Berat Gecesi, günah denizlerinde boğulma tehlikesi yaşayan insanların manevî kirlerinden yıkanıp arındığı, af ve mağfiretle tertemiz olup rahmetle Cehennemden kurtulduğu altın bir fırsattır.
Fırsatlar değerlendirilince anlam kazanır ve bizi mutlu eder. İşte genel bir af ve mağfiret fırsatı olan bu gecenin önemini ve değerini hakkıyla fark edip günler öncesinden hazırlanmak, oruçlarla karşılamak, geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmek ve oruç tutmak için plan ve programlar yapmak gerekiyor. Çünkü ülkemiz ve İslâm âlemi afetler, savaşlar ve sıkıntılar içinde kıvranırken böylesi bire binler, on binler kazandıran faziletli geceler paha biçilmez bir hazinedir.
İnsanlığın kader gecesi
Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat Kandili hakkında Rabbimiz şöyle buyurur:
“O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede ayırt edilir.” (Duhan Suresi: 2-4)
Âlimlerin bazısı bu ayette kastedilen gecenin Kadir Gecesi olduğunu, bir kısmı ise Berat Gecesi olduğunu belirtmişlerdir. İki açıklamayı birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayrımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir.
Abdullah ibni Abbas’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırt edilmesi şu anlama gelmektedir:
“Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.” (Hülâsâtü’l-Beyân, 13:5251)
İşte böyle bir kader gecesini ibadetle geçirmek büyük bir kârdır, maddî ve manevî kısmetimiz için büyük bir avantajdır.
Her derde deva bir gece
Müminlerin günah kirlerinden kurtulup Rabbimizin af ve mağfiretine nail olmaları ümit edildiği için bu geceye Berat Gecesi denmiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesindeki lütuf ve ikramları şu şekilde nazara vermektedir:
“Şaban’ın on beşinci gecesi geldiğinde geceyi uyanık hâlde ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:
‘İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.’ Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder.” (İbn-i Mâce, İkâme: 191)
İşte bu geceyi ibadetle ihya etmek, Rabbimizin “Yok mu?” sorularına “Var ya Rabbi” diyerek istek ve ihtiyaçlarını sunmaktır.
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resûlullah’ı (s.a.v.) yanında bulamayan Hz. Âişe (r.a.) Validemiz kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü’l-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış hâlde buldu.
Peygamberimiz (s.a.v.) mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
“Muhakkak ki, Allahü Teâlâ Şaban’ın on beşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve insanların Benî Kelb Kabilesi’nin koyunlarının kılları sayısınca günahını mağfiret eder.” (Tirmizî, Savm: 39)
Buradaki “koyunların kılları” ifadesi, çokluktan kinayedir. Yani Cenab-ı Hak, bu gece samimî bir şekilde af ve mağfiret dileyen bütün kullarını affedebilir. Yeter ki tevbe ve istiğfarın şartlarına uyup, samimî bir şekilde hakkıyla yapsın.
Bu gece affedilmeyenler
Bu af ve berat gecesinde affedilmeyenler ise bazı hadislerde şöyle belirtilir:
“Muhakkak ki, Allah Azze ve Celle Şaban’ın on beşinci gecesinde rahmetiyle yetişip her şeyi kuşatır. Bütün mahlûkatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalpleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna.”
“Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna.” (İbn-i Mâce, İkâme: 191)
“Berat, 50 senelik ibadet ömrünü kazandırabilir”
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Afyon Hapishanesinde talebelerine yazdığı bir mektupta Berat Gecesinin faziletini anlatırken şöyle der:
“Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadirde otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Beratta her bir amel-i salihin ve her bir harf-i Kur’an’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhûr-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâl-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur’an’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır. Leyle-i Berat, elli senelik bir ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilir. (Şualar, 14. Şua)
Bu gece nasıl ihya edilir?
Mübarek gecelerde mümkün mertebe akşamdan sabah namazına kadar ibadet etmek güzel olur. Yalnız başına yapılan ihya gayreti esnasında nefis ve şeytan uykuya teşvik edebilir. Bu yüzden en güzeli, bir camide veya sohbet meclisinde dostlarla birlikte ihya etmektir. Böylece hem insanlar birbirini teşvik etmiş olur, hem de birbirinin duasına ortak olurlar.
Bu gecelerde yapılacak beş mühim ibadet vardır:
- Tevbe ve istiğfar etmek: Tevbe ve istiğfarın en kısası, “Estağfirullah ve etûbü ileyh=Allah’tan mağfiret dilerim ve tevbe ederim” şeklindedir. Daha uzun ve çeşitli istiğfarlar da vardır.
- Kur’an okumak: Cüz paylaşarak Kur’an’ı hatmetmek veya Yasin, Fetih, Rahman, Tebâreke, Amme gibi çok faziletli sureleri okumak.
- Namaz kılmak: Beş vakit namazı cemaatle kılmak ve uzun tesbihatı yapmakla beraber evvabin, teheccüd, tevbe, tesbih ve hacet namazlarını kılmak.
- Peygamber Efendimize (s.a.v.) bol bol salâvat-ı şerife getirmek.
- Dua etmek: Kur’an’da ve hadiste geçen duaları, Cevşen’i, büyük velilerin dualarını okumakla birlikte içimizden geldiği gibi Rabbimize niyazda bulunmak.
Berat Gecesinden önceki gün ve sonraki gün oruç tutmak ise çok faziletlidir.
BERAT KANDİLİ SOHBETİ
Euzü billahi mineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillahi rabbil alemin.
Vessalatü
vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi
ecmeîn.
Estağfirullah.
Estağfirullah.
Estağfirullah.
Elf alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah.
Değerli dostlar, hepinizi muhabbetle selamlıyorum.
Hazirunu da, gaibunu da.
Bugün bir gelenek haline getirdiğimiz bir kandil hatırlatmaları
programı yapacağız inşallahu teala.
Şaban-ı şerife girdik.
Efendimiz
sallallahu teala aleyhi ve sellem'in nesinde şaban-ı şerifin kıymetinin ne
olduğunu, Allah'ın nezdinde ne olduğunu, bizim neslimizde evliyaullah'ın nezdinde ne
olduğunu beraberce mütalaa ederek başlayalım istedim.
O yüzden biraz öne doğru çektim kandil programımızı.
Şaban-ı Şerif'in 3ün gecesi.
Bu gece ihraz edeceğimiz gece
bizim için ne ifade ediyor? Şaban-ı Şerif.
Şaban-ı Şerif'in manasıyla Berat Kandili bizim için ne ifade ediyor? Beraberce mütalaa edeceğiz inşallahu Teala.
Değerli dostlarım,
Ramazan'a yaklaşıyoruz.
Gönlümüzün çiçeği Ramazan'a yaklaşıyoruz
adım adım.
Şaban-ı Şerif de bize o yakınlığı hissettiriyor.
Yine gönlümüzün çiçeği Recep-i Şerif geride kaldı.
Günlerin, ayların ne kadar
hızlı geçtiğinin farkındasınız.
Onların içerisinden çıkarken, Recep-i Şerift'ten
çıkarken bunun hüznü duyuyor.
Şaban-ı Şerif'in içerisine girerken onun da
sürunu kalbimizde hissediyoruz.
Ama hep geriye dönüp hakkını verebildik mi deyip
hüzünle veda ediyoruz Recep-i Şerif'e.
Zannediyorum Şaban-ı Şerif'e de öyle
veda edebileceğiz.
hakkını verebildik mi? Düşüncesiyle, üzüntüsüyle, hüznüyle
ne kadar çok gayret etmiş olursak olalım hani bizim yolculuğumuzun temel esası ya
daha daha helmenez ufkunda yapılabilirlikleri nazar itibarı alıp
geçirdiğimiz, boşa geçirdiğimiz her zaman dilimini hüzne dönüştürüp onları
istiğfarlarla arındırmaya çalışarak veda ettik.
Recep-i Şerife ve Şaban-ı
Şerif'in içine girdik.
Şaban-ı Şerif, Şaban kelime manası itibariyle bir ay
ismi olarak dağılan, saçılan manalarına geliyor.
Değerli dostlar, efendimiz
sallallahu teala Aleyhi ve Sellem'in hadis-i şerifine dayandırılarak pek çok hayırların dağıtıldığı,
pek çok üzerimize bereketlerin saçıldığı bir ay olduğu için bu isim verildiği
rivayet ediliyor.
Evet.
Üzerimize Şaban-ı Şeriften hayırlar dağıtılıyor.
Çünkü dedim ya gönlümüzün çiçeği, gözümüzün bebeği Ramazan'a doğru
yaklaşıyoruz ve Şaban-ı Şerif'in her günü birer adım olarak, o manaya
yaklaştığımız birer adım olarak bize Ramazan'ı hissettiriyor.
Ama biz
Ramazan'a nasıl girmek istiyoruz? Ramazan'a çok ciddi bir rehabilitasyonla, ciddi bir hazırlıkla girmek istiyoruz ve
mağfirete erişmiş olarak girmek istiyoruz.
Affedilmiş olarak girmek istiyoruz.
Efendimiz hadis-i şerifinde
Şaban temizleyendir diye buyuruyor.
Şaban temizleyendir diye buyuruyor.
Temizlenmiş olarak Ramazan-ı Şerif'in içerisine girmek istiyoruz.
Dolayısıyla
işte Şaban-ı Şerif'te o saçılan hayırlar, dağıtılan bereketler onlardan
nasibimiz ziyade olsun arzu ediyoruz.
Bu arada Şaban temizleyendir deyince biz
tövbe kurnalarına koşmak diye bir ifademiz var biliyorsunuz.
Tövbe kurnalarına koşmak.
Yani hep böyle
arınma kurnalarında tasaffi diyoruz.
Aslında terakki dediğimiz mana Allah'a
doğru yaptığımız o muslat yolculuğuna terakki diyoruz, tekamül diyoruz, seyri
sülük diyoruz ama aynı zamanda tasaffi de diyoruz.
Yani saflaşma, birurlaşma,
berraklaşma manasında.
Dolayısıyla Şaban-ı Şerif'in bize vadettiği manayı
içimizde duymak ve o manayı kendi mahiyetimizde tahakkuk ettirmek istiyoruz.
Hatırlayacaksanız çokça
tekrar edilir.
Recep Allah'ın ayıdır.
Şaban benim ayımdır.
Ramazan ümmetimin ayıdır diye buyuruyor efendimiz
sallallahu tea aleyhi ve sellem.
Ahmet Ahmed ibn Hanbel Hazretleri de kendi
üç aylara ilişkin bize mütalaalarını sunarken bunun altını da çiziyor.
Şimdi
Recep Allah'ın ayı Şaban-ı Şerif benim ayımdır diye buyuruyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem.
Hani
üstadımızın yaklaşımını hatırlayın.
Ne diyordu? Medine bir e mihrap, Mekke bir
mihrap, özür diliyorum.
Medine bir minber diyordu.
Yani aslında şu kalbimizin la ilahe illallah muhammedur
resulullah dediğimiz iman hakikatini burada yerleştirebilmek için kalbimizde
Mekke'yi bir mihrap, Medine'yi bir minber haline getirebilmek için o hakikati kalbimizle sabitleyip imanımızı
Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in imanınızı kelime-i şehadetle yenileyiniz dediği gibi biz de aslında
Recep-i Şerif ve Şaban-ı Şerifle ile beraber o la ilahe illallah muhammedun resulullah hakikatin
kalbimizde yerleştirip bir kere daha tecdit edip sağlamlaştırıp
o mihrabı ve minberi yerine oturtup öyle giriyoruz Ramazan-ı Şerif'in
içerisine.
Ramazan-ı şerif ümmetimin ayıdır diye buyuruyor efendimiz.
Çünkü bize Ramazan-ı Şerif çok büyük
hediyelerle geliyor.
Çok büyük vaatlerle geliyor.
Biz de efendimizin bize
öğrettiği duayla Allah'ım Recebi ve Şaban'ı bana hayırlı eyle.
Beni
Ramazan-ı Şerif'e eriştir duasına devam ediyoruz.
O yüzden çünkü Ramazan-ı
Şerif'e erişmek meselesi bizim için ümit demek.
Bizim için Ramazan-ı Şerif'e
erişme meselesi annemizden doğmuş gibi tazelenmek.
Annemizden doğmuş kadar yeni berrak ve günahsızlığa erişmek manasına geliyor.
O
hayırlardan, o bereketlerden hissedar olmak manasına geliyor.
Şimdi o yüzden
de şimdi bir taraftan la ilahe illallah muhammedun resulullah Recepb-i şerif
benim.
Şaban-ı şerif Recepb-i şerif Allah'ın, Şaban-ı şerif benimdir diyor
efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem.
Ve Ramazan da ümmetimin ayıdır.
Şimdi biz madem ki bu hakikati
kalbimizde ihya etmeye, inşa etmeye, tazelemeye, yenilemeye çalışıyoruz,
bunun etrafında örgülememiz gerekiyor.
Bu ayları, bu geceleri, bu saatleri, bu
dakikaları.
Aynı zamanda Şaban-ı Şerif'e Şehrullahül Muazzam da deniliyor kitaplarda diye
altını çiziyor hocamız.
Şehrullahül Muazzam deniliyor.
Yani muazzam bir ay.
Ve onu biz benliğimize sinmiş bir lezzet gibi duyarız diyor.
Onu benliğimize
sinmiş bir lezzet gibi duyarız.
Hani böyle birtım kokuları duyuyoruz
ruhumuzda.
Duyuyoruz birtım esen kokuları.
Rüzgarı hissediyoruz tenimizde,
ışığı göz bebeğimizde hissediyoruz.
Aynen böyle iç duyularımızla
onlara böyle hisler sadece batın zahiri hislerimiz yok.
Batıni hislerimiz de var.
O batıni hislerle duyduğumuz şeyler de var.
Dolayısıyla aslında biz şehrullahül
muazzamı benliğimize silmiş bir lezzet gibi duyabiliriz.
Eğer onu açılmayı
başarabilirsek.
Hep formülümüz neydi? teveccühe, teveccühle mukabele edilir.
Yani biz ona yönelir, biz onun hakkını vermeye çalışırsak o da bize kendi
manalarını açar ve böylece gönüllerimiz ümide açılmış olur.
Gönüllerimiz kendi
beklentilerine, uhrevi güzelliklerin kaynağına yönelmiş olur ve gecesiyle,
gündüzüyle onu Ramazan besteli, büyülü bir musiki gibi dinlemeye başlarız.
Şaban-ı Şerif.
Evet.
Ramazan besteli ve her adımda o ses bize daha çok
yaklaşıyor.
Ramazan'ın bestesi her gün geçtikçe Ramazan'a yaklaştıkça biz
Şaban-ı Şerif'in içindeki o besteyi, Ramazan bestesini duyuyoruz ve gecesiyle, gündüzüyle bize büyülü bir
musiki tesiri icra ediyor ruhumuzda, gönlümüzde ve kendisine sığınanların
mübarek kullarıyla kucaklayan bir ay.
Şaban-ı Şerif mübarek kollarıyla, semavi
kollar da diyebilirsiniz onlara.
Semavi kollarıyla bizi kucaklıyor ve bir anne
şefkatiyle bizi kucaklıyor Şaban-ı Şerif.
ve bizi rahmetinin, Rabbimizin
rahmetinin enginliklerine çağırıyor.
O yüzden de aslında bu şehrullahül muazzam
olarak tanımladığımız Şaban-ı şerif Allah'ın ayıyla aralanan menfezlere
Allah'ın ayı şehrullahül muazzam anlamına geliyor.
Bütün aylar bu bağlam
bu anlamda Allah'ın ayları ama bu mübarek üç ayların bir hususiyeti var.
Dolayısıyla ona kendi ruhumuzla iştirak
etmeyi başarırsak şöyle hissediyoruz.
Bu ifadeler beni çok etkiliyor.
Zaman
delinmiş.
Duygularımızın üzerine başka alemden bir şeyler akıyormuş gibi olur.
Zaman delinir mi diye soruyoruz hep.
Evet, zaman delinir.
Zamanın menfezleri var mı? Zamanın menfezleri var.
O
menfezler, o koridorlar bizi mülkten, melekuta, maddeden, manaya, fizikten,
metafiziğe doğru taşıyan menfezleri var zamanın.
İşte o menfezleri bulma zamanı.
Şimdi zaman delinir ve ruhlarımızın üzerine başka alemden bir şeyler
akıyormuş gibi olur.
Aydınlık dakikalar, aydınlık saatler adeta o menfezlerden
geçip de ötelere yürüyebilme fırsatı bizim için.
Şimdi öyle olunca gecesiyle,
gündüzüyle, saatiyle, dakikasıyla sonsuzluk arzusu ruhumuza içeriliyor.
Sonsuzluk bestesi var.
Çünkü semavi kollarıyla sarıyor ya bizi Şaban-ı Şerif.
Onun içerisinde sonsuzluk arzusu,
ebediyet düşüncesi ve e ötelere olan ihtiyacımız, ötelere açılmaya olan
ihtiyacımız.
Bunları böyle ruhumuzda acıktığımızda acıktığımızı duyar gibi,
susadığımızda susadığımızı duyar gibi duymaya başlıyoruz.
Bizim en büyük problemlerimizden bir tanesi
ihtiyacımızı, manevi ihtiyaçlarımızı fark edememek.
Acıktığımızda
acıktığımızı duyabiliyoruz.
Susadığımızda susadığımızı duyabiliyoruz.
Ama ruhumuzun ihtiyacını,
kalbimizin ihtiyacını, o beslenme ihtiyacını duyabilme meselesi o konuda
temrinlere bağlı.
Çünkü o ihtiyaçların önünü adeta kapatmış.
Ruhumuzu
hissizleştirdiğimiz, kalbimizi hissizleştirdiğimiz için onların ihtiyacını da duyamaz hale
gelmişiz.
Öyle olunca işte Şaban-ı Şerif bize o özellikle Recepb-i Şerift'ten
meseleyi ele aldığımızda Recep-i Şerif'le meseleyi başlattığımız, Şaban-ı
Şerif'le derinleştirdiğimiz için adeta böyle ruhumuzun ihtiyaçlarını, kalbimizin ihtiyaçlarını, sonsuzluğa
olan ihtiyacımızı efendim sonsuzluğa, ebediyete olan
iştiyakımızı duyabilir hale getiriyor bizi Şaban-ı Şerif ve Ramazan Şerif de o duygumuzu
tatmin edebileceğimiz, kana o sonsuzluk suyundan içebileceğimiz bir ay olarak
bizi bekliyor.
Şimdi bu aydınlık zaman dilimlerinin hani o yüzden de hep altını çiziyoruz ya sadece Berat Kandili değil,
Şaban-ı Şerif'in dilimlerini, saat dilimlerini, dakika dilimlerini hatta
saniye dilimlerini bile değerlendirme çabasının içerisinde olmamız gerekiyor.
Hepimizde şöyle bir hava var değil mi?
Yani geçen ömrümüze hep yazıklanıyoruz.
Daha iyi yaşayabilirdik.
Daha iyi değerlendirebilirdik.
şu yaşımıza daha bereketli yılların semeresiyle erişebilirdik diye.
İşte bu
badğa geçen ömrümüzü o kaybettiğimiz zaman dilimlerini geri alabilme
manasında değerlendirebilme, şimdiyi değerlendirip geçmişi de telafi edebilme manasında işte bize bir imkan sunuyor.
Tekrar ediyorum.
Şaban temizleyendir diye buyuruyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem.
günahları
temizleyendir.
Dolayısıyla geçmişteki günah yüklerimizi ruhumuza bulaşmış olan kalbimizdeki
o siyah noktaları, günahın her günahın bıraktığı ve bizim temizleyemediğimiz siyah noktaları ruhumuzdaki katran
karası lekeleri temizleyip atabilmek için, annemizden doğmuş berraklığına
erişebilmek için çok iyi değerlendirmemiz lazım bu zaman dilimlerini.
Ve Efendimiz sallallahu
teala aleyhi ve sellem'e baktığımızda onun Şaban-ı Şerif'e yüklediği manaya baktığımızda Hz.Ayşe'nin rivayetiyle
Buhari'deki rivayetiyle karşılaşıyoruz.
Resulullah sallallahu teala aleyhi ve
sellem'in Ramazan'an başka en çok oruç tuttuğu ayıl şaban-ı şerif olduğunun
altını çiziyor Hazreti Ayşe.
Ve bu hususla alakalı bir gün kendisine "Ya
Resulallah, Ramazan'an başka en faziletli oruç hangi aydadır? diye sorulduğunda efendimiz sallallahu teâa
aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor.
Şaban-ı şerif diyor ama sebebini de söylüyor.
Ramazan hürmetine yani
Ramazanı tazim için Şaban-ı şeriftir diye buyuruyor.
Ramazanı tazim için yani
Ramazan'ın hürmeti için Şaban-ı Şerif'te tutulan oruçtur diye cevap veriyor.
Şimdi Hz.Ayşe'nin ifadesiyle efendimiz Şaban-ı Şerif'te neredeyse oruç
tutmadığı gün yoktu diyor.
Hazreti Ayşe validemiz Şaban'ı diyor hep artusuz
geçiriyor.
Bir yönüyle aslında efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem Hz.
Ayşe'nin verdiği bilgiyle Ramazan'ı istikbal adına adeta kendini rehabilite
ediyordu Ramazan'ı karşılamak için.
Şimdi haşa efendimiz rehabiliteden
müstaniyi fakat temrinat yapıyor efendimiz ve bize bir şey öğretiyor.
Temrinat.
Temrin meselenin alıştırmasını
yapmak demek biliyorsunuz.
Meselenin hazırlığını yapmak.
Efendimiz de Ramazan'a hazırlanıyor Şaban-ı Şerif'le.
Sonra Ramazan'ı da ona göre dolu dolu yaşıyor.
Şimdi bu aslında dedim ya efendimizin temrinata ihtiyacı yok ama
bizim var.
Ümmetinin var.
Bizim de Ramazan-ı Şerif'i dolu dolu yaşayabilmemiz için ne olması gerekiyor?
Şaban-ı Şerif'in temrinleriyle ona girmemiz gerekiyor.
Alıştırmalarıyla,
hazırlığıyla onun içerisine girmemiz gerekiyor.
Orucun ne kadar büyük bir hazırlık olduğunun zannediyorum
farkındasınız.
İnsanı ruh seviyesine taşıyor oruç.
İnsan bedenle ruh arasında
insanı ruha yakınlaştırıyor ve nefisle kalp arasında insanı kalp
seviyesine çıkarıyor oruç.
Hem fiziksel olarak bizi hazırlıyor Ramazan-ı Şerife.
Çünkü hazırlıksız olarak Ramazan'a girdiğimizde çok zorlanıyoruz.
Orucu tutarken çok zorlanıyoruz.
Oysa hep
hatırlatıyoruz ya Ramazan oruç ayı değil Kur'an ayı olarak geçiyor Kur'an-ı Kerim'de diye.
Ona zorlanmadan
girebileceğimiz bir imkan kazanıyoruz.
Hem de nefisten ziyade kalbe, bedenden
ziyade ruha yakın durarak o iklimi yakalayarak kalbin ve ruhun dereceyi
hayatına çıkmak deyip duruyoruz ya.
onu yakalamış olarak, o rezonansa girmiş, o
rehabiliteyle hazırlanmış olarak e Ramazan-ı Şerif'in içerisine girmiş
oluyoruz.
Efendimizin Ramazan'a hürmeten Şaban-ı Şerif'te bu kadar çok oruç
tutması bize de bir şey söylüyor olmalı.
Biz de ne yaptık hatırlayacaksınız? Hep
yaptığımız gibi yeniden çetelerimizi hazırladık.
Bu dersin altına da rica
ederiz sevgili Asoman'dan koymasını.
Şabanlı Şerif çetelimizi de hazırlayıp öyle girdik.
Hatta arkadaşların ricalı
karşısında rica ettik.
E bu konudaki eğitimli arkadaşlarımızdan çocuklar için de
kendilerine göre çeteler hazırladık, şemalar hazırladık.
Onlar da çetelerini
yapsınlar diye.
Şimdi kendimiz için çetele yaptık.
Çocuklarımız için yaptık.
Hatta bazı arkadaşlar dediler ve bunun
üzerinde çalıştılar.
Dediler ki aile çetelisi de yapalım.
Yani ne olsun? Diyelim ki Şaban-ı Şerif'in içerisinde ailece diyelim ki şöyle olsun.
Her hafta aile istişareleri yoksa
ailenin içerisinde aile istişareleri olsun.
Her hafta sohbet olsun.
Aile
sohbetleri olsun.
Bunlar da aile hedefleri olsun.
Şaban-ı Şerif'te her hafta mutlaka bir aile sohbeti, her
hafta bir aile istişaresi olsun ve her güne de bir ailece kılınan namaz koyalım
dedi arkadaşlar.
Her güne ailece kılınan bir namaz koyalım.
Bu bana çok e geldi
aslında.
Daha fazlası da mümkün elbette de asgari olarak bunlar da yapılabilir.
Bu da bizi yine Ramazan-ı Şerif'e
hazırlar ve aile çetelerimiz de olur böylece.
Onlara da böyle güller koyarız.
Onların üzerine de kalbimizi koyarız.
Onların üzerine de dualarımızı
iliştiririz.
Ve böylece sadece ferdi olarak değil ailevi olarak
da bir gayenin ortak bir mananın içerisinde evrilmiş ve çevrilmiş oluruz.
Şimdi bu geceler evet hep böyle diyoruz ya.
Diyelim ki Berat Kandili var
bu ayın içerisinde ve Berat Kandili tam da çok etkileyicidir.
Şaban-ı Şerif'in
nısfı yani tam ortasında Şaban-ı Şerif'in sadece Şaban-ı Şerif'in değil 3 ayların da tam ortasında.
3 aylar
Şaban-ı Şerif'in e 14.gecesi 14'ü 15'e bağlayan gece efendim Berat Kandili.
Ve ne oluyor bakın? hem üç ayları ikiye bölüyor hem de Şaban-ı Şerif'i
Şehrullahül Muazzam'ı ikiye bölüyor.
Ve o gece ki bütün kandil geceleri de öyle.
göklerin nura gark olduğu, zeminin semavi sofralarla donatıldığı gece ve
böyle bereketli bir zaman dilimi de var Şaban-ı Şerif'in içerisinde ve
farkındaysanız zannediyorum hep bunun altını çizmeye çalışıyoruz ama Allah
bize bir kere bir kere bir kere daha hep ekstra lütuflarla ekstra lütuflarla
kalbi ve ruhi hayatımız itibariyle derinleşme fırsatı veriyor Rabbimiz.
Ve
yapacağımız işler için bizi yüksek hedeflere yönlendiriyor Rabbimiz.
Ve biz
de şöyle yapmalıyız.
Hani sizinle en son yaptığımız derslerde ortak bir temamız
vardı.
Mülahazalar ibadetleri derinleştirir demiştik.
Mülahazalar
yaptığımız ibadetlerin düşünceleri, tefekkürleri, onlara yüklediğimiz anlamlar.
Hep şöyle düşünüyoruz.
Allah
bu gecelere, bugünlere, bu zaman dilimlerine, bu nurani zaman dilimlerine, zamanın bizim için altın
dilimlerine, bereketli zaman dilimlerine bu kadar yüksek manalar yüklemişse bizim
de o manalara açılmamız lazım.
Allah çok yüksek bereketler koymuşsa niye hayatımızı onlarla bereketlendirmeyelim?
Çok hayırlar varsa niye o hayırlara erişmeyi kendimiz için bir hedef olarak görmeyelim diyoruz.
Ya bunu dememizde
şöyle bir mana da var.
Bu kendimize bakan veçesiyle böyle ama rabbimize bakan veçesiyle de ona karşı hürmetin
bir gereği.
Cenabı Hak ekstra lütuflar koymuşsa bizim onlara karşı alakamız
kalmamız, alakasız kalmamız, e Allah'a karşı da hürmetsizlik olmaz mı? Onun
lütuflarına karşı müstani davranılır mı hiç? Ya Rabbi sen lütuflarda, ihsanlarda
bulunuyorsun ama benim ihtiyacım yok denilir mi? Hiç Allah'a karşı müstani olunur mu? Madem ki Cenabı Hak bunları
vaadediyor, bize yakışan şey de o vaatlere hep diyoruz ya şiddettii taleple talip
olmaktır.
Böyle bir uhrevileşme üç ayların ufka ufukta belirmesiyle başladı.
Ramazan'a
kadar da her günle devam edecek ve artarak devam edecek.
Emin olun bu şu üç
ayların içerisinde her gün artarak lütuflar ve ihsanlar devam ediyor.
Eğer
biz önümüze çıkan günün lütfunu, ihsanını, bereketini almış, üzerimize
onu geçirebilmişsek, onu bir hilat gibi üzerimize giymişsek, o gecelerin, o
gündüzlerin nuruyla nurlanabilmişsek, bize kendi şivesiyle, kendi kendi
bestesiyle geliyor o günler ve geceler.
ve bizi her gün biraz daha Ramazan'ı hazırlarken her gün biraz daha
derinleştiriyor.
Bize nur taşıyor.
Bize huzur taşıyor.
Bugünler ve geceler.
Bazı kimseler
yaşadığımız zamanı farkındasınız insafsızca karartıyorlar.
Bir de böyle
bir meselemiz var.
Yani yaşadığımız zamanı insafsızca karartan e bazı
kimseler var.
Bazı efendim topluluklar var.
cehenneme çeviriyorlar günleri ve
geceleri.
ama biz zamanı aydınlatmakla mükellef olan
insanlarız.
Kendi misyonumuzu ve vazifemizi de böyle belirliyoruz.
Biz zaman ne kadar kararırsa kararsın hepimiz kendi imanımızın nuruyla, kendi
yaşadığımız zamana nur saçmakla, zamanı aydınlatmakla mükellefiz.
Tekrar
ediyorum.
Bu bizim hem misyonumuz hem de vazifemiz.
Şimdi başımızı kaldırıp
baktığımızda bu misyonu, bu vazifeyi ifa ederken rabbimizin aslında rahmetiyle bizi hiç yalnız bırakmadığını da
görüyoruz.
Bir kere daha o rahmeti gönüllerimizde, vicdanlarımızda duymak
hatta ruhlarımızı akıtma vakti.
Şimdi ruhlarımızın o maneviyatın ferah feza
iklimine ulaştırılması vakti.
Bunu duyup hissetme vakti.
Dolayısıyla aslında biz
o zamanın karanlığını aydınlatmaya çalışırken Rabbimizin başımızı kaldırıp da semaya
başımızı çevirebildiğimizde işte Rabbimizin rahmetiyle bizi hiç
yalnız bırakmadığını ruhumuzda duyduğumuzda ne yapıyoruz biliyor musunuz? Talihimize tebessümler
yağdırıyoruz.
Talihimize tebessümler yağdırıyoruz.
Yağdıralım inşallahu teala.
Öyle demiştik değil mi? Biz zamanı bir başka
duyuyoruz.
Kalp ve ruhumuzun baharını solukluyoruz.
Ruhumuzun hasat mevsimini yaşıyor.
Ruhumuzu rehabilite etme fırsatı
buluyor.
Allah'a yakınlaşıyoruz.
Şimdi bütün bunların insana duyurabileceği
lezzetler yok mudur? Söyler misiniz? Ruhumuzun damağına sunulmuş lezzetler
yok mudur? Şimdi beraati de konuşmamız, berati de konuşmamız lazım değerli dostlar.
Allah
Teala Şaban-ı Şerif'in 15.
gecesi geldiğinde deniliyor Tirmizi'deki bir
hadis-i şerifte rahmet ve marifetiyle dünya semasına nüzul eder ve kelp
kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi affeder.
Şimdi bu yeryüzüne mağfiretin saçılacağı manasına geliyor.
Nerede? Berat
Kandilinde, Şaban-ı Şerif'in nısfında.
Şimdi e Kel kabilesinin koyunlarının
kılları sayısından daha fazla kişiyi Cenab-ı Hak affedecek.
Yani ne olacak?
Temizlenme fırsatı verecek Rabbimiz bize.
Arınma fırsatı verecek.
O yüzden de hani tövbe kurnalarına koşmak dedik
ya çok istiğfar getirmek lazım.
Çok istiğfar ve getireceğimiz istiğfar da
hani bizim o çok sevdiğimiz Allah'ım sen kerimsin, rahimsin, gafursun, rahmansın
diye sayıp sonra sen affetmeyi seversin.
Bizi de affet diye.
Bizi de affet diye o dergaha iltica edeceğimiz dualar bunlar.
Berat gecesi
kutlu bir zaman dilimi aslında.
Kurbiyet mevsimi.
O da kurbiyet gecesi
bizim için.
Ve dedik ya o hem ayları ikiye bölüyor Berat Gecesi hem de neyi
ikiye bölüyor? Şabanı Şerif'i ikiye bölüyor.
Şimdi bizim için altın bir fırsat.
Neyin fırsatı? Çoğu zaman biz
sadece hani böyle hoş bir zaman geçirmeyi hedefliyoruz o gecelerde.
Hoş
bir zaman.
Oysa çok ciddi çalışmak lazım.
öyle diyor ya.
Ciddi çalışmak diyor Bediüzzaman Hazretleri.
Çünkü
Allah'a münasebet ve kulluk adına derinlerden derin bir insan ufkuna
ulaştıracak bizi o berat gecesi.
Bu ulaştırmada hak dostları ciddi bir
gayret göstermişler.
Bize de onu tavsiye etmişler.
Üstadımız da öyle, hocamız da
öyle.
Hatta değerli dostlar Ehlullah'tan bazıları hatta çokları diyor hocamız
Berat'i yeniden doğma fırsatı olarak vermiş görmüşler.
Şimdi düşünün size
hani insanlar öyle diyor ya yeniden yaratılmak istiyorum.
Baştan başlamak
istiyorum.
Zannediyorum hepimiz yolculuğa baştan başlamak isteriz.
Üzerimizdeki yorgunluklardan,
bıkkınlıklardan, menfi tecrübelerden kurtulmak.
Yine hocamızın ifadesiyle
önlüğümüzü kirletmişiz de, önlüğümüzü kirletmişiz de temiz bir önlükle yola
devam etmek isteriz.
İşte ehlullah'tan pek çokları ne yapmışlar?
Yeniden doğma
fırsatı olarak görmüşler Berat Kandilini.
İstiğfar, tövbe, tövbenin
daha ötesinde ne var? İnabe var.
Tövbe yeniden rabbimizle bir mutabakat
kurma, arınma, tamir, iç tamir ama inabeye gelince o performans üstü bir
performans.
Biz tövbeyle kaybettiğimiz performansı sadece kazanmaya çalışıyoruz
ama ineyle performans üstü bir performansı ortaya koymaya çalışıyoruz.
Tovbenin bir üst basamağı inabe bu gece
tbelerle yetinmeyip bir de inabe etmemiz lazım.
İnabe
ortaya kendi performansımızı aşıacak, kendi rekorlarımızı kıracak bir inabeyle
sürekli Allah'a yönelip de Allah'ım sen affetmeyi seversin.
Sen gafursun,
rahimsin, kerimsin.
Beni de affet diye dua etmemiz lazım.
O el kulkulu dariadaki istiğfarlar en çok da seyyidül
istiğfar diyoruz ya ona.
Seyyidül istiğfar.
İşte geldiğim şerlerin şerrinden sana iltica ediyorum Allah'ım.
Senin ipine sıkı sıkı tutunuyorum Allah'ım deyip seyyidül istiğfarlarla Cenabı Hak'a iltica edeceğimiz gece.
Dolayısıyla ruhi hayatımız itibariyla yepyeni mevsimlere, yepyeni iklimlere açılma zamanı.
Bunu yaparken de beratin
hususiyetini hep nazarı itibar alacağız.
Allah madem ki bunu vaadediyor, biz de o
vade doğru koşacağız.
Öyle bir yıkanalım ki tövbe kurnalarında üzerimizde kir
kalmasin.
O hani kirler eskir yerleşir ya solar ya renkler o kirler yüzünden.
Üzerimizde kir kalmasın temizlenmemiş.
Renklerimiz yeniden parlasın.
Ruhumuzun
renkleri, duygularımızın renkleri tazelensin, cilalansın.
Kalbimiz cilalansın.
Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Cilaül Kalp diye bir eseri
var.
Kalplerimiz celalansın.
Mücella.
Mücella celalanmış
manasına geliyor.
Mücella bir ayna olsun kalbimiz ki esma-ı ilahiyeyi parlatsın,
aydınlatsın.
Esma-ı ilahiye yansın kalbimizde.
Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin
mirat-i mücellaları olalım hepimiz.
Kalbimizden bütün azalarımıza, bütün
uzuvlarımıza nuraniyet aksetsin.
Kalbimizden kelimelerimize
letafet aksın, hikmet aksın inşallahu teala.
Şimdi öyleyse zamanın Allah'a en
yakın zirveleri demiştik.
Öyle değil mi? Kandil geceler için.
O zirveyi biz de zirve dualarla ihraz edelim.
Ama şunu da
bilelim.
Şimdi Berat Kandilinin bizim için hususiyeti nedir?
Üstadımız
bize nasıl anlatıyor? Onu konuşacağız.
Şimdi bunları bilerek teveccüh edersek daha derin manaları açılabiliyoruz.
Üstadımız diyor ki, "Berat gecesi bütün senenin kutsi bir çekirdeği ve
insanlığın kader programı olması açısından Kadir Gecesi gibi mukaddestir.
Hatta üstat hani Kadir Gecesinde 1000 ay 80 seneye tekabül ediyor ya bereket
olarak." Bediüzzaman Hazretleri değerli dostlar Berat gecesinin de 50 seneye
tekabül eden bir bereketi, kulluk bereketi olduğunu söylüyor.
Nereden biliyor diye soracaksınız.
Cevabımız hep
ne? Üstadımız keşifle biliyor.
Yani Cenabı Hak Allah dostlarını, ehlullahı,
evliyaullah'ı eşyanın sırlarına, perde arkası hakikatleri açıyor.
Ve üstat bunu keşfen
söylüyor bize.
50 yıla tekabül ettiğini söylüyor o gecenin.
Düşünebiliyor
musunuz? Muhteşem bir şey bu bizim için.
Ve şunun altını çiziyor.
Diyor ki üstadımız, Berat Gecesi bütün senenin
çekirdeğidir.
Bakın neyi yakaladık? Bir yılın çekirdeğini yakalayacağız.
Orada bir
yılın DNA'sını yakalayacağız biz Berat gecesinde ve insanlığın kader
programı diyor.
insanlığın kadar programı biliyorsunuz bir yıllık
rızıkların tayin edildiği, hayırlı mı şerli mi insanlar olacağımızın tespit
edildiği, ne zaman ölecek miyiz, yaşayacak mıyız bunların tayin edildiği
yani bir yılın kader programının tespit edildiği, tayin edildiği bir zaman
dilimi.
Dedim ya üstadımız 50 senelik ibadet hükmüne geçiyor diye zikrediyor.
Üstadımız diyor ki, "Kadir gecesinde her bir amelin okunan Kur'an'ın her bir harfinin sevabı
30.000 olduğu gibi Berat gecesinde de 20.000'e kadar çıkar."
20.000'e kadar çıkar.
Bu geceler 50 senelik bir ibadet hükmüne geçebilir.
Onun için elden geldiği kadar Kur'an'la, istiğfarla, salavatla meşgul olmak büyük
kardır diyor üstadımız.
Kur'an'la, istiğfarla ve salavatla meşgul olmak
büyük bir kardır diyor.
Şimdi aile hedefleri koyacaktık ya.
O aile
hedeflerine de dahil edebiliriz.
Ekstra salavatlar, ekstra efendim istiğfarlar,
madem ki lütuflar ekstra bunları da katabiliriz.
Ve tavsiye ediyorum
meal dinlemeyi.
Dinleyerek meali, Kur'an mealini bir kere bitirmeyi de o
hedeflerin içerisine koyabiliriz.
Aile hedeflerinin içerisine dinleyerek Kur'an meali, istiğfarlar ve salavatlar,
seyyidül istiğfar ve efendim salavat.
Salavat-ı şerifte de çok
faziletli bir salavat olduğu için senin ilmin ve malumatın adedince salatu selam dediğimiz o faziletli salavatı tercih edebilirsiniz.
Şimdi bunlarla
meşgul olmak çok büyük kardır." diyor Bediüzzaman Hazretleri.
Cenab-ı Hak bizi o karlardan azim olarak hisseder kılsın.
Dolayısıyla şimdi Hazreti üstadın ifadesiyle içinde beşerin kader programı
var.
Şimdi bu kader programının yazılmasının tam Şaban'ın ortasına, üç
ayların ortasına denk gelmesi de çok önemli.
Şöyle düşünebilirsiniz bunu.
Her
yıl her yıl Berat Kandilinde ne yapıyor Cenabı Hak? bir yıllık kader
tayininde bulunuyor.
Şimdi bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Ezeli ilimde, Levh-i Mahfuzda olmuş
olacak her şey kayıtlı.
Levh-i mahfuzu ana kütük olarak düşünebilirsiniz.
Hani
sizin bir nüfus cüzdanınız var ama o nüfus cüzdanınızın kayıtlı olduğu bir kütük defteri var ya işte bizim amel
defterimizle amel defterlerimizin kayıtlı olduğu levhi-i mahfuz dediğimiz
bir ana kütük var.
Olmuş olacak her şeyin kaydedildiği bir levha.
Hafıza.
İnsanlığın hafızası, yaratılmış her şeyin hafızası.
Levhi mahfuz.
Şimdi
dikkat ederseniz istinsah diye de bir kelimemiz var.
Nüshalma.
Nüshalma.
Bir kitabı basıyorsun.
Sonra
bunu fasikül fasikül çoğaltıyorsunuz.
Öyle değil mi? Şimdi o ana kütükten bir yıllık kader programın istinsahı,
nüsalanması söz konusu.
Nerede? Berat Kandilind'e bu bana şu anlamda çok
önemli geliyor.
Bu gece mahlukatın bir sene içindeki rızıklarına, zengin mi fakir mi olacaklarına, aziz mi
zelil mi olacaklarına, yaşayıp yaşamayacaklarına, ecellerine, hacıların sayılarına kadar
hükümlerin verildiği hadislerde beyan ediliyor.
Öyle değil mi? Öyle bir gece bu gece.
Şimdi Allah böyle bir geceye
teveccüh etmemizi istemez mi? Peki biz böyle geceye teveccüh etmez miyiz? Bunun
şöyle bir anlamı da var bizim için.
Hani o ortalama her şeyi ortadan kesmesi.
Beraat Kandilinin böyle mübarek bir gece olmasının şöyle bir güzelliği de var.
Şimdi siz diyelim ki bir eser yazıyorsunuz diyelim.
Bir hikaye
anlatıyorsunuz.
Bir roman yazıyorsunuz diyelim.
Bilirsiniz başlangıçlar çok önemlidir.
Bir de finaller de çok
önemlidir.
İçini neyle dolduracağımızı da o belirler.
Yani güçlü bir başlangıç yaptıysanız ondan sonra hikayeye devam
ederseniz güçlü de bir final yaparsınız.
Bu arada şunun da altını çizeyim.
Özellikle böyle hizmet insanlarının bu
dönemde çok büyük hikayeleri birikiyor.
Çok büyük imtihanlardan geçiyoruz ya.
büyük imtihanlar, büyük hikayeler
demektir.
Hicretler, gaybubetler efendim bizim bizim medrese-i Yusufiye
dediğimiz o çileli günler.
Şimdi bunları biriktirdiğimizde, bunları karşımıza aldığımızda arkadaşlar hep şunun altını
çizmeye çalışıyorum.
Diyorum ki bu kadar büyük bir hikaye büyük bir finali hak eder.
Bu kadar büyük bir hikaye
sönümlenmeyi hak etmez.
Ferden ferda da böyle hepimizin hikayesi büyük hikayeler.
Hamdü sanalar olsun.
Bu büyük
hikayeler büyük finalleri hak ediyor.
Şimdi bunu Berat için düşünün.
Ne
oluyor? İşte bir yıllık bir hikayemiz var.
Diyelim ki bir e kendi hayatımızı
yıllara bölün, fasiküllere bölün.
Öyle değil mi? Yani her Berat Kandilinde
Cenabı Hak bizim için o seneyi, o seneyi istinsah ediyorsa o senenin kader
programının çekirdeği o gecenin içerisinde yazılıyorsa diyelim ki şöyle
düşünün.
Her yıl bir sizin ömrünüzün fasikülleri olarak düşünün.
Her yılı
kendi ömrünüzün bir fasikülü olarak düşünün.
Ve ne oluyor bilirsiniz işte başlangıçlar da çok önemli dedik.
Finaller de çok önemli.
Şöyle oluyor.
İlk e 45 gün, 3 ayların ilk 45 günü
bizim bir yıllık kader fasikülümüze, amel fasikülümüze final yazdığımız
dönem.
2 45 günde yani Şaban-ı Şerif'in 2.15 günü ve Ramazan-ı Şerifte ne
oluyor?
Yeni bir yılın başlangıç amelleriyle defterimizi donattığımız
zaman dilimi yani birinde final yazıyoruz.
Birinde de giriş
cümlelerimizi birinde de mukaddimelerimizi yazıyoruz.
Birinde mukaddime, mukaddime giriş
manasına geliyor.
Şimdi birinde final yazıyoruz, birinde mukaddime yazıyoruz.
Allah'ın
rahmetinin enginliğine bakın ki değerli dostlar şimdi bir yıllık o fasikülü biz
kapatırken hani yeniden doğacağız ya bir yıllık e amel defterimizi, bir yıllık
fasikülümüzü kapatırken üç ayların içerisine giriyor.
Recep-i Şerif'i ihraz
etmiş olarak, Şaban-ı Şerif'in ilk 15 günüyle o deftere çok güzel bir final yazmış olarak kapatıp koyuyoruz.
Rafa
hangi rafa koyuyoruz? kader programı rafına koyuyoruz.
Ondan sonra açılacak
çünkü o defterler biliyorsunuz.
O defterler sağdan soldan dağıtılacak ve açılacak o defterler.
Hüsnü hatime diyoruz ya.
Hüsnü hatime.
Güzel bir finalle kapatıyoruz defterimizi.
İstiğfarlarla dikkat edin
bakın istiğfarlarla kapatıyoruz ki o fasikülün içerisindeki günahlar temizlenmiş olsun.
tertemiz bir
sayfayla, tertemiz bir fasikülle onu ömrümüzün, kendi ömrümüzün, geçmiş
ömrümüzün rafına koyalım.
Yeni bir vasikül açalım.
Onu da istiğfarlarla,
tertemiz sayfalarla açalım ve ona çok güzel bir başlangıç, mukaddime yazalım.
Neyle? Şaban-ı Şerif'in ikinci yarısı ve Ramazan-ı Şerif'le.
Öyle değil mi? Şimdi
düşünün üstadın ifadesiyle içinde beşerin kader programı nevinden ilahi
icraatin yapıldığı bir gece.
O yüzden de bakın ikinci bir Kadir gecesi hükmünde.
Öyle bir Kadir gecesi hükmünde ki 50 yıla tekabül ediyor oradaki ameller diyor Bediüzzaman Hazretleri.
Şimdi
insan böyle bir mukaddime yapmaz mı? Böyle bir final yapmaz mı?
İnsan kendi
amellerinin açılacağı o güne, defterlerin açılacağı o güne böyle bir
hazırlık yapmaz mı? Şimdi üstadın beni çok etkiler.
yatsı namazını anlatıyor
9. sözde üstadımız ve yatsı namazını anlatırken
yevmiye deftere amalini hüsnü hatime ile kapatmak, bağlamak diye bir ifadede
bulunuyor.
Yani günlük amel defterimizi hani Z raporu deniliyor ya ona.
Günlük
amel defterimizi hüsnü hatime ile bağlamak.
Yani güzel bir finalle
bağlamak.
Yatsı kılmak böyle bir şey değil mi? yatsı kılınca günlük defter-i
amalimizi hüsnü hatime ile bağlamış oluyoruz.
Hüsnü hatime ile bağlamış
oluyoruz.
Yani ona çok tatlı, çok güzel bir final yazarak bitirmiş oluyoruz
günlük defterimizi.
Aynen öyle de işte Berat Kandili bizim
için değerli dostlar bir yıllık defteri amalimizi Hüsnü Hatime ile bağlamak
vakti.
bir yıllık amel defterimize
muhteşem bir final yazmak ve onu öylece kapatmak.
E böylece o takdirlerin
yapıldığı gece Cenabı Hak'tan hep güzellikler, hep mağfiretler,
hep hep ruhumuzun derinliklerine açılma çabaları, kalbin ve ruhun dereceyi
hayatına çıkma, talepleriyle o geceyi geçirme.
Yani bütün fani sevdiklerine
bedel diyordu üstat 9.Sözde
mabut ve mahbub-u bakinin ve bütün dilencilik
ettiğimiz acizlere bedel bir kadiri-i kerimin ve bütün titrediğimiz muzurların
şerrinden kurtulmak için bir hafiz-i rahimin huzuruna çıkmak.
Böyle diyordu
değil mi üstadımız? Ne güzel bir şey değil mi?
Bakın bütün titrediğimiz muzırların şerrinden zamanı karartanlar
dedik ya onların bize verebilecekleri her türlü zarardan
kurtulmak için bir hafiz-i rahimin huzuruna çıkmak ve dilencilik ettiğimiz
acizlerden kurtulup da onlara bedel bir kadir-i kerimin huzuruna çıkmak.
Bütün
fani sevdiklerimize bedel bir mabudun ve bir mahbub-u bakinin huzuruna çıkmak.
Çok tatlı değil mi? Bu tadı ruhumuzun damağına duyurmalı değil mi?
Evet.
Şimdi bu üstat bu bir yılın programı diyor ya Berat Kandil için.
Hoca efendi de onu tefsir ederken bizim için şerh ederken diyor ki Allah evvela
hadiselerin planını çizer.
Onlara ilmi vücut verir.
Şimdi iki tane vücut var.
İki tane varlık var bize bakan veçesi.
Bir ilmi vücutlarımız.
Bir de harici
vücutlarımız.
Yani biz daha efendim annemizin karnından doğmadan önce ilmi
bir vücudumuz vardı.
Biz daha annemizin karnına düşmeden önce de ilmi vücudumuz
vardı.
Kainat yaratılmadan önce de ilmi bir vücudumuz vardı.
İlmi vücut demek
bizim bizim varlık programımız.
O çekirdeklerdeki vücut ilmi vücut.
Efendim o DNA'daki vücut ilmi vücut.
İlmi varlıklar.
Bizim ilmi varlığımız.
Fakat o DNA'nın içerisine girmeden önce de bizim ilmi vücutlarımız var.
Levh-i
mahfuz da var.
İlmi ilahi de var.
İlmi vücutlarımız.
Sonra ne oluyor?
Vakti
gelince Allah'ın tayini ve takdiriyle harici vücut urbası giyiyoruz.
Yunus
Emre'nin ifadesiyle ete kemiğe bürünüyor ve Yunus diye görünüyoruz.
Etekemiye
bürünüyor, Emine diye görünüyoruz.
ilmi vucut üzerine Cenabı Hak kudret ve
iradesiyle bize harici vücut gidiriyor.
Dolayısıyla da evvela her şey ilmi
vücuttaki durumuyla yazılıyor.
Sonra da insan o yazılara uygun olarak, o kader
programına uygun olarak harici vücut noktasında eylemlerini icra ediyor.
Bu
Cenab-ı Hakk'ın ezeli ilmi.
Dikkat edin.
Bu Cenabı Hakk'ın ezeli ilmi.
Yani öyle
yazıldı diye öyle olmuyor.
Bizim öyle yapacağımızı rabbimiz ezeli ilmiyle, irademizi nasıl kullanacağımızı rabbimiz
ezeli ilmiyle biliyor.
Şimdi bu kadere bakan veçesi meselenin.
Dolayısıyla ne
oluyor değerli dostlar? O kader defterleri, tayinler yapılırken
o bir yıllık tayin ve çok önemli.
Sadece kendimiz için değil, insanlık için de
önemli.
Sadece kendimiz için değil, kardeşlerimiz için de önemli bizim yönelişlerimiz.
Çünkü o tayinler
yapılırken her şeyin ilmi vücudu meşiet-i ilahiye
ile belirlenirken, her şeyin ilmi vücudu tayin ve takdir edilirken Cenabı Hakk'ın
iradesiyle, meşietiyle bir yılın içerisinde ne yapacağımız belirlenirken
biz Cenabı Hak'a müteveccih oluyor.
Dua dua yalvarıyoruz.
Cenabı Hak ezeli
ilmiyle bizim nasıl davranacağımızı biliyor.
İrademizi nasıl kullanacağımızı
biliyor.
İki yönüyle.
Dolayısıyla da beraatler bizim kurtuluşumuzun remzi
haline geliyor.
İki yönüyle.
Birincisi ne oluyor? Bizim şu an hizmet
olarak, kardeşlerimiz olarak mahkumiyetlerimiz var, mazlumiyetlerimiz var, mağduriyetlerimiz var.
Maznuniyetlerimiz de var.
Mazn biliyorsunuz işlemediği ve suçla itham
edilen demek.
Maznuniyetlerimiz de var.
Şimdi bunlardan beraat istiyoruz değil
mi?
Yani kardeşlerimizin, zulüm altındaki kardeşlerimizin beraatini istiyoruz.
Bakın beraat
gecesi.
Beraat gecesi yani size hem beraatinize ilişkin beraat biliyorsunuz
bir kurtuluş senedi manasına geliyor.
Bir kurtuluş senedi.
Beraat.
Aynı
zamanda da beraat, özgürlük manasına geliyor.
Dolayısıyla o beraati alma
ümidiyle Cenabı Hak'a yöneliyoruz.
Sadece kendimiz için değil, kardeşlerimiz için.
Ama bir de e
nefsimizden beraat etmek istiyoruz.
Nefsimizin tasalludundan, nefsimizin
hakimiyetinden, nefsimizin hapishanesinden, benliğimizin hapishanesinden beraat etmek istiyoruz.
İstiyoruz değil mi?
Ahiret azabından beraat etmek istiyoruz.
Rabbimizden ümit
ediyor, diliyor ve dileniyoruz.
Hammadun ümmetinden olmak, efendimizin
livail hamdi altında buluşmak, birleşmek istiyoruz.
Bunun için de her türlü
nefsimizin tasallutundan, cismaniyetin tasallundan sıyrılıp çıkmak, özgürleşmek
istiyoruz.
Hürriyet istiyoruz.
Nefsimize karşı, benliğimize karşı, cismaniyetimize karşı kalbin ve ruhun
derece-i hayatına yükselmek istiyoruz.
İşte nefsimizden, cismaniyetimizden, benliğimizden tecerrüt edemedikçe, kalbin ve ruhun dereceyi hayatına da çıkamıyoruz.
Dolayısıyla böyle bir beraat de istiyoruz Allah'tan.
İki çeşit
beraat istiyoruz biz.
bir bütün bir insanlık olarak, bütün masumlar olarak,
bütün kardeşlerimiz olarak mazniyetlerimizden, mazlumiyetlerimizden,
mağduriyetlerimizden, mahkumiyetlerimizden beraat.
İkincisi de nefsimizin tasallutundan beraat,
cismaniyetimizin tasallutundan beraat, zayıf iradelerimizle hakkından
gelemediğimiz o nefsimizin hevasına karşı beraat istiyoruz rabbimizden.
Dolayısıyla meselenin iki yönü var.
Ve efendimiz sallallahu tea aleyhi ve
sellem, "Şaban'ın nısfında ibadet ediniz.
O gece ibadet ediniz.
Gündüzünde
de oruç tutunuz." diye buyuruyor ve Cenabı Hakk'ın dünya semasına inip de
rahmet ve mağfiretiyle tecelli edeceğinin altını çiziyor.
Dolayısıyla o
gece bizim için çok hani öyle deriz ya karar gecesi, takdir gecesi, karar
gecesi.
O gece bizim için karar gecesi, takdir gecesi.
O gece bizim için bir
vuslat gecesi olsun inşallahu teala.
Himmet sahibi olan insanlar, yüce himmet
sahibi olan insanlar bu gecelerde ellerini kaldırırlar ve şöyle derler
diyor hocamız.
Allah'ım ne olur bizim kalplerimizi tevhit eyle.
En çok ihtiyacımız olan şeylerden bir tanesi o.
Kalplerin birliği, kalplerin
telifi, tevhidi, kardeşliğin tesisi, ittifak sırrının aramızdaki aramızdaki
tesisi.
Allah'ım ne olursun kalplerimizi tevhit eyle.
Kalplerimizi telif eyle.
Bizleri duygu ve düşünce birliğine ulaştır.
Bizi duygu birliğine ulaştır.
Düşünce
birliğine ulaştır.
Allah'ım ne olursun derbeder değerliğimizi izale et.
şiddet-i talebimizdir.
Ya Rabb derbeerliğimizi izale et.
Bize yeniden
ayağa kalkma fırsatı var.
İnsanlığı ayağa kaldırma fırsatı var.
Ya Rabbi, şu
zamanın karanlığını nurumuzla aydınlatabilme fırsatı ver bize.
Ümmeti
Muhammed'i içine düştüğü sefaletten, perişaniyetten kurtar ya Rabbi.
Ruhu
revan-ı Muhammedii dünyanın dört bir yanında şehval açtır ya Rabbi.
Ve
bizleri de bu mukaddes vazifede istihdam eyle.
Ya Rabbi
bizi kalp insanları eyle ki kalplerimizi diptiri eyle ki biz de insanlığa kan
pompalayabilelim.
Biz de insanlık için bir kalp vazifesi görebilelim.
Şu
kalbimiz yaşatma idadi yaşıyor.
Şu kalbimiz şu kalbimiz bütün bir bedene nasıl kan
pompalıyor? kılcallarına kadar nasıl kan pompalıyor.
Biz de ya Rabbi yeryüzünde
bütün insanlığa, bütün bir beşeriyete kan pompalayan kalpler hükmünde olalım.
Dünyanın dört bir yanında şehbal açtı ruhu revan-ı Muhammediyi.
Bizleri de bu
mukaddes vazifede istihdam buyur.
Allah hepimizi böyle bir ufka ulaşmaya
nasip etsin.
Hepimizi böyle bir ufka ulaştırsın.
Cenabı Hak kalplerimiz telif
olsun.
şu karanlık zaman dilimleri aydınlansın, nurlansın ve onları nurlandırırken,
kendi vazifemizi, kendi misyonumuzu ifade ederken tekrar ediyorum
Allah'ın
rahmetiyle, Allah'ın inayetiyle, keremiyle, lütufuyla, ihsanıyla,
ikramıyla bizimle beraber olduğunu hissetme gecesi berat gecesi ve sadece
kendimiz için değil o kader tayinleri yapılırken o bir gecenin çekirdeği
DNA'sı hükmünde bir gecenin içerisine girmişken bütün bir insanlık için taleplerde
bulunmak.
Buna ne diyebiliriz? Fırsatı değerlendirmek.
Başka ne olabilir?
Cenabı Hak bu gecelerde ayrı bir hususiyet bahşediyorsa bu gecelere e biz de fırsatı değerlendiririz.
Bize düşen
vazife o fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek olur.
Başka gecelerden farklı olarak bu gecelerde daha fazla
ibadet taat ederiz.
mübarek zaman dilimlerini en verimli şekilde değerlendirmeye çalışırız.
Bu gecelerde
çok namaz kılmalı diyor hocamız.
İbadet etmeli.
Cenabı Hak'a tazimü tebcilde
bulunmalı.
Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'e bol salatu selam getirmeli.
Bol bol istiğfarlarla aklanıp
paklanmalı.
Gönülden Allah'a teveccüh ederek yüreklerimizin sesini
dillendirmeliyiz.
Doğa doğa yalvarmalıyız.
Özellikle de ümmeti Muhammed için dua etmeliyiz.
İnsanlık için, beşeriyet için, ümmeti Muhammed için, masum mazlum
kardeşlerimiz için dua etmeliyiz.
Unutmamak gerekir ki bu gecede kılınan
namazlar normal zamanlarda kılınan namazlar değil.
Bu gecede bu onun
gününde tutulan oruçlar herhangi bir oruç değil.
O gecedeki istiğfarlar
herhangi bir gecenin istiğfarları değil.
Zamanın ve mekanın nuraniyeti onun
içerisine girecek.
Öyle zaman dilimlerinin içerisindeyiz.
Şaban-ı Şerif'e girdik ve bunun farkındalığıyla
adım adım bakın unutmayın
bir yıllık istinsah, bir yıllık fasikül kapanacak.
Yenisi açılacak.
Dolayısıyla bugünler final yazdığımız günler.
Bugünler Hüsnü
Hatime günleri.
Bunu da Berat Kandili ile taçlandıracağız değerli dostlarım
inşallahu Teala.
Şimdi ben bu da bir gelenek haline geldi. şiir okuyalım.
Bu gecenin hürmetine bu geceyi, Berat gecesini taçlandıracak
ümit şiirimiz olsun.
Kandil geceleri ruhumuza ümidi fısıldayan geceler.
Günahlarımızın yükünden kurtulabileceğimiz.
Bakın yeniden doğmak olarak ehlullah
yahu evliyaullah böyle görmüşler.
biz niye böyle görmeyelim? Annemizden
yeniden doğma fırsatı, tertemiz yola devam etme fırsatı, Ramazan-ı Şerif'e
hazır olarak girme, rehabilite edilmiş olarak girme fırsatı ve
şimdiye kadar olmadığı kadar derinleştirebilmek, şimdiye kadar olmadığı kadar taçlandırabilmek.
kendi mahiyetimizde, iç derinliğimizde sırra, hafiye, ahvaya yani insan
mahiyetinin en derinlerine açılabilme zaman dilimi.
Dolayısıyla ne yapalım?
Bir de ümitli bir şiir okuyalım beraber.
Şöyle diyor hocamız:
"Bir başka duyar
varlığı hakka uyananlar." bu gece bizim için berat gecesi hakka
uyanma vakti olsun.
Varlığı bir başka duyursun Cenabı Hak bize.
Varlık bize
perde arkası hakikatlerini fısıldasın.
Uhrevileşsin,
büyülensin varlık.
Bu gecenin büyüsüyle de bize bambaşka fısıldasın.
Bir başka duyar varlığı hakka uyananlar dünyaları tıpkı cennetler gibi sımsıcak.
Sinelerinde göklerin sesini duyanlar ruhları huzur içinde ufukları apak.
Sinemizde Rabbimiz göklerin sesini duyabilmeyi nasip etsin hepimiz.
Ruhlarımız onun itminanını yaşasın.
Ufuklarımızda karanlık değil apak olsun.
Gel imanla kanatlan ve süzül enginlere.
Sakın ruhuna dar gelen ebada takılma.
Sakın köşelere, sınırlıklara, darlıklara mahkum etme kendini.
Sakın ruhuna dar
gelen ebada takılma.
Sendedir sığmayan sır göklere ve yerlere.
Yaraşmaz sana
göğe yere sıkışıp kalma.
O sırrı Allah sana yüklemiş.
Ben arzu semaya sığmadım.
Mümin kulumun gönlüne sığdım." diyor Rabbimiz
müteşabih olarak.
Öyleyse sendedir sığmayan sır göklere ve yerlere.
Yaraşmaz sana göğe yere sıkışıp kalma.
Şahlan daha coşkun, daha canlı daha
gergin.
Hep hayat üfle etrafa ruhunun sesinden.
Biz hayat bulursak etrafa da hayat üfleriz.
Nurlanırsak etrafa ışık
yayarız.
Hayat üfle etrafa.
Ruhunun sesinden şahlan.
Daha coşkun, daha
canlı, daha gergin.
Artık meydanlar senin, dem senin, devran senin.
Haykır
ve anlat mazinin altın nefesinde.
Senin niye senin? Zaman sana emanet de o
yüzden senin.
Vazife sende de o yüzden senin.
Bu bir bayrak yarışıysa
misyon sana ait.
O yüzden senin artık meydanlar senin.
Senin sorumluluğun
tutup kaldırmak.
Dem senin, devran senin.
Haykır ve anlat
mazinin altın nefesinden.
Asrı saadetten anlat.
Anlat sahabilerden anlat.
Efendiler efendisinden.
Panjurlar açılmışken zümrütten tepelere,
kalbin zümrüt tepelerine panjurlar açılmış.
Nereden açılmış? Şaban-ı
Şeriften, Berat Kandilinden.
Berat kandilinden.
Şafaklar pırıl pırıl ufukta tüllenirken
kalk ömrünün ikbalini duyur.
Duyur her yere.
En erken kalktığın gecelerden daha
erken.
Panjurlar açılmış değerli dostlarım.
Açılsın inşallah.
Zümrütten tepeleri benim hani böyle hedefler koyuyoruz ya.
Çetelemizi yaptık, çocuk çetelerini yaptık.
Bir de aile çetelisi diye bir
şey ekledik ona.
Ona ne koyalım? Bir de kalbin zümrüt tepelerinden böyle
kavramlar koyalım.
Herkesin anlayabileceği kadar küçük kavramlar.
Kalbin kavramları.
Panjurlar açılmışken zümrütten tepelere
şafaklar pırıl pırıl ufukta tüllenirken kalk ömrünün ikbalini duyur duyur her
yeri.
En erken kalktığın gecelerden daha erken.
Öyle olsun inşallahu teala değerli dostlar.
Şöyle olsun.
Bu Şaban-ı
Şerif'in efendim Berat Kandilinin koyduğumuz hedeflerinden bir tanesi de
zümrütten
tepelere panjurları açmak olsun.
Yani ben hep tavsiye ediyorum hepimizin böyle
kalbin zümrüt tepeleri okuma gruplarımız olsun.
Onlardan beslenelim.
Onlardan beslenelim.
Makaleleri mi dinlersiniz? Bir grubunuz mu olur?
Yapılmış dersleri mi takrir edersiniz? YouTube'dan mı takip edersiniz? Ama
kalbin zümrüt tepelerine hiç vazgeçmeden yavaş yavaş aşina olma çabası.
Panjurlar
önce aralansın sonra da ardına kadar açılsın inşallah.
Zümrütten tepelere
yani kalbin kavramlarına, kalbin derinliklerine, kalbin derinliklerine
diyorum ve dualarınızı bekliyorum.
Değerli dostlar, ben bu derse, bu
sohbetlere iştirak eden bütün kardeşlerime dua etmeye çalışıyorum.
Bunu da bir vefa, telakki ediyorum.
Öyle
ümit ediyorum ki Rabbimiz bizi aynı ders halkalarında, aynı mana havuzları içerisinde topladı, yuğdu, yıkadı.
Ahirette de beraber kılar.
Binler başlı melekler gibi dua edelim.
Üstadımızın dediği gibi de dualarımız külliyet kespetsin.
Ellerimizi kaldırırken kardeşlerimizin
ellerinin tertemiz ellerinin altına koyalım.
Hayalen üstadımızın, hocamızın,
Allah Resulünün ellerinin altına koyalım ellerimizi.
Kardeşlerimizin ellerinin altına
koyalım.
masumların, mazlumların, mazlumların ellerinin altına koyalım.
Ellerimizi de öyle yakaralım Rabbimize dualarımız külliyet kespetsin inşallahu
teala.
Ve binler başlı melekler gibi dua edelim Rabbimize.
Binler dillerle
zikredelim.
Binler dillerle istiğfar edelim.
Binler dillerle isteyelim.
Bu
gecede, bu gecede o tayinler, takdirler yapılırken alemi İslam zilletten
kurtulsun da izzet bulsun.
Ömürlerimiz hakka adanmış ömürler olsun.
Ömrün uzunluğu ya da kısalığı süreyle ölçülmüyor.
Amellerle ölçülüyor.
Ömürlerimiz hakka adanmış ömürler olsun.
Rızıklarımız bollaşsın.
Rızıklarımız ama sadece maddi rızıklarımız değil.
Şu kalbin rızkı da, ruhun rızkı da, aklımızın rızkı da,
duygularımızın rızkı da, her türlü rızık sofrasından Allah bize nasiptar kılsın.
Rızıklar sofralarından, gözümüzün önüne serilen rızıklardan, kulaklarımızın
önüne serilen rızıklardan, kalbimizin önüne serilen rızıklardan istifademiz
azam mertebede olsun.
Rezzak-ı Kerim, rezzak-ı kerim
eteklerimizi nimet cevherleriyle doldursun ve biz de talihine tebessümler
yağdıranlardan olalım inşallahu teala.
Hakkınızı helal edesiniz değerli dostlarım.
Bu dersin dua bölümü yok.
Bunlar hatırlatmalar ama lütfen size rica ediyorum dualarınızı bu sohbetin
altına yazın ki onlara da amin diyebilelim.
Onlar da aminlerle külliyet
kespetsin inşallahu teala.
Görüşmek ümidiyle Allah'a emanet olun.
Emine Eroğlu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder