için tahammül edecek. "Bu, titreşiminizi, enerjinizi koyduğunuzda, onu aramak istediğiniz her şeyi havaya çağırdığınızda, dünyanın ruhunun bir şekilde etkilendiği anlamına gelir. Bu tesadüfün yıldızların dili olduğunu düşünüyorum. Bir şey olması için, çok sayıda kuvvetin harekete geçmesi gerekiyor. Eski simyagerlere ve günümüzün fizikçilerine göre, her şey sadece bir şeydir. Bunlar atom olarak adlandırılır. Her şey atomlardan oluşur. Her şey tamamen bağlıysa, ne yaparsanız yapın dünyanın geri kalanında. sen benim tanrım, evren benimle konuşuyor. Bu dili anlamak zorundayım.Nasıl herhangi bir dil riskleri üstlenmiyor anlayabiliyorsun.Yanlışlık yapmaktan korkmuyorum.Sen, inkar ettiğin bir şeyi bu dili öğrenmeye başlıyorsun. Şimdiye kadar, sezgileriniz.Ve sezginizi kullanmanız gerekiyor ve bu bilinmeyen evrenin derinliklerine dalmak için yeterince cesur olmanız gerekiyor ve bu dili öğreneceğim. - Teşekkürler, çocuklar, izlediğiniz için çok fazla. video, çünkü bana adım atmamı istediğin ünlü bir girişimci varsa ve bana neler yapabileceğimi göreceğimi anladığım için Andre F. bana bir soru sordu. Paulo'nun yorumlarından hangisinin en büyük etkiye sahip olduğunu da bilmek isterdim. Sizin ve niçin. İşinizde ya da yaşamınızda ne gibi değişiklikler yapacaksınız, bu videoyu izledikten sonra yorumlarınızda bırakın ve ben de tartışmaya katılacağım.

Dina Harbourfrom womenobtainingwealth.com.Dina için hızlı bir çıkış vermek için karınca, kitabımın bir kopyasını satın aldığınız için çok teşekkür ederim.Bu gerçekten benim için çok şey ifade ediyor.Onları izleyenler için, bir şerefsiz bağırmak istiyorsanız gelecekteki bir videoda, takip edebilmek için kitap ve e-postanın bir kopyasını aldığınızdan emin olunuz. İzlemek için çok teşekkürler. Çocuklar, inanmak için, ya da tek kelimeyle, Yakında görüşürüz.- İlham nedir? İlham (nefes) nefes alır.Gerçekten yani siz dışardakileri koyarsınız.Ve sonra süreniz doldu.Yani, ilham herkesin sahip olduğu bir şeydir, sadece yazarlar değil, herkesin size sahip olduğu O, ya da o, sevgiyle bir şeyler yapar. Anlamadığımız bu enerjiye bağlanır. Açıklayabiliriz, açıklayabiliriz, açıklayabiliriz, ama sevgi enerjisi ile bağlantılıdır. Yaptığınız şeyden hoşlanıyorsanız, diğer insanlarla paylaşmak için ilham verilecek.Ancak, ilham, ilham veremezsiniz. İlham bir tekne ve bu tekneye biniyorsunuz ea.So bu devasa deniz var ve tekneniz sizi alıyor, ilham sizi yönlendiriyor. İlham rüzgardır. Bu sizin kaderinize doğru yol gösteriyor. İlhama yol göstermeye çalışırsanız, kaybolursunuz. Tabii ki okuyabilirsiniz. Teknik bir kitaba gidip yaz. Ne yapman gerekti, en azından ne zaman yazmak için yazmam gerekti, bir önceki podcast'imde de bahsettiğim gibi başka bir fikrim olmalı, ama sonra kendime sadece genel fikirle yönlendirilmeme izin ver .Bu ilham kaynağına gidiyorum, ben burada oturuyorum.Yeni sabah yeni bir kitap yazarken, Aleph yazarken, normalde sabah saat 11'de başladım ve sonra tabii ki Önceki gecenin fikirleri, yatağımın üstündeydim, düşünüyorum, yarın bunu yazmam gerek, bu, ve bu, ve bu, ve bir sürü not aldım.Orada oturduğumda, bu notları okudum, ve ben Diyelim ki, (Scoffs) bunu yapmaya çalışalım. Ama işe yaramayacağını biliyorum. Sonra bir sonraki sayfayı, bir sonraki sayfayı, ama notu yazmak için notlarınızı kullanmaya başlıyorsunuz. senin ilhamınla ya da ilham kaynağımla bağlantılı değil. Yarım saat sonra, bunu yapmaya çalışıyorum ya da sonunda, bu gemiye bindim ve bu tekneye gitmek için disipline ihtiyacın var, ve ben de kendime rehberlik etmeme izin verdim.

Domatesler Acele Etmez! | Müfit Can Saçıntı https://youtu.be/AXwCU6cPqfU

Bir; siz şimdi buraya yavaş hayat kavramını dinlemek, belki öğrenmek, belki öğrenip uygulamak için zahmet edip geldiniz ve üstüne para ödediniz. Doğal olarak benden yavaş hayat kavramını savunmamı bekliyorsunuz.
İki; şimdi şaşıracağınız cümleyi söylüyorum: Ben yavaş hayat kavramına karşıyım. (Gülüşmeler)  Güldünüz gülün ben yine de karşıyım, gerçekten karşıyım çünkü hayatın yavaşı hızlısı yoktur, döngüsü vardır.
Güneş'in bir döngüsü vardır, Dünya'nın bir döngüsü vardır, mevsimlerin, iklimlerin, göç eden kuşların, açan çiçeklerin, kızaran domateslerin hepsinin bir döngüsü vardır. Siz ne yaparsanız yapın, Dünya hep aynı hızda döner. Mesela 2016 hepimiz için çok kötü geçti, Dünya halimize acıyıp: - Lan biraz hızlı döneyim de sevinsin garibanlar, demedi, diyemez. Ya da 2017 iyi başladı, -ulan ileride ne olur ne olmaz biraz ağırdan alayım, demez. Bir domates asla acele etmez. Siz bir domatesin acele ettiğini hiç duydunuz mu? Duyamazsınız. Yahut domates dile gelse, ki aslında çok korkunç bir fikir.
İlk diyeceği şey: -Yeme beni yeme beni, olurdu herhalde. Domates asla büyümek için acele etmez.
Yani şöyle; -ulan bir an evvel büyüyeyim, kızarayım, nefesimi tutayım da kızarayım demez.
Böyle saçmalıkları böyle aptallıkları bir tek insan yapar, biz yaparız.
Niye? Çünkü derler ki; öleceğini bilen ve ömrünün kısa olduğunu bilen tek canlı, insandır.
İnsan, öleceğini bilip üzülür. Ömrünün kısa olduğunu da bilir buna da üzülür ve bu yüzden hızlı yaşamak ister. Bu yüzden o kısa ömrüne çok şey sığdırmak ister.
Peki ama sevdiğimiz şarkılar da var. Dinliyoruz söylüyoruz, dinleyip söylerken şarkı bitecek diye üzülüyor muyuz? Yoksa şarkının tadını mı çıkartıyoruz? Mesela; Mozart’ın en ünlü eseri ülkemizde: ”Daha dün annemizin kollarında yaşarken.” Bunu çok seviyoruz bu şarkıyı diye ağırdan alıyor muyuz? Daha dün annemizin veya -ulan bu kısa süreye birkaç sevdiğim şarkıyı daha söyleyeyim, diye hızlı hızlı söylüyor muyuz bu şarkıyı? -Daha dün annemizin kollarında yaşarken çiçekli bahçemizin yollarında koşarken, rapçi oldum ben o ye! (Gülüşmeler) Yapıyor muyuz? Yapmıyoruz. Niye?
Çünkü müziği müzik yapan, o aradaki eslerdir. Önemli bir şey söylüyorum, müziği müzik yapan ses değil sessizliktir. Sessizlik olmayan müzik gürültüden ibarettir.
O yüzden arada durmak lazım arkadaşlar, arada susmak lazım.
Bunlar, yani kişisel subjektif görüşlerim değil, size çok bilimsel bir deneyle kanıtlayacağım.
Yani hızlı yaşarsak ne oluyor? Bunu kanıtlayacağım, arkamı dönmüyorum.
Evet. Bu bir çark. Şimdi çark; Newton çarkı ya da renk çarkı da diyorlar ama hazır bulamadığımız için biz icat ettik, boyadık. İşte; mavi, kırmızı, sarı ve beyaz. Şimdi Newton bir deney yapmış. Şimdi renkler var döndürüyorsun, beyaza dönüyor. Newton'a sorarsan bu deney; beyazın bütün renklerden oluştuğunu kanıtlıyor. Bana sorarsanız bu deney; hızlı yaşarsak, yani daha çok şey yaşamak için hızlı yaşıyoruz ya, hızlı yaşarsak, daha çok şey yaşamayız hayatın renklerini kaçırırız, hayatın renklerini ıskalarız. Bakın bir daha şimdi; renkler yok. Bilimsel olarak kanıtladım mı?
Altını çiziyorum, hızlı yaşarsanız hayatı ıskalarsınız. Peki dedim, ölümlü olduğunu bilen insan, kısa ömrüne daha çok şey sığdırmak için hızlı yaşıyor, bir de ne yapıyor; çok şey yaşamak istiyor. Çok şey yaşamak istiyor.
Eskiden; mesela tarım toplumunda, yaşayacağı şeylerin sayısı belliydi. Tohumu ekiyordu ve bekliyordu. Yani hızlandırmasına gerek de yok bir imkanda yok yapacağı şeyler sınırlı. Daha da eskiye gidelim; taş devrine. Taş devrinde arkadaşlar, insanının yapacağı şeyler taşla sınırlıydı. Hatta yani, taşla bugün yapılacak pek çok şeyi de yapamıyorlardı. Mesela beştaş, okey oynamak falan. Taşla sınırlıydı, taşı kullanabiliyor bir tek taşla bir şeyler yapabiliyordu. O taşı yontabilmesi için binlerce yıl geçti. Sonra o yonttuğu taşı cilalamayı akıl edip başarabilmesi için yine binlerce yıl geçti. Yani bir çağın açılması için binlerce yıl beklememiz gerekiyordu.
Şimdi; içinde bulunduğumuz çağın pek çok adı var: Hız çağı, internet çağı, atom çağı uzay çağı. Çağ, çağ, çağ, çağ... Öyle bir hale geldik ki çağların biri kapanmadan öbürü açılıyor. Bu açıldı bu da hala açıldı, bu hala açık öbürü açıldı, bütün çağlar açık kaldı. Açık kalınca kurander yapıyor, cereyan yapıyor arada kalıyor hasta oluyoruz, üşütüyoruz. 
Şimdi insan daha çok şey yaşayabilmek için daha çok icat ediyor ama ihtiyaç fazlası şeyler icat ediyor. Şey gibi bu dükkanlar gibi ihtiyaç fazlası ömürler, icatlarİhtiyaç fazlası. Ne demek istiyorum? Mesela; şimdi hepimizin; bir başka hayatları daha var, paralel evrenler icat ettik. Kuantum fiziğini falan kastetmiyorum. Yav şimdi hepimiz burada bir hayatın akışını birlikte paylaşıyoruz, aynı anda hepimizin bir Twitter hayatı var, bir Facebook hayatı var, bir Instagram hayatı var. Orada bir dünya akıyor, orada bir hayat. Sinemalar var, bir sürü gidemediğimiz filmler. Okumadığımız, okuyamadığımız bir sürü kitaplar çıkıyor şuan. İnternet artık haberler canlı, neyi kaçırıyoruz acaba? Şimdi çok şey yaşamak isteyen insan ne oldu?
Çok şey yaşamak isterken hiçbirine yetişemeyen ve kaçırma kaygısıyla dolu bir insan haline dönüştü. Kaygılanıyoruz, yani hız bizi kaygılandırıyor. Çok şey yaşama arzusu bizi kaygılandırıyor.
 Hiçbir işe yaramadı kaygılandık.
Üçüncü bir şey daha; hayatın kısa olduğunu, ölümlü olduğunu bilen bir canlı, hayatına bir anlam arıyor.
Yani nefes almak yetmiyor. Hayatın kendisi bizzat anlamlı gelmiyor. Bize bunu iten bir şey anlamlı olamaz falan gibi. Yine, bir kediye sorsak, dile gelse, ki zaman zaman geliyor kedi anne dedi gibi şeyler. Dile gelse kediye hayatın anlamını sorsak, bir kedi için hayatın anlamı hayattır ya. Yaşamın anlamı yaşamaktır.
Sincaba sorsak, yaşamaktır. Sincabın bir kariyer planı yok, daha çok ceviz kırayım, (Gülüşmeler) ceviz kırmayı gerçek anlamda kullandım. (Gülüşmeler) Efendim kariyer yapayım, ceviz kırma yüksek okuluna gideyim yok.
Bir tek insan bir anlam yüklemeyi, yeni bir anlam yüklemek çabasına giriyor. Oysa diyorum ya; hayatın kendisi bir mucize. Ama fark edemiyor bir anlam aramaya kalkışıyor. Bulduğu anlamlarda; hep sahip olmak üzerine, hayatına bir anlam katmak için bir meslek sahibi olmak istiyor. Bir ünvan sahibi olmak istiyor. Efendim bir yuva sahibi, bir eş sahibi, bir evlat sahibi olmak, bir servet sahibi olmak, bir imaj sahibi olmak, bir ideoloji sahibi olmak. Hep sahip olmak, sahip olmak, sahip olma kaygısı. Olabilecek miyim? Olacak mıyım falan. Olduktan sonra da onu koruma kaygısı, onu koruma kaygısı ah elimden kaçmasın, elimden kaçmasın. Kaygı, kaygı, kaygı... Bakar mısınız ne oldu? Belki daha vardır.
Üç tanesini falan anlattım; kısa ömründe çok şey yaşamak isteyen insan, rezanın çok şey yaşamak istediği anlam yüklemeye çalıştı, eline ne geçti? Kaygı. İnsan; %75'i sudan, %100'ü kaygıdan oluşan bir canlıya dönüştü. Kaygılandığınızı görüyorum. Dinleyiciye iyi gelmedi dediklerim. Şimdi önereceğim çözüm önerimi kendimce söyleyeyim.Ne yapacağız peki bu kaygıdan kurtulup mutlu olmak için? Ne yapacağız?
Bir; arkadaşlar, seçmeyi öğreneceğiz. Yani diyelim bütün filmlere gitmek istiyoruz, kaçırıyoruz ve kaygılanıyoruz ya; hangi filmin kötü olduğunu bilirsek hem iyi filme gideriz, hem de o kaçırdığımız kötü filmlere üzülmeyiz. Ya da iyi gittiğimiz film bu ne biçim film hayatım mahvoldu demeyiz. Aynı şey kitap için geçerli, aynı şey açık büfe içinde geçerli. Değil mi ya bu seçmeyi öğrenmemiz lazımSeçmeyi öğrenmek içinde kültür lazım. Kültür lazım. Şöyle diyorum; para kazanmak için kültür gerekmez ama parayı harcamak için kültür lazım arkadaşlar.  İnan bak kültür deyince herkes korkuyor deminden beri. Mesela, yemek kültürünü kast ediyorum. Sen açık büfeye gittiğinde hangisini yesem diye kaygılanacağına, ya bunu aldık kötü mü ettik? Onu da kaçırdım eyvah! Yiyeceğin üç tabak, doksan yedi tabak lan yiyemiyorum diye kahrediyorsun, onunda tadını çıkartamıyorsun. Yav ama bir damak kültürün, yemek kültürün olursa -benim damak zevkime uygun değil, bunları istemiyorum, yiyeceğimde üç tas yemek, bunları yiyorum dersin. Hem onları yediğin iyi yemek yediğin için üzülmezsin, hem onları kaçırdığın için üzülmezsin. Tekrar ettim ama ya seçmeyi öğrenmek lazım bunun içinde kültür lazım.
İki; arkadaşlar,aslında ihtiyacımız olan her şey kendi içimizde var inanın. İhtiyacımız olan her şey kendi içimizde var. Ne demek istiyorum? Bir atasözü var; tırnak kaşınan yeri bilir arkadaşlar. Hakikaten şu an bir yeri kaşınan varsa lütfen kaşır mı? Bir görmek istiyorum. Işıkları da açalım, gerçekten hocam, hocam, hocam... Benim buram gerçekten kaşındı, buram. Arkadaşlar, bakın buram kaşındı, belki göremediğim yerlerini kaşıyan da olmuştur. Parmağımda GPRS olmadan, Google Haritayı açmadan, Yandexlemeden, bir arkadaşına sormadan, kaşınan yeri buldu. Bir örnek daha vereceğimBebekler, el kadar bebek, daha yürümeyi bilmiyor emekliyor. Okumayı, konuşmayı nereden bilsin? Bir mineral eksikse kum yiyor. Eskiden götürüyorlardı, çocuğum kum yiyor diyor diye. Doktor, test yapmadan -doğru mineral eksikliği var, diyordu. Ulan el kadar bebek tıp okumadı, uzmanlık yapmadı, doktorun bildiğini nereden biliyor? İçinde var. İçinde var. Bunla ilgili çok örnekler var, bir deneyde var. Uzatmak istemiyorum. Hepimiz, canım çekti diyoruz ya eğer dış uyaranlar olmazsa o canınız çektiğiniz şey, canımız çekti dediğimiz şey vücudunuzun ihtiyacı. C vitamini eksikse portakal çekiyor. Deneyler var. Araştırın ya da bana itimat edin bu böyle. Peki niye böyle oluyor?
Madem içimizde ihtiyacımız olan her şey içimizde var, her bilgi içimizde var. Niye dinleyemiyoruz? Doğru seçimler yapamıyoruz? Çünkü arkadaşlar, çok fazla dış ses varO dış ses, içimizden gelen sesi bastırıyor ve baskınlıyor. Sadece bastırmıyor, baskıcı bir dış ses var. Çok örnekleri var; bir tanesi reklamlar, bir tanesi el alem ne der, cümlesinde geçen el alem. İyi niyetli doğru saydığımız babamız, iyi niyetli doğru söyleyen öğretmenlerimiz, şunlar bunlar reklamlara geleyim.
En çarpıcı örnek; şimdi, üniversitede reklam teorisi diye bir ders okudum. İlk dersin ilk cümlesi; kitaptaki ilk cümle aklımdan çıkmıyor. Reklamın amacı; tüketicinin, ihtiyaç sıralamasını değiştirmek.Tekrar ediyorum, reklamın amacı; tüketicinin, ihtiyaç sıralamasını değiştirmektir. Gerekirse yeni ihtiyaçlar yaratmaktır.
Şimdi anladınız mı ne demek istediğimi? Yani, sizin gerçek ihtiyacınız olmayanı bazı dış sesler ihtiyacın var diye sizi şartlıyor, o yüzden içinizdeki gerçek iç sesinizi duyamıyorsunuz. Ne olur? Şimdi bunun farkında olup bir rahatlama hissedeceksiniz. Ve bazen şimdi hayata anlam katmak diyoruz ya. Ne oluyor, hayata anlam katmak? Bir an mesela bir ayakkabıyı alamıyorsun, alamadığın için hayatın anlamı o oluyor çünkü sadece onu düşünüyorsun. Alıyorsun gözün vitrindeki bir başka şeye takılıyor. Çünkü gerçek ihtiyacın değil. Ya da alamıyorsun maaşın yetmiyor, üzülüyorsun. Üzülme canım kardeşim ya. O senin gerçek ihtiyacın değil işte! Okulunu okudum diyorum, itimat edin. Reklamcıların, dış sesi dediğim eğitimlerden bu dış sesler çok fazla var. Yani; şimdi ne yapacağız? İç sesimiz her şeyi söylüyor içimizde var ihtiyacımız olan ama başta reklamlarda her türlü yumuşak ya da sert otorite, dış sesiyle bizi baskılıyor ne yapacağız? Abi, içinizden -bir de toplumda da yaşıyoruz- gelenekler, görenekler, kültürler var. İçimizden gelen her şeyi yapamayız biliyorum gerçekçi bir adamım aslında. İçinden gelen bir şeyi yapamıyorsan, hiç değilse içinden gelmeyeni yapma. Anlatabildim mi?
Özgürlüğün pek çok tanımı var. Bir tanede özgür, sevdiğim bir tanesi; özgürlük, insanın canının her istediğini yapması değil, eğer istemediğin bir şeyi yapmıyorsan özgürsün. Anlatabiliyor muyum? Hiç değilse içinizden gelmeyeni yapmayın. İçinizden gelmeyeni yapmayın.
Size, bir tane çok güzel sizi iyi hissettirecek, bu dış ses iç ses kavramını, ayrımını yapabilmek için efendim gerçek ihtiyacım mı anlayabilmek için, istemediğiniz bir durumla karşılaştığınızda, sadece şunu söyleyin; sihirli iki cümleyi söylüyorum.
İçinizden, mecbur muyum? Bir düşünün bak ayırt etmenize çok yardımcı olacak. Ben bu adama mecbur muyum? Ben bu kadına mecbur muyum? Ben bu ayakkabıyı alamadım diye üzülüyorum, almaya mecbur muyum? Ben bu patrona mecbur muyum? Ya da ben bu elemana mecbur muyum?
Çok rahatlatacak sizi, inanın bir ayırt edeceksiniz gerçekten ihtiyacın olan ile olamayanı.
Ama bakın tek başına çok terapik bir etkisi de var bak test edelim, deneyelim.
Bak şöyle, içinizden edin; ben insanım hiç bir şeye mecbur değilim.
Çok rahatlatacak, beraber söyleyelim mi? İçinizden söylediniz mi? Rahatladınız mı?
Bakın bir daha, hiçbir şeye mecbur değilim.
Hiçbir şeye mecbur değilim. (Seyirciler)
Hiçbir şeye mecbur değilim.
Hiçbir şeye mecbur değilim. (Seyirciler)
Ben insanım, hiçbir şeye mecbur değilim.
Ben insanım, hiçbir şeye mecbur değilim. (Seyirciler)
Rahatladık mı?
Dünyada ne günler,yaşadım gördüm Bir bahar gibiydim,kışlara döndüm Artık her arzumu,kalbime gömdüm Hayat sen ne çabuk harcadın beni Gençlik gönlümde bitmez sanırdım Hayat ben hep seni böyle tanırdım Çaresi olsaydı ömür alırdım Hayat sen ne çabuk harcadın beni Perişan gençliğim üzgün bakıyor Kalbimi bir korku sarmış yakıyor Şimdi gözlerimden kanlar akıyor Hayat sen ne çabuk harcadın beni Gençlik gönlümde bitmez sanırdım Hayat ben hep seni böyle tanırdım Çaresi olsaydı ömür alırdım Hayat sen ne çabuk harcadın beni Beste: Ali İhsan Kısaç Güfte: Halit Çelikoğlu Makam: Rast Usûl: Düyek

 

 ORTADOĞULULUK NEDİR BİLİR MİSİNİZ
 
 - ÖLÜMÜ YÜCELTİP güzel yaşamayı aşağılamak ORTADOĞULULUKTUR.
 - Dini yüceltip bilime kayıtsız kalmak Ortadoğululuktur.
 - Lideri yüceltip, iyi sistem kurmayı aşağılamak Ortadoğululuktur.
 - İmanı yüceltip aklı aşağılamak Ortadoğululuktur.
 - Duyguları yüceltip mantığı küçümsemek Ortadoğululuktur.
 - Müteahhitti yüceltip, mühendisi aşağılamak Ortadoğululuktur.
 - Üniversiteleriyle değil, camileriyle gurur duymak Ortadoğululuktur.
 - “Alnı secde görüyor” diye, ZORBA ve HIRSIZ politikacılara oy vermek Ortadoğululuktur.
 - İmamları yüceltip, filozofları aşağılamak Ortadoğululuktur.
 - Ev kadınlığını yüceltip, kariyer yapan kadını aşağılamak Ortadoğululuktur.
 - Kendi çocuklarını Amerika’da okutup, halk çocuklarını imam hatiplere zorlamak Ortadoğululuktur.
 - Sözü yüksek olanı değil, sesi yüksek olanı iyi lider sanmak Ortadoğululuktur.
 - Kurumsal çözümler üretmek yerine, karizmatik lidere tapmak Ortadoğululuktur.
 - Hatasından ders alıp öğrenmek yerine, hatasıyla duygusal bağ kurup hayatını bataklığa çevirmek Ortadoğululuktur.
 - Standart sahibi olmak yerine, DÜŞTÜKÇE “beterin beteri var” diye KENDİNİ AVUTMAK Ortadoğululuktur.
 - Başına gelende katkısı olduğunu görmek yerine, hep dış güçleri suçlamak Ortadoğululuk.
 - Şeytan taşlamaktan ibadet etmeye zaman bulamamak Ortadoğululuktur.
 - Kendi hayatında hiçbir başarısı yokken, sürekli atalarıyla övünmek Ortadoğululuktur.
 - Sıkılmış bir yumruğun, açık bir elden daha güçlü olduğuna inanmak Ortadoğululuktur.
 Yukarıdaki maddelerin birçoğunun DİNLE İLGİLİ olduğunu görüyorsunuz, NEDEN? 
 Çünkü ortalama bir Ortadoğulunun BEYNİNİN %75'İ DİNLE KAPLIDIR.
 Bu yüzden diğer şeylere çok az yer kalır.
 Onun zihniyetiyle ilgili söylediğiniz her şeyi, dinine saldırı sayar. 
 Dinle ilgili olmayan konularda pek fikri olmadığı için, dinini ilgilendirmeyen hiçbir eleştiri yapma şansınız da yoktur!
 Üstünüzü ıslatmadan, elinizle balık yakalamanın imkansızlığı gibi bir şey. 
 İronik bir şekilde, Ortadoğulular ülkelerinin sıkıcılığından kaçıp, nefes almak için turist olarak TÜRKİYE’YE GELİYOR. 
 Birkaç yıldır, yılın yarısını yurt dışında geçiriyorum.
 Yurt dışında, gittiğim en iyi restoranların en iyi yerlerinde hep ARAP ŞEYHLERİNİN ÇOCUKLARI, yanlarında RUS SEVGİLİLERİYLE oturduğunu görüyorum. 
 “Kendi ülkelerini modernleştirmek yerine, modern ülkelerde hayatlarını yaşıyor, kendi halklarına da DİN PAZARLIYORLAR.
 Ama kendileri son derece DÜNYEVİ YAŞIYOR” desem, beni o diktatörlerin polislerinden önce, o yoksul insanlar linç eder.
 Celladına aşık zihniyetteki insanlar için ne yapılabilir ki?
 Bu açıklamayı kimseyi ikna etmek için yazmadım.
 Mantığa inanmayan insanların mantıklı argümanlarla değiştirilemeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim.
 Bu hayatta, bazıları akılla öğreniyor, bazıları acıyla. Maalesef bu coğrafya, acıyla öğrenenlerin coğrafyası.
 Benimki, sadece geleceğe dönük bir “BEN DEMEMİŞ MİYDİM” notu. 
 Bu topraklarda, her şeyin bir gün anlaşıldığını ama hep geç anlaşıldığını biliyorum.
 Hepsi bir gün neyin ne olduğunu anlarlar, ama hep geç anlarlar!
 Az gelişmişlerin kaderi iki kelimede saklıdır: İDRAK GECİKMESİ!
 Matbaanın 300 yıl geç geldiği bir topluma, mantık da olması gerekenden 30 yıl sonra geliyor.
 Neyin en mantıklı çözüm olduğuna karar vermeden önce 30 yıl kavga ediliyor!
 "COĞRAFYA KADERDİR" der, İbni Haldun, bizim kaderimiz de idrak gecikmesi!
 
 Mümin Sekman
 Sosyolog

Spinoza şöyle diyor:

"Kalabalığı yönetmek için hurafeden daha etkili hiçbir şey yoktur. Bu yüzden hurafeler, herkesin büyük bir saygıyla önünde eğilinmesini sağlayacak ibadet ve usullerle donatıldı. Bu, Türklerde son derece başarılı oldu. Onlar tartışmayı bile küfür sayar ve her insanın kişisel yargısını öylesine çok önyargının boyunduruğu altına alırlar ki, sağlıklı akla zihinde hiç yer bırakmazlar, bir kuşkuyu dile getirmek için bile olsa... Monarşik yönetimin en büyük sırrı ve tüm çıkarı, insanları aldatmakta ve onları dizginlemesi gereken korkuya din maskesi takmakta yatar. Onlar böylece, sanki kurtuluşları için savaşıyormuşçasına, köleleşmek için savaşırlar. Tek bir adam kibirlensin diye, kanlarını ve canlarını vermeyi bir utanç değil de, en büyük onur sayarlar...!

Benedictus de Spinoza, Tractatus, Syf.45 


 

Dünya Bana neler ettin
Şu Ömrümü heder ettin
En sonunda yalan ettin
Yalan dünya yalan dünya


Bir kerecik gülemedim
Ne olduğunu bilemedim
Muradıma eremedim
Yalan dünya yalan dünya


Yıllarımı sayamadım
Gençliğime doyamadım
Gafletimden anlamadım
Yalan dünya yalan dünya


Birkerecik gülemedim
Ne olduğunu bilemedim
Muradıma eremedim
Yalan dünya yalan dünya


Koşturdun yordun peşinden
Anlamadım ben işinden
Ayırdın candan eşimden
Yalan dünya yalan dünya


Bir kerecik gülemedim
Ne olduğunu bilemedim
Muradıma eremedim
Yalan dünya yalan dünya


Dönüp baktım ziyandayım
Gece gündüz figandayım
Pişmanlıklar ahındayım
Yalan dünya yalan dünya


Birkerecik gülemedim
Ne olduğunu bilemedim
Muradıma eremedim
Yalan dünya yalan dünya


Anladım senden yok vefa
Ne zevk kaldı ne sefa
Çektirdin dile cefa
Yalan dünya yalan dünya


Birkerecik gülemedim
Ne olduğunu bilemedim
Muradıma eremedim
Yalan dünya yalan dünya


Yummayın, yummayın kirpiklerini

Bir sonsuz rüyaya açılmış gözler

Yummayın, yummayın kirpiklerini!

Kim ondan daha çok hayatı özler.

Çağırıyor çağırıyor sevdiklerini.


 

Gelmiyor, gelmiyor o yüzler niçin?

Kaybolmuş koynunda onlar da hiçin

Bilmiyor boyunun ölçüsü için

Başının ucuna geldiklerini.


 

Bilmem ki adını onun kim saklar?

Şimdiden unutmuş onu kucaklar.

Besbelli üşütür soğuk topraklar

Soymayın, soymayın giydiklerini


 

 AHMET KUTSİ TECER

    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Pırlantalarda Geçen Şiirler

Fâniyim, Fâni Olanı İstemem Fâniyim, fâni olanı istemem, Âcizim âciz olanı istemem Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayri istemem! İsterim, f...