13 Mart 2019 Çarşamba

not

https://munevvirabidennotlar.blogspot.com/

https://herkuldennagmelervar.wordpress.com/

http://kitapnotlarim.blogspot.com


'Öz'
'Öz'lemek bir nevi 'öz'ünü aramaktır.
Özünü merak eden özlediği şeye bakmalı.

Çiçek ve Rayiha
Ehlullah diyor ki, "hayır, gülün kokusu O'ndan (s.a.v)"
Rahmani'lerin alem-i manada görüntüleri ve sesleri olduğu gibi kendilerine has kokuları da vardır.
Çiçekler onlardan alır rayihalarını.
Kuşlar ervaha ayine olduğu gibi, ezhar da reyhanlara ayinedir.

Protestanlık ve katolisizm
Bediüzzaman hazretleri protestanlığı katolisizme göre İslamiyete daha yakın buluyor.

Keskin Cevap
Yahu bilmiyorum deyip göndermek kolay ama insan saile deva bulmak istiyor.
İnsanları dertleriyle başbaşa bırakmak acımasızca geliyor bana.
Kimi soru soruyor, kimi sorun soruyor.
Sorular cevap istediğinden nisbeten kolay.
Sorunlar çözüm beklediğinden zor.
Sorunlara net ve keskin bir cevap: 3 gece kalkın yarım saat dua edin.
Ama adam bunu da yapamayacak ki zaten?! Böylelikle cevap çözüm olmuyor

Sanat
İslamın sanat anlayışı daha çok soyutlama merkezlidir ve sanat bu şekilde Kuranın ruhuna daha uygundur.
Kökünü Bizansta bulan ve tanrıyı bile resmeden hristyan iconolaterlerin uluhiyeti somutlamasına karşı "islam sanatı" soyutlamayı tercih eder
İslam sanatı derken islam geleneğinin ve birikiminin sanat telakkisini kastediyorum.
Yoksa islami sanatı kastetmiyorum.
Sanat düşüncesinin günümüzde islam aleminde çook gerilerde olduğunu esefle görüyoruz.
"Ne işe yarar?" tandanslı bir pragmatizmin etkisi var.
Pragmatizm, kısıtlı bir görüş alanında varolursa kendi ayağına sıkar.
Zira faydası bilinmediği için onlarca şeyi terkettirir, zarar verir.
Pragmatizmle alude olan günümüzden islam alemi de nasibini almış, bir çok şeyin yanında sanat düşüncesi ve estetik anlayışını da ihmal etmiş
Hocaefendinin eserlerinde gördüğüm kadarıyla estetik anlayışı varlığa yaklaşımında ontolojik değerde.
Gözden kaçıyor ama önemli bir nokta.
Eserlerde varoluşun nitelendiği triad: Allahın yarattığı bişey gereklidir (doğru), faydalıdır (iyi) ve aynı zamanda estetiktir (güzel).
Bu anlayışın sergileyeceği sanat elbette kainattaki bu yaratılış harmonisine uygun olarak doğruyu anlatacak, faydalı ve estetik olacak.
“Demiri altından, bakırı bronzdan daha kıymetli yapan sanattır." MFG
Henüz daha romantizmin anlamını bile bilmeyen bir nesille Kuranın romantizmini nasıl bulacak, nasıl insanlığa anlatacağız hiç bi fikrim yok.
Endülüs islam medeniyeti sanatta devrin avrupasına ışık tutmuş.
Hatta 20.yy'da kurulan Stanford Ünv.
bile Endülüs mimarisinden esinlenmiş.
Yeryüzü Mirasçılarının 8 vasfı: 1-kamil iman 2-aşk 3-ilim 4-tahkik 5-hür düşünce 6-kollektif şuur 7-riyazi düşünce 8-sanat anlayışı
Kuranın sanat felsefesi ve estetik çerçevesinden yapılacak bir tefsirine ihtiyacımız olduğu aşikar.
Ama sanırım biraz hayal kuruyorum.

"Doğru olmayanı kabul etmem" ile "yanlış olanı kabul etmem" Aristo mantığında aynı olsa da, pratik hayatta aralarında çok fark vardır.
Doğru olmayanı kabul etmem anlayışı ile jigsaw puzzle (yapboz) yapamazsınız mesela.
Çünkü büyük resmi görmeden parçanın doğruluğu anlaşılmaz

Tahkik
Risalei Nur'da bir müşahde olarak "ölen 40 kişiden sadece 1'i imanını kurtarıyor"u okuyunca anlamakta zorlanırdım.
Şimdi iyi anlıyorum.
İşin enteresan tarafı, ölen 40 kişiye sorsanız ya hepsi yada 39'u kendini müslüman diye anlatacaktı.
Kuranda münafık bahislerini topluca okuyunca karşımıza şu manzara çıkıyor: münafığın kendini anlaması çok zor, çoğu kendini mümin sanıyor.
Düşünsenize müctehid sahabelerden Hz.Ömer, Aişe ra gibi zatlar acaba (haşa) münafık mıyım diye endişe etmişler.
Demek ki bariz değil anlamak
Aslında şunu hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama temel bir problem: müslümanların %99'u hindistanda doğsaydı hindu falan olurdu.
Müslümanların çoğu(biz de muhtemelen dahiliz) müslüman ehli kitabız.Yahudi ve hristiyanların başına gelenler malesef bizim de başımıza geldi
Hanefiler itikaden maturidir.
İmam maturidi hz'leri der ki tahkik edilmeyen iman makbul değildir.
Yani neye inandığımızı check etmemiz lazım

İnsanda 3 temel potansiyel
İnsanda 3 temel potansiyel vardır: Duygu, fizik (aksiyon) ve zihin.
Bediüzzaman bunlara: kuvve-i cazibe, kuvve-i dafia ve kuvve-i akliye der
Her insanda bu kuvvetlerden biri baskındır, diğerleri çekiniktir.
Böylelikle farklı karakterler ortaya çıkar.
Duygusal potansiyelde olanların doğal hali empati, nostalji, vs.Bir iş yapmak yada bir şey düşünmek için iradelerini kullanmaları gerekir.
Zihinsel olanların doğal hali düşünmek, kavramlar arasında baglantı kurmak, sorgulamak vs İş yapmak ve empati için irade kullanmaları gerek.
Namaz ise, fiziksel, duygusal ve kendi konumunu bilip okuduklarının anlamına nufuz edip kendi halini kontrol etmekle de zihinsel bir ameldir
Bu yüzden "namazda aklın, kalbin ve ruhun büyük bir rahatı vardır.
Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir".(Sözler-21)
Fiziksel potansiyeli zayıf olan mizaclar; tüm fiziksel işleri "yapıp bitirmek" ve "bitirip kendi haline dönmek" hisleri ile ele alıyorlar.

Arapçadaki geniş zamanlı hüküm bildiren ifadeler geçmiş zaman kipiyle geldiği için, geçmiş zamanla Türkçeye çevirmek herzaman doğru olmaz.
Netekim, "Allah vardı ve hiçbirşey yoktu" hadisini hz Aliye sorduklarında "el ane kema kan" yani "şimdi de öyledir" buyuruyor.
Mesela "men dakka, dukka" yani direk çevirisi "kim kapı çaldı, kapısı çalındı".
Ama anlam geniş zamanlı: "eden bulur"
Mesela "men talebe, ve cedde, vecedeh" yani direk çevirisi: "kim talep etti ve ardına düştü, onu buldu" anlamı: samimane taleb eden bulur.

Kenzi mahfi sırrı
Bilinmemek ve unutulmak zordur, insana çok koyar.
Bu yüzden sosyal medya araçları çok rağbet buluyor.
Bunda kenzi mahfi sırrı var.
"Ben gizli bir haziney(d)im, bilinmek iste(d/r)im" hadis-i kudsisine bir de ene anahtarıyla bakınca daha iyi anlarız kenzi mahfi sırrını.

Ahlak
Hadiste tahallaku bi ahlakillah deniyor.
Allahın ahlakı ile ahlaklanınız.
Buradaki ahlakı adab-ı muaşeretten ibaret görmek yanlış olur.
Ahlak, halk (yaratılış) kökünden gelir ve öz-yaratılış diye tercüme edilebilir.
Bu bağlamda ahlak sadece insana has bir özellik de değildir.
Ahlak, bir şeyin yaratılışında hedeflenen gayeye ve kemaline götürecek uygun davranış ve oluş zeminidir.
Ahlaklı insan kemaline dogru akar.
Mezahib ve Metalib'in mukaddemesinde Elmalılı Hamdi Yazır halk ve ahlak kavramlarını vücud ve vicdanla beraber, oluş ve varoluşa bağlar.
Yani kevniyat içinde herşeyin hem vicdanı hem de ahlakı vardır.
İnsana mahsus değildir.
Kalem suresi 4.ayette "sen muazzam bir ahlak üzeresin" der.
Yani mükemmele giden yolda hızla ilerleyecek techizatla donatılmışsın demektir.
Allahın ahlakı ile ahlaklanmak ise, Allahın mahlukatı ile muamelesine bakıp, o davranışı edinmektir.
Allah ne zaman affeder, gazaplanır vs. Hocaefendi şöyle der:"Bütün mesavi-i ahlakın kaynağı yerinde saymaktır".
Bu söz ahlakın potansiyeli açığa çıkarma aracı olmasına paraleldir.
İlk inenlerden sure-yi Kalemdeki 'Sen azim bir ahlak üzeresin' vurgusu da imanın zemininin ahlak olduğunu anlatır zaten.
Kalem 3-4 beraber okunursa, yüksek ahlak kesintisiz ecir kaynağıdır.
Yani insanı kemaline götüren, hakiki insanlığa giden yolun vasıtasıdır.
Bahsettiğimiz ahlak ne "ethics"dir ne de "moral"dır.
Daha çok "essence" anlamına yakın bir "kernel"dır.

Önemli kararlarınızı namazdan sonra alın.
Namaz şuuru açar, nefsi kalbe teba kılar.
Bir anlamda istihare sünnetidir bu.

Allahuekber: Allah daha büyüktür yada en büyüktür anlamında.
Aynı cinsten olan şeyler kıyaslanır.
Peki neyle kıyaslıyoruz?
Allahuekber, "Allah benim zannettiğim ilahtan daha büyüktür.
Tüm ilah tahayyüllerim arasından en büyüğdür." demektir.

Ezik ve kompleksli insanların hakikati bulmaları ancak hakikate kitlesel bir yönelişle mümkündür.
O da ne kadar kıymet ifade ederse artık.

Çok lafını ettiğimiz türban kelimesi bize fransızcadaki turbante'den, fansızlara da bizdeki tülbent'ten gelmiş.Türban 18.yyda avrupada moda.
Köydeki ninemizin taktığı tülbent, Fransaya uğrayıp gelince şehirde türban adını almış.
İngilizcedeki jackal kelimesi Türkçedeki çakaldan gitmedir.
Gerçi biz de farsçadaki şagaldan almışız.
Firdevs ile paradise, farsça pairidaeza kelimesinden geliyor.
Zaten p'ler arapçada genelde f'ye dönüştürülür.
Bütün dillerdeki Adem kelimesinin kökeninin toprak anlamına gelmesi de enteresan.
Latincedeki human ise humus'dan gelir, o da toprak demek.
Kabenin kelime anlamı küp demek.
Ama yunanca kybos'tan gelen ingilizcedeki cube kelimesiyle bağlantısı bilinmiyor.
Garip...

Öyle ser-mestem ki idrak etmezem dünya nedir
Ben kimem saki olan kimdir mey-i sahba nedir
Gerçi canandan dil-i şeyda için kam isterem
Sorsa canan bilmezem kam-ı dil-i şeyda nedir

Dünya-ukba dualitesi için Fuzuli'den ödünç alıyorum:
Hikmet-i dünya ve ma fiha bilen arif değil
Arif oldur bilmeye dünya ve ma fiha nedir
Fuzulinin maksadı başka olsa da, maksadımı güzel ifade ettiği için o beyti kullanmak istedim.

İnsanın hakikatı
Yapıp yapmama konusunda musavi olunan işleri yapmak, aynı işi mecbur yahut kararlı bir şekilde yapmaktan çok daha zordur.
İnsan, iradesi olmasına rağmen kullanmayan, ama tercih ettiğini zanneden bir varlık.
İnsanın, mekanizmasının sürüklemesini kendi istediği zannetmesi, onun en büyük aldanma noktasıdır.
Öyle ya, mekanizmasının götürdüğü yere gitmeyi kendi isteği zanneden kişinin makinelikten kurtulması hiç mümkün müdür?!
Nefs kavramıyla Kuran, insanın mekanizmasını insanın hakikatinden tecrit ederek ona terakki yolunu gösterir.
Terakki için iç çatışma şarttır.
Bu çatışma için de insan mekanizmasını şuurundan ayırmak zorundadır.
İnsan ya düşüncesini ameline dönüştürecektir yada amelini düşüncesine.
Önemli olan doğruyu hayata aksettirmektir.
İnsanın terakkisi için gerekli olan iç çatışmayı batı psikolojisi anomali olarak görür.
İstisnalar var ama onlar da doğu ekollerinden gelir.
Cüretkar olacak belki ama Tin suresindeki "ahsen-i takvim"den anladığım insanin hakikati, "esfel-i safilin"den anladığım ise mekanizmasıdır.

Şükürsüzlük
Şükürsüzlük ya ölüm getirir ya zulüm.

Hakikat ve Görüntüsü
Sosyal antropolojide kargo kültü diye bir tabir vardır.
Kısaca, geçmişteki güzel hali getirmek için, geçmişteki hareketleri ritüel yapmak.
Halimiz çok kez kargo külte benziyor.
Bir durumun gelmesi için o durumun görüntüsüne odaklanıyoruz.
Halbuki görüntü ile hakikat farklıdır.
Hatta diyebiliriz ki bir şeyin hakikatinin en büyük düşmanı onun görüntüsüdür.
Mesela kitap okumak toplumumuzda kargo kültü olmuş.
Okumaya aşık çok insan var.
Ama ilme aşık yok gibi.
Halbuki okumak ilmin görüntüsüdür.
Izdırap çekmek de kargo kült olmuş.
Izdırap mukaddestir ama ulvi bir gayenin derdinin görüntüsüdür.
Görüntü hedeflenirse hakikati ıskalanır.
Dikkat edin, münafık da müminin görüntüsüdür.
Ve Kuran bize nifakın küfürden daha şiddetli olduğunu ifade eder.
Görüntüyü elde eden çoğu kez hakikatine ulaştığını zanneder ama heyhat! Nice kazanma kuşağında kaybetmelerin asıl senebidir bu.
İhlas, amelde görüntüden hakikate geçmenin adıdır.
Çetele tutmak disiplin aracı olması adına güzeldir ama gayeye dönüştüğü anda sizi görüntüye mahkum eder.
Ne okuduğunuzu unutur, kaç sayfa okuduğunuza odaklanırsanız hakikatten uzaklaşıp görüntülerle oyalanırsınız.

Kibir ve Tevazu
Şeytanın bildiği kadar bile Allahı bilmediğimiz halde, şeytanın kafir, bizim mümin oluşumuz aramızdaki hangi farka işaret ediyor olabilir?
Kibir, kendinde kabiliyet, fazilet gormek degil, bunlardan dolayi kendini degerli gormektir.
Şeytan "beni ateşten yarattın" deseydi tahdis-i nimet olacaktı.Ama "bu yüzden ben değerliyim"dediği için festekbera, kibirlendi, kafir oldu.
Ben zekiyim, başarılıyım vs.demek kibir değildir.
Bunlardan dolayı diğerler insanlardan daha değerliyim demek, öncelik beklemek kibirdir.
Bunun gibi de tevazu, "ben eşeğim, kıtmirim vs" demek değildir.
Kendini değersiz, önemsiz görmektir.
Lafta tevazu, aslında kibirdir.
Lafta tevazu, "ben en az senin gündemini işgal edecek kadar değerli biriyim" manasını taşıyor.
Ah! tevazu çok ağır ama napalım, böyle.
İmam-ı Rabbani onca faziletlerinin farkında olmasına rağmen, "kendimi frenk kafirlerinden değerli görmüyorum" diyor.
İman en büyük fazilet?!
Erzurumlu İbrahim Hakkı, "kendini bütün mahlukattan değersiz görmeyene irşad vazifesi verilmez" diyor.
Dikkat edin bütün mahlukat!
Bir Allah dostu (afedersiniz) ineğin dışkısını görüyor "senin bile faydan var insanlığa, ya benim?!" diyor kendini tezekten değersiz görüyor
Kütüphaneler dolusu kitap hafızasında olan, iman abidesi Allahın sadık kulu Bediüzzaman kendini herkesten aşağı gördüğünü söylüyor.
Ya biz?
Biri elbise giydirse ne çirkin oldum demek tevazu olmadığı gibi güzel oldum demek de tek başına kibir değildir.
Evet, güzel oldum ama güzellik elbisedendir ve elbiseyi bana giydirendendir demek tevazu ile tahdis-i nimeti cem etmektir.
Yine sözü söz sultanına verelim: "kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma" Bediüzzaman
Kibir meselesi en önemli mesele.
Zira imanın tek ama tek ciddi düşmanı kibirdir.
Şeytan Allaha inanmasına rağmen kafirdir çünkü kibri vardır
İlgilenenlere ödev olsun: meselenin önemini kavramak için "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan.." diye başlayan hadisi googledan bir aratın.
Yapmacık, lafta tevazu gerçek tevazuya engeldir.
Zira kişi mütevazi olduğunu zannettiği için gizli kibrini farkedip de düzeltemez.
O halde
temrin-1: Hiçbir kontekste başkaları yanında tevazu maksadıyla kendimize hakaret etmeyelim.
Mütevazi olalım ama "tevazu" yapmayalım.
Gerçek tevazu için
temrin-2: Birileri bizi övdüğünde estağfirullah demeyelim.
Sessiz kalıp içten içe "ben aslında değerli değilim" diyelim.
İbn-i Sehl el Belhi'nin bin sene önce dediği gibi kibir aslında psikosomatik bir rahatsızlıktır.
Yanlış self-imajinasyondan kaynaklanır.
Bu noktada Bediüzzamanın kibrin psikosomatik temeline dair bir tesbiti vardır ki harikuladedir.İçtimai hayatta herkesin bir penceresi vardır
Herkes anlaşılabilmek için o pencereden görünmek ister.
Boyu kısa olan dinelir, tekebbür eder.
Uzun olan ise tekavvüs eder, tevazu eder.
Hitamühü miski beyan sultanı efendiler efendisine bırakalm: "Kim tekebbür ederse Allah onu alçaltır, kim tevazu ederse Allah onu yüceltir"

Şeytan, hileleri ve ihlas
Şeytan: "şeytan kimdir" sorusundan önce "şeytan nedir" sorusu önemli.
"men hüve" yerine evvela mahiyeti bilinmeli.
Daha doğrusu "ma hüve"si.
Şeytanlar aslında beceriksiz, korkak, pısırık, endişeli ve zayıf mahluklar.
Sadece kendine has bir çesit sinyalle insanların aklını çelerler
Kuranda şöyle buyrulur: "...Şeytanın hilesi, cidden zayıftır.
" Nisa, 76
Şeytan sadece bir manayla yayın yapar, kalpteki anten ve çevirici ile o yayın her kişinin kendi zeka ve kelime hazinesinde kelama dönüşür.
Şeytanın başka bir hilesi: "Battı balık yan gider" felsefesi.
"Ben yaptım mı tam yaparım" şeklinde gizliden bir kibri olan kişi "doğru zamanı bekleyeceğim" diye iş yapamaz.
Bu da şeytanın bir hilesi.
Namazı şimdi kılsam yarım yamalak olacak, yaşlanınca güzelce kılarım der ama yaşlanınca kılmanın daha zor olduğunu düşünmez.
Öyle enteresan bir hile ki, adama ihlaslı olmuyor diye ameli terk ettirir.
İyi de amel olmazsa ihlas hiç olmaz?! Hulus bir amel sıfatıdır.
Mesela "Kuran okurken ağlayınız, ağlayamıyorsanız zorlayınız" hadisini duymuş muydunuz? İhlasa tekellüf kapısından varılır.
Şeytan insanın içindeki kararsızlıktan medet umar, faydalanır.
İhlassızlık da bir manada insanın niyetindeki kararsızlıktır.
Kararlı olmalı.
İnsanlardan alimler, alimlerden amel edenler, amel edenlerden ihlaslı olanlar müstesna hep helak olurlar.
İhlaslı olanlar da tehlikedeler.
Size bir dolandırıcı gelse, hilesini bildiğinizi ve kararlı olduğunuzu görse sizinle uğraşmaz, hatta sizden kaçar.
Şeytan da dolandırıcıdır.
Şeytana karşı kararlı durabilmenin bir yolu da prensipli ve düzenli olmaktır.
Bu prensip ve düzen, sünnet-i seniye ile insana yerleşir.
Mesela saçı sakalı odası çevresi dağınık bir adama dikkat edin, hayatında çok şeyde kararsızlıkla ibtila olduklarını müşahede edersiniz.
İşin özü: Şeytandan korunmak için ihlaslı olmak, ihlaslı olmak için niyetlerde kararlı olmak, bunun için de sünnete ittiba etmek gerekir.

Kader
Risalei Nur terminolojisi açısından kader yazılan bişey değil, yazan bişeydir.
O yüzden "kader kitabı" değil, "kader kalemi" der Üstad.
Kader kelime olarak Kudretin tecellisi olsa da, Eşari ve Maturidi ıstılahındaki muhtevası itibariyle İlmin tecellisidir.
Kader RisaleiNur'a göre ilmin bir ünvanıdır, ilme tabi bir kudret tecellisidir.
Doktor bir binbaşının GATA'da tıbbın gereğini yapması gibi.

İlahiyat
İlahiyat akademilerinde klasik nazari öğretimin yanında pozitif bilimlerdeki gibi "modern interdisciplinary approach" lazım.
İlahiyatta interdisciplinary derken farklı bir paradigma üzerine mebni, Risalei Nurdaki tasavvuf, kelam ve tefsirin mezci gibi bir yaklaşım.

Çay ve kahve
Çayın kökeni çindir.
Dünyada iki ismi vardır, çay(ve versiyonları) ve tea(ve versiyonları).Kahvenin kökeni habeşistandır ve tek ismi vardır.

Kalp iki yöne de genişler
Başkasının derdiyle dertlenen, sevinmesiyle de sevinir.
Kaç kişilik dertliysen, bir o kadar da mesrur olursun.
Kalp iki yöne de genişler.

Ribat
Namaz vaktini gözetlemek de bir cins ribattır.

İlahi! Ente kema uridu, fec'alni kema turidu! Allahım sen tam benim istediğim gibisin, beni de tam senin istediğin gibi yap! Hz.Ali r.a.

Hür olmaz ki!?
"Kuşlar gibi hür olmak" diyorlar.
Uçmaktan başka şansı olmayan ve uçmaya mahkum olan hür olmaz ki!?

Aziz
Aziz, tanıdıkça, öğrendikçe, elde ettikçe, heryerde bulunmasına, görünmesine, bilinmesine rağmen kıymeti azalmayan, bilakis kıymeti artandır

"Ne" ve "kim"
Kainata bakarken bizi "ne" sorusundan "kim" sorusuna yönelten şey kimlik kavramıdır.
Kimlik ise benlik olmadan anlaşılmaz.
"Ene" anahtardır.
Kişinin, kendisinin "ne" olduğunu bilmeden "kim" olduğunu anlaması çok zordur.

İki ayrı kavram
1.Uluhiyet (ilah) ve rububiyet (rab) iki ayrı kavram.
Tevhid inancı bu ikisinin tek bir Zat olduğunu esas alır.
2.Uluhiyet itikadi ve varoluşsaldır.
İlah, varlığa değer veren ve ezeli varoluşun sahibi olarak itikad edilendir.
3.Rububiyet aksiyona yönelik, terakki ve kemalat ile ilgidir.
Rab, hareket ve aksiyonların temel kaynağı, gerekçesi ve dayanağıdır.
4.Vicdandaki nokta-yı istinad uluhiyet hakikatine, nokta-yı istimdad ise rububiyet hakikatine bakar.
5.Ümm'ül kitab olan Fatiha suresi "yalnız sana ibadet ederiz" derken uluhiyete, "yalnız senden yardım dileriz" derken de rububiyete bakar.

Tekrar
Et tekraru ahsen, velev kane 180.
İstek ve Hayal
İstek ile hayalin netice itibariyle farkı: "dua edin cevap vereyim"(Mümin-60) ile "insan hayal ettiklerini elde edecek mi sanır"(Necm-24)
Gerçek bir istek (dua) insana duygusal enerji (motivasyon) verirken, hayal bu enerjiyi söndürür.
Hayal (ümniye) ile gerçek bir isteği ayıran kriterlerden biri: hayalde süreci hiç hesaba katmadan sonuca odaklı görüntüler vardır.
Gerçek bir istekte (dua) sonuca götüren basamaklar bilinir ve sonucun yanında süreç de istenir.
Hayal daha tatlıdır, kolaydır ve anlık zevk verir.
Fakat duada ızdırap vardır, kolay değildir ama sonrasında enerji ve manevi haz verir.

Tek bir hal ve nefy
1.Hadislerden süzülen meşhur "ağlamayan gözden, fayda vermeyen ilimden" vs.diye meali verilen duayı duymuşsunuzdur: 2.O duanın daha doğru çevirisi "gözün ağlamamasından, ilmin fayda vermemesinden, kalbin ürpermemesinden" vs sana sığınırım olmalı.
3."kabul olmayan duadan, fayda vermeyen ilimden" vs derken istenmeyen sıfat duaya, ilme, göze vs yapıştırılıyor.
4.Halbuki bu duada aslında tek bir halden Allaha sığınıyoruz ki o hal geldiğinde ilim fayda vermez, kalp ürpermez, dua kabul olmaz vs. 5.Diğer türlü zaten kabul olunmayan duadan Allaha sığınmayı anlamak zor.
Ama duanın kabulünü engelleyen halden Allaha sığınmak çok makul.
6.İnce bir çeviri hatası anlamı büyük ölçüde değiştirebiliyor.
Kuranda da misali çok çeviri kazalarının.
7.Benzer bir çeviri kazasını Enbiya-87'de görürüz.
Tüm çeviriler motamot çevirmiş.
http://www.kuranmeali.org/21/enbiya_suresi/87.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
8."kendisini(yunus) sıkıştırmayacağımızı zannetmişti" diye çevrilen ifade "sıkıştıracağımızı zannetmemişti" şeklinde anlaşılabilirdi oysa.
9.Kuranda "negation" yani nefy bildiren ifadelerde bu tarz anlam geçişleri vakidir.

Her şeyin başında ilim...
Duygu olmadan aksiyon DEVAM etmez, akıl olmadan duygu KALICI olmaz, ilim olmadan da akıl İŞLEMEZ.
Herşeyin başında ilim var.
İnsan, akıl (rasyonalite) zemininde ilim inşaa etmezse, duygusal vaazlar, menkıbeler ile ancak bir "yalancı his" insanı olur.
"Yalancı his" insanı arasıra gaza gelir, duygulanır ama hiç bir iş yapamaz, doğru dürüst az da olsa devamlı olan bir ameli de yoktur.
Aksiyonun benzini sayılan hislerinde (duygularında) istikrar olmadıkça iş yapamazsın.
Hislerinin istikrarı iş yapabilmen için çok önemli.
Hislerinin istikrarı için 3 şeye dikkat:
1.devamlı ilim talep et
2.harama nazardan kaçın
3.sünnetteki duaları hayatın içine serp.

Tevbe
Uzun süre bulaşık içinde beklemiş bir bardağı normal bir makine yıkamasından geçirmişler ve izi kalmış.
Demek günahlara hemen tevbe lazım.
Beklemiş ve kurumuş günahlara sıcak suda, mücerreb dualarla özel bir tevbe gerekiyor.
Normal makine yıkaması kurumuş günahlara kafi gelmiyor

Özgürlük
Özgürlük, insanın istediğini yapabilmesi değil, karar verdiğini gerçekleştirebilmesidir.
İstekler kolayca manipüle edilebilirler.
Bir bağımlının bağımlı olduğu şeyi elde etmesi değil, onu bırakmaya karar verdiğinde başarabiliyor olması özgürlüktür.
Uyuşturucunun yasaklanması özgürlükleri kısıtlamak değil, bilakis özgürlükleri kısıtlayan vasıtaları ortadan kaldırmaktır.
Nöropsikoloji, farmakoloji ve fizyolojinin gelişmesiyle Kuranın hükümleri özgürlük çerçevesinden okunduğunda daha iyi anlaşılacaktır.
Henüz Kuranın ciddi bir psikolojik tefsiri yazılmadı.
Gerçi henüz adam akıllı fenni herhangi bir tefsir bile yazılmadı.
Yazılacak inşallah.

Kuran Allah kelamıdır
Kuran Allah kelamıdır.
La raybe fihi...
Hayatı boyunca tek satır şiir yazmamış, söylememiş bir zat, 40 yaşında birden dönemin en büyük şiirlerini sönük bırakan bir eserle geliyor.

Gerçekten istiyor muyum
Bazı alimlerin "Şu ana kadar Allahtan ne istediysem oldu" demelerini anlayamıyordum önceden.
Şimdi ise istemenin ne demek olduğunu öğrendim.
İnsanların çoğu isteyemez, istediğini zanneder.İsteyebilir olmak için de bir cins terbiye lazım.Bu terakki yolunu Kuranın içinde arayacağız.
Bir ay boyunca gece teheccüde kalkıp da istediğin bir şey için dua ettin de kabul mü olmadı?
İnsanın çok istiyorum dediği bir şeyi bile aslında geceyarısı yarım saatlik uykudan daha fazla istemediğini fark edince anlıyor aczini azcık
İnsan ilk olarak yapabildiği yanılgısını daha sonrada isteyebildiği yanılgısını fatketmedikçe terakki yoluna girmesi çook zor.
Bediüzzaman hz.leri der ki: "KİM ihlas ile NE isterse Allah onu verir" dahası var mı?!
Gerçekten istiyor muyum sorusuna basit bir ölçü: Bu isteğim için gece yarım saatliğine de olsa kalkıp teheccüd kılabiliyor muyum?

Kavramlar
Kuran okumasında kavramlar çok önemlidir.
Hassaten bilimlerle beraber okunacaksa önce kendi lügatimizi inşaa etmeliyiz.

Kabz ve bast
Kabz da bast da Hak yolundakiler için terakki vesilesidir.

Her ...
Her geceyi kadir, her gördüğünü hızır bilen birgün ona ulaşır.
Sadece işaretlere çok dikkat etmesi lazım.
Fırsat bazen bir kere gelir.

İki gaye-i hayal
Hizmet çizgisindeki akademisyenlerin iki gaye-yi hayali var: 1-kuranın fenni tefsiri 2-bilim-din izdivacı.
İkisi de birbirine bağlı.

Mesh
1-Biraz deruni mevzulara girelim.
Mesh meselesini duymuşsunuzdur.
Bazı kavimler belli hayvanlara çevrilmişler.
Bunların sayısı 13'tür.
2-Suretleri değişen insanların dönüştüğü hayvanlar: Fil, ayı, domuz, maymun, yılan balığı, kertenkele, yarasa, lavra, akrep, örümcek, tavşan 3-Her hayvan, belli bir günahın alışkanlık haline getirilmesine tekabül eder.
Maymun derken, goril de bu kapsama girer.
(Teemmel) 4-Günümüzde mesh surette değil sirette oluyor.
İnsandaki hayvani ruh insani ruha galebe çaldığında hükmünü icra ediyor.
5-Görenler çok rahat kimin hangi surette olduğunu görüyor.
Fakat bu sürekli bişey değil.
Hayvani ruhun galebesi esnasında görülür.
6-İnsan beyninin fizyolojisinde içte hayvani içgüdülerin, dıştada insani yani iradi ve şuurlu davranışların merkezi vardır.
7-Tekrar edilen günah insanda zamanla iç beynin kontrolünü güçlendirir.
Cortex'in fonksiyonunu ikincil kılar.
Bu ise mimiklere bile yansır.

Bulmadan...
Bulmadan kaybettiğimiz değerler için ağladığım çoktur.
Hem ferdi planda hem toplumsal çapta.

Kalp
Kalp sembolünün gerçek kalbe hiç benzemediği halde neden öyle çizildiğini anlamazdım.
Meğer birleşik iki kalpmiş.
http://t.co/nc9JD3V4Or

Asıl tehlike
1\Saglikli ve kalici bir kimlik icten tanimlidir; sagliksiz ve gecici bir kimlik ise disariya gore tanimlidir.
2/Musbet hareket, davasini isbat eder, kimligini icten tanimlar.Menfi hareket baskasinin iddiasini nefyeder ve kimligini disariyla tanimlar.
3/Her baski toplumda kimlik olusturur.Bunlarin bir cogu dis tanimli kimlikler oldugu icin gecicidir varligi nefyettiginin varligina baglidir 4/Son donemdeki baskilar, hukuksuzluklar, nefret soylemleri de yeni kimlikler olusturarak 10yil onceki dinamikleri buyuk olcude degistiriyor 5/ En korkunc zulumler, onceki mazlumlarin guc elde etmesiyle gerceklesir.
Bunun misalini ortadogu cok gordugu gibi biz de su anda goruyoruz 6/ Sukur ki gaye-yi hayal elde etmek icin dis baskilara muhtac birakmayacak bir fikir zemini Ustad hazretleri tarafindan ortaya konulmus.7/Bu ideallerin realizesi icin "hayatin icinde kendimiz olarak kalabilme cirpinislari" veren bir hareket Hocamiz tarafindan gosterilmis 8/Hizmetin hayatin her birimi icinde hayatiyet gostermesini kafasindaki "din" imajina uyduramayan 9/din-dunya ayirimini objeler uzerinden yapan sekuler "dindar" yobazlar ile yobaz "ehl-i dunya" sekulerler her ne kadar tehlikeyi 10/baska seylerde gorseler de, bence hizmet icin asil tehlike sembolizme takilip, "false identity" yani "menfi kimlik" olusturmaktir.

Dua
Allahım, nimetleri tağyir eden günahlarımı bağışla.
Allahım, duamın kabulünü engelleyen günahlarımı bağışla.

Kompleks
Şuurun sadece insana has olduğunu düşünmüyorum.
Ama insana has bir potansiyel şuur seviyesinin olduğuna inanıyorum.
Her kompleks sistemin (organizational) kendine göre bir hayatiyeti ve şuuru var bence.
Hatta tanımlanıp, bilimsel olarak çalışılabilir.
Bugün information'ı yani bilgiyi sayısal olarak tanımlayıp ölçebiliyoruz(RIP Shannon).Şuura da birim zamanda proses edilen bilgi diyebiliriz Radikal bişey söyleyim mi?" 3 elma 2 elma daha 5 elma eder"i 3+2=5 diye okuyarak isimlerin semalarına nasıl çıkıldığının ipucunu görürsünüz.
Evrim meselesinde biyologların henüz keşfedemediği bir husus, kompleks sistemler kritik bağlantı eşiğine ulaşırsa faz geçişi olur.
Faz geçişi, suyun buz olması gibi temeli aynı maddeden olsa bile etkileşimlerinin farklılığından farklı davranış göstermesi Network dinamiğinde "phase transition", aynı elemanlara sahip olan sistemlerin farklı kaltitatif davranışlarını izah eder.
Emergence üzerine şu sıralar epey yazılıp çiziliyor.
Sema ve tecelli kavramlarını bilimsel dille anlamak isterseyen emergence'ı öğrensin.
Emergence'ı 3 kayegoriye ayıranlar var: 1-basit kurallardan kompleks davranış çıkaran, 2-kompleks altyapıdan basit davranış çıkran ve 3-near-chaotic (kompleks altyapıdan kompleks üstyapı çıkaran ama yinr düzeni koruyan).
Biyolojik hayat bu 3.kategoriye giriyor.

Aculiyet
İnsanın kemalat yolundaki terakkisi ortalama 20-30 senelik bir projedir.Hususi fıtratlarda 5-10 seneye kadar düşebilir.Aculiyetten kaçınmalı

Aldatmak ve aldanmak
En fenası da müslümanın kendini aldatması.
Kendini kadir ve alim bilen en düz ifadesiyle aldanmıştır.

Tebliğ ve tahdis
tebliğ ile tahdis arasında fark var.
Tahdisin vasıtası söz iken, tebliğde vasıta kısıtlanmaz.Resim, şiir, hüsn-ü misal, tiyatro vs
halböyleyken, tebliğ sözle kısıtlanmaz.
Peygamberlerin hayatları da tebliğin parçasıdır.
Kaldı ki, Kuran bizatihi peygamberlere ittiba edilmesini emreder.
İttiba ise, tabi olmak yani hayatını hayatına hayat kılmaktır.

Şae ve erade
Şae ile erade arasında fark var arapçada.
Türkçede olmayan bir fark.
Birine meşiet, diğerine murad deniyor.
1- zann: kur'an ve sünnette: "insanın kalbini dolduran/hakim olan düşünce/duygu" 2-kitab: kanunname, ya da bilanço defteri.
Esas noktası, yazılıp da değiştirilmeyen şey.

Evrim meselesi
Darwin'i orijinal yapan türlerin kökeninin bir olması değil, doğal seçilim mekanizması Ortak atadan gelme fikri çok zor değil, hatta antik yunanda da var.
Ama doğal seçilim fikri bariz değil.
İslam uleması arasından ortak kökene vurgu yapanların büyük kısmı, biyolojik değil, soyut ortaklıktan bahseder.
İbrahim Hakkı mesela tekamül ve seçilme derken daha çok manevi, yani anlam uzayında bir seçilimden bahseder.
Evrim meselesi daha çok tartışılacağa benziyor.
Ama biz hep yanlış soruyu soruyoruz."Var mı yok mu" değil, "doğrusu ve yanlışı nedir" olmalı Günümüzde batıdaki tartışma evrim mi yaratılış mı ekseninde dönüyor.
Kutuplaşma şiddetli olduğu için insanlara iki seçenek sunuluyor.
Batının itikad zemininde evrim yaratılışın alternatifi olabilir ama evrim Kuran'a göre olsa olsa bir yaratılış çeşidi olur en fazla.
Bizde henüz adam gibi bir tartışma bile yok.
Yaratılışçıyım diyenler evangelist hristiyanların argümanlarını tercüm edip sunuyor.
Evrimciyim diyenler de ciddi bir bilimsel araştırma yapmadan batıdaki popüler düzeye düşmüş bilim dergilerinden alıntı yapabiliyorlar ancak.
Bilimi din edinen tipler var ortalıkta.
Bunların nesli tükendi zannetmiştim ama hala varlar.
Bilimi mistize edip kendileriyle çelişiyorlar.

Deva,hastaya göre verilir
1-Cuma hutbesinde hoca ihlası anlatacak, ilim ihlas olmadan işe yaramaz diyor, tevazu yoksa kitap yüklü merkepten farkın olmaz diyor vs 2- sağıma soluma baktım, hiçbiri ciddi kitap okuyan adamlar değil, hiçbirinde ciddi manada ilim yok.
Neyin tahşidatını yapıyor hoca?! 3- okumayan adam bu hutbeyi duyunca kendine pay biçiyor, okuyan adamdan üstün görüyor.
Çünkü ona göre daha ihlaslı olduğu hayaline yapışıyor 4- Velhasıl, deva hastaya göre verilir.
Zaten okumayan cemaate ihlassız ilmin fayda vermeyeceğini anlatmak abesten öte zararlıdır.

Din - Dünya
Birilerinin kalbini hakikate açmak için maç yapsan, halı saha din olur.
İhale kapmak için namaz kılsan, cami dünya olur.

Anlayana...
Aşının mantığı, insana zayıflatılmış mikrop vererek vücudun bağışıklık sistemini geliştirmek ve zararlı mikroplara karşı korumaktır.Anlayana

Retorik bir soru
1- Geçen gün akademisyen arkadaşlara küçük bir kaç retorik soru sordum.
Size de sorayım: 2- "beyin gibi kompleks yapıların nasıl çalıştığının tam anlaşılması içinizde rahatsızlık oluşturur mu?" 3- "tamamen cansız (inorganik) maddelerden canlı bir hücre yapılsa sizi rahatsız eder mi?" 4- bu sorulara dilimizle hayır desek bile kalbimizle evet cevabı veriyorsak ciddi bir problem var demektir.
Ve hala bilim dinle küs demektir ----- 1- Aslında derdim şu idi: yaklaşık hicri 5. asırdan bu yana zamanla birikerek oluşan bir din anlayışı var.
2- Son 1-2 asırdan beri de zamana adapte olma kabiliyetini yitirmiş bir fikir dünyamız var.
3- Din-dünya ayırımını objeler üzerinden yapan bir anlayıştan halen kurtulmuş değiliz.
"God of the gaps" anlayışı da beraberinde eşantiyon.
----- Bediüzzaman 13.asırda paradigmayı sarsıyor: "nazar ve niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder" ----- 4- Bediüzzaman hz'leri zaman en büyük müfessir der.
Yani ayetlerin manası zaman içinde daha iyi anlaşılır, daha yerli yerine oturur.
Yeryüzünde islam adı altında çok fazla farklı din var.

Ebdal
Her asırda salih zatlar vardır.
Bunlar 500 kişi olup kırkı ebdaldir.
(Ebu Nuaym)

Cuma'nın bereketinden demetler
Cuma'nın bereketinden bir demet: “Biz kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz.” (En’am: 83) 2- “Bize kendi katından bir veli ver, bize kendi katından bir yardımcı ver.” (Nisâ: 75) 3-Allahım! Bana kendi sevgini, seni sevenlerin sevgisini ve beni sana yaklaştıracak olanların sevgisini nasip eyle.
(Tirmizi) "Bir Allah dostunun sevgisi sana yetmez mi? Maneviyatta dahi beklentisizlik esastır, beklentisiz olursan yükselirsin"** 4-“Sâdât-ı kiram ve Pirân-ı izam Efendilerimiz hakkında besleyebildiğim cüz’i bir muhabbetten başka bir sermayem yoktur.” Şeyh Es’ad Efendi 5-“Velilerimden birisine düşmanlık eden kimseye ben harp ilân ederim." Buhari

Nostaljik hisler
Nostaljik hisler hakikatlere kriter olamazlar.

Tevazu-Kibir
Kendini başkalarından daha değerli görüyorsan, istediğin kadar tevazu ifadesi kullan, kibirlisin demektir.
Kendini herkesten daha kıymetsiz görüyorsan, istediğin kadar üstündeki nimetleri söyle, mütevazisin demektir.
İblisi şeytan yapan kibir, "beni ateşten onu topraktan yarattın" demek değil.
Bunu gerekçe gösterip "ben ondan üstünüm" demektir.

Bir gönül insanı portresi
Hocaefendiyi anlama ve anlatmak istiyorsanız bir gönül insanı portresi yazısını okuyun.
Tam olarak kendi vasıfları: http://t.co/26L4rvzIHi

Hizmet
Hizmetin tek cümlelik özeti: "hayatın her ünitesinde kendimiz olabilme çırpınışları"

Bir adımlık
Tırmandıkça dağın yamaçları birleşir.
Bin adımlık mesafedeyken, karşıya geçmek bir adımlık iş olur.

Anahtar
Hazretin vurgusu "kendine bak, kendini tanı, aradığını kendinde bulacaksın" idi.
Ebdalından birinin buyurduğu gibi "anahtarın boynunda".

Tasavvuf
"Münadim ol ki vücud bulasın" tüm tasavvufu özetler.

Sevmek ve sevilmek
"Yüz sürüp izine bekledim bilmem kaç eyyâm.!
Yoksa bende Sen’in sevgine istidat yok mu..?" Sevmeye ve (haliyle sevilmeye) istidatın olmaması...

Riya
Farz ve vaciplerde(...) ve haramların terkinde riya giremez; izharı, riya olamaz-meğer, gayet za'f-ı imanla beraber, fıtraten riyakâr ola.

Toplumsal Evrim
Evrimsel biyolojinin öğrettiği temel prensiplerden biri: bir protein ne kadar fazla farklı proteinle etkileşiyorsa, o kadar vazgeçilmez olur Toplumsal evrim yada tekamülü hep beraber görüyoruz.
Dünya çapında bir organizma oluşuyor.
Lokal kurumsallık ikinci plana düşüyor.
Daha bir kaç asır evvel etkin idare mahalli idi, devlet çapındaki kararlar lokali çok etkilemezdi, hayat büyük oranda kırsaldaydı.
bu yüzden demokrasi kimsenin umrunda bile değildi.
Şimdi etkin idare ülke çapına çıktı, yerel kararlar önemsizleşti, katımlıcı demokrasi öne çıktı.
Biz henüz çoğulcu demokrasiyi oturtamadık, kırsal idarenin çoğunlukçu demokrasi modelini uyguluyoruz.
bu değişimi ileriye projekte edersek, ülke çapındaki idare ikinci plana düşecek, uluslarası kanun ve idari sistemler öne çıkacak.
Uluslararası idari sisteme sahip böyle bir dünyada demokrasi anlayışı da büyük ölçüde değişecek ve yepyeni bir sistem benimsenecek.
yeni sistemin kodlarını ise dünya toplumlarının vazgeçilmez ortak değerleri belirleyecek.Bu yüzden islamcılık dünyada son 5 yılını yaşıyor.

Firavunun zulmü
Firavunun zulmünü ne hz Musa ne de onun halkı bitirdi.
Firavun tam bitirdim dediği anda denizden geçit yapan Allah firavunun işini bitirdi.

Akıl
Aklı tezyif eden tüm söylemlerden yılandan akrepten kaçar gibi kaçınız.
Velev tezyif eden camide hoca olsun.
Rasyonel olmayı rasyonalist olmak ile karıştırmamak lazım.Rasyonalizmin çok sağlam kritiği edilebilir ama rasyonellik insanın mümeyyez vasfı

Müsbet sonuçlar
Musibetteki müsbet sonuçları görmek lazım.
Yoksa musibet ikileşir.

Next big thing
Son zamanlardaki hocaefendinin nöroloji vurgusuna dikkat etmek lazım.
Genom projesinden sonraki "next big thing" beyin haritası olacak.

Münevver bile olsa
Bir kişiye bir sır söylersin.
O kişiyle irtibatlı olan habisleri kendine düşman edersin.
Münevvir olmayana sır söylenmez.Münevver bile olsa

Hikmet
Bazen bilsen de bildiğini söyleyemezsin.
Bazen bilsen de bildiğinle amel edemezsin.
Bazen bilmek yüktür.
Bilgi, hikmetle rahmete dönüşür.
Bilmek hikmetsiz zahmet, hikmetle rahmettir.
Hikmet nedir sorusuna risale-i nurdan cevap arayın.
3 farklı tanım bulacaksınız.
Gerçekten anlarsanız hepsinin aynı olduğunu göreceksiniz.

Kim demiş
Kim demiş Efendimiz gül kokuyor diye.
Haşa, güller almış kokusunu O mübarek Zatın rayiha-yı şerifinden...

Gerçek tevazu
Başkasının zannını kontrol etmek bizim elimizde değil.
Kadir-i Hakim bilir.
O yükün altında ezilmeye gerek yok.
Gerçek tevazu burdan başlar.

İç çekişkiler
İç çekişkiler terakkiye vesiledir ama azabın da kaynağıdır.

O duvara dikkat et
Kafanı defalarca aynı duvara vuruyorsan, o duvara dikkat et.
Zira kaderinde bir sırra sahiptir.

Ne yap et
Tekrar edelim mi: doğru bildiğin halde yanlışı yapıyorsan, şuurun kapalı demektir.Zira aklı hisse galebe ettiren şuurdur.Ne yap et, şuuru aç

Nefs terbiyesİ
Physiology, neuropsychology ve tip ilimlerinin verileri kullanilarak bir nefs terbiyesi disiplini mumkun.

Vacibül vucud
Sadreddin Konevi Hz.der ki: "Allahın vucudu mahiyetine zaid değildir"
Vacibül vucud demenin başka bir versiyonu...

Allahı sevdirmek
Günahtan koruyan en sağlam sütrelerden biri de tebliğ derdidir.
Gidip iş yapmak lazım.
Herkese Allahı sevdirmek lazım.
Herkese anlatılabilir

En büyük engel
Kişinn en büyük engeli kendisidir.
Sakın ola negatiflik ile kendi kaderinizi zora sokmayın.

Bal ve Süt
Kuran bal gibidir, Rasulullah süt gibidir.
Balda şifa vardır ve şiddetlidir.
Sütte lütuf vardır ve rahmetlidir.
Rasulullah aramızda anılmasa, musibetlerden belalardan belimizi doğrultamayız.
Rasullallah aramızda anıldığı müddetçe azaba düçar olmayız.

Edep
Hayatını incelikle yaşamayan sırların inceliğini nasıl keşfetsin?!
Edeb, incelik demektir.
Önden düşünmek ve ona göre hareket etmektir.
Bir şeyin nasıl yapılması gerekiyorsa o şekilde yapmaktır.

Gatr-ı Fıtri
İnsan kendini tanımlamak için hafızasındaki hadiseleri delil gösterir.
Halbuki hafıza fıtri olmayanı daha çok kaydeder.
Kendini cömert addeden biri hafızasındaki bir kaç para verdiği hadiseyi delil sayar.
Halbuki hatırlaması gayr-ı fıtri olduğuna delildir.
Kendini mübarek gören biri, bir kaç sıradışı ibadet veya günahtan sakınmasını hatırlar.
Ama bu aslında tam aksine delildir.

Başarı
Başarıyı resource'lara bağlayanlar sistematik başarı elde edemezler.
Resourcefulness'a bağlayanlar da sistematik olarak kaybetmezler.
İyi tavla oyuncusu diye bir kavram varsa, başarısızlık kötü zar gelmesine atfedilemez.
İyi oyuncu tüm zarları stratejik değerlendirir.

Gayrı tabi olan
"Eskiden ne mübarektim, şimdi çok fenayım" diyorsun ama eskiden kendini tanımıyordun, şimdi sadece şuuraltını yani nefsini görmeye başladın.
İnsan gayri tabii olanı daha çok hatırlar.
Hatırladığın iyiliklerin sana uğramış geçmiş nimetlerdir.
Tabiatının iktizasını hatırlamazsın.

Salat
"Dua sema ile arz arasında durur.
Salat okunmadıkça Allaha yükselmez." buyurdular.

SORULAR Hayatınıza dair sorduğunuz soru vereceğiniz cevabı, cevabınız da hayat akışınızı belirler.
Yanlış soru doğruya ulaştırmaz.

Sanat
O'nun gözü, saçı, sakalı, elleri, parmakları, kokusu, sesi, bakışı, tebessümü ve dahi herşeyi kainata nakış nakış işlenmiş.
İşte sanat bu...
Sanat iki unsurda tezahür eder: biri eserde(vücudda) diğeri nazarda(şuhudda)dır.
Bunda ise levlake sırrı vardır.

Bedel ödemek Bedel odemek yanlis yapmak degildir.
Alisveriste de bedel oderiz, savasta da bedel oderiz.
Ama savasi bilmeyen savasta hemen darbe alir.

Beddua
Israil Hz.Yakubun ismi.
Israile hakaret etmeyin.
sraile beddua da etmeyin.
Zira hic bir gruba, zumreye, devlete, millete, irka ve dine beddua edilmez.
ola ki o grupta masumlar olur.
Beddua sifatlara, icraatlara ve hususi kisilere karsi yapilabilir.
Belli kisiye yapilan beddualar tehlikelidir ehil olmayan basina bela alir

Kader
"Ilim maluma tabidir", deki kader ilmin kaderi.
Bir insanin goz rengi kudretin kaderi.

Etiketler: ilim, kader, kudret, malum
Eynes sera mines süreyya....
Zarardan kar edip övünenler ile kardan zarar ettiği için istiğfar edenler...
Eynes sera mines süreyya....

Ruh ile beyin
Ruh ile beyin arasındaki ilişki software ile hardware arasındaki ilişki gibidir.

Karşılıksız
Seyr ilallah'ta salik şuuraltına temas etmeye başlayınca, farz ibadetleri sanki farz değilmiş gibi tam olarak karşılıksız yapması beklenir.

Milli-Millet
"Milli" kavramını ülke sınırlarına hapsetmek dar düşüncenin mahsulü.
"Millet" yeniden tanımlanmadıkça zamanın arkasında kalmaya mahkumuz.

Güneş-Kamer
Güneş kendini ışığıyla gizler.
Kamer de kendini güneşin ışığıyla gösterir.
Erbab-ı tasavvuf her yıldızın ehlullahda mukabili olduğunu bilir.

Zirve
Kimi yol açar, kimi zirveye çıkar.
Yol açanlar bilinmez, zirveye çıkan bilinir.
Ama yollar açılmadan da zirveye çıkılmaz.

Süfyan
Allahumme ecirna min fitnetil ahirizzaman,
Allahumme ecirna min fitnetil mesihiddecali ves Süfyan!!!

Sen Sabretmiyorsun
1-Dedim ki: "efendim, küfür devam eder, zulüm devam etmez deniyor.
Neden hala bu zulüm?"
2- Buyurdular ki: "sen sabretmiyorsun, Allah yarına kor ama yanına komaz.
Mukabilinde nerde öleceğini biliyor musun?"

Etiketler: küfür, sabır, Zulüm
Adap
Ağlamanın da bir adabı var...
Söz bittiğinde göz anlatır derdi...
Sevmenin de bir adabı var,
Od bittiğinde "köz" anlatır kalbi...

Noksanlık-Bela-Musibetler
Tasavvufta "dehşet" diye bir kavram var, çok ilginç bir "hal"i ifade ediyor.
Ve bu hal epey uzun süreli de olabiliyor.
Tasavvufi haller için asıl soru: bu hal insana ne öğretiyor? Kalp ve akıl gözü açık yürümek isteyenlere...
Bir insanın bir hususta bir adım dahi terakki edecek bir yeri kalmamışsa, artık o husus cihetinden imtihan ve bela gelmez.
Bir hususta terakki edememek iki cihette olur: 1-ya istidadı körelmiştir, o hususta mühürlenmiştir, 2-yada o hususta kemale ermiştir.
Başa gelen musibetler günahlardan dolayı değil, noksanlıktan, kemale ermemekten kaynaklanır.
Günah bunun göstergesi olduğu için öyle denir.
Enbiyaya gelen musibet ve belalar, haşa günahtan değil, terakki de ilerleyecekleri yolları oldukları içindir.
Bu herkes için geçerli.
Ayette sana gelen belalar (ma asabeke min seyyiatin) nefsinden, nimetler (ma asabeke min hasenatin) ise Allahtandır der.
Ayet belanın sebebini tahsis etmemiş, nefsinden(your self) demiştir.
Bu ise en genel olarak noksanlıktan(deficiency) olarak anlaşılır.
Etiketler: beka, günah, imtihan, istidad, kemal, musibetler, nefs, noksanlık, tasavvuf, terakki
Diyalog
İslamın batıya reaksiyoner yorumu varoluş mücadelesi veriyor.
Bu savaşın sonucunu prensipler belirlediği için islamcılığa fatiha okuyacağız.
Fakat islamcılığın sekeratı ne kadar sürer, giderken kime ne kadar zarar verir onu kestiremiyoruz.
Sosyalizmin gidişi de sancılı olmuştu.
------
1-Her asırın güç için kendine ait bir tanımı vardır.
Bir dönemde güç mobilizasyon kabiliyetiydi.
Orduyu kıtalar arası hareket ettirebilme.
2-Sonra güç, savaşma kabiliyeti oldu.
Daha sonra kolonizasyon ve sömürge ile tanımlandı.
Bu dönemde Osmanlı gücü İngilizlere devretti.
3-Geçtiğimiz asırda ise teknoloji ve üretim(sanayi) gücü tanımlar oldu.
ABD ingilizlerden bayrağı teslim aldı.
4-Bu asırda ise network kabiliyeti güç odağını belirleyecek.
Bunun için gerekçelerim şunlar:
5-Globalleşme ile siyasi sınırlar kalkıyor.
Ekonomi bilgi akışı ve ticaret hatları ile korrelasyon gösteriyor.
6-Dünya iletişim ağında bir ülke ne kadar çok irtibatlı ise o kadar merkezi, ne kadar merkezi ise de o kadar vazgeçilmez anlamına geliyor.
7-Tıpkı bütün organlarla irtibatı olan beyin veya kalp gibi merkezi ve vazgeçilmez olmak yeni güç tanımı olacak.
Teknoloji üretimi değil.
8- Bu Türkiye için ne demek? Her ülkeyle irtibata geçmek, bilgi ve ticari alışverişi artırmak ve kültürler arası köprüler kurmak lazım.
9- 90'larda başlayan kültürlerarası diyalog, milletlerarası eğitim ve pazarlararası ekonomi faaliyetlerini aklı olsa devlet bizzat yapardı.
10-Mevcut hükümetin 21.yy'ı öngörebilmesini beklemem.
Bırakın 20.yy'ın oyununu oynamayı, adamlar 19.yy'ın kurallarıyla yeni TR hayalindeler.
11-Maalesef mevcut hükümet Osmanlıcılık oynacağız diye ülkeyi en az 10 sene geriye atıyorlar.
Dış politikada tamamen yanlızlaştık.
12-TR bırakın merkezi ve vazgeçilmez olmayı, ülkemizde bir kargaşa olsa Allah muhafaza hiç bir ülkenin umurunda olmayacak hale geliyoruz.
13- Bugün Çin ticari networkte o kadar merkezi bir konuma sahip ki Çin'in en büyük rakibi ABD bile Çinde bir kriz çıksın istemez.
14-evet, TR gerek nüfusuyla, gerekse teknoloji üretim seviyesiyle süpergüç olamazdı.
Ama 21.yy'da öyle kritik bir konuma yerleşebilir ki
15-o durumda hiçbir devlet TR'nin ekonomisine zarar gelsin istemezler.
Bu da haliyle yaptırım gücü demektir.
Kes o savaşı dedin mi dinlerler
16-Yapılması gereken: tüm dünyayla bütün iletişim kanallarını açmak ve işletmek, uluslararası eğitim ve diyalog faaliyetlerine destek vermek
Ezel-Ebed
Evvel, Ahir, Zahir ve Batın isimleri arşın halitasını oluşturur.
Ezeliyet Evvelu Batın;
Ebediyet Ahiru Zahirdir.
Ezel ve Ebed zamanın iki ucu değildir.
Ezel herşeyin potansiyeline doğru
Ebed herşeyin tezahürüne doğrudur
Hiçbir şeyin ayrı ayrı tanımlı olmadığı "la taayyün alemi" ezeliyet yurdunu anlatırken, herşeyin ism-i ferdle ta'yini ebediyet istikametidir
"Kanallah, ve lem yekun meahu şey'a" hadisini "Allah vardı, onunla beraber hiçbirşey yoktu" diye geçmiş zaman sigasıyla çeviriyorlar, yanlış
Türkçede genel-geçer ifadeler geniş zaman, Arapçada geçmiş zaman sigasıyla kullanılır.
"Men cale nale" (kim yürüdü, yol aldı) vs vs. Kaldıki Hz Ali'ye (kv) bu hadisi sorduklarında "el anu kema kane" (şu anda da öyledir) buyurmuşlardır.
Yani ezeliyet zaman çizgisinin ucu değil, tüm zamanı kapsayan, yüksekten bakan bir ayna gibidir.
Eşyanın tüm potansiyellerini havidir.
Ebediyet ise geleceğin ucu değil, eşyanın vücud-u hariciyeye çıkan hallerini içine alır.
Peki neden ezel geçmişe, ebed de geleceğe doğru anlaşılıyor?
Sünnetullah, zamanı ic'al ederken, eşyanın potansiyelini önce, fiilini sonra; vücud-u ilmisini önce, hariciyesini sonra anlamamızı sağlıyor.
Sünnetullah öyle ki;
Tohum ezeliyete, ağaç ve meyve ebediyete yakındır.
Binanın projesi ezeliyete, betonarmesi ebediyete yakındır.
vs.vs. Hep ağacın küçülüp tohumuna girişini; insanın tüm bilgilerle doğup yavaş yavaş bebekleştiğini seyretseydik ezeli gelecekte hayal edecektik
Bu sırra binaen, uluhiyete dair sıfatlar ezeli, rububiyete dair sıfatlar ebedi olarak pekiştirilir.İlm-i ezeli; hakim-i ezeli; Malik-i ebedi

Siyer Felsefesi
Günümüzde dar'ul harb - dar'ul islam tasnifiyle fıkıh yapılmaz.
Tedvin dönemindeki tanımların, şartların hiçbiri yok şu anda.
Suyu biriktirdikten sonra suyu muhafaza gayreti için kurulan seddi kurak bir çöle kurarsanız, baraja suyun damlası girmez.
Medine devrinin ahirinde gelen müeyyideler barajın seddi gibidir.
Birikmiş suyu kaybetmeme adına bir anlam ifade eder.
Şimdiyse hiç su yok!
Bu konuda tutuculuk yapanlar Kuranın nesih-mensuh espirisini ve tedricilik ilkesini hiç anlamamış demektir.
Kuranın hükümleri statik değil, dinamiktir.
Ayetlerden siyak-sibak ilişkisi dikkate alınmadan hüküm çıkarılmaz.
Siyer konteksti ile okunur.
"Siyer felsefesi" diye boşa dil dökmüyoruz.
Muhammed Hamidullah'ın İslam Peygamberi; HEnin Sonsuz Nur'u, R.Haylamaz'ın Efendimiz'i okunmalı.

Zamanın Verimi
Kimi koca bir ömür bir arpa yol alamaz, kimi 30 senede dünyanın gidişatını değiştirir.
Güya hepimizin günde 24 saati var.
Bunun sırrı nedir?
Zamanın bereketi odaklanmayla gelir.
Odaklanmanın 3 şartı var: fiziki, hissi ve zihni olarak tek bir meseleyle uğraşmak.
Bu 3 merkezin farklı karakteristik süreleri ve adaptasyon hızı var.
Bu hızlara uyulmazsa odaklanma -konsantrasyon- tam olmaz, bereket gider.
Bir işe adapte olmak fiziki olarak dakikalar, hissi olarak saatler, zihni olarak günler sürer.
Daha hızlı veya yavaş gitmek harmoniyi bozar.
Twitter timeline'da gündem dakikalar içinde değişiyor.
Hem his, hem zihin müthiş yıpranıyor.
Hiçbir işe konsantre olamıyorsunuz.
Kayıp...
Halbuki kitap okumak günler sürdüğü için, karakteristik süre açısından zihnin adaptasyonuna çok uygun.
Halbuki sohbete, muhabbete, sanata zaman ayırmak, tabiata çıkmak ancak saatler seviyesinde değiştiği için hissiyatın adaptasyonuna çok uygun
Bu bağlamda zamanın bereketi, yani verimi ancak fıtratla uyuma bağlıdır.
Projelerinizi bu karakteristik zaman dilimlerine göre tanzim edin.
Sizlerle okuma ve tefekkür notlarımı hissiyatımı, helecan ve heyecanımı, feyiz ve ilhamımı paylaşmak güzel ama yine kozaya girme vakti geldi
Peşinden koşmaya çalıştığım bilimsel ve sosyal projeler normlar üstü bir odaklanma gerektiriyor.
Ürün almak için bir cins kampa girmem şart.

Duayla alakalı bir sır
Bana dua edecekseniz size duayla alakalı bir sır vereyim.
Prime Time'da değiliz ama şimdi anlattım anlattım.
Yoksa bir daha zor gelir muhtemelen dilime.
Duanın kabulü külliyete bağlıdır.
Ne demek bu? Bunun sırrını anlatabilmek için evvela bir iki ön bilgi vermem lazım sanırım.
1- Duada istenen birşeyin bir etki dairesi vardır.Elma isterseniz sizi bağlar, otobüs geciksin isterseniz bir otobüs dolusu insanı bağlar vs
2- Her duanın muhatap olduğu bir yada birkaç isim-i ilahi, ve bu isimlerin hükümferma olduğu bir yada birkaç sema vardır.
3- Her ismin ünvanları ve o ünvanların tecelli daireleri vardır.
Mesela asker isminin yarbay, binbaşı, yüzbaşı, onbaşı gibi ünvanları gibi
4- isimlerin ünvanlarının ilçe milli eğitim müdürlüğünden bakanlığa kadar iç içe idare merkezleri (arşları) vardır.
Dilekçeler bunlara gider
5- Duanın etki dairesinin genişliğine göre muhatap arş (idare merkezi) de genişler.
Duanın külliyet kesbetmesi, o dairenin genişliğine bağlı
6- Mesela bir ilçeden imza toplamak, o ilçe çapında bir istek için yeter.
Ama ülke çapında külliyet ancak ülke çapında bir dilekçeye bağlı.
7-Sünnetullah, dualar külliyet kesbederse kabul ediyor.Kişinin sadece kendini alakadar eden konuda iç latifeleri uzlaşmışsa duası kabul olur
8- Fakat milleti ilgilendiren bir konuda tüm millet dirilmeyi istemezse külliyet sağlanması çok zordur.
9- Bir duanın külliyet kesbetmesinin 2 yolu var:
A) duanın dairesinin ferdlerinin ekserisi isteyecek
B) daireyle bütünleşmiş biri isteyecek
10-Mesela bir ailede baba o aileyi kendi kimliği gibi görünce, o baba aile gibidir, duası aile dairesinde küllidir.
11- Her beldede bulunan Allah dostları, o beldenin şahsı manevisiyle bütünleştikleri için duaları da tüm belde halkının toplu duası gibidir.
12-Hz.İbrahim as kendi milletiyle bütünleştiği için Kuran "ibrahim tek başına millettir" buyurur.
13- Evet, "kimin himmeti milletiyse, o tek başına millettir" BSN
Duası da himmeti çapında küllidir, görüştüğü sema da o çapta geniştir.
14-o halde,
A) himmetinizi ali tutunuz
B) duanızın hangi isme ve semaya (ve arşa) baktığını biliniz
C) neden duam kabul olmuyor demeyiniz.
15- Namazda insanın kalbi genişler, bu da duasının külliyeti anlamına gelir.
Bunu fırsat bilip, tesbihat sonrası duayı ihmal etmemek lazım
16-(fefhem cidden)Tercüman-ı ism-i azam gibi tesbihat sonunda okunan isimleri, duanıza bakan yönüyle şefaatçi yapın.
Müthiş bir nur var.
17-Misal not defteri için ya Cemil derken "Allahım sen cemilsin güzeli seversin güzelliklere vesile olması için not defteri lutfeyle" anlamı
İstifade ettiyseniz bir duanızı alırım.
Yok "bunlar deli saçması" diye düşünüyorsanız "Allahım sen bu kişiye istikamet ver" duası ricamdır.

I must
Problemlerden biri de, dinin dünyayı önemsememe öğretisi hayatı önemsememeye ve "salla gitsin, nolacak?!" vurdumduymazlığına yol açıyor.
Misal: çok zeki insanların "mübarek"likten gelen bu vurdumduymazlık yüzünden üniversite notlarının çok kötü geldiğini gördüm.
Güya dünyalık.
Hayatı önemsemeyen bu vurdumduymazlık, kişiye nasihattan istifadeyi de kapatır.
Vaaz dinler gaza gelir, 2 gün sonra eski tas eski hamam.
Enteresan bişey söyleyim: Üstadın bahsettiği acz-u fakr mesleğini gerçekten anlamak isteyenin, karşısına çıkan işlerde "I must" demesi şart
Acz-fakr mesleği için neden "I must" demek şart?
Burda izah etmiştim zamanında:
http://kitapnotlarim.blogspot.com/2013/05/acz-u-fakr-meslegi-i-must-but-i-cant.html?m=0
Hocaefendi "takva, şeriat-ı garraya(Kuranın kanunları) uymak olduğu gibi şeriat-ı fıtriyeye(hayatın kanunlarına) da riayet etmektir" buyurur
Kuran ancak takvalılara, Kuranı ve hayatı ciddiye alanlara rehber olur, yol gösterir.
bkz.
Bakara-2

Kendine acımak
Çok çektiğini düşünüp yaşadıklarından ötürü kendine acıyan ve arabesk hislere girenlerin bir iş başarabileceklerine ihtimal vermiyorum.
Hayat kimsenin nazını çekmez.
Yapmanız gereken işleri dış şartlara bağlarsanız, kontrolü sizde olmadığı için yapmanız daha da zorlaşır.Bkz"Sessiz bir ortam olunca okurum"

Hizmet v2.0
Rahatı için haksızlık karşısında susan, yalancı cennete girenlerin çokluğu aldatmasın.Yalancı cehenneme Hak için razı olan bir avuç insanız.
3 kuruş için hürriyetini satan kitlenin çokluğu şaşırtmasın.
Biz "ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam" diyenlerin davasını omuzlandık.
Bu hizmetler vesilesiyle en az 1 kişi bile iman ettiyse, müslüman olduysa, hizmete engel olanın işlediği cinayeti dünya mahkemesi kaldırmaz
Bu hizmetler vesilesiyle en az 1 kişi bile dağa çıkmadıysa, asker şehit etmediyse, hizmete engel olanın yatacak yeri yok demektir.
Şu anda iki mahkeme işliyor, biri #Karakuşiler in hukuksuz icraatlarına arka çıkan zahiri mahkeme, diğeri Kaderin hükmettiği manevi mahkeme.
Biliyoruz ki yezid ve #Karakuşiler zulmetse de, kader adalet edecek.
Hakta sabredenlere senelerle kazanılamayacak manevi makamlar verecek.
Düşün ki yezid emretti, tek tek hizmetten olanları öldürmeye başladılar.Millet buna da ses çıkarmasa şaşırır mısınız?O halde Allaha şikayet.
Biz buna dava diyoruz, sevda diyoruz.
Mefkure ve gaye-yi hayal diyoruz.
Kısaca hepsine hizmet diyoruz.
Zulümle ve baskıyla bitmez sevdalar.
Süreç neticesinde tüm kurumlar yeniden yapılanmaya gidecek, Hizmet v2.0 sürümü gelecek.Enternasyonel ideal için yepyeni bir hizmet kültürü.

Amentu
Amentü ne demek bilir misin #Eyİnsan ?
Biliyorum biliyorsun, ama bir de şöyle bak:
1.Bir ilahın yani herşeyin anlam ve değerini veren TEK bir kaynağın olduğuna ve bunun Allah olduğuna iman ettim.
2.Bu bilginin kutsal kitaplar dediğimiz her birinin kendi şartlarına göre olan sistemler ile bize aktarıldığına,
2.2 bunların sonuncusu ve yazılı bir kitap olan Kuranın kutsiliğine, tarihsel olmayıp tüm asırlara, tüm milletlere hitap ettigine iman ettim
3.Sistematikleşen bilgileri bize aktaran elçilerin olduğuna ve Hz.Muhammed aleyhisselam'ın bu elçilerin sonuncusu olduğuna ve o zatın:
3-1 ismet sifatına ki kuranın emirlerini ve nehylerini bizatihi kendi yaşadığına,
3-2 sıdk sıfatına ki kurana fazladan yalan yere bir eklenti yapmadığına,
3-3 emanet sıfatına ki kendisine gelen vahyi eksiksiz aktardığına,
3-4 fetanet sıfatına ki kendisine gelen vahyin makasıdını anladığına,
3-5 tebliğ sıfatına ki kendisine gelen mesajı ümmetine aktardığına/aktarabildiğine iman ettim.
4.Her eşya ve hadisenin bir birleri arasında bir irtibat olduğuna, yani aralarında kanunlar ile bağlar bulunduğuna,
4.2 bu bağların birer anlam ve değerinin olduğuna, bunların da gizli kalmayıp şuur sahibi melekler ile temsil edildigine iman ettim
5.Her işin bir sonrası olduğuna ve herşeyin tekamül için hareket ettiği ezelden ebede bir çizgisinin olduğuna,
5.2 ve her hareket ve hadisenin mükafat ve mücazatının ebed yönünde bir ahirette ortaya çıktığına iman ettim.
6.Herşeyin her hayrın, velev şer namına görülen hadiselerin Allah'ın bilgisi ve kontrolünde olduğu şeklinde gözlemleyebileceğime iman ettim
Soyut Düşünce
Kader gibi itikadi meselelerde ehl-i sünnetin duruşunu eskiden topu taca atmak olarak görüyordum.
Meğer soru hatalı demeye getiriyorlarmış.
Ehl-i sünnet ulemasının (hassaten eşari kelamcıları) occasionalist yaklaşımı asırlar sonra bile hala halka inemedi.
İnsanın düşünce malzemeleri çoğu kez pratik hayattan ve kültürel donelerden müteşekkildir.
Soyutlamayı başaranlar, daha derin düşünebilirler
Soyut düşünce objeleri kavramsallaştırılır, terim yada ıstılah oluşur.
Bir ilmin ıstılahını (terminoloji) bilmeden o ilimde derinleşilemez.
Ehl-i sünnet kelamcılarının geliştirdiği ıstılah bir cins elitizm oluştursa da, bir çok derin meseleyi düşünebilme imkanı sunmuştur.
Fakat, Bediüzaman klasik kelamın terminolojisini modern meseleler için yeterli bulmaz.
Bu yüzden dikkat edin RNK kendi ıstılahını oluşturur.
RNK dikkatle okunursa farkedilir ki, yeni terimler dışında temsili hikayecikler ile soyut ekstra düşünce objeleri sunar talebesine.
RNK'nın hediye ettiği bu soyut düşünce objeleri gerek akademik sorularda gerekse gündelik meselelerde çok fayda sağladığını tecrübe ettim.

Taklitçilik
Osmanlıcılık bir idealizm yada bir ütopya değildir.
Tam olarak ne dediğini bile bilmeyenlerin hayalperestliğidir.
Günümüzde Osmanlıcılık oynayanların sade ve mutevazi yükselme dönemine değil de, şatafatlı yıkılış dönemine özenmelerini anlamak cidden zor.
Taklitçiliğin kendini engelleyen bir tabiatı vardır.
Ekseriyetle "görüntüyü gerçekleştirme", "-mış gibi yapmak" şeklinde olur.
Taklit edenin, taklit edilenden en büyük ve kritik farkı, biri görüntüyü yinelemek isterken diğeri şartlarına uygun özgün çözümler üretir.
Bir şeyin hakikatının en büyük düşmanı o şeyin görüntüsüdür.
Görüntüyü elde edince hakikat arayışı durur.
Münafık, müminin hakikatsiz görüntüsüdür.

Te'vil-i ehadis yahut Tefe'ül
Te'vil-i ehadis: hadiseleri tevil etmek, yorumlamak, anlamlarını çıkarmak.
Efendimiz yapmıştır, Sünnettir.
Efendimiz hadiseleri hep iyimsellikle, pozitif yorumlamıştır, tevil etmiştir.
Tefe'ül de denir.
Kitaptan yapılan tefe'ül aslında sünnet olan hadiselerin tefe'ülünün bir alt başlığıdır.
Bazı şeylerden tefe'ül etmek ayetle yasaklanmıştır.
Buna aynı kökten gelen "fal bakmak" da denir.
Te'vil-i ehadis yahut tefe'üle dair bir kaç misal vereceğim ve günümüzle de alakadar gözden kaçabilen bir iki noktaya dikkat çekeceğim.
İlk misal Efendimizin hudeybiye anlaşması öncesi müşriklerin Suheyl'i göndermesi üzerine "işimiz kolay olacak" yorumudur.
(sehl=kolaylık)
Dikkat edin, zahiren çok ağır şartlara sahip bir anlaşmanın öncesinde hem fetih rüyasını hem de suhulet tevilini anlayabilmek çok zordur.
Netekim, ayet feth-i mübin'i müjdelerken, Efendimiz "işimiz çok kolay olacak" derken sunulan şartların ağırlığı ve imzalanması imtihan oldu.
Gönüllerin fevc fevc fethinin miladı, perde arkasındaki inkişafın kapısı hudeybiye sulhü olmuştu.
Mülhemundan Hz.Ömer bile anlayamamıştı.
2.misal Üstad'ın tefeülüdür.
Hadiseleri okuyarak müthiş bir inkişaf, ferec gelecek diyor.
Ama görünürde 1.cihan harbi ile çöküş geliyor.
Talebeleri hatta kendisi bile zahirde beklerken, inkişaf perde arkasında Risalelerin doğumu ve neşriyle geliyor.
Üstad da sonraları anlıyor.
Şimdilerde de hadiselerin gösterdiği bir şafak daha var, bir ferec daha görünüyor.
Herşey çok güzel olacak, bekleyin dendi ve deniyor.
Allahu a'lem, bu ferec yine perde arkası bir inkişaf olabilir.
Melekutta ışığı parlasa da zahirdeki yansımasını görmek biraz zaman alabilir.

Esma'ul Hüsna'nın insanda ve kainattaki sistematik okuması
Herkeste tecelli eden hususi bir isim vardır esma'ul hüsnadan.
Bir de dönem dönem tecelli eden isimler vardır, makamına göre.
Esma'ul Hüsna'nın insanda ve kainattaki sistematik okuması uzun süredir benim de merak ettiğim ve araştırdığım bir konu.
Şu anda elimde var bişeyler ama henüz nihayete ermedi.
Belki metodolojiden yani usülden bahsedebilirim biraz.
Çalışmanın başlangıç noktası yada aksiyomu, "her ismin kendine has bir kanunu ve namusu vardır"
Diğer kilit kavramlardan biri de "ünvan".
Yine RNK terminolojisi tabi ki.
Sırf cemaat karşıtlığından yada meşrepçilikten dolayı, yada eski gördüğü için Risale-i Nurları okumayan araştırmayan varsa ciddi nasipsizdir

Bir hatıra
İnsan 40 gün teheccüde kalksa ve 40 gün yalan söylemese, kalbine bazı şeyler malum olur, dilinden hikmet damlar demişler selef-i salihin.
Lise1'den üniversite sona kadar kahrımı çeken bir abimiz vardı.
Bir gün konuşurken gayet fıtri "hani xxx yapmıştın ya..." dedi.
Şaşırdım.
"Abi ben kimseye demedim, kimse de görmedi" dedim.Utandı, "sen söylemedin mi bana" dedi."Hayır, dün geceden beri ilk defa görüşüyoruz" dedim
Bunun üzerine hemen konuyu değiştirdi.
Bunun gibi çok hatıram var bu abiyle.
Kendisi bana göre çok zahidane yaşardı, yalana çok hassastı.

Odaklanmak
Bilgisayarcılar bilirler.
Bazen hafızada fragmantasyon olur.Farklı data hafızaya parça pinçik, düzensiz yazılınca çok yer kaplar, yavaşlatır
İnsan zihninde de fragmantasyon vardır.
10'larca mesele zihne düzgün yazılmazsa kafa allak bullak olur, kişiyi çok yorar, bişeye odaklanamaz
Twitter gibi 10'larca meselenin sürekli ve düzensiz aktığı bir mecra zihnimizi allak bullak ediyor.
İşlerimize konsantre olmamızı engelliyor
Bir nokta daha:
Konumum itibariyle IQ'su yüksek çok insanla muhatap oldum.
Büyük bir kısmı odaklanma problemi yaşadığı için üretemiyorlardı
Sağlam bir şekilde odaklanabilen bir insan IQsu 10 puan daha yukarı olup da odaklanamayan birinden daha efektif çözüm üretebilir.
"Peki ne yapacaz?" diye soruyor olabilirsiniz.
Şunu yapın desem sanki yapacaksınız ha! :)
Bazı dualar var elimde.Ama şimdi versem kolaycılık olur.
Derdini çekene, en az 1-2 ay odaklanma meselesini çözmek için uğraşana verecem.
Bir cami inşa etmek için gereken enerji 10 dinamitteki enerjiden daha azdır.
Fakat 100 dinamit patlatsanız bir cami inşaa edemezsiniz.
Odaklanmak deyince bunun içine derse, işe, projelere odaklanmak girdiği gibi namaza, kitaba, zikre odaklanmak da girer.
Aynı problem.
O halde gerek namaza, gerekse işlerinize odaklanma adına bir kaç alt maddede bir kaç tavsiyem olacak naçizane.
Balık bilmezse Halık bilir.
1.İşin önemini bilmek yetmez.
Bunu düzenli olarak hatırlatacak bir işaret koymalısınız.
İşin frekansına göre günde 5 kez de olur, ayda 1 de
2.X saatlik bir işin öncesinde X/5 saatini o işin ne olduğunu, niye yapıldığını, özetini ve beklenen neticeyi düşünüp bir kağıda yazın.
Bu ilk iki husus beyindeki o işle alakalı bölgeleri aktif hale getirecek.
Bu da zihni işe hazır hale getirecek.
3."Deadline effect"i kullanmak.
Daha önce biraz değinmiştik:
Deadline effect için insan bir şeyi aksattığında neticesindeki katostrofik çığ etkisini görebilmesi lazım.
Bu biraz tecrübeyle geliyor.
4.Odaklanmak için şuuraltınızdaki alarm sistemlerini kapatmanız lazım.
Şunu şunu yapmam lazım gibi şeyler şuuraltında sürekli dürter.
Şuuraltı alarmlarını kapatmanın yolu da "To Do" listesi tutmaktır.Yada kafanızdaki tüm meseleleri tek tek yazın bir kağıda ve cebinize koyun
5.Bir işe odaklanmak için o işin alternatifi tüm işlerin "ihtimalinden" kurtulmanız lazım.
Yani şuuraltınız "yapcak başka bişey yok" demeli
Mesela bilgisayarda yazı yazmanız lazım.
İnternet açık kalırsa, "girsem mi" dürtüsüyle mücadele edersiniz, girmeseniz bile odaklanamazsınız.
6.Her mekanın kendine ait işi olsun.
Namaz bir yerde, kitap başka bir yerde, ders başka bir yerde, yemek başka bir yerde olsun.
Bu meseleyi çağrışım haritası oluşturmak diye bahsetmiştim daha önce.
Hatta blogda da varmış:
http://kitapnotlarim.blogspot.com/2015/02/cagrsm-haritalar-ve-kontrolsuz-alg.html
Aktüalitenin ne kadar dikkat dağıtıcı, hem düzensiz bilgi akışının ne kadar zararlı olduğunu anlamak istersen şu gelen temsile bak dinle:
Vaktiyle bilgisayarda ciddi bir iş yapmak isteyen ama bir yandan gözüne çarpan tüm programları çalıştıran bedbaht adam gördü ki iş yapamıyor
Zira işlemci ve RAM(hafıza) arkaplanda gereksiz programları çalıştırmakla meşgul olduğundan, sorumlu olduğu ciddi işler askıda kalıyor.
Bahtiyar olan kardeş asıl programın yavaşladığını hatta çalışmadığını farkedince, açık pencerelere sağ click yapıp kapattı, kafası rahatladı
Bedbaht olan ise, gördüğü her programa sol click yapıp açtı.
Hem kafası karıştı, hem asıl işini unuttu.Her deadline'da tarifsiz stres yaşadı
Sorular üzerine yeniden:
1.İnsan fıtri olarak önem verdiği şeye önemi nisbetinde odaklanır.
2.Ama problem şu: Şuuru tam açılmamış insan içinde bulunduğu 'an'a gelecekten daha çok önem verir.
3.Şimdi çağrıldığı bir oyun, 1 hafta sonraki sınavından daha önemli gelir.
Ama aklına değil, nefsine yani şuuraltına, çalışmaya odaklanamaz
4.İşbu sebep ile aktualiteyle meşguliyet kişiye neyin asıl önemli olduğunu unutturur, odaklanamaz hale gelir, şuuraltı gündemle meşgul olur
5.Yalnız korkarım ki bir çoğunuz için aktüel meselelerle meşguliyet bağımlılık yapan bir alışkanlık olmuş.
Sigara bağımlılığı gibi.
6.Bağımlı olduğunuz alışkanlıklarınızdan kurtulmak ve hayat kalitenizi artırmak istiyorsanız size bir kötü bir de iyi haberim var.
7.Kötü haber: Bilimsel araştırmalar diyor ki insan alışkanlıklarını bırakamaz.
İyi haber: alışkanlıkları yeniden programlayabilirsiniz.
8.Evvela alışkanlıklarınızda işaret-rutin-ödül zincirini görmelisiniz.
Sonra aynı işaret ve ödül için farklı bir rutin uygulamanız lazım.

Notlar
Bazen aldığım notlara tarih atmamanın ve kaynak koymamamın üzüntüsünü yaşıyorum.
Az önce dosyamı kurcalarken buldum:
Ben melamet hırkasını kendim geydim eynime;
Ar-u namus şişesini taşa çaldım, kime ne?!
Vay arkadaş, neler varmış bu dosyada.
Okuyunca geçmişteki aynı hissiyatıma büründüm.
Zaman makinesi budur işte: Fotoğraflarını çekerek dijital ortama aktarıyorum ki kaybolmasın: Şöyle şeyler de var:
(Risaleleri nasıl okuduğumu sorup duran arkadaşlar vardı) Park oturdum, Ayet'ül Kübrayı açtım, içinden eski notlardan biri çıktı.
Ne güzel yahu, heryerden bişey çıkıyor :)

Ya Baki Ente'l Baki
2 kez ya baki entel baki geçiyor.
Ama şöyle okunur:
ya baki ENTE'l baki, ya baki ente'l BAKİ
(Vurgu büyük haflerde) Cismaniyatta olan avamın modu saatten saate sürekli değişirken kalb hayat derecesindekiler halini günlerce korurlar.
By the way, güzel bir modu (yahut uhrevi bir motivasyonu) yakalayan, o modunu devam ettirebilmek için ya baki entel baki^2 zikri çekebilir
Şuuru çok kapalı farkındalığı çok az olan kişi 1 saati bomboş görür, şuuru son derece açık olan 1 sn'de çok şey yaşar Şuurun açılması için de Baki-i Hakikiye müteveccih olmak gerekir.
Hmm.
Üstad Efendimizin salavata hadsiz ihtiyacı var diyor, Suat abi ihtiyacı yok diyor.
:)
Bir baba şahsi ihtiyacı olmamasına rağmen, şefkat bağıyla evladının ihtiyaçlarını kendi ihtiyacı gibi lanse eder, şuna şuna muhtacım der.

*** Dualar serisi ***
Dua son çare değildir, ilk çare ve hep çaredir.
Gündem ne olursa olsun hatırlanması, hatırlatılması önemli.
"İlahi ente kema uridu, fec'alni kema turidu"
Allahım! Sen tam benim istediğim gibisin, Nolur beni de tam senin istediğin gibi yap
Hz.Ali kv
Allahummagfirliyez zunub elleti tunzilun nikam
Allahım! Nıkmetler, belalar indiren günahlarımı bağışla!
Allahummagfirliyez zunub elleti tugayyirun niam
Allahım! Nimetleri tağyir eden, değiştiren günahlarımı bağışla!
Allahummagfirliyez zunub elleti tahbisud dua
Allahım! Duaları hapseden, semaya çıkmasını engelleyen günahlarımı bağışla!

Müsbet ve Menfi Hayal
"Gaye-yi hayal olmazsa, ya nisyan veya tenasi edilse, ezhan enelere döner, etrafında dolaşır" diyor Üstaz Bediüzzaman Hz.Ne demek bu peki?
Hayalin insana veriliş gayesi
1.Olmazsa
2.Nisyan edilirse, unutulursa
3.Tenasi edilirse, unutmuş gibi önemsenmezse
zihinler ego için çalışır
Ok.
O zaman soru şu:
Hayalin veriliş gayesi nedir?
Hayalin kullanma kılavuzunda ne yazıyor?
Yanlış kullanımı nasıl egoizme yol açar?
Hayal insana bir görüntü çizer, bu görüntüye bazen "vizyon" da derler.Yani çoğu kez gerçekleşme ihtimali düşük bir filim oynatırsın zihinde.
Normalde rasyonel bir insanı düşük ihtimalli bir iş için harekete geçirmeniz pek kolay değildir.
Hayal bir bakıma ilk kıvılcım gibidir.
Önünde bir dağ vardır, arkasında cennet gibi bir yer hayali olmazsa o dağı aşmak için tüm enerjinizi sarfetmeniz çok zordur.
İşte gaye-yi hayal, insanın hayatında ihtimali düşük de olsa dünyayı veya kendini değiştirecek bir dava, bir mefkure için enerji verir.
İşbu seveple gaye-yi hayal ile dava, mefkure, ideal gibi kavramlar müteradif kullanılır.
Uzun zamandır beni takip edenler diyecek ki "kafasına taş düştü herhalde, ilk defa hayal için iyi bişey söyledi".Amma lakinki öyle değildir.
Benim "aman değmeyin, cıss" dediğim hayal, kontrolsüz ve başrolünde kendinin oynadığı, yani enenin etrafında dolaşılan bir "day dreaming".
Ne fark var peki "harekete geçirici bir tohum olan müsbet hayal" ile "iradeyi felç eden, şikayetin menbaı menfi hayal" arasında?
Şu noktaya dikkat:
Vizyondan, görüntülerden sonra o noktaya ulaşacak basamakları da tek tek görmek, plan yapmak lazım.
Yoksa koca bir püfff.
Menkıbeler hayal kurdurur insana.
Birer görüntü verir zihinlere.
O görüntüye ulaşmak için bir plan ve aksiyon yoksa "menkıbe müslümanı"denir
Bu hayalci müslümanın bamtellerindeki adı "menkıbe müslümanı"dır, Hisar-7 özlenen günler (hey gidi günler)'deki adı "yalancı his insanı"dır.
Çoğusu geleceği için plan yaptığını zanneder, ama kurduğu sadece hayalden ibarettir.
Tekrar hatırlatalım:
Hayal ile plan arasındaki fark, hayalde ara basamakları düşünmezken, planda hedefe varılacak yol da belirlenir.

Boynunu kırmak ve imajlar
"Arkadaşının boynunu kırdın".
Ashabdan biri diğerini övünce böyle Resul-ul Hakim Efendimiz.
Tabir arapça bir idiom(deyim).
Peki ne demek bu?
Boyun kırılması, ölüme götürebilecek bir hasar.
Birini övmek, self-imagination yolu ile karşıdakine yeni yeni maskeler kazandırır.
Bu maskelerden bahsetmiştik herhalde daha önce.Terakki etmemiş kişi her ortama, her arkadaş çevresine göre kendine biçtiği resimleri vardır
Birilerinin arasında mübarek bir abi, başkalarının arasında matrak bir arkadaş, sosyal medyada entel bir okuyucu vs.hepsi birer maskedir.
İnsanın kendini tanımasına en büyük engel de bu kendinde farz ettiği imajlardır (maskeler).Öyle ki, bu takındığı imajların farkında değildir
Asıl mesele, bu maskelerin kendine ait bir RAM (hızlı erişim hafızası), motivi ve korkusu vardır.Bu yüzden bir işe motivasyonu değişip durur
Mesela namaz için gaza geldiği bir ortam ve arkadaş grubu vardır.
Başka bir ortama geçtiğinde bir bakar ki hop, gider o motivasyon.
Yada iki farklı imaja sahip olduğu iki farklı arkadaş çevresi aynı anda bulunsa, bişeye odaklanamaz, dili daha çok sürçer, daha çok yorulur.
Terakki yolunda ilk hedef hislerin stabilizasyonu, sürekliliği, temadisi.
Hisler rüzgar gibidir.
Sürekli değişip durursa sefine ilerleyemez
"Peki hissiyatın istikrarı için ne yapmak lazım?" diye soruyor arkadaşlar.
Yaşar Nuri hocanın dediği gibi "ama biz bunları yazdık?!" :)
Şu kadarını söyleyim: Sünnetteki mesur dualar hissiyatın istikrarı için harika ilaçlar.
1 ay sabah zorla okutsalar acayip terakki edersiniz.

Kavram Çalışması
Literatürü nakleden eserleri anlamak için lügate bakmak yeterlidir.
Yeni bir fikir dünyası inşa eden eserler ise kendi dilini oluştururlar.
Risale-i Nur'un kendine ait terminolojisi vardır.
Üstadı anlamak için lügat yetmez, medrese okumak yetmez.Kendi ıstılahına vakıf olmak lazım
Mesela "şuunat" kavramını lügatten sorabilirsiniz.
Ama lügatin verdiği cevap anlamanıza hiç yardımcı olmaz.
Kavramı RNK'ya sormanız gerek.
Peki RNK nasıl okunmalı?
Arkadaşlara tavsiye ettiğim bir yöntem var.
Çok istifadeli olduğunu söylediler.
Talep olursa anlatayım kısaca.
"Abi direk anlatıver işte ne naz yapıyon?!" diyenleri duyar gibiyim :)
İlim nazlıdır.
13 senedir ders anlatıyorum.
Bahsettiğim çalışma 3 aşamalı.
Bu ilk 3 aşama "bare minimum" araçları yükler size.
Sonrasında okyanusa dalmaya hazır hale gelirsiniz.
Evvela bu çalışma için ayrı bir defteriniz olmalı.
"Abi bilgisayara yazsak?" olur ama tavsiye etmiyorum.
Kalemde bir sır, bir keramet var.
1.Aşama: Fihrist çıkarma çalışması.
Yani RNK'da nerde ne geçiyor.
Metod: 1 haftada hızlıca tarama ve her parça için 1-2 cümleyle not alma.
Normalde 2.aşamayı sadece 1.yi yapanlara söylüyordum.
Ama takibe vaktim yok, aranızda bir grup oluşturup birbirinizi takip edebilirsiniz.
2.Aşama:
Kavram çalışması.
Temel kavramlardan birini alıyorsunuz.
Tüm RNKda geçtiği yerleri beraber okuyup altalta derliyorsunuz.
Sonra o kavramın Kuranda, hadiste ve literatürdeki karşılığını araştırıyorsunuz.
Nihayetinde de kendi ifadelerinizle kısaca özetliyorsunuz.

İhlas imtihanı
İhlas imtihanı diye bişey var.
İddia imtihana tabidir.
Gün gelir gizli niyetlerini ortaya çıkaracak yol ayırımıyla karşılaşırsın.
Diyelim ki alim olmayı istiyorsun.
Aslında istediğin şöhret ama farkında değilsin.
Allah bir gün şöretle ilmi ayrı yollara koyar.
Diyelim ki, "zenginliği Allah yolunda vermek için istiyorum" dersin.
Asıl niyetin lükstür.
Günü gelir verdiğinde lüks gidecektir, seçersin.
(For advanced users) Sırf Allah için hizmet ediyorum dersin.
Aslında feyiz alıyorsundur, inşirah için istiyorsun.
Gün gelir feyiz kesilir.
(Daha da ileri seviye)
Hakikat arayışındayım dersin.
Aslında iç aydınlığı ve huzur beklersin.
Gün gelir hakikatler acı gelir, hayal tatlı.
Devam edeyim mi? İlim için soru soruyorum diye DM atarsın.
Farkında değilsindir ama niyetin başkadır.Kapı kapanınca ilim merakı(!) da gider
Misaller yeter mi? "Fill in the blanks" gayrı.
Mutlaka iddiasıyla imtihan olur insan.

İlim
Merak etmeyene ilim vermek ilme saygısızlıktır.
Günümüzde "içselleştirme" diyorlar.
Enfüsi mutabakat ve iz'an olmadıkça öğrenilen malumat olur, ilim olmaz.
İnsan iç dünyasını zenginleştirmeli, yeni yeni malzemeler elde etmelidir ki, dış bilgiyi içerideki dünyaya bağlayabilsin, iz'anı elde etsin.

"Deadline effect"
"Deadline effect" diye bişey var.
Hani finale son gün çalışır, faturaları son gün yatırır, projeyi son gün teslim edersin ya, o işte.
"Deadline effect", üretkenliği (productivity) son dakkalarda müthiş artırır.
Çünkü, "beklenen sonun kaçınılızmazlığına" yakinen inanırsın.
Asıl soru şu: "neden sair vakitlerde üretkenliğimiz ve şevkimiz, deadline'a göre çok düşük?" Cevap üzerine biraz düşünmek ister misiniz?
Peşine düştüğümüz soruyu biraz daha netleştirelim: "ne yaparsak bu deadline enerjisini istediğimizde kullanabilir hale geliriz?"
Kıyamet deadline-ı azamdır, küçük kıyamet olan ölüm ise ferdi çapta deadline-ı kebirdir.
ÖSS, Final sınavı, ödev teslimi deadline-ı suğradır
Namazı vaktin sonunda kılmadan tutun da ibadete yaşlanınca başlamaya kadar, bir çok problemimiz aynı çözüme sahip.
Nedir bu altın anahtar?
Bu akşamki "Kuran Okumaları" dersimizde deadline effect'e değineceğiz Allahtan bir mani olmazsa.
Daha sonra da yazarım belki notlarımı.
Ha, yalnız sorumuza cevabımızı ararken bazı kriterlerimiz var.
Cevap sorudan daha muğlak olmamalı, aksiyona yönelik pratik bir önerme olmalı
Mesela "kuvvetli iman", "ihsan şuuru" vs gibi nasıl elde edileceği net olmayan önermeler olmamalı.
"Namazını erken kıl işte"den farklı değil

Kelime-i tevhidin manası
Kelime-i tevhidin manası üzerine ciltlerce kitap yazılabilir.
Sırf benim az biraz okuduklarımdan derlediklerim bir kitap hacminde.
"La ilahe ilallah" manasına yolculuğumda ilk durak Risale-i Nur'dur.
Uluhiyetin sıfatlarıyla tek tek tefsir hassaten Mesn.
Nuriyeden gelir.
Kelime-i tevhidin ikinci durağı fakir için İsmail Hakkı Bursevi hz.lerinin Ruh'ul Beyan tefsiri olmuştur.
Bursevi hz.lerinden öğrendiğim, alem-i şehadetten la taayyün alemine kadar kelime-i tevhidin ifade ettiği manadır.
Daha çok tasavvufi yönü.
'La ilahe ilallah' yolculuğunda 3.durağım ise Kierkegaard ve Camus'la bilinen absurdizmdir.Mesela Sisyphus'un hayatı la ilahe'yi tefsir eder
En son geldiğim yer işte burası.
La ilahe ilallah anlayışımdaki bir sonraki sıçramanın nereden geleceğini çok merak ediyorum.
Hel min mezid?
Uzun süre "ilah ne demek?" sorusunun peşine düşen az kişiden biriyim herhalde.
Lügat anlamını tabiki herkes bilir.
Ama Kurani bir kelime bu.
Tatmin olmam için öyle bir tanım lazımdı ki, hem putları, hem hevayı, hem "abstract" ilahları hem de el İlah olan Allah'ı anlatsın bana
8 sene önce kelam doktoralı bir abi "ezeli varoluş" dedi.Bir süre bu tanımla okuma yaptım ama eksikti.Ayetlerin bazıları hala anlaşılmıyordu
2-3 sene evvelinde kitap klubümüzde bir arkadaş "existentialism"(varoluşçuluk)tan bahsetti.
İlgimi çekti, okudum.Aradığım tanımı orda buldum
İlah, varlığın anlam ve değer kaynağıdır.
Bir şeyin anlam ve değerini bulduğu şey ancak ilahtır.
Çünkü mevcudat "halk" itibariyle müsavidir.
Bu noktada Camus, Kierkegaard ve Nietzsche özetle der ki hiç bir şeyin "intrinsic"(enfüsi) bir anlamı ve değeri yoktur.
Varoluşçuluğu ikmal edersek:{yaratılan} hiç bir şeyin "intrinsic"(enfüsi) bir anlamı yoktur.
{Anlam ve değerin kaynağı ilahtır}
Varoluşçuluğun update edilmiş bu ifadesi bir bakıma la ilahe ilallah tefsiridir...
La rezzake, la allame, la gaffare vs.İlallah demektir.

Cevşen
Cevşen deyip geçmeyin.
İmanı kuvvetlendirir, ilmin bereketini artırır, habisata karşı çok güçlüdür.
Risalelerin ayrılmaz arkadaşıdır.
Seneler önce bir çocuk şiddetli bir ağlama krizine girmişti.
Babasının ricası üzerine cevşeni sesli okumaya başladım.
Başta daha şiddetlendi
Sonra 20.baba gelince çocuk sakinleşti ve sustu.
Üstüne 5 bab daha okudum.
Daha sonra çocuğa sorduk ne gördüğünü, gördüklerini anlattı.
"Babamla beni bağladılar.
Hareket edemiyorduk.
Sonra sen elinde bıçakla çıkageldin abi.Seni görünce korkup kaçtılar, sonra bizi çözdün" dedi
Demek okunan cevşenlerin mana aleminde habisata karşı görüntüsü bıçak, kılıç vs olabiliyor.
Cevşen deyip geçmeyin.
Risale-i Nur'un büyük bir kısmı ancak varidatla açılır, anlaşılır.
Varidat da virde vabestedir.
Cevşen ise risalelerin virdidir.
Cevşende Cenab-ı Allah'ın 250 ism-i şerifi, 750 sıfat-ı mubarekeleri geçer.
Cevşen, Gümüşhanevi Hz.lerinin derlediği Mecmuat'ül Ahzab'da geçer.
Ayrı bir dua olarak bilinmeseydi, bugün el kulub'ud daria'da görecektik.
Hazret daha ne desin okumamız için Allah aşkına :)
"...
Risale-i Nur talebelerinin ehemmiyetli bir virdi olan el-Cevşenü'l-Kebîr'i ..."
"35 seneden beri her gün Cevşen'i okuduğum hâlde..."
"İnş.
yakında o mübarek el-Cevşenü'l-Kebîr, RN talebelerinin şevkiyle tenvîr edecek"
Şemsin ziyasını yansıtma cihetinden:
Cevşen -> reşha,
Celcelutiye -> katre,
Kumeyl -> zühre
denilebilir.

*** Kelimeler Dünyası ***
Kelimelerin tarih boyunca bohçalarında birikenleri bilmek, anlamı kazasız aktarmada ve ilmi çalışmalarda önemli.
Arapçada "adl" kelimesi denge anlamına gelir ama İngilizcedeki "just" kelimesi daha iyi karşılar.
Hatta ta'dil -> adjust, adalet -> justice
Kurandaki "firdevs" kelimesinin kökü farsçadaki pairidaeza'dır ve etrafı çevrili park, bahçe demektir.İngilizcedeki "paradise"da aynı kökten
Çok lafını ettiğimiz türban kelimesi bize fransızcadaki turbante'den, fansızlara da bizdeki tülbent'ten gelmiş.Türban 18.yyda avrupada moda.
Köydeki ninemizin taktığı tülbent, Fransaya uğrayıp gelince şehirde türban adını almış.
İngilizcedeki jackal kelimesi Türkçedeki çakaldan gitmedir.
Gerçi biz de farsçadaki şagaldan almışız.
Amiral ünvanı Fransızcadaki 'amirail'den, o da arapçadaki 'amir'den geliyor.
ODTÜ'deyken Türkçe dersinin hocası Arapça kökenli kelimeler kullanılmasına fitil olurdu.
Yerine uydurulmuş kelimeler koyardı.
Çok tartıştık.
Yabancı dilden giren kelimeler bir dil için kazanımdır.
Her kelimenin bir serencamesi, tarih boyunca kazandığı anlamları vardır.
Öztürkçe diye kadim kelimelerin yerine uydurulmuş kelimeleri koymak cinayettir.
Organik bir dili, sentetik ve kanserojen hale getirmektir.
Bir de bazen uyarıyor arkadaşlar İmla konusunda TDK'nın bütün içtihadlarına katılmıyorum.
Mesela "ya da" yerine "yada"yı tercih ediyorum.
Başka bir misal, "entelektüel"i tavsiye ediyorlar.
Ama "entellektüel"i orijinaline daha uygun buluyorum.
Bu arada "hoca" kelimesi "şeyh" kelimesinin farsçası.
"Yaşlı, saygıdeğer insan" anlamına geliyor.
Holiday: Holy day yani kutsal günden gelir, bizdeki bayram kavramına mukabil.
Vacation: Vacare yani boşluktan gelir, tatile mukabildir.
Semitik dillerde sonu -il ile biten kelimeler aslen sıfattır.
"il" ilah anlamındadır.
İsrail, İsmail, Azrail, Cebrail vs. Mesela Kuran ve hadis-i sahihada geçmeyen Habil, Allah'ın sevdiği; Kabil, Allahın sevmediği gibi..
Chipher, dechipher, şifre, sıfır, (ilm-i) cifr arapçadaki sifr kelimesinden gelir.
"Ebced"in aslında A B C D olduğunu; "alfabe"nin aslında Alfa Beta (A B) olduğunu; yani harf sistemlerinin isimleri olduğunu söylemiş miydim?
Modern harflerin kökeni Finikelilerdir ve bir objeyi temsil ederler.
Mesela elif, alfa, alef orijinal olarak A öküz başı şeklinin tersidir.
Be, beta beyt, harfi Finikelilerde ev demektir.
Arapçada hala beyt ev anlamına gelir.
Orijinalinde B'nin delikleri evin penceresini remzeder
Mesela sin, sigma, se harfi Finikelilerde dişin sembolü.
Çıkıntıları dişe benzer, Arapça ve İbranicede hala "sin" diş anlamında kullanılır.

Felsefe ve Metafizik
İlim meraklıları için şimdi bulduğum Elmalılı Hamdi Yazır'ın Metalib ve Mezahib'inden aldığım notlarımı da paylaşabilirim.
What do you say?
Osmanlının son döneminde ilim dünyası yıldızlar geçidine şahit olmuştur.
Adeta asırlardır duran fikir çilesi, son asırda kazasını yapmıştır.
Dikkat çeken isimler; Bediüzzaman, Hamdi Yazır, Ali Sedat bey, Babanzade Ahmet Naim, Filibeli Ahmet Hilmi, Ömer Nasuhi, ve belki M.Akif.
Elmalılı Hamdi Yazır'a neden allame(ordinaryus) dediklerini anlamak için tefsirini okumak yeterli.
Ama Metalib ve Mezahib ayrı bir boyutta.
Metalib ve mezahib, bir felsefe kitabı tercümesidir.
Önce birinden rica ediyor, olmayınca 1-2 ayda fransızcayı öğreniyor ve tercüme ediyor.
Kitap felsefecileri (metalib) ve felsefi ekolleri(mezahib) anlatıyor.Ama asıl önemli olan kısmı kitabın önsözü.Geri kalanı bildiğimiz şeyler
Kitabın önsözünde en çok dikkatimi çeken husus, hazretin vicdan ve vücud kavramları üzerine bir kozmoloji kurmasıdır.
EHY hz.leri, 1000 tarihinden sonrasından şikayet ediyor.
Hicri mi, miladi mi anlamadım.
Bediüzzaman ise 5.asır sonrasından şikayet eder.
İslam tarihinde felsefe 3'e ayrılır:
1-meşaiye(aristocular) ve işrakiye(neoplatonizm, eflatuncular)
2-mütekellimin
3-Sofiye
Şu önemli:
"Her fennin temel kanunlarıyla bunlardan çıkan fer'i kanunları arasındaki münasebetler, o fennin hususi felsefesini teşkil eder"
Bu da metafiziğe dair güzel bir tarif:
"Metafizik, tabiatın son sınırı, esası ve illeti demektir"
Metafizikte 2 bahis var:
1-bilgi (ilim)
2-mevcud/vücud (alem)
Metafiziğin bilgi bahsi iki kola ayrılır:
1-Şübhecilik-hisbaniye-septizm
2-Dogmatizm-ikaniye
Şüphe bahsinde "insan aklı sağlam bilgiye elverişli midir?" sorusunu öne çıkarıyor.
İbn-i ebi usaybiye "uyun'ul enba" aslı eserinde "Yunan" kelimesinin "İonya" adlı ada isminden aldığını söylüyor.
İngilizcede Greek, kendi dillerinde Helen, Arapçada Yunan.
İlginç...

3 Çeşit Enerji ve Elde Edilme Yolları
Bir işi başlatıp devam edebilmek için 3 çeşit enerji gerekir: fiziksel, duygusal ve zihinsel.
Fiziksel enerjinin kullanımı duygusal enerjiye bağlıdır.
Çoğu kez gücünüz kuvvetiniz yerinde olur ama hiç yapasınız gelmez.
Duygusal enerjinin temerküzü de zihinsel enerjiye bağlıdır.
Tam kabul etmediğiniz ve şüphelendiğiniz meselelere ciddi motive olamazsınız.
Bütün büyük projelerin, devasa amellerin temelinde sağlam bir inanç, sarsılmaz bir itikad vardır.
İman hem nurdur hem kuvvettir.
Ateistlerin ve dindarların din üzerinden toplumsal hareketleri, cemaatları vardır ama septikleri ve agnostikleri harekete geçiremezsiniz.
Zihinsel enerji dediğim şey yakindir.Namazın getirisine ve terkinin götürüsüne yakini olan kişi namazı aşk ile bekler.Şüphesi olan savsaklar
Duygusal enerji dediğim şey, motivasyon, yani şevk.
Nasıl elde edilir? Zihinsel enerji olmazsa olmazıdır bunun ama başka faktörler de var.
Duygusal enerjiyi biriktiren kaynakları ve boşaltan delikleri var.
Bunları bilmezsen senelerce haybiye kürek çeker, bir adım ilerleyemezsin.
Duygusal enerji kaynaklarının ilki duadır.
Namaz duanın ikame edilmiş hali olduğu için bu işin piri namazdır.
İnsanı kötülüklerden alıkor.
Duygusal enerji kaynağının "ehli dünya" versiyonu, "self-suggestion" yani telkindir.
Mümin dua eder, ve işin olacağına daha kolay inanır.
Duygusal enerjiyi kaybettiren deliklerden ilki de şikayettir.
İnsan geri beslemeli (feedback) bir makinedir.
Söylediklerine inanmaya başlar.
Şikayet eden kişi kendini "arabesk" bir moda sokar.
İşin başarılması için gereken inancına şüphe girer, motivasyonu kırılır.
Duygusal enerjinin 2.deliği haram nazardır.
Kişinin modları gerek "freudian", gerek evrimsel, gerekse tasavvufi açıdan şehvet merkezlidir.
İnsanda şehvet merkezinin aktivasyonu, motivasyonun tutulduğu kısa süreli hafızasına "reset" atar modlarını "shuffle" eder amacını unutturur
İmam Şafii'nin haram nazar nisyan verir sözünü, "insana motivasyonunu, hedefini unutturur" şeklinde okumayı tercih ediyorum.
Biraz subjektif olsa da demekte fayda görüyorum.Sünnetteki dualar, kişinin hedefinden sapmaması, motivasyonu, şevki canlı tutması için ilaç.
Mesela habisatın teması motivasyonu kırar.
O yüzden pis yerlere girerken "bismillahi Allahumme inni euzubike minel hubsi vel habais" okunur.
Uykuda ilahi nefha olan ruh bedenden ayrılır, hayvani ruh kalır.Geri geldiğinde bedeni hayvani olana bırakmamak için felak nas ve diğerleri.
Ve daha niceleri niceleri.
Mesurat deyip geçmeyin.
Efendimizin sabah ve akşam duaları motivasyon için tam bir hazine.
Duygusal enerjiyi söyledim ama "yakini yani zihinsel enerjiyi nasıl elde ederiz peki?" diye sormadınız.
Ama asıl soru da buydu :)
Yakini anlatayım:
Terakki etmemiş insanda kısa süreli amellerde en hızlı tepki fiziksel(refleks), sonra duygusal, sonra zihinseldir.
Bu sıralamadan ötürü, çoğu kez doğru bilsek de anlık tepkilerimizi kontrol edemeyiz.
Zira zihinden önce duygu, ondan önce fizik tepki verir.
Terakki etmemiş insan anlık olarak verdiği tepkilerde makineden farksızdır.
Kendini zihinsel ve duygusal olarak programlaması gerekir.
Kişinin fiziksel eylemleri duygusunu, duyguları da zihnini programlar.
Yani inandığını yapmayan, zamanla yaptığına inanmaya başlar.
Bu kısır döngü gibi görünen ilişkiyi kişinin uzun vadeyi etkileyecek seçimleri yani "commitment"ları kırabilir."Commitment device" demiştim.
Gördüğüm en güçlü "commitment device", Kuranın ve hadislerin sürekli vurgu yaptığı "cemaatle beraber olmak"tır.
Bir kere basit bir seçim yaparsınız, güzel insanlarla beraber eve çıkarsınız mesela.
Sonra namazıydı, tesbihatıydı yapagelirsiniz artık.
Stanford'da da Harvard'da da yazı yazma, kitap okuma vs grupları gördüm.
Herkes ferden başarılı olsa da işlerinde grupla hareket ediyorlar.
Cemaatle hareket, hem karar almada, hem motivasyon kazanmada hem de aksiyonda muhteşem bir reçetedir.
"Yedullahi meal cemea"yı tefsir eder.
İmdi, yakinle ne alakası var bunların?
Dediğimiz gibi:
Zihni enerji ancak duygusal stabilite ve aksiyonun temadisiyle toplanır.
Duygusal stabilite ve aksiyonun temadisi ise ya sözünden çıkamayacağınız bir mürşidle yada cemaatle beraber bulunmakla mümkün olur.
Bu zamanda birebir ilgilenen ve sözünden çıkamayacağınız mürşid zor.
Hem dediği nefsinize ağır gelse bir tevil ile salahatini reddedersiniz.
Güzel insanlarla beraber olmak bir çok açıdan daha kolay.
Ama yine kişi nefse ağır gelen söz ve davranışlarda çekip giderse ümitsiz vakadır.

Şiirimsiler
Bir çınar gibi beklemek kapıda usulca, yüzlerce sene;
Hüşyar bir kalbin edebidir, en gizlisinden.
Teskin-i aşk için hışırdar yaprakları
Yavrusunu yitiren bir anne misali,
Canhıraşane ararken hakikati;
Sen, ey yerin göğün Nuru, ilham kaynağı!
Güneşcikler yağdırdın karanlığıma.
Saraya varmaya yola çıktım, yolumu kaybettim,
Aynalı koridorda çünkü kendimi kaybettim.
Ey şems-i marifet, elifi tılsım, noktayı güneş yap!
Ama en zoru ne bilir misin azizim?
Geçmişe duyulan hasret.
Geçmişe, yani bidaha gelmeyeceğe, hiç gelmeyeceğe
Yanık kokusu yüreğimden çıkıyor
Ümidim geleceğin hasreti,
Rengarenk baharın, uçuşan üveyklerin
Var bir ihtimal, varmasına var da, yaşanmamış mazide
Yanmaya devam, ah davam.
Sıradan bir insanım ben.
Al şu hayallerini sırtımdan.
Ağır hayaller yüklüyorsun, taşıyamıyorum.
Belim kırıldı.
O değil de kelimeleri küstürmekten korkuyorum.
Aşka ancak işaret edilir, edilmez tarif
Öyle ya, "men lem yezuk, lem ya'rif"!
Kitaplar, kalemler lal olur anlatmaya,
gözden akan bir damlanın şerhettiği derdimi
Bir damla secde indi ahfa makamından
Helakete ramak kala rahmet katından
Ey şemsi rahmet, sahibul arş
Varlığını duyur bana yokluk miratından
Ölümden korkmuyorum.
Ama anla işte,
Pek alışkın değilim sensizliğe.
Söze gelmeyen cümleler kadar ağır mıdır dağlar? Hani üstüne çökseler hareket edemezsin.
Hayal ormanım cayır cayır yanarken yeraltında bekleyen bir tohumdu ümidim.
Kullanmayacaksan bana ver ümidini...
Tohum susadığı için, bulut yağmur verir.
Tohum nedir, bulut nedir, yağmur nedir...
Boş değil kelimelerin içi, düşün...
En neşeli kuş cıvıltısıyla ağlarsın bazen,
En mahzun duruşlu bir söğüt şevklendirir kimi zaman.
Nihayetinde kendi kalbini okursun kainattan.
Ve kainattan kalbini okursun,
Kalbinden Rabbini.
Hüzün yağıyor toprağıma; uzak uzak bakıyorum sanki.
Beyazlar düşüyor saçlarıma, biraz biraz ölüyorum sanki.
Vadiler ayrımında,
Sen bir yana gittin, biz diğer yana.
Hasret kaldık sana,
ey diriltici mesaj, ey ilahi nefha!
Nakışlı kılıflara koyduk seni,
Hem madeni hem manevi,
Görüntülere hapsettik seni,
Ey yaran-ı kulub, ey hidayet-i ilahi!
Ben zamana bırakalım dedim, sen zamanla bırakalım dedin.
Ve zaman beni tercih etmedi.
Ne zormuş orman yanarken çiçek sulamak.
Şakaklarım yükleniyor sakladığım gözyaşının ağırlığını
Renklerin düşmanına bakıyorum derin iç çekişleriyle
Ve ümidimin katiline gülümsüyorum
Hasretinle susuz sahralara düştüm,
Sonu görünmez yollara düştüm,
Gel ey menba-yı hidayet, ey bahr-i şefkat;
Ki sensiz ayaz dağlara düştüm...
Nur cemalin görülmüyor, yağmur yüklü bulutlar var,
Bir bakışına hasret nice kayıp umutlar var...
Ey şanı yüce rahmet, nazarı şifa güneş;
Gel ki şu perişan yurdumda hiç dinmeyen ağıtlar var...
Melamet hırkasında sakladım ben özümü, hani der ya şair:
"Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın" ...
Yağmurun sesine, toprağın kokusuna sakladım hayalini.
Semadaki rahmet bulutları, damla damla ineceğinin habercisi.
Hadi, kalmadı mecalim.
Vefasızlık mı? Belki.
Ama korktum hatıralarımı çalacaksın diye.
Hatıralarım ki kaç geceyi nemlendirdi.Değişmeseydin hiç keşke, değişmeseydin
Bir şairi aşka mahkum eden laneti,
Esir aldı sözlerimi,
Yağmur memlekete, sen gönlüme
Damladığın o gece...
Puslu bir havada güneş bekler gibi
Hüzün aldı düşlerimi,
Yağmur memlekete, sen halime
Ağladığın o gece...
Toprağın yağmuru dinlemesi gibi dinlesem seni sabaha kadar...
Ölüm kadar pervasızca kıyam etsem dünyaya
Koparsam kalbime bağladığı zincirleri birden.
Yaralı kanadım nefhat'ül ünsüne muhtaç...
Ölmekten zor iken unutulmak.
Öldüren katildir, ya unutan?
Paradan pahalıyken ümit,
Para çalan hırsızdır, ya topyekün bir milletin ümidini çalan?
Hizmet sevdamız, gaye-yi hayalimiz.
Aşka kurşun mu işler a be ahmak?!
Baskıların, zulümlerin şiirlerimiz,
Yazmadık, yaşadık koca bir ömür.
Zulmünde boğulacaksın,
Bize özgürlük türküsü hediye eden zulmünde.
Çocukların ümidini çalan,
Hep yalan, dolan iftiralar atan zulmünde.
Sevdamızla uçacağız,
Hayatımızı sahibine emanet eden sevdamızla.
Dünyaya ümit olan,
Aşkı tanımlayan, yaşatan, adı HİZMET olan sevdamızla.
Gerek dolu yağsın gerek kar,
Ummana dalana ne vere zarar?!
Sesim dondu havada, gelen giden onu duydu
Yüreğim bir katrede, bir gözyaşında boğuldu Neyleyim mavi göğü, yeşil dağları,
Helecanu heyecanla uçuşan kuşları,
Ey gözümün nuru, ey varlığın rengi,
Sensiz ben özgür olamam ki?!
Ben sevdiğimi sana sevdim.
Hayatım boyunca hep sana öldüm.
Bilsem de bilmesem de sana oldum.
Şimdi beni koyacak mısın kapı ardında?
Yokluğumda yok olacak her günah,
Adem rengindeyim, ademinde benliğin...
Ümitlerimiz gökyüzünde özgürdü ve mavi mavi ölürdük en gecinden.
Bir kanlı zalim çıktı, kırmızı kırmızı ölüyoruz en gencinden...
Hasretin ateşi düşünce gönle, sevdan damlar gözlerimden billur billur.
Rüzgarın ardına düşen bir nefes,
Denizin üstüne düşen bir damla,
Tüm zerrelerimden yükselen bir ses
"Allahım beni kutsilerden ayırma!
Sararan bir yaprağın düştüğü gün, bir değil bin ağaç ağlar vaktin habercisine.
Bulut, ey koca bulut, yağ artık!
Toprakta gizlenen ümidime
Gülümsemese hayalin, gözlerimden taşan hüznüm ıslatırdı sözlerimi.
En ümitsiz hadiseye yazılan müjdeyi göstermese nurun, ademe düçar olurdum
Kırk gecenin şiiri akar hislerime
Cemalinin hayali düşünce kalbime.
Kırk gecenin yalnızlığı çöker üstüme
Firakının ateşi damlayınca düşüme.
Fecrin ışıkları gözlerinden yansır ümidime,
Sohbetinin insibağı olmasa simsiyah dünya gözüme,
Biz senden razıyız, şahlansın atın yine ...
Yağmurun ilk damlası kadar çekingen bir ümitle,
Yürüyorum ağır ağır kızgın kum çöllerinde.
Gül yaprağı zerafeti bekleyerek dokunuyorum nesile,
Derinden bir "ah" veriyor ümidime kaktüs dikenleriyle.
Damla damla dua dua söyldik sevda şarkmızı
Göklerin senfonisine denk bir edayla
Yezidin haddine mi sustursun bizi
Zamanı aşar bizim sevdamız
Uçmam gerekiyor ama
hapsediyor lanet olası kara kafes
Üveyk kanadından bir tüy gerek
Ve ulvi bir nefha,
kutsi bir nefes
Ve işte özgürlük!
Bazen kalemiyle kağıdıyla dertleşir insan...
Aşk şarabından şol kimseye kam olmaya kim,
Maşuk hayalin bende kılar kendi hayaline
Hazan gibi söker yapraklarını fidanın,
Bir hüzün, bir acı, bir sessizlik
Çöker gibi ümidimin üstüne.
Ama inat bu, solmayacak dipdiri hayalim
Beklemekse ağaç gibi beklerim,
sabırsa taş olurum,
duada yağmurum.
Ama lutfeyle, uzatma hasretini,
yorma ümidimi.

Aşk
Yeryüzü mirasçılarının ikinci vasfı aşktır.
Zira aşk olmadan hiç bir hamle kalıcı olmaz.
Cemalini nice yüzde görem diyen diller,
Şikeste aynalar gibi pare pare gerek!
Cemalin pertevinden zerre şevk alan billah,
Kapının ayrılmaz kuludur Ya Rasulallah!

Occasionalizm
Batıda Demokritos ve Russel'la,İslamda da Eş'ari kelamcıları ile temellendirilen "generative atomism" görüşüne ciddi bir update lazım.
"Generative atomism", herşeyi temel "entity"ler yani cüzlerden müteşekkil olarak görür, parçaları birleştirerek bütünü izah eder.
Metafizik felsefesinde occasionalism diye bilinen, dilimize en yakın "iktiraniyye" diye çevirebileceğimiz görüş atomizm esasına dayanır.
Occasionalizm, Eş'ari ekolünün Gazali ve Bediüzzaman çizgisine epey yakın bilinir.
Buna Ali Sedat Bey'de eklenebilir.
Yalnız, anlayabildiğim kadarıyla Üstadın metafiziği Malenbranche ve Descartes'tan atomizm noktasında ayrılır.
Occasionalism v2.0 denebilir.
Neyse...
Sadede geleyim, bilim ve din izdivacı için gereken metafizik belki occasionalizm'in güncellenmiş versiyonunda bulunabilir.

Fatiha suresi
Fatiha suresinde ibadet ve istiaze istikamet göstergesi değil, gerekçesi olarak takdim edilir.
Düşünebilirsiniz ki, "iyyake na'budu ve iyyake nestain" diyen zaten istikamettedir.
Ama istikamet duası bunların üzerine geliyor.

Bir Çeviri Hatası
Önemli gördüğüm ve yanlış anlaşıldığını düşündüğüm bir kaç çeviriyi, çok rastlanan bir çeviri hatasıyla nazara vereceğim.
Şu hadisi bilirsiniz.
"ağlamayan gözden, fayda vermeyen ilimden" vs.diye meali verilen bir duadır bu.
Bu çeviri, fayda vermeyen bir ilim dalı, kabul olmayan bir dua çeşidi, ağlamayan bir göz sahibi olduğunu ima ediyor ki kanaatimce yanlış.
O duanın daha doğru çevirisi "gözün ağlamamasından, ilmin fayda vermemesinden, kalbin ürpermemesinden" vs sana sığınırım olmalı.
"Kabul olmayan duadan, fayda vermeyen ilimden" vs derken istenmeyen sıfat duaya, ilme, göze, kalbe vs iliştiriliyor ve yanlış anlaşılıyor.
Halbuki bu duada aslında tek bir halden Allaha sığınıyoruz ki o hal içinde ilim fayda vermez, kalp ürpermez, dua kabul olmaz, göz yaşarmaz.
Diğer türlü olsa zaten kabul olunmayan duadan Allaha sığınmayı anlamak zor.
Ama duanın kabulünü engelleyen halden Allaha sığınmak çok makul.
İnce bir çeviri hatası anlamı büyük ölçüde değiştirebiliyor.Kuranda da misali çok çeviri kazalarının.Bütüncül, mahruti, holistik bakış gerek
Benzer bir çeviri kazasını Enbiya-87'de de görürüz.
Mütercimlerin ekserisi motamot çevirmiş:
http://www.kuranmeali.org/21/enbiya_suresi/87.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
"Kendisini (Yunus) sıkıştırmayacağımızı zannetmişti" diye çevrilen ifade "Sıkıştıracağımızı zannetmemişti" şeklinde de anlaşılabilirdi oysa.
Kısaca, Kuranda ve Hadiste "negation" yani nefy bildiren ifadelerde bu tarz anlam geçişleri mümkündür, dikkatle mütala etmek lazım.
Diğer bir mesele, duada hayırlısını istemek.
"Hayırlısı neyse o olsun" veya "Hayırlı olanı ver" ifadelerinin dua olmadığını düşünüyorum.
İlk soru:
Kuranda herhangi bir peygamberin duaları arasında "hakkımda hayırlı olanı ver" ifadesi geçer mi?
2.soru:
Kuranda müminler şöyle derler, desinler,..
ibarelerinde "hakkımızda hayırlıyı ver" duası hiç geçmiş mi?
3.soru:
Efendimizin bir kitap çapındaki dualarında hiç "hakkımızda hayırlısını ver" duası geçmiş mi?
Bir istisna:
İsithare duası ve intihar etmeyi düşünen kişiye tavsiye edilen dua.Bunlar da hususi bir istikamette, hayırlısı olsun'dan farklı

Özgür olmak
"kuşlar gibi özgür olmak istiyorum" dedim.
Yaşlı bilge tebessüm etti:
"Uçmaktan başka şansı olmayana özgür der misin evladım?"
Özgürlük içinde bulunduğun anda istediğini yapabilmek midir evladım?
Peki ya ne isteğini bilmiyorsa? Ya mecbur olduğunu istiyorsa?
-Nasıl olur öyle bişey efendim?
- Sigara yada uyuşturucu bağımlısının o anda içmek arzusunu gerçekleştirmesi özgürlük müdür?
- Nedir peki özgürlük?
- Özgürlük, aldığın kararı uygulayabilmen ve kararında devam edebilmendir.Buna dış ve iç maniler varsa özgür değilsin”
Mesela her gece teheccüde kalkmaya yada tüm namazları vaktinde kılmaya karar alırsın.
Uygulayabiliyorsan özgürsün, beceremiyorsan tutsak.
Tutsaklıktan daha fenası nedir bilir misin evladım? Tutsaklığı kabullenmek, hürriyetsiz yaşamayı benimsemektir.
Ah ki ah! Helak bekle artık.
-peki hissiyatını dahi kontrol edemeyen özgürlüğe nasıl ulaşacak?
-hislerini uzun vadede programlayabilirsin, anlık müdahale edemesen de.
Evladım, birşeyin kalbine ciddi oturup oturmadığını anlamak için şu soruyu sor: "Bu şeyi gerektiğinde amasız mamasız terk edebilecek miyim?"
-Efendim dua etseniz de günahlardan kurtulsam?
-Günah deryasından kıyıya çıkmak isteyen yelkenini açmalı.
Yoksa hiç bir rüzgar yardım edemez
Evladım, insanın en büyük aldanma noktası kendini "bileblir"(ilim), "isteyebilir"(irade) ve "yapabilir"(kudret) zannetmesidir.
"Teheccüd?" dedim.
Yaşlı bilgenin gözleri doldu
"aşık O'nu hergece bekler...
hergece O'nu aşık bekler...
aşık hergece O'nu bekler..."
dedi
"Dua?" dedim.
Yaşlı bilge tebessümle "Çorbayı Leyla dağıtıyorsa, Mecnun'un çorba kuyruğuna çorba için mi geçtiğini sanarsın evlat?" dedi.
Demedim ama anladı derdimi.
Gözüme baktı ve "istiğfar ederek günahların hapsettiği dualarını özgür bırak ki icabet edilsin" dedi.
Evladım günah fıtratın deformasyonudur.
Şiddetli ışığa bakan gördüğünü seçemez, şiddetli sese maruz kalan söyleneni duyamaz.Ya kalp? Ya sır?
"Kalbimizden geçenler?" dedim.Yaşlı bilge gülümsedi "nesh ayetleri objektif mükellefiyeti mensuh kılar.
Subjektif mükellefiyet bakidir" dedi
Bakışlarımdan anlamadığım belli oluyordu, devam etti:"Kalbin ufkuna yükselenler kalbinden geçenlere vize sorabilir.Diğerleri dilinden mesul"
Dokunsan ağlayacak bir haldeydi, dua ediyordu "Ebuuleke bi nimetike aleyye ve ebuuleke bi zenbi" derken dayanamadı, bırakıverdi gözyaşlarını
"Aşk?" dedim.
Derin bir iç çekti "Gözü olmayan rengi, kulağı olmayan sesi, ayrılık acısı çekmiş bir sinesi olmayan da aşkı ne bilsin?!" dedi
Ve Farsça bir beyit okudu:
"Sine hahem şerha şerha ez firak;
Ta biguyem şerh-i derd-i iştiyak"
"Efendim, bu neyin ayrılığı?" dedim.Ciddileşti ve "evladım, insan özünü arar.
'Öz'lediğin şeyde 'öz'ün vardır.Neyi arıyorsan o'sun sen" dedi
"Seyr?" dedim."Salik kuş gibidir, kafası aşk, kanatları korku ve ümit.Kafası kesilirse ölür, kanatlarından biri kesilirse avcılara yem olur"
Mevzu oraya gelmişti "Toplumda bu kadar günah olmayaydı, Allah dostları telbise bu kadar gayret etmez, bu denlü kendini saklamazlardı" dedi.
Evladım, kıymeti çoklukta görenin infakı israf, tasarrufu cimriliktir.
Kıymeti kaynağında görenin infakı cömertlik, tasarrufu iktisattır.
Ekledi: Kendinde haslet görmemek zillet, kıymet görmemek tevazudur.Hasletlerin farkındalığında vakar, kendini kıymetli bilmekte kibir vardır
"Efendim dua ederken uyku çöküyor" dedim.
"Duada huzur vardır, Allah iç güvenliği, emene verir ve uyku gelir.
Al-i İmran 154'ü oku" dedi.
Yanıma oturdu, kulağıma eğildi ve "Evladım, manevi kurşunlara çelik yelek fayda etmez.
Dışarı çıkacağında abdestli ol" dedi.
Yaşlı Bilge bir gün "evladım, okuma isteğini, kitapları ve ilim meclislerini hakikate vesile yap, perde yapma" dedi.
Çok sonraları anladım.
Ciddileşti, gözlerime bakıp "Evladım, durursan düşersin.
İlerlemeni engelliyorlarsa yerinde zıplayacaksın.
Ama katiyyen durmaycaksın!" dedi.
Hüzmü gördü, hikmeti tebessümüne takıp "haklı çıkmayı mı istiyorsun, haklı olmayı mı?!" dedi ve ekledi "şer gördüğünde hayır var, sabret".
Yaşlı bilge çektiğim imtihanı görünce "Evladım, ihlas niyette alternatifsizliktir, imtihanların muradı seni muhlas kılmaktır, sabreyle" dedi
Sohbeti şevk vermişti, soruyla açayım dedim:
"Efendim, insan kendini nasıl tanır?"
Tebessüm etti:
"Kendini soyutlayıp karşına alman lazım"
Devamını bekler gibi baktığımdan devam etti:
"Nefsini karşına alıp tenkid etmen onu tanımanın ilk adımı.
Nefsini temize çıkarma diyor Kuran"
Yaşlı bilge baktı ve "evladım, kiminin dünya sırtındadır,farkında değildir.
Kiminin hiç yükü yoktur,kendini dünyanın en dertlisi sanar" dedi
Yapılan zulmü nazara verdim.
Yaşlı bilge "Neden sızlanıyorsun?! Bak evladım, zahmetsiz rahmet olmaz.
Dikensiz bahçenin gülü derilmez." dedi.
"Dikensiz bir gül bahçesi sunarlarsa sakın girme" dedi, sanki süfyaniyetin sonraki hamlesini görür gibiydi.
Bu da serüvenimizin başka bir karakteri.
Yaşlı bilgeden daha doğulu ve gizli.
Yaşlı Bilge bir gün: "evladım, idealde doğru olanla pratikte doğru olan her zaman aynı olmaz" dedi.
Anlamadığımı görünce ekledi:
"Minarenin tepesinde olmayı seslendirirler ama yerdeysen yapman gereken sadece bir basamak daha yukarı adım atmaktır.
İrşad bunu demektir"
Sordum "Efendim sözlerinizi anlamakta zorlanıyoruz, neden sade üslub kullanmıyorsunuz?"
Yaşlı Bilge gülümsedi ve
"Evladım, Cemalin Kemali tesettüründedir.
Esrar-ı kelam üslub-ı müzeyyenede saklanır, bu talim değil, irşad makamıdır " dedi.
Ağacın ince dallarının birbirleriyle konuştuğunu hayal ettim ve dalların birleştiği gövdeyi gördüm.
Sonra Yaşlı Bilge'ye sordum:
"Efendim ruhlar külli bir bütün müdür?"
Yaşlı Bilge gülümsedi, başımı okşadı ve "çok kurcalama evladım, henüz vakti değil, sabret" dedi.

İbadet
Allah müstağni-yi mutlaktır.
Hiçbir ibadetimize ihtiyacı yoktur.
Ol Sultan-ı ezeli, kendisine takdim edilen herşeyi misliyle iade eder.
Sen oruç tutarsın, sıhhatinden ve dinçliğinden verirsin.
O da mukabilinde seni daha sıhhatli ve dinç kılar.
Sen sadaka, zekat verir, malından harcarsın.
O da mukabilinde malına bereket verir, artırır.
Sen namazla diğer işlere ayıracağın dikkatini ve zamanını verirsin.
O da diğer işlerdeki dikkatini ve zamanın verimini (bereketini) artırır.
Sen Allah yolunda canını verirsin.
O da mukabilinde daha güzel bir hayat verir.
"Onlara ölü demeyin, onlar hayattadırlar, farkedemezsiniz"
Şükür, etimolojik olarak sütün taşan kaymağıdır.
Istılahi olarak verilen potansiyel nimetin açığa çıkması, nimetin ma hulika lehde sarfıdır.
"İn şekertum, le ezidennekum" şükrederseniz artırırım.
Hz.Müstağni-yi Mutlak, kendisine arz edilen herşeye mislen mukabele ediyor.
İş bu sebeple: En cami ibadet namaz olduğu için, namazı yakışıklı eda ederseniz hayatınıza çeki düzen geleceğinden şüphe etmeyin.
Hz.İmam buyuruyor ki, eğer bir yazı hakkında Üstad gibi laakal 15 günde 1 okunmalı deseydim, bu Namaz yazısı olurdu.
http://tr.fgulen.com/content/view/10634/3/

Namaz
Namazı halletsek, hayatımızdaki problemler "en az" 2 kat daha kolay çözülür.
Dinini yani hayatını adam akıllı inşa etmek isteyen evvela hayatının ortasına namazı dikmesi lazım.
"Namaz dinin direğidir" HŞ

Ahlak
Hadiste tahallaku bi ahlakillah deniyor.
Allahın ahlakı ile ahlaklanınız.
Buradaki ahlakı adab-ı muaşeretten ibaret görmek yanlış olur.
Ahlak, halk (yaratılış) kökünden gelir ve öz-yaratılış diye tercüme edilebilir.
Bu bağlamda ahlak sadece insana has bir özellik de değildir.
Ahlak, bir şeyin yaratılışında hedeflenen gayeye ve kemaline götürecek uygun davranış ve oluş zeminidir.
Ahlaklı insan kemaline dogru akar.
Mezahib ve Metalib'in mukaddemesinde Elmalılı Hamdi Yazır halk ve ahlak kavramlarını vücud ve vicdanla beraber, oluş ve varoluşa bağlar.
Yani kevniyat içinde herşeyin hem vicdanı hem de ahlakı vardır.
İnsana mahsus değildir.
Kalem suresi 4.ayette "sen muazzam bir ahlak üzeresin" der.
Yani mükemmele giden yolda hızla ilerleyecek techizatla donatılmışsın demektir.
Allahın ahlakı ile ahlaklanmak ise, Allahın mahlukatı ile muamelesine bakıp, o davranışı edinmektir.
Allah ne zaman affeder, gazaplanır vs. Hazret-i imam: "Bütün mesavi-i ahlakın kaynağı yerinde saymaktır" buyurur.Bu söz ahlakın potansiyeli açığa çıkarma aracı olmasına paraleldir
İlk inenlerden sure-yi Kalemdeki 'Sen azim bir ahlak üzeresin' vurgusu da imanın zemininin ahlak olduğunu anlatır zaten.
Kalem 3-4 beraber okunursa, yüksek ahlak kesintisiz ecir kaynağıdır.
Yani insanı kemaline götüren, hakiki insanlığa giden yolun vasıtasıdır.
Bahsettiğimiz ahlak ne "ethics"dir ne de "moral"dır.
Daha çok "essence" anlamına yakın bir "kernel"dır.

Sorgulamak
Hucurat 13'teki "Sizi şube şube, kabile kabile yaptık ki birbirinizi ve kendinizi bilesiniz(li tearefu)" ifadesini uzun süre düşünmüştüm.
Birgün @ozgurkoca2000 bey Stanford'da verdiği seminerde kültürlerarası diyaloğun tasavvufi yönünü bu ayet ekseninde izah ettiğinde hah dedim
İnsan kendi toplumunun çocuğudur.
Toplumun kültürel kodları şuuraltında yereder.Kişiye hayatında sorgulamadığı "varsayılan" bir dünya çizer.
Sorgulama -ekseriyetle- diyalektikle başlar.
Bir çok şeyi zıddıyla tanırız.
Şahsın terakkisindeki en kalın perdelerden biri de "bilmediğinin" farkında olmamasıdır.
"Ol mahiler ki derya içredirler deryayı bilmezler"
"Neyi bilmediğini bile bilmeyen" kişinin ilimu marifetle yükselmesi çok zordur.
İlk iş "default" duvarlarını yıkıp gerçek bilgiyi sormasıdır
Başka milletlerle, başka kültürlerle tanış olunca yaşadığı kültürel şok ve zıtlıklar "default" duvarlarını yıkar ve sorgulama zemini açar.
Şuuraltı "default" kabullerini ve toplumsal normları sorgulayan kişi "li tearefu" sırrına yol bulur.

İnsandaki 3 potansiyel ve Velayet Yolu Namaz
İnsanda 3 temel potansiyel vardır: Duygu, fizik (aksiyon) ve zihin.
Bediüzzaman bunlara: kuvve-i cazibe, kuvve-i dafia ve kuvve-i akliye der
Her insanda bu kuvvelerden(potansiyellerden) biri baskındır, diğerleri çekiniktir.
Böylelikle farklı karakterler ortaya çıkar.
Farklı mizaçların "default" halleri de farklıdır.Her mizaç kendi "default mode"unu çok kolay yapabilrken başka hale geçmek enerji gerektirir
Duygusal potansiyelde olanların default hali empati, nostalji, vs.Bir iş yapmak yada bir şey düşünmek için iradelerini kullanmaları gerekir
Zihinsel olanların default hali düşünmek,kavramlar arasında baglantı kurmak, sorgulamak vs İş yapmak ve empati için irade kullanmaları gerek
Fiziksel potansiyel ise default olarak iş yapar, spor yapar vs.Derin düşünmek ve empati kurmak için irade kullanmaları gerekir.
Fiziksel potansiyeli zayıf olan mizaclar; tüm fiziksel işleri "yapıp bitirmek" ve "bitirip kendi haline dönmek" hisleri ile ele alıyorlar.
Ms.namaz, fiziksel, duygusal ve kendi konumunu bilip okuduklarının anlamına nufuz edip kendi halini kontrol etmekle de zihinsel bir ameldir
Namaz misaline bakarsak;
Fizikseller namazı kolay kılar ama konumunu ve namazı anlamlandırmada derinleşmesi ve özünü hissetmesi zordur.
Benzer şekilde,
zihinseller namazda kolay derinleşir, düşünür ama namaza kalkmak, kılmak ve özünü hissetmekte zorlanır.
Bunun gibi,
Duygusallar da namazla kolay bir duygusal bağ kurabilir ama kalkıp kılmakta, düşünüp kendini ve namazı konumlandırmada zorlanır.
Bu hususta Hz.Pir: "namazda aklın, kalbin ve ruhun büyük bir rahatı vardır.
Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir"(Sözler-21) buyurur
İşbu sebeple namaz, tüm mizacların terakkisi için gereken iksire sahiptir.
Herkes için insan-ı kamil yolunda bir miraçtır, velayet yoludur.
Bu mizaç farklılıklarını akılda tutarak, size kolay gelen bişeyi yapamıyorlar diye başkalarını kınamak, kendini de bihalt sanmak aldanmaktır

Motivasyon Mertebeleri
İnsan maneviyatı en yoğun hissettiğinde "günah işlemem an meselesi" hissini koruyabiliyorsa, gaflet sıyrılmış, kendini tanımaya başlamıştır.
Hemen hemen bütün doğu-batı öğretilerin ortak bir vurgusudur insanın kendini tanıması.
İrfanın insanlık tarihi boyunca hedefi: özünü bilmek.
"Men arefe nefsehu, fekad arefe rabbehu" (kendini tanıyan rabbini tanır).
Peki neden? Yada daha önemlisi nasıl?
İnsanın kendini tanımasındaki en büyük engel kendi üzerine kurduğu hayallerdir.
Bunlara "self-imagination" yada "kendi imajları" diyoruz.
Bu imajlar 1 tane de değil, her ortam için ayrı bir self-imajı vardır.
Sohbette mubarek, twitter'da şakacı, ehl-i dünya arasında rahat vs. Peki hangisi gerçek sen? Hiçbiri.
İnsan kendini bir takım eğilim, motiv ve motivasyonlar üzerinden tanımlamalıdır.
Ameller üzerinden değil.
Bir insanın motivasyon ve eğilimlerini özünde aradığı değer belirler ki o kişinin rabbinin ismidir.
Yada kişide en çok tecelli eden isim.
Bir insan farklı ortamlarda farklı self-imajları olsa da hepsinde eğilimleri, motiv ve motivasyonları aşağı yukarı aynıdır.
Mesela kimileri "bilmek" motivine sahiptir.
Terakkinin 1.mertebesinde motivasyonu "biliyor görünmek"tir.Mesela kitap resimleri paylaşırlar.
Bir başkasının motivi "farklılık"tır.
İlk mertebedeki motivasyonu "farklı görünmek"tir.Çok tenkid eder, sıradışı şeyler ve sanat paylaşırlar
Bir diğeri "başarı" motivlidir.
Terakki etmemiş halinde "başarılı görünmek" ister.
Her fırsatta etiketini, makamını, statüsünü duyurur.
Tüm motivlerin ilk mertebedeki motivasyonları "görünmek"tir.
2.de "bilinmek", 3. de "olmak"tır.
4.mertebede motivini yeniden tanımlar.
Mesela "bilmek" motivine sahip biri 4.mertebede "gerçek bilgi"yi tanımlar, yani varoluşsal bir kriz ardından bir aydınlanma yaşar.
"Gerçek başarı", "gerçek güç", "gerçek farklılık(orijinallik)", "gerçek rahatlık", "gerçek sadakat" vs.görüntüyü atıp öze doğru yaklaşılır.
Daha sonra terakkinin 5., 6.ve nihayet 7.mertebesi gelir ama onların motivasyonları daha ince, ifadesi daha zordur.
Zaten gerek de yok :)
"Neyi arıyorsan osun sen" der Mevlana.
Motivleriniz aradığınız şey, motivasyonlarınız da tezahür dinamiği, amelleriniz de motivasyon meyvesi
Bu 7 mertebe motivasyon mertebeleridir.
Her motiv için aynıdır.
Nufus-u seb'a ile ciddi irtibatlı.

Bir problemin çözüm yolu
İlham, innovatif ve yenilikçi düşüncenin yolları üzerinde düşünürken dilime inşirah suresi dolandı.
Baktım mevzuyla epey alakadar.
Bazı geceler laboratuvarda sabahlıyor, projeler üzerine kafam çatlayacak kadar düşünüyor ve göğsümün daraldığını hissediyorum.
Sık olur bu.
Çözüm bulamayıp ciddi bir zorluk, bir usr hissedince işe ara verip taze abdestle 2 rekat namaz kılarım.Namaz ardında kristal gibi olur çözüm
İşin fizyolojik ve psikolojik tarafınına değinmek istiyorum.
Beynin kabaca 2 çözüm arama modu var: 1.derinlemesine(depth) 2.enine(breath)
Derinlemesine çözüm arayışı, bir problemle alakalı bildiği tüm yolları tek tek deneme şeklinde iken, enine arayış daha çok analoji kurar.
Bu analojiler çözüm için kritiktir.
Zira başka bir domain'de olan çözümü kendi domain'inize taşımanızı sağlar ve "creative solution" üretir
Bu yüzden bir problemi standard yollarla çözemiyorsanız çağrışımlarınızı tetikleyecek çok başka bir işe, ortama geçiniz.
Problem beyinin arkaplanında aktif olduğu için zincirleme çağrışımlar sizi çözüme doğru sürükleyecek.
Nasıl başka bir işe koyulayım? Mesela tabiata açılın, namaz kılın, filim izleyin vs.Kısaca, modunuzu değiştirmeniz lazım.
"Fe iza ferağte fensab, ve ila rabbike ferğab" O halde bir işten yorulursan başka bir işe koyul, ve Rabbine rağbet et, yönel.

Bilim ve Sanat
Bir kaç aydır sanatla bilimin domain'lerini düşünüyorum.
Bilimin sanatsal ifadesi ve sanatın bilimsel izahı haricinde, tecelli-i esma ekseni
Tecell-i esma çerçevesinde (framework), bilime de sanata da yeni bir felsefe öngörülebilir.
Tutar mı? Box'a göre "Only if it is useful"
Din ilimleriyle fenlerin yahut sanatın izdivacı derken maksadımız hakikate giden tek bir disiplin oluşturmak değil elbette.
Psikolojiyle nöroloji iki ayrı disiplindir.
Fakat uyumludur ve aralarında bilgi transferi mümkündür.İzdivac, uyum ve bilgi transferiyle olur
Mesela bunları yazarken dilime Rahman suresindeki ayetler dolandı.
Kainattaki mizandan bahsederken birden tartıdaki mizana çeviriyor nazarı.
Uyum ve bilgi transferi derken, mizan misalindeki gibi, kainat kitabıyla şer'i kitabın uyumunu ve birbirine dair çıkarımlarını kastediyoruz.
Bilimin, sanatın ve dinin uyumu yeni bir bilim yahut yeni bir din ile değil.
Maksat, her üç alanda da "bakış açısını" aynı zemine oturtmak.

***Kuran iklimi***
...Kuranı daha dikkatli okumak için mülahazalar...
Hazret-i Üstad der ki: Kuranda ayetler ya külli kanunun bir misali olarak cüzi zikredilir, yada külli zikredilir ama tüm cüziyatını şamildir
Kuran'da hayatüd dünya ayetleri, dikkat dağıtan ve distraction veren herşeyde geçerlidir: twitter, internet, faturalar, gündem, AVM vs. Kuranda takva, müstağni olmanın zıddı olarak zikredilir.
Menisteğna: "salla gitsin, önemli değil".
Menitteka: "iş çok ciddi, bırakma beni"
Dinin ve dünyanın "domain"lerini ayrı gören ve hicri 5.asırdan itibaren oturan dualizme karşı hz İmam, takvayı 2 buudlu zikreder.
Hocamızın takva tarifi: "şeriat-ı garraya uymak olduğu gibi şeriat-ı fıtriyeye (tabiat kabublarına) dahi bitamamiha riayet etmektir"
Bunu ayetlerin ışığında şu şekilde özetleyebiliriz: takva, her ne iş yapıyorsan yap, işini ciddiye alman ve kendini müstağni görmemendir.
Kuranda sıdkı altalta yazarsanız: tutarlı olmak, itikad ve amel çelişkisine düşmemek, inandığını yapmak ve göründüğü gibi olmaktır.
Kuran kıyamet ayetlerindeki kanunlar, hayatın içindeki kıyamet provaları olan "deadline"lara da uygulanabilir.
Her deadline ufak bir kıyamet 31 Ocak 2016 Pazar
Sorgulamak
"Kainatta hiç israf yoktur" ifadesinin "peki olsaydı nasıl anlardık?" sorusuna cevap vermeden anlamsız kaldığını anlıyorsunuz değil mi?
"Niye?" sorusunun geçerli olabilmesi için "niye olmasın?" sorusunun varsayılan(default) bir cevabı olması lazım.
Peki bir şeyin faydalı olduğunu nasıl anlardık? Çarpışan göktaşlarından uzaya dağılan parçalar?
İnsanın okuduğu metinleri sorgulaması, o metinlerin yazarını anlamaya çalıştığının işaretidir.
"Sorgulayan zihin düşünüyor demektir"***
Bu arada, yukarıdaki ifadeyi anlamlı kılacak yaklaşım şu:
(Yani yanlışlanabilir bir misal getirmiş Üstad)

Küçük ve Büyük İşler
Bir çok işi küçük gördüğümüz için büyük işleri de yapamıyoruz.
Halbuki büyük işlerin nerdeyse tamamı küçük görülen işlerin komposizyonudur.
Herhangi bir konuda büyük bir iş başarmada çalıştığını gördüğüm 3 mekanizma var:
1.İşin tabiatını sevmek yani sonucu değil süreci, menzili değil yolu sevmek.
Böylece kişi küçük işleri gözardı etmez, severek yapar.
2.Büyük işi hedefleyen büyük bir sistemin parçası olmak.Sistemin gereği olarak iş paylaşımı yapılır ve küçük işler yapmak zorunda kalırsın.
3.Büyük işlerin küçük işleri umursamayarak başarılamayacağının farkına varmak.
Bu farkındalık ile küçük işlerde azami gayret sarfetmek.
Aziz Sancar hoca 1.ye misaldir.
Google, Hizmet hareketi vs.2.ye misaldir.
Bediüzzaman, Gandhi, Steve Jobs gibi isimler de 3.ye misaldir.

Entropi
Entropy çok hoş bir kavram.
Vaktiniz olunca öğrenmenizi tavsiye ederim.
Ama koca koca fizikçilerin bile bazen tam anlayamadığını görüyorum.
Bediüzzamanın bakışaçısı(nazar) paradigmasıyla inşaa ettiği kozmolojiyi ve dahi Kuranın ayetlerini anlama ve anlatmada kullanışlı bir kavram
Aslında termodinamiğin entropisi, bilgi teorisindeki (information theory) Shannon entropisiyle sımsıkı bağlantılı bir kavram.
Bir işlemde öğrenilen bilgi miktarı entropy artışına denktir(by definition).
Fakat bu, işlemden önceki bilgimize bağlı.
Bu bağlamda izafi.
Yani kainattaki tüm parçacıkların hızını ve konumunu bilen Laplace'ın cinine göre deterministik bir kainatın entropisi sıfırdır, sıfır kalır
Fakat ölçüm belirsizliği olduğu bir durumda (kuantum belirsizliği de dahil),kainatın entropisi sürekli artar.
Yani lokalize olan bilgi kainatın her tarafına zamanla diffüze olur, dağılır.
Bir göle su damladıktan saniyeler sonra baksak, damlanın nereye düştüğünü çıkarabiliriz.
Dakikalar sonra çıkaramayız, bilgi diffüze olmuştur
Bilginin lokalize olması ile diffüze olması, ileride tecelli ontolojisini formalize ederken çok kullanacağımız kavramlar.
Einstein-Podolsky-Rosen (EPR) paradoksundan da bahsetmiştim daha önce.
Çözüm: ya "complete locality"yi yada "complete reality"yi terk etmek.
Yani ya sofestai olup "zaten varlık gerçek değil" diyeceksin, yada "kainatın ner noktası diğeriyle başka bir boyutta bağlantılı" diyeceksin.

Bilgisayar Oyunu
Daha gençti ama kendi adına ümitsizliğe düşmüştü.
Herşeye sıfırdan başlamak istiyordu ama mümkün olmadığını da biliyordu.
Ağladı.
Sordum:
+Sen bilgisayar oyunu oynadın mı hiç?
-Evet
+Güzel, çünkü hayatına şu anda o nazarla bakmanı istiyorum
-Nasıl yani?
+Senden önceki oyuncu senin kimliğin üzerinden buraya kadar getirdi.Şimdi sen girdin oyuna.Hedefin belli, elindeki malzeme de bu.Hadi bakalm
-Evet, böyle bakınca ilginç oldu.
+Gidenlere gelenlere çok duygusal anlam yüklüyorsun, elini ayağını bağlıyor.Böyle bakarsan hareket edersin

Actionable
Bir işe dair 3 şeye tamam derseniz, o işteki veriminizi 3 kat artırırsınız.
Bu iş namaz olur, kitap okumak olur, ders çalışmak olur vs. 1.O işin zaman sınırları belli olacak.
10dk, 50dk, 2 saat vs. Bu zaman sınırları içinde o işi tutacak, dışında o işi bırakacaksınız.
2.Dış ve iç interruption (kesinti)leri o zaman sınırının dışına atacaksınız.
İçeriden bir fikir, hayal geldi, 3 kelimeyle not al, işe devam
3.O iş "actionable" olmalı.
Actionable bir işin özellikleri:
- ne yapılacağı, adımları bellidir
- bitince net anlaşılır (oldu yada olmadı)
Odaklanma konusunda pomodoro diye bilinen meşhur bir teknik var.
Pomodoro domates demek ve şu alarm kastediliyor:
Burdaki püf nokta şu:
Bu alarm en fazla 25dk'ya kurulabiliyor.
Bir iş için tam olarak 25 dk'nızı kesintisiz olarak o işe veriyorsunuz.
Peki ama işlerimiz çoğunlukla 25dk'dan daha uzun sürüyor?!
Olay da bu zaten.
İşinizi 25dk'lık actionable parçalara bölmeniz gerekiyor.
Bu actionable parçaların ilk 3 dk.sında "en son nerdeydim ve şimdi ne yapmam gerekiyor" son 2dk.sında da "ne yaptım" sorusunu düşüneceksiniz
Bir işi ufak actionable parçalara bölmek çok önemli ve çok verimli ama bariz ve kolay değil.
Bu konuda alıştırma yapmanızı tavsiye ederim.

Dolaylama
Terakkide aşılması gereken basamaklardan biri olan dolaylamadan bahsetmiştim ama hiç açmadım ne olduğunu değil mi daha önce?
İnsanların kastettikleri ekseriyetle söyledikleri değildir.
Çoğu kez dolaylama yaparlar ve asıl içlerindeki meseleyi gizlerler.
Mesela takdir bekleyen bir insan, bunun kendi çevresinde olumsuz karşılandığını bildiği için dolaylamaya giderek o takdiri almaya çalışır.
"Estağfirullah, siz öyle değilsiniz, şöyle iyisiniz" vs gibi estağfirullah yatırımları için sakil ve taklidi bir tevazu görüntüsü oluşturur.
Yada bir şekilde kendini anlatmak istiyordur, ama hoş olmadığı için başka vesilelerle dolaylama yapar.
İşin kötüsü, kendi de farkına varmaz
Nerdeyse her zaman problemleri giriftleşen, çözümsüz hale gelen arkadaşların asıl problemlerinin söylediklerinden başka olduğunu gördüm.
Bu problemde ilk adım farkındalıktır.Yani kaprislerinizin triplerinizin öfkenizin sorularınızın neyin dolaylaması olduğunu görebilmelisiniz.
Bunun için de geçici bir süreliğine dolaylamayı bırakıp, net ve düz bir insan olmaya çalışmalısınız.

Buyurdular ki ;
Futuh'ul Gayb'da Geylani hazretleri buyurdular ki,
"Kapıya kadar geldiysen zorla içeri girme.
Bekle, onlar seni alsınlar."

Acz-i Muallak
Her kale içten fethedilir arkadaşlar.
Lütfen çözümü dışarıdan beklemeyi bırakalım.
Dış mücadele sadece içteki fethe yardımcı olmak içindir.
Öyle dertler, öyle sorular soruluyor ki hergün, üzülüyorum gerçekten.
Ama derdin kendine değil.
Bir çoğunun sihirli değnek beklemesi üzüyor.
Kendine çok güvenmek ile acz-i mutlak arasında bir mod daha var ki en tehlikelisi de o moddur: acz-i muallak.
Günümüzdeki müslümanın derdi.
Her insanın rasyonel bir yapabileceği daire vardır.
Kendine çok güvenen bu dairenin geniş olduğunu, acz-i muallak ise dar olduğunu vehmeder.
Acz-i mutlak ise o dairenin varlığını bütünüyle reddeder, sadece vehmi bir daire olduğunu, Allaha sığındıkça çapının genişleyeceğini düşünür
Kendine güven duygusu inancın motivasyonunu arkasına aldığı için iş yaptırır.
Ama yapabilme dairesi statik olduğundan erken yorulur, yılar.
Acz-i muallak ise, "ben acizim, zaten yapamam" diye düşündürerek inançsızlığın tembelliğine sevkeder.Bi halt beceremediğinden önemsiz görür.
Acz-i Mutlak ise hadiselere bambaşka bir zeminden bakar.
"acizim, zaten yapamam"ı önüne çıkan iş üzerinden değil, genel ve itikaden düşünür.
Acz-i mutlak, Allaha sığındığı ölçüde genişleyen dinamik bir yapabilme dairesi görür.Dinamizminden ötürü ümitsizliğe düşmez, yorulmaz,yılmaz

Vesvese
Aslında ciddi bir problem yok.
"Aşk" dediklerinin çok büyük kısmı vesvese.
"Aşk"tan korktukları için büyütüyorlar.
Kriter şu:
Eğer gönlünü kaptırdığı kişinin kendisini görmesi, bilmesi umrunda bile değilse bu aşk, değilse takıntılı bir vesvesedir, önemsiz

KZT
Sızıntının orta yazıları yani Kalbin Zümrüt Tepeleri serisi başlayınca abilerimiz "hocam pek anlayamıyoruz hani" gibilerinden dert yanarlar.
Abiler anlayamıyoruz diyince Hazret de "vakit gelecek, ben bu kavramlarla konuşacağım" buyurur.
Kalbin Zümrüt Tepeleri'ni lisede okumuştum.
Bamtelleri çıkınca da "vakit gelmiş" demiştim.
KZT ile bamteli anlayışınız en az 2 katına çıkar.
KZT'ne ulaşmak için 4 esas:
1-namaz
2-evrad-u ezkar (ms.kulubud daria)
3-tefekkür
4-ıstılahı (terminolojiyi) öğrenmek

Amel
İhlas, amelin sıfatıdır.
Amel olmadan ihlas ancak potansiyel olarak vardır.O halde önce amel hayatın içine oturmalı, sonra ihlas giydirlmeli
Kimisi riya oluyor diye en baştan ameli terk ediyor.İhlas yok diye namazı bile bırakanı gördüm.Ah be kardeşim, amel olmadan ihlas hiç olmaz!

Gül
Sörf yapmayı bilirseniz, sizi boğduğunu zannettiğiniz hadiselerin dalgaları sizin taşıyıcınız ve vasıtanız olur.
Bela yüzüne gül, ta o da gülsün.
O güldükçe küçülür, eder tebeddül.

İmaj, Münafık ve Hakikatin Düşmanı
Bir şeyin hakikatinin en büyük düşmanı o şeyin görüntüsüdür.
Ehlullahın telbisine bir de bu nazardan bakmak lazım.
Adam Hızırla karşılaşsa, kafasındaki Hızır imajı, tanımasına perde olacak insan çok.
Görüntü, zahiri şartları sağladığı için batıni şartları yani işin kalitesini, içeriğini yerine getirmeye ihtiyaç bırakmıyor.
"Şu kadar sayfa kitap okurum", "5 vakit namazlarımı kılarım" vs görüntüsü olduğu sürece ağrı kesici alınmış gibi rahatlar.Ama yara hala orda
Münafık, müslümanın görüntüsüne sahip olduğu için, hakikatine kafirden daha uzaktır.

Nimetin Kaynağı
Görüntüde birbirinin aynısı ama içeriği tamamen farklı davranışlar vardır.
Mesela cimrilikle iktisat veya müsriflikle cömertlik aynı görünür
Bir insan birşeye azlık-çokluk üzerinden değer veriyorsa harcaması israf, tutması cimrliktir.
Bir insan bir şeye nimet olarak değer veriyorsa harcaması cömertlik (sehavet), tutması iktisattır.
Hadisteki denizden alınan abdestte suyun israf olabilmesi, suyu nası olsa bitmeyecek kadar çok görüp, kıymetini tenzil etmekten kaynaklanır.
Ekmeğin çok olabilir ama bu çokluk eğer ekmek kırıntılarını kıymetsiz görmene sebepse o kırıntılar israf oluyor demektir.
Yemekte ekmek kırıntılarını da toplama, tabakta pirincin tanesi bırakmama aslında bir iktisat eğitimidir.Böylelikle nimet gözünde değerlenir
Abdest alırken musluk suyunun telefonun şarj kablosundan kalın olmamasına çalışma, banyoda bir kovadan fazla su tüketmeme vs hep eğitimdir.

Zulmetmek ve karamsarlık
Bütün karamsarlar kendilerini realist zannederler.
Hastalara ilaç diye şeker verirler bazen ve hastalar inandığı için iyileşir.
Buna placebo etkisi denir ve yeni ilaç testinde standarttır.
İnanç insanın biyolojisini etkilediği gibi, sosyal hayatını ve hayatta karşılaşacağı hadiseleri de etkiler.
Karamsarlar kendilerine zulmeder

Beşer
Kuranda nerdeyse her devrin inkarcıları aynı şeye takılmış.
Hakka davet edenlerin kendileri gibi beşer olmasını argüman olarak kullanmışlar.
Yalnız enteresan olan, aynı argümanı nebiler de hakka davet için kullanıyor: ben de sizin gibi bir beşerim.
Subjective argumentation ...

Gözlem
Tahkir ifadelerinin fazilet sayıldığı bir ortamda kendini tahkir etmek, riya göstergesi olabilir.
Tevazu ve mahviyet sözde değil, özdedir.
Mahviyet ifade eden sözler, ancak muhatap tarafından aşırı bir teveccüh varsa bir anlamı, hikmeti olabilir.
Bunun aksi soğuk bir taklittir.
Ben melamet hırkasını kendim geydim eynime,
Ar namus şişesini taşa çaldım kime ne?!
Melamet perdesini aşamadığı için Hızır'ı kaçıran çoktur
Kimi de tevazuyu kendine perde yapar, gerçekten kendisinin ne olduğunu görmesine mani olur.
İnsan kendisinin ne olduğuna hüküm vermemeli, ne olmadığına ise belki...
Tercihim, sadece gözlemlemek.

Objektivite
Objektivite izafidir.
Bir çoğumuzun subjektif müşahede deyip geçiştirdiği bir çok şey, aslında ehli arasında gayet objektiftir.
Özellikle pozitif bilim çalışanların bir eksiği olarak görüyorum bu meseleyi.
Bilimsel metodolojiyle incelenemiyor diye inkar ediyorlar.
Şu kainatta herşeyi Hikmetin semasından seyreden fen bilimleri Kudretin semasına yabancı kalmıştır.
Kudret semasında nice harikalar var.
Cenab-ı Allah'tan niyazım, ehl-i müşahede ve ilhama açık insanlardan bilimadamı çıkartması.
Bilime farklı bir ufuk vereceklerine inanıyorum.
Bazen de bazıları 6'sal eğilimlerle umuma anlatılamayacak meseleleri baştan inkar etme yoluna giriyor.
Toplumun bilimselliğe açılması önünde en büyük engel olarak metafiziği görüyorlar.
Hakikat için değil zararlı gördüklerinden reddediyorlar.
Men lem yezuk lem ya'rif.
Tamam ama baştan metafiziği reddedersen de asla tecrübe edemezsin.
"Halbuki herşey fizik ve metafiziğin birleşik dünyasına göre ele alınmalıydı" ***

İç&Dış Dağınıklık
İnsanın dışı içinin yansıması olduğu gibi iç dünyası da dış dünyasından etkilenir.
Mesela beden dilinden kişinin iç dünyasını okuyabilirsiniz.
Fakat, duruş şeklinizi değiştirerek iç dünyanızı da değiştirebilirsiniz.
Eğer kollarınız kapalı, duruşunuz öne kavisli ise, yani "protective pose" varsa, korku ve olumsuz düşünceyi çağırırsınız.
Tam aksine başınız geriye doğru ve kollarınız açık şekilde durursanız, daha girişken ve pozitif düşünme eğilimi öne çıkar.Güven hissi gelir
Namazın telkin ettiği duruşlar, hissiyatın kulluk sırrıyla rezonansına çok uygundur.
Secde hali insanda acziyet ve sığınma hissi oluşturur.
Bunun yanında, çevre düzeniniz iç dünyanızın düzenine göre şekillenir.
Dışı dağınık olanların içi de dağınıktır.
Ama etkileşim 2 yönlü yine.
İç dünyanızda dağınıklık, motivasyonsuzluk veya ümitsizlik hissediyorsanız, size tavsiyem, evinizi, odanızı, çalışma mekanınızı düzenleyin.
Saçınız sakalınız, ev içinde dahi olsa kılık kıyafetiniz dağınık ve kirli olursa zihin de hisler de dağınık olur.
Neuro Linguistic Programming-NLP- yönteminin en temel kabulü, hayal de bir tecrübedir ve kişinin psikolojisine gerçeği kadar etki edebilir.
Hayal ise çoğu kez dış dünyadan alınan sinyallerle şuuraltı çalıştırılan bir simülasyondur.Kontrolsüz olduğu vakit komplikasyonlara yol açar
Bu yüzden en azından kişinin çevresi, üstü-başı, duruşu, hal ve hareketleri düzgün düzenli temiz olursa şuuraltı çağrışımları da düzgün olur
Bilimsel araştırmalar var bu konuda.Mesela şu popülerize edilmiş konuşmalardan biri (Türkçe altyazı seçebilirsiniz):
https://www.ted.com/talks/amy_cuddy_your_body_language_shapes_who_you_are?language=en

Enneagram
Kökeni ortaasya nakşiliğine dayandırılan Enneagram teorisi insanın karakter ve motivasyonlarını anlaması adına gayet kuvvetli bir teori.
Ennea 9 demek, ve 3 temel potansiyelin (akliye, gadabiye, şeheviye) 3'erli versiyonundan 9 temel motivasyon ve korku tanımlar.
1:mükemmeliyetçi, 2: yardımsever, 3:başarı odaklı, 4:özgün, 5:akılcı, 6:sorgulayıcı, 7:rahat neşeli, 8:güç odaklı, 9:uzlaşmacı adlandırılır
Bu isimlendirmeler hafiften bir fikir verse de oldukça yanıltıcıdır.
O yüzden biz sayılarla konuşmayı tercih ederiz.
Enneagram kimin ne yapacağıyla ilgilenmez.
Kimin birşeyi niye yaptığıyla ilgilenir.
Yani enneaların temel motivasyon ve kaçınma sebepleri.
Kimileri Enneagramı Nakşilerin 7 nefis mertebeleriyle beraber ele alır ve her tip için bir terakki modeli ortaya koyar: Görünme-bilinme-olma
Mesela tip 1 nefsi emmarede mükemmel görünmeye, levvamede mükemmel bilinmeye, mülhimmede mükemmel olmaya çalışır, motivasyonu bunlardır.
Aynı şekilde tip2 evvela yardımsever görünmek ister.
Terakki edince bilinmek ister.
Daha terakki ederse yardımsever olmak ister.
Aynı şablona tip3 için başarı, tip4 için orijinallik,5 için bilgelik vs koyabilirsiniz.
Bu terakkinin ilk 3 basamağıdır.
Nefs-i mülhimmeden sonra mutmainne gelir.
Bu basamak sonrası herşey yeniden tanımlanır.
Adeta kişinin tüm ufku başka bir dünyaya ayarlanır.
Mesela tip1 mükemmelliği yeniden tanımlar, 2 gerçek yardımı, 3 asıl başarıyı, 4 özgün olmanın özünü, 5 bilmenin bilgeliğini yeniden tanımlar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Pırlantalarda Geçen Şiirler

Fâniyim, Fâni Olanı İstemem Fâniyim, fâni olanı istemem, Âcizim âciz olanı istemem Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayri istemem! İsterim, f...