harikaları az fakat mezuniyeti çoktur keşif ve keramet onda az görülür. sahabelerin velayeti sahabe mesleğini vusiyeti bu velayeti Kübra da deniyor aynı zamanda ve bu verasettin nübüvvetten geliyor yani efendimizin Yani bu yolu Tabiri caizse Bu yolu başkalaştıran farklılaştıran sahabeyi başkalaştıran sahabeyi değiştiren ve sahabenin sair velilerden farklı olmasını sağlayan yollarını da farklılaştıran ve değiştiren Aslında efendimizdir efendimizin Nübüvvet kısmıdır Nübüvvet tarafıdır Nübüvvet yönüdür yani peygamberlik yönüdür malum olduğu üzere efendimizin iki yönü var hep bunu anlatırlar ve söylerler efendimizin biri ve velayet yönü var 40 yaşından itibaren de o velayetinin nübüvvete intikali var yani Peygamber efendimiz 40 yaşından önce de Veli olarak kabul edilir 40 yaşından sonra da velayeti vardır fakat 40 yaşından sonraki velayeti nübüvvete çevrilmiş bir velayettir yani peygamberliğe çevrilmiş bir velayettir peygamberlik devreye girmiş bir velayettir onun için biz Nübüvvet tarafındaki velayetini izah ederken anlatırken vilayeti Kübra diyoruz oraya büyük vilayet diyoruz nübüvvetten önceki velayetini anlatırken de vilayeti sura diyoruz işte küçük belaya vilayet diye ifade ediyoruz velilik noktayı nazarında karşımızda iki grup insanlığa varsa bu grup insanlardan bir tanesi efendimizin nübüvvete intikal etmiş olan velayetini miras aldılarsa orayı temsil ediyorlarsa orayla ilgili çalışıyorlarsa onlara Biz velayeti Kübra temsilcileri diyoruz.
yok efendimizin nübüvvetten önceki ve vilayetini eğer temsil ediyorlarsa onlara da biz işte Efendim vilayeti sura diye ifade ediyoruz Peki sahabeler nedir Biz sahabeler nasıl olarak bu işi almışlardır sahabeler efendimiz aleyhisselatu Vesselam'ın hem önceki velayetini gördükleri için ve o velayetten nübüvete intikal eden velayetini de gördükleri için onlar velayetin Kübra temsilcileri olarak kabul edilirler ve onların o yolunun yani berzahtan geçmemek yani hakikate ulaşırken arada böyle perdeler var Hani malumunuz hep söylerler kaç diyorlar 60.000 mi diyorlar herhalde 60 bin zannediyorum böyle kesretten kinaye olarak da söyleniyor yani cenab-ı Allah ile onu bilebilme ve tanıyabilme ve
kalbimizde Tam manasıyla duyabilme adına aramızda bizim böyle 60 bin tane şey var perde var bizim marifetimiz arttıkça gayretimizle Allah'ın inayetiyle seyri sülük Ruhani de böyle mertebe kat ettikçe o perdeleri teker teker kalkar kalkar kalkar ve biz onu daha iyi duyarız daha iyi park eder daha iyi hissederiz İşte bu bu berzahi perdeler Berzah demek malum olduğun üzere Hani bir perde demek zaten bu berzahi perdeleri kaldırmanın işte Yolları var iki türlü yolu var Bunları kaldırmanın bir böyle merdivenlerden teker teker basamak basamak çıkacak bir yere varacak oradan perdeyi kaldıracaksınız sonra bir basamak çıkıp oradan perdeyi kaldıracaksınız bunun bir de şöyle yolu var yani sizin gayretinize ve gücünüze kalmayan bir ayrı farklı bir yolu var doğrudan doğruya o zat tutup sizi çeki verecek yani O perdelerde çok fazla uğraşmayacaksınız yani bu biraz Vehbi olacak Yani kesbi olmayacak tespih dediğimiz yani kesbelere o işi yapıyorsunuz gayret gösteriyorsunuz ama kesip noktayı nazarından bir şeyler yapıyorsunuz Ama fakat zor şeyler yapıyorsunuz fakat öbürüne gelince öbürü Vehbi olarak akrebiyeti ilahi falan deniyor buna akrebiyeti ilahiye inkişaf ediyor bunu şöyle ifade edelim isterseniz şu metinlerinde de zaten onu göreceğiz güneşe üstadın buradaki örneğini söylüyorum güneşe ulaşmak istiyorsunuz güneşin ışığıyla işte Efendim tanışmak ve buluşmak istiyorsunuz şimdi
iki tane yol var bir tanesi sizin güneşe doğru hareket etmeniz ve gitmeniz bir tanesi de güneşin doğrudan doğruya sizin Bulunduğunuz yere gelmesi birinci yol çok zor çok uzun arada çok berzahlar var çok perdeler var çok mesafeler var katedilmesi gereken şeyler var İkinci yola gelince ikinci yol sizinle alakalı değil ikinci yol güneşle alakalı Güneş kendisindeki bir özelliği kullanıyor kendisindeki bir hususiyeti kullanıyor doğrudan doğruya size ulaşıyor size marifetini veriyor işte biz buna yani Vehbi olan yol diyoruz işte burada berzahane berzahatine uğramayarak doğrudan doğruya zahirden hakikate akrebiyeti geçip diyor akrebiyeti ilahiyenin inkişafına bakan biri velayettir o velayet yolu gayet kısadır niye kısadır çünkü yani onlarla Alakalı değildir işte Efendimiz aleyhisselatü vesselam ile alakalı olduğundan dolayı bunları ifade etmeye çalışıyorum yani efendimiz aleyhisselatu vesselam'dan kaynaklanan bir hususiyet var o hususiyetten dolayı yani gurbet değil de akrabiyetin İnsaf etmesi var bu laiki Allah dilediğine veriyor bu vehbidir yani ondan dolayı diyecek ve kısadır Fakat çok yüksektir niye yüksektir Çünkü doğrudan doğruya Yani şeye doğrudan buraya ulaşırsınız Dün anlamadığınız bir meseleyi mesela diyelim kur'an-ı Kerim ile alakalı hiç fark edemediğiniz hissedemediğiniz anlayamadığınız bir meseleyi Bugün bir anda anlayacak hale gelirsiniz bir anda fark edersiniz bambaşka duyarsınız Düşüncenizi değişir bakışınız değişir anlayışınız değişir Halbuki bu düşüncenin değişebilmesi için bu anlayışın değişebilmesi için belki sizin 10 sene 15 sene hususla ilgili kitap okumanız gerekir.
10 sene 15 sene bu meselede yaşamanız gerekir 10 sene 15 sene nasihat dinlemeniz gerekir belki 10 sene 15 sene nefis terbiyesi ruh tasfiyesi yapmanız gerekir ki oralar öyle tam manasıyla duyulsun anlaşılsın ve hissedilsin Fakat çok enteresandır çok enteresandır. yani dün bu işin içerisine girersiniz bu sahabe bestlerin içerisine girersiniz bugün bütün duygunuz düşünceniz hissiniz hissiyatınız sanki böyle 15 senedir Terakki ediyormuşunuz gibi değişiver farklı anlamaya başlarsınız farklı duymaya başlarsınız farklı değerlendirmeye başlarsınız yani Dün mesela diyelim şöyle derken bir mesele bugün böyle diyebilirsiniz farklı bir şekilde ifade edebilirsiniz yani onu Dün mesela diyelim kendinizi düşünürken Ben niye başkalarını düşüneyim ki yani esas olan insanın kendini kurtarmasıdır Yani kendi dünyasını Mahur etmesidir kendi evladı yerini kendi akrabalarını kendi çevresini mamur etmesidir el üzerinde tutmasıdır onlara sahip çıkmasıdır falan diye düşünürsünüz bu hususta 10 kişi 20 kişi işte efendim Size vaaz versem gelse işte Efendim ayetler okusa hadisler okursa yani Hayır şu anda günümüzde bu önemli değil günümüzde işte Efendim diğergam olmak önemli günümüzde başkalarının düşünmek daha çok önemli günümüzde dünyanın dört bir tarafına gitmek çok daha önemli dört bir tarafındaki insanlara sahip çıkmak çok daha önemli günümüzde fedakarlık lazım günümüzde hasbirlik lazım günümüzde işte isar isar hasreti lazım falan diye böyle elli hadiste 100 tane ayeti kerimeyle meseleyi hak vermezse kabul etmezsiniz illaki dersiniz Yok öyle değil yani öyle değil Fakat şu sahabe mesleğine bir adım atarsınız bu sahabe mesleğinde çok değil yani bir iki gün yaşamaya başlarsınız 3 gün 4 gün bu az önce söylediğim Hani birilerinin elli ayetle yaptığı yüz ayetle elli hadisler anlatamadığı meseleyi Siz hemen anlamaya başlarsınız hemen kavramaya başlarsınız Hemen fark edersiniz hakikaten yani demek ki insanlara uzatmak lazımmış falan dersiniz mesela diyelim Dün arasındaki farklar anlatmaya çalışıyorum Mesela dün dersiniz ki yani ben zekatımı veriyorum daha ne vereyim yani 40'tan 1 verelim
geçelim davetiyesini ben çok fazla karışmam yani sadaka Belki işim düşerse sabaha kadar verebilirim yani Ama kimseye işte öyle bağlanmış şu kadarını Vereceğim şu kadar fedakarlıkta bulunacağım bunu her gün vereceğim veyahutta her sene ne vereceğim falan yani ben mi kurtaracağım dünyayı yani hoca dünyanın altında ben mi varım sadece falan diye mesela böyle düşünürsünüz size gelenlere Cimriler ölçüsünde belki vermeye çalışırsınız falan hatta vermezsiniz geriye çevirirsiniz falan ve kendinizde Bu noktadan savunursunuz yani gerek yok falan dersiniz bütün bunlara falan dersiniz Fakat bu mesleğe girdikten sonra bu meslekte bir iki hafta bu boya veya boyandıktan sonra bu İntiba yakaladıktan sonra bu atmosfere bu atmosfere fark ettikten sonra bir hafta sonra bütün varlığınızı yokluğunuzu her şeyi verecek hale gelirsiniz gözümüz bir şey görünmez hale gelir. bunları bu bu düşünceyi vermedeki sahabeler gibi bu düşünceyi malını varını yoğunu Hatta canını bile verebilecek şekilde bu düşünceyi siz nasıl kazandınız neyle kazandınız daha dün bu işin içerisine girdiniz bir hafta sonra böyle bir duygu eriştiniz nasıl kazandınız bu verme ile alakalı kaç tane kitap okudunuz isar ile ilgili ikramla ilgili veyahutta sadaka ile ilgili efendimiz döneminde yapılan o yardımlarla ilgili diyelim kaç tane kitap bitirdiniz kaç tane vaaz dinlediniz bu hususta nefis terbiyesi adına mesela Kaç gününüz geçti kaç tane bu hususta mesela Eğer bayin çıkardınız da böyle bu meseleyi böyle anlıyorsunuz. böyle fark edip hissediyorsunuz Yok öyle bir şey yok Dün girdik bugün böyle anlamaya başladık Dün girdik bugün fedakarlığın zirvesinde Dün girdik bugün Diyoruz ki Dünyanın neresi olursa olsun yani gönderin ben gidebilirim Allah'ın Allah Yani bunu elde etmek öyle basit bir şey değil ki yani 40 sene ister buraya elde etmek Ama siz öyle yapmadınız siz öyle Maşallah yani dün dün bir bugün 20 derler Biz de böyle bir tabir var ya dün bir bugün iki bir baktık Allah Allah Hicretin kahramanları oluyorsunuz dün bir bugün iki bir baktık yani Hangi seri suluklardan geçtiniz de yani öyle bu kadar bol vermeye bu kadar işte varını yolunu her şeyini dökmeye gecenin gündüze katmaya öyle yerlerde Öyle insanlar var işte hepimiz Şu anda şahit oluyorsunuzdur yani akşam 5 oldu mu telefonuna ulaşamazsınız akşam beşten sabah 8'e kadar bana ulaşamazsınız yani çünkü akşam 8 sabah benim benimdir yani yahut da hafta sonu olduğu zaman işte cumartesi midir pazar mıdır hangi hafta sonu ise artık telefonunu kapatır bir daha da açmaz size yani Ama siz maşallah öyle değilsiniz ki gece saat 2'de arıyorsun telefonu açıyorsun bir iş var diyorsun koşuyorsun cumartesi arıyorsun ay daha koşuyorsun pazar diyorsun ayda koşuyorsun falan nasıl öğrendiniz bunları nasıl anladınız bunlar ya nasıl fark ettiniz bunları fark edebilmek için Allah aşkına kaç gün oruç tuttunuz bunları hissedebilmek için Allah aşkına yani kaç kitap devirdiniz kaç erbainler çıkardınız kaç riyazetler yaptınız ruh tasfiyesi adına neler yettiniz neler yaptınız bir söyleyin bakalım dediğimizde Valla sadece şunu söylüyoruz Diyoruz ki biz bunları hiç biri sadece şu Güzel insanlarla beraber olmaya başladık bu kadar çünkü güzel insanların içerisinde olmaya başladık bu kadar Sadece onlarla oturup kalkmaya başladık bu kadar Sadece onlarla hem de olduk Fesupanallah öyle bir atmosfere girdik ki bütün şeyimiz değişti Yani anlayışımız değişti duygumuz değişti hissiyatımız değişti tavır ve davranışlarımız değişti bakışımız değişti dünya algılayışımız değişti ahireti duymamız değişti
Bizler mesela Öyle yerlerdeyiz ki sabah akşam hiç durmadan sürekli ayet dinleyebiliyorsunuz hadis de dinleyebiliyorsunuz ama o kadar ayet dinlenmesine rağmen o kadar hadis dinlenmesine rağmen o kadar etkili insanlar konuşmasına rağmen insanlar rahatça yalan söyleyebiliyorlar insanlar rahatça aldatabiliyorlar insanlar başkalarının malına göz dikebiliyorlar Nasıl oluyor bu kadar ayetin içindesin bu kadar hadisin içerisinde Sen bu kadar hayrın içerisindesin de niye böyle hala böyle diyorsun Ama öbür atmosfere bakıyorsun öbür atmosfere bir giriyorsun öbür atmasıyla girince bir bakıyorsun kötü alışkanlıklar gidiyor otomatik olarak terk ediliyor oraya girdiğinizde bir bakıyorsunuz namaz kılınmaya başlıyor tabir caizse otomatik olarak oraya girince bir bakıyorsunuz oruçtan hiç taviz vermiyorsunuz oraya girince bir bakıyorsunuz Allah Allah bu işe evladı asker mi lazım Duasız olmaz Madem duası olmaz diyorsun O zaman biz de sabah akşam dua ederiz bak dua etmeye başlıyorsun E bu işte koşturmak mı lazım falan o koşturmaya başlıyorsunuz Geceyi gündüze katmak mı lazım Geceyi gündüze katmaya başlıyorsunuz Bu nasıl iştir ki işte biz buna biz buna akrebiyeti ilahiyenin inkişafı diyoruz sahabe mesleği diyoruz sahabe mesleğinin bir çok önemli esasıdır.
bu atmosferin efendimizin verasetinden nübüvvetinin verasetinden gelir bu atmosferin içerisinde Ondan bir damla vardır ondan olan o Damla O atmosferi akrebiyeti ilahiyenin inkişafına vesile olacak şekilde değiştirir.
oraya Bulunduğunuz andan itibaren sadece ve sadece niyetiniz Halis olacak ihlaslı olacaksınız samimi olacaksınız Allah rızasından başka bir şey gitmeyeceksiniz ve düşünmeyeceksiniz bu kadar Sadece ve birlik ve beraberliği ittifaka önem vereceksiniz.
Yani benim her şeyime her şey olsun ama birlik ve beraberliğime bir şey olmasın falan diyeceksiniz bir kaç tane böyle küçük iksirleri var Oraya damlatabileceğiniz iksirleri var o iksirleri oraya damlattığınız andan itibaren Allah'ın inayetiyle bir bakacaksınız ki her şey değişecek. Hani bu aydınlatma örnek olarak veriyorum.
gene aklıma geldi gene vereyim Müsaadenizle oraya gittiğiniz zaman nasıl insanın ağırlığı değişiveriyor.
sizin ağırlığınız değişmiyor yani çekim altında bir oranında diyorlar 6'da Bir olduğu için 60 kilo olarak dünyada tartıldığınızda 60 kilosunuz Siz ayağa gittiğiniz zaman 10 kilo Siz değişmediniz ağrınız değişmedi Hiçbir şey değişmedi değişmedi ama atmosfer değişti atmosfer değişince terazi üzerine çıktığınız andan itibaren 10 kiloyu geliyorsunuz Bir de bu çekimin değişik olduğunu düşünün çünkü başka gezegenlerde biliyorsunuz Bu çekimler daha güçlü olduğu gezegenler var yani burada Siz 60 kilo geldiğinizde yatta 100 kilo geldiğinizde o gözenek gezegene gittiğinizde mesela diyelim bir ton ağırlık oluyor Bir ton geliyor.
Neden Çünkü daha kuvvetli bir yer çekimi var daha kuvvetli Yerçekimi olunca sizin ağırlığınız değişiyor Halbuki size 100 kilosunuz hiçbir şeyiniz değişmedi Fakat teraziye koyduklarında sizi o gezegende bakıyorsunuz bir ton olmuşsunuz yani bir ton çekmişsiniz falan tabiri ise Yani bu kısmı buraya yani kalp katılığı itibariyle bu kadar kasveti Kalbe sahip olan insanlar yani daha sonra bakıyorsunuz yani ayaklarına zil takmışlar bazıları ya bu yürüdüğüm zaman bu zil Efendim böyle çalsın da yani ses çıkarsın da yani Farkına varmadan etrafındaki varlıkları ezmiş olmayan falan diyecek hale gelmişler ve insanlar bu hususta yani Lider olmuşlar.
ve rehber olmuşlar fakat işte efendimiz aleyhisselatu Vesselam'ın o atmosferi değiştiren hususiyetleri bu hususiyetlerini Biz iyi yakalarsak yani Şunu şunu söylersek Efendimiz aleyhissalatu vesselam Bu atmosferi neyle değiştirdi Evet kendisine has bir kuvvet ler dünyasında yaşıyoruz sebepler dünyasında yaşadığımız için sebepler dünyasında her şey cenab-ı Allah mucize vari yapmaz ve yaratmaz o zaman Efendimiz bize Haşa örnek olamazdı Efendim bunu mucize vari yaptı o zaman bizde de mucize yok o zaman biz bunu yapamayız Dolayısıyla o bizim için örnek olmaz dedi geçerdik.
Halbuki efendimiz aleyhisselatu vesselam böyle yapmamıştı endel hacca dediği Üstad Hazretlerinin ihtiyacı esnasında belki Mucizeler hasıl olmuştu o da inkarcılara belki Yani inkarlarından kurtarma adına fakat sebepleri de bütün bütün elden alınmayarak Hikmet bütün bütün kapatılmayarak gene Mucizeler gösterilmişti fakat geri kalan kısmı itibariyle efendimiz aleyhisselatu Vesselam'ın Çok ciddi bir gayreti vardı Çok ciddi bir ciddiyeti vardı Çok ciddi bir ubudiyeti vardı Çok ciddi bir şefkati vardı rahmet vardı Merhameti vardı insanlara el uzatması vardı herkesi düşünmesi vardı herkes herkesin halini hatırını sorması vardı gönüllerinin sultanı olması vardı yani ikram ve iltifata herkesi Elinden
geldiği kadar boğması vardı o kadar çok zahiri esbab vardı ki o atmosferi değiştirecek ve bu insanları alıp bu makamdan Bu mertebeden çok baş döndürücü bir yere ulaştıracak çok acayip bir iksiri var Efendim bizde Hani Üstad Hazretlerinin yine hatırlayacaksınız bir İhlas suresinin başında oraya giriş yaparken dediği bir mesele var Orada diyor ki zaman diyor çok bozuk çok problemli Bizler diyor çok zayıfız üzerimize diyor Lütfi ilahi ile konulan Yük çok ağır bakın esbap nokta En azından her şey dengesiz zaman bozuk Biz zayıf Yük çok ağır Normalde sebepler noktayı nazarından mesele yaklaşacak olursanız büyük bu aciz omuzlarla Bu zayıf omuzlarla bu kötü zamanda taşınmaz imkan ve ihtimal yoktur sebepler sebeplere göre olmaz bu iş Niye Çünkü ehliyet prensibine göre yani sebep sonuç prensibine göre ağır yük ağır omuzlarla kaldırılır ve ağır yük avro muzlarla kaldırıldığı zaman düzgün bir zeminde hareket ettirilir bozuk bir zeminde zayıf bir omuza çok ağır bir yüklediğiniz zaman Aslında bu olmayacak demektir diye prensibine göre olmayacak demektir. Üstad Orada diyor ki; Madem diyor sebepler aleyhimize bu şekilde Aynen o Yunus Aleyhisselam'ın aleyhinde olduğu gibi gecenin fırtınanın denizin balığın aleyhine ittifak ettiği gibi Madem ki bu sebepler bizim aleyhimize Bizler de çok zayıfız falan yok çok ağır O zaman diyorum biz bir iksir bulma bulmamız lazım ki bu iksirle bu sebepler arasındaki dengesizliği aşabilelim ve geçebilelim ve bu ağır yükü kaldırabilirim Peki nedir bu iksir diyor ki bu iksir ihlastır diyor İhlas bir tane insanda Allah'ın inayeti ile keremiyle yüz tane insan işi yaptırabilecek şekilde kazandırıyor ihlaslı bir şekilde insanlar ittifak ettikleri zaman Hani diyor ya Bir bir bir yan yana gelip sırt sırta verdikleri zaman halisane bir ittifak sağladıkları zaman ayrı ayrı iken bir artı bir artı bir üç sırt sırta verdiler bir çizgide buluştular Bir Birilerine dayandılar tesadüf ettiler dayanışma bir ufak ve İttifak içerisine girdiler 111 oldular Az önce 3 kuvvetinde iken şimdi oldular 115 hareket ettiler Yani bir şunu demedi yanındaki bire benim seninle işim yok demedi Ben sana dayanmam demedi Sen bana dayansan bile ben seni işte benim tutmam demedi Ben seni anlamam demedi Ben seni sevmem demedi Ben senden uzaklaşırım demedi senin karşın Karaağaç da benim gözün Ela falan demedi Yani bahane bulmadı bahane bulmadı halisane dedi ki Beraber bir araya gelmekte Mademki böyle bir güç var böyle bir kuvvet var Gelin O zaman biz de bu gücü kuvveti kullanalım Allah için Çünkü biz Eğer bu gücü kuvveti kullanamazsak ne bu yükü kaldırabiliriz ne bu yolda yürüyebiliriz.
O zaman biz de bunu kullanalım falan dedi ki ihlasla halisane sırf rıza-i billah için o birlerin kaşı için değil gözü için değil onların hatırı için değil sırf Allah için bir araya geldiler halisane bir araya geldiler Öyle olunca da cenab-ı ifadesini hatırlatayım ihlasın velayet gibi kerameti var.
öyle bir Keramet meydana getirdi ki Tabiri caizse iki tane insan üç tane insan bu duygu düşünce ile bir araya gelince 300 insan kadar kuvvet meydana geldi 300 insan böyle bir araya gelince Üç bin insan kadar kuvvet meydana geldi ve cenab-ı Allah yani çoklarına yaptırmadığı şeyleri bu zatlara yaptırıverdi neden sırf Bundan dolayı işte biz Efendimiz aleyhisselatu Vesselam'ın O sahabe mesleğine çalmış olduğu ve O sahabe mesleğini değiştirmiş olduğu Tabiri caizse akrebiyeti ilahiyeye vesile oldu yani cenab-ı devreye girip artık bizim gücümüze kuvvetimize kalmadan doğrudan onun elimizden tutması ve çekmesi İşte buna vesile olduğu iksirleri Eğer bulursak sonra bu iksirleri Biz İçinde bulunduğumuz atmosferin içerisine serpiştir ve yayarsan o zaman bizim atmosferimizde böyle acayip bir atmosfer olacak boşuna birileri Hani keramettir.
keşiftir Sizde yok falan demesin bundan daha büyük Keramet bundan daha büyük keşif olmayacak Bu en acayip olacak Niye Çünkü benim gibi bir insan bile Eğer bu işleri anlatıyorsa Ben şahsen çok zaman hep düşünüyorum bunu sen de bu işleri anlatıyorsan diyorum Vallahi Hayret etmek lazım şaşırmak lazım Abdulkadir Geylani hazretlerinin duasını burada sizinle Ben paylaşmış her biri her bir kelimesi Yani insan içerisinde yakacak insan içerisindeki ciğerinin bile hani kokusunu insanlara duyuracak şekilde dertli bir şeyini tasarrufunu Ve niyazını ben sizinle paylaşmıştım İnsan bunu fark ediyor O zaman diyor ki Madem Efendimiz aleyhisselatu vesselam bu mesleğe bu atmosfere ihlası koydu O zaman bu atmosfere ihlasa koymamız lazım Madem ki bu atmosferi efendimiz aleyhisselatu vesselam fedakarlığı koyduğu fedakarlık koymamız lazım Madem ki bu atmosferin içerisine kardeşliği koydu o zaman kardeşliği koymamız lazım Madem ki bu atmosferin içerisine şefkati koyduğu o kadar çok Şefkat etti ki o kadar çok insanlara el uzattı ki şefkatiyle rahmetiyle merhametiyle o kadar çok Gönüllüleri o katı gönülleri eritti ki o kadar çok insanlara sahip çıktı ki o kadar çok insanlar aradı ki o kadar çok insanları sordu ki o kadar çok insanlara iltifat etti ki Yani kendini düşünmedi belki etrafını düşünmedi ama insanları nerede olurlarsa olsun her zaman düşündü her zaman arattı her zaman sordu bir tanesinin bile geride kalmasını Arzu etmedi istemedi hatırlarsanız mescide hizmet eden birisi vardı Bir Gün vefat ettiğinde Efendimiz aleyhissalatu vesselam'a haber etmemişler götürmüşler kabre koymuşlar Efendimiz hemen sordu nerede falan dedi.
Sonra böyle böyle ya resulallah deyince hemen gitti kabrinde diye Hayret etti ona vefasını gösterdi dedi ki etrafımdakilere bana haber etmeli değil miydiniz falan dedi Yani etrafındaki herkesten haberdar telefondaki herkesi soruyor etrafında hiç kimsenin kırılmasına istemiyor Hz Enes'i hatırlayın 10 sene hizmet ettim diyor bana kendisine ne diyor yaptığın bir şeyden dolayı bir defa sen şunu niye yaptın dedi ne de Yapmadığım bir şeyden dolayı niye bunu yapmadım dedi yani demek ki böyle bir şeye girmemiş Efendimiz bir azarlamaya bile girmemiş Efendim şimdi bu saat gönülleri almasında kim razı ve biz bu meslekte hareket ediyorsak o zaman bu şekilde hareket ettiğimiz zaman biz gönüllerin sultanı gönüllerin sultanı olduğumuz zaman Allah'ın laneti ile çok hızlı bir şekilde bir ufak ve ittifakı sağlarız.
insanlar sizi sizin adınıza böyle bu böyle bir atmosferi hesabına çok rahat bir şekilde gözü kapalı her şeylerini feda ederler her şeylerini verirler Ama yok eğer güveni sarsacak olursak yok Eğer ihlası kıracak olursak yok Eğer birbirimize böyle çok resmi davranacak olursak Şefkat etmeyecek olursak ölmüş gitmiş haberimiz yok Ayrılmış gitmiş Haberimiz yokmuş gitmiş Haberimiz Yok darılmış gitmiş Haberimiz Yok bütün dünya küstün bütün dünya darılsın Önemli değil Sen de yapıyorsun eben hizmet yapıyorum böyle hizmet mi olur Efendimiz böyle hizmet mi yaptı hizmeti imaniyede ve kur'aniyede olan insan böyle mi olur öyle mi Duyar öyle mi düşünür böyle mi hareket eder Gönüller böyle mi kazanılır bu şekilde hareket eden Dışarıda çok insan var Bizden çok daha akıllılar Bizden çok daha tecrübeliler Bizden çok daha disipliler Bizden çok daha fazla şu dünyayı elde etme adına ellerinde bütün imkanları var Fakat etraflarında onların Sahip çıkabileceği sahip olabileceği 3 tane 4 tane Gönül yok menfaatleri bittiği zaman menfaat ilişkileri bittiği zaman ne demek etrafımda Herkes ayrı bu insanları ölse sahip çıkmazlar gitse sahip çıkmazlar öbür tarafta cehenneme düşse gene sahip çıkmazlar bizim işimiz Bu mudur yani sahabe mesleğinin esası bu mudur Evet efendimize sahabe canını veriyordu onun
yanında kafasında kuş varmış gibi konuşuyordu fakat zahiri esbaba göre efendimizi onların gözünde büyüten şeyler efendimizdeki ahlaktı Efendimiz de o güzellikti Evet kur'an-ı Kerim söylüyorum meselenin sadece bir kuvveti olmadığını kur'an-ı Kerim söylüyor ve okuntta eğer sen diyor kalpli bir insan olsaydın soğuktan senin etrafından dağılır giderler diyor Kimse Sana sahip çıkmaz.
kimse sana işte balım da sana feda olsun canım da sana feda olsun demezdi meseleyi peygamberliğe bağlamıyor meseleyi kuvve-i kutsiye'ye bağlamıyor meseleyi etrafında efendimizin insanları mucize vari bir şekilde tutmasına
bağlamıyor efendimizin yumuşak huylu olmasına varıyor Halim olmasına bağlıyor.
Şefik olmasına bağlıyor Rauf olmasına bağlıyor insanları affetmesini bilmesine bağlıyor insanlara iltifat etmeyi bilmesine bağlıyor insanlara ikram etmesine etmesine bağlıyor E o zaman bizde tutmak istiyorsa etrafımızda insanları aynısı olmamız lazım Başka türlü olmaz.
bu işte bu bu esaslar bu havaya buraya bu atmosferi meydana getir bu atmosferi bu atmosferin oluşmasını sağlayan esaslardır Yoksa bu atmosfer öyle iki kişinin üç kişinin alelam ya körü körüne bir araya gelmesiyle oluşacak şeyler değildir. bu bu atmosfer gözyaşıyla oluşur. Bu atmosfer ızdırap çektiğinizi insanların fark etmesiyle oluşur.
bu atmosfer İnsanlara güven Telkin ettiğinizi insanların bilmesi ile oluşur Bu atmosfer insanlar adına kendinizi değil onları düşündüğünüzü hissetmeleriyle oluşur. Bu atmosferi oluşturan esaslar var ve bu atmosferi oluşturan esaslar gittikçe Maalesef ki bu atmosfer daha var.
bir tane çizgi çizgi roman vardı sonra işte onu şeye falan da aktarmışlardı Asteriks mi o eski şeylerden elinde bir tane iksir var içtiği zaman onu böyle işte o koca orduyu dağıtıyor yani ordunun içerisine giriyor. falan tek başına koca dağıtıyor o iksiri kaybettiği zaman bir tane İnsanı böyle bir şey yapamıyor hiç kimseyi dağıtamıyor. şimdi bizim elimizde manevi yönde iksirlerin var ki Allah'ın inayetiyle o iksirlere biz kullandığımız zaman bütün Cihan saltanatör grup derdi biliyorsunuz kalplerin bütün Cihanın kalpleri size Akar sizi sever size sahip çıkar ve Sizde farklı bir şey olduğunu görür sizde sizde ayrı bir şey olduğunu görür ki Nitekim şimdiye kadar sahip çıkanlar hep öyle sahip çıktılar şu anda dünyanın dört bir tarafında bu işin altında olanlar ve bu işin götürmeye çalışanlar hep böyle oldular böyle değiştiler böyle bu atmosfere girdikleri zaman başka hale geldiler yoksa Keramet vari bir şeyler beklemek o doğru bir şey değil yani biz buraya girelim Efendim bu esasları yapmasak da önemli değil yani Burası Keramet vari bizi değiştirir Hayır kimseyi değiştirmez Çünkü atmosferin kendi değişmez ki sizi değiştirsin önce bu atmosferi değiştirmek gerekiyor.
önce bu atmosfere bu hususiyetleri kazandırmak icap ediyor ki ve bu hususiyetlerde Efendimiz hangi esaslarla onu kazandırdıysa ancak o esaslarla kazandırıyor Yoksa öbür türlü Keramet vari bu hususiyetler kazandırılmaz kimsenin Kara kaşı Karagöz için Cenabı Allah bu işi o durduk yere yapmaz esbab bu noktayla nazarlardan bir Tamam ya elde edilmedikten sonra ortaya konulmadıktan sonra bu işler olmaz onun için biz Keramet vari birilerini bu hususta beklemeyelim Keramet var elinde bir sihirbazın değneği hepimizin başına dokunacak hepimizin Maşallah ihlaslı olacağız hepimiz Maşallah belirli birimizi seveceğiz hepimiz birbirimize tahammül edeceğiz hepimiz İşte o kuvveti yakalayacağız kardeşlik Hayır hayır öyle bir şey olmaz bu yok kainatta böyle bir şey yok hiç olmamış efendilerimiz de bile olmamış Efendiler efendisinde bile olmamış Efendiler efendisi'nde bile olmamış Efendiler efendisi'nde bile Eğer bu iş olmadıysa hiç kimseye cenab-ı Kerime söylüyor yani sünnetullah bu sünnetullah da değişiklik olmaz diyor valenteci sünneti biliyorsunuz tebdil demek yani o kanunu alacak o kanunun yerine bak başka kanunu koyacak Hayır bunu da yapmaz Allah bu bulduğun bu kanunu başka bir şeye tahvil edecek Başka bir şey değiştirecek O da olmaz yani ikisini de söylüyor ayet-i Allah için Allah rızası için yani nasıl en başta bu işin ayağa kalkması adına hiç imkan yokken çok sıkıntılar varken çok ciddi büyük problemler varken Ümit adına belki etrafımızda hiçbir şey yokken nasıl insanlar inandılar bu işin altına girdiler ve bu esasları yerine getirdiler ve bu esasları yerine getirdikleri için cenab-ı Allah onlara ikram ettiği iltifat ettiği ve onların sırtına çok büyük şeyler yükledi şu anda ondan daha fazla ihtiyacımız var bu esaslara bizim bu kazanılan şeylerin kaybedilmemesi adına çok önemlidir şu anda elden gitmemesi adına çok önemlidir şu anda kaybedilen şehirlerin yeniden kazanılması adına da çok önemli bir şeydir çok önemlidir. şu anda Eskiden Biz bu işi bilmeden fark etmeden etmeden belki Keyfimiz yerinde olursa istersek istersek girer istemezse girmezdik problem yoktu. Yani tek kaybedecek kendimiz olurdu fakat şimdi Öyle değil Şimdi siz bir yükün altındasınız ve üzerinize Çok ciddi bir yük var şimdi daha temkinli daha dikkatli olmak icap ediyor Eskiden bizim uhuvveti yakalamamız kardeşliği yakınımız bizim için lüks olabilirdi Fakat şu anda Lüks değil vazifedir Eskiden benim İhlaslı olmam benim adıma Belki bir lüksü olurdum olmazdım önemli değil Fakat şu anda benim adıma şu anda ihlaslı olmak bir vazifedir.
Eskiden cenab-ı Allah beni belki hesaba çekerken fert Olarak hesaba çekerdi yakaladın yakalayamadım şu kadar yakaladın çok problem değil ya ne kadar yakaladıysan önemli değil Çünkü kendini alakadar ediyordu falan der fakat şimdi öyle demez Çünkü şu anda onu yakalayamazsam ve onu ben muhafaza edemezsem Ben koruyamazsam yakamdan tutar herkes adına hesaba çeker yani nasıl bir yük yükün altına girdin ve sen çıktığın zaman nasıl insanlar bu sene Bak sana da bu sana baktılar onlar da gevşediler nasıl sana baktılar onlar da bıraktılar nasıl onların bırakmasalar bile üstlerindeki yükü ağırlaştırdın onun araçta Efendim bir ümitsizlik aşıladın Onlara bu iş kırılabilir havası verdiğin bitebilir havası verirdin tükenebilir havası verdin hesaba çeker artık lüksüm yok ki benim öyle bir şeye. Onun için ben şu anda şu anda ben kendi hesabıma konuşuyorum şu anda benim küsmeye lüksüm yok darılmaya lüksüm yok ayrılma her lüksüm yok öyle bir lüks yok İhlas'ın yüksek kulesini Allah birisini aldıysa cenabet hepimiz oraya çıkarsın İnşallah Eğer aldıysa kendi hesabıma demiyorum ama hepiniz hesabına hepiniz hesabına söylüyorum cenab-ı hiç kimseye hissettirmediği şeyleri hissettirdi orada gördükleriniz orada duyduklarınız ve hissettiklerinizi gösteriyor ki çok yüksek bir kule artık orada artık orada gevşemeye imkan yoktur artık orada insanın şunu yaparım bunu yapmam keyfime gelirse yaparım
keyfime gelmezse yapmam ikna ederseniz olur ikna etmezseniz olmaz demeye lüks yoktur. niye lüksü yoktur. Çünkü bulunduğu yer hassas bir yerdir oradan düşen Allah muhafaza normal zemine düşmez oradan düşen derin Bir Çukura gitme ihtimali olur bunu her zaman böyle olmuş bu noktadan da çok rahatsız söyleyebilirim. ….. sünneti sünnetullah dediğimiz kanunu değişmez eğer Allah aldı oraya yerleştirdiyse o zaman o zaman hiç olmazsa bu noktadan bizim korkmamız lazım Hiç olmazsa Bu noktadan biraz bizim çekilmemiz icap ediyor Aman Allah'ım demek yani titremek ama korkmak Yaparım yapmam seni alakadar etmez falan havasına girmemekte yaşıyoruz Allah muhafaza şu anda Enaniyet Aslında yaşadığımız için ve herkes herkesi Enaniyet noktayı nazarından gördüğü için zahiren size faydalı olan enaniyetlere bile girmeniz doğru olmaz bu asırda Çünkü enaniyetle itham ederler gurur rakibiyle itham ederler ve Bulunduğunuz yere zarar verirsiniz elhasıl daha fazla mesele şeyi açmayayım ama toparlayayım şu noktadan toparlayayım mesleğin hususiyetleri sahabe mesleğinin hususiyetleri O atmosferindir çok getirileri var öyle çok yorulmanıza ihtiyaç kalmaz Öyle işte Efendim 50 tane Erbay'ın çıkarmanıza ihtiyaç kalmaz O öyle cenab-ı Allah'ı Tanımak adına böyle bilmem şu kadar kelam kitabı bitirme akide kitabı bitirmeye ihtiyaç kalmaz bu Mesleğin çok güzellikleri var çok hususiyetleri var çok kısa meslek akrabiyeti ilahiye bakıyordu Oradan da oraya Vehbi oluyor doğrudan doğruya Cenabı Allah tutuyor maksadı eleştiriyor.
Tabiri caizse belki gideceğiniz yere First Class bir yerde Yani ciddi hızlı giden bir uçağın içerisinde gidebilecek bir şekilde sokuyor sizi Hatta Üstad Hazretlerinin değişik yerlerde Yine ifade buyurduğu gibi imanla kabre gitme meselesinde bile yani çok ciddi elimizden tutuyor Bir insanı bir günde milyon insan kadar ubudiyete Mazhar edebilecek hale getiriyor Bu kadar güzellik bu kadar harika bu kadar müthişlik bir varsa o zaman bilinmesi ve esasatının da yerine getirilmesi şarttır o esasatın zıttını hareket edilmemesi gerekir. O esasatın bozulmaması gerekir atmosferin dağıtılmaması gerekir ki dağıtan dağıttığı ölçüde mesul olur Allah muhafaza ve öbür alemde hesaba çekilir.
Evet bu hususiyetlerinin birisi buydu onların tekrar toparlama adına tekrar ıslah etme adına Salih ve sahih Yolları bize ilham diyoruz yani kaç yapalım derken göz çıkaramazsın Bazen öyle duruyor insanın niyeti hali oluyor ama üslubu bozuk oluyor üslup bozuk olduğu zaman maalesef. Kaş yapayım derken göz çıkartıyor mevcut olan bir şeyi de bozuyor kalbi hatırlarsanız birbirimizin en önemli ifadelerinden bir tanesi eğer diyor bir şeyi bozacaksanız en azından makedini bir kenara koyun öyle bozun diyor Eğer o kadarcık elinizde şeyiniz yoksa emseyen mücerret manada işte bozalım meselesi ise bir işe yaramaz o meseleler yani bozmaklar Şimdiye kadar hiçbir yere varılmamıştır. Yani hiçbir yerde aramıştır insan Maalesef ki sahih yollarını kullandığı zaman doğru üstün ve üsluplarını kullandığı zaman ve belli bir noktada tıkandığı zaman artık meseleyi oradan öteye götürmesi de nefis hesabına olabilir Ondan da korkması lazım yani cenab-ı sen bunu ne için buraya kadar getirdin işte ya rabbi senin rızan için getirdim Ben bir şer gördüm o şerri ıslah adına bu işi yaptım bu sürüne göre yaptım üstü Buna göre yaptım Peki nihayete kadar yani en son noktaya kadar yaptın mı en son noktadan sonra niye hareket ettin Çünkü en son noktadan sonra hareket etme şu manaya da gelebilir şu manaya da gelebilir ben haklıydım haklı olduğumun çıkması lazım ortaya çıkması lazım gibi mesela Nefise dönmeye başlayabilir başta Allah rızası için başlayan mesele nefis çok gaddardır çok nekkerdir nefis nereden saldıracak belli olmaz.
dolayısıyla bir noktadan sonra yani Ben demiştim Dolayısıyla bunu ispat etmem lazım havasına sokabilir insanı ki oralarda da durmak önemli bir esastır Sadece bu kadarlıkta ittifak edeyim o meseleler. Hani şimdi bu sahabe mesleğinin kısa olması ve Vehbi olması meselesi buradan yola çıktık onu halletmeye Çalıştık şimdi metinleri az okuduğum zaman bu söylediğim esasların olduğu biraz daha anlaşılacak.
sahabeler sohbet-i nübüvvetin ikasiyle ve incizabıyla ve iksiriyle tarikattaki seyri sülük daireyi aziminin tayyibine mecbur değiller Bir kademde ve bir sohbette zahirden hakikate geçebilirler Demek ki oraya Efendimiz oradan yola çıkarak söyledim zaten O boyayı hangi esaslarla çalıyor o çalgı esaslar önemli O ağaçtan onun üzerinde biraz durmaya çalıştım sonra buradan bir örnek veriliyor mesela dünkü leyleği Kadir'e ulaşmak için iki tane yol var biri bir sene gezip dolaşıp o geceye gelmektir dün olmuş dün Leyla'yı Kader Şimdi ben tekrar Leyla'yı kadere ulaşmak istiyorum bir sene beklemem lazım Bir sene sonra Çünkü dönecek dolaşacak tekrar aynı gece gelecek öyle Kadir olacak bir sene Bir de bir de ikincisi sonraki bayram gecesi ile beraber bugünkü gibi hazırdır görmektir.
Çünkü ruh zamanla mukayet değildir şu Sırrı gamımızın esası akrebiyeti ilahinin inkişafıdır mesela Güneş bize yakındır Çünkü Ziya su harareti ve misali aynamızla ve elimizdedir fakat biz Ondan uzağız eğer biz nuraniyet noktasında onun akrabiyetini istesek aynamızdaki misali olan kimse münasebetimizi anlatsak o vasıtayla onu tanısak ziyası harareti heyeti ne olduğunu bilsek Onun akrebiyeti bize ikişerdedir ve yakınımızda unutkanlığı münasebetler oluruz eğer biz bu diyetimiz noktaya nazarlardan ona yakınlaşmak ve tanımak istesek pek çok seyri Fikriye ve sülük akriye ifade etmeye çalıştım şey bu hani berzahlardan geçme uygarlaşma ile bir de onun kendine ait husiyetle devreye girmesi bu meslekte çok önemlidir o zat kendine ait hususiyetlerle ve Esma ile devreye giriyor Bu mesleğin özelliği bu o çünkü hani insan Mesela diyelim Güneş bana dese ki ben sana yakınım bu doğru Ben desem ki sen madem bana yakınsın Ben de sana yakınım bu yanlış Niye Çünkü Güneş kendisindeki Bir özellikten dolayı bana yakın olan oluyor bende bende o özellik yok Benim ona yakın olabilmem için Benim de öyle bir özelliğim olması lazım Eğer benim de güneş gibi bir Işığım olsaydı ben de Güneş ederdim Ben de sana yakınım Sen bana yakınsın Niye Çünkü ışığında bir anda yanıma geliyorsun Sen de bir özellik var Ben de sana yakınım Çünkü ben de ışığımla bir anda sana gidebilirim. Fakat ben de ışık yok bende Işık olmadığı için meseleyi kendime bağladığım zaman benim ona gitmem gerekiyor ve aradaki uzun mesafeyi kat etmem gerekiyor fakat meseleyi ona bağlarsan onun bana gelmesine gerek yok ki Çünkü onda bir özellik var ışığını devreye sokuveriyor bir anda benimle konuşuyor bir anda bende güneşle ilgili marifeti almaya başlıyorum güneşi tanımaya başlıyorum güneşi anlamaya başlıyorum ve güneşi hissetmeye başlıyorum neye neden oldu ilk mi gördün yok Güneş kendisindeki özelliği devreye soktu.
İşte bu akrabiyet dediğimiz bizim budur yani sahabelerde olan ve sahabe mesleğinde olan çok önemli bir esastır bu sahabe mesleğinde olan çok önemli bir esastır bu elhasır Burada da o örneği o örneği veriyor işte Hazretleri sonra yine başka bir yerde sahabelerin kurbiyeti ilahiye noktasındaki makamlarına velayet ayağıyla yetişilmez.
Çünkü cenab-ı hak bize akreptir yakındır her şeyden daha ziyade yakındır Biz ona kurbiyetini kazanmak iki suretle olur gene aynı örneği veriyor akrebiyet ve kurbiyet diye iki vermeye de tekrar veriyor şimdi bu akrabiyetle ilgili olan kısma burada bir şey söyleyecek Bu diyor birinci suret yani güneşin yaklaşması ve yakınlaşması meseleyi size bırakmaması sırf vehbidir diyor ki kisbi değildir.
yani keşfederek kazanarak siz çıkamazsınız gitmiyorsunuz doğrudan dolayı o Vehbi olarak veriyor Siz diyor. bu atmosfere girdiniz mi girdiniz bu atmosferi diyor işte Efendim şekillendiren şeyler hasıl oldu mu Oldu Tamam o zaman şimdi diyor ben ve bir şeyimi kullanıyorum Hani bu ayet şeyde var ya ayet-i bulunan Yani karşılıksız veren demek cenab-ı Allah da diyor ki; Madem diyor bu atmosfere Yani bu esasların Yerine geldiği ve değişen bu atmosfere Siz girdiniz o zaman diyor Ben de diyor Vehbi olarak size bu işi vereceğim diyor o marifeti az önce muzdaraki'nin en başında ifade etmeye çalıştığım anlayışı hizmet aşkı ise hicret aşkına vereceğim size biliyorsunuz Hani teveccüh edene bakın ekstra olur Normalde diyelim herkese cenab-ı Allah unutmazsa hiç bir şey olmaz zaten Rahman ismiyle zaten herkese Allah rızıklandırır rızıklandırır da bari kafir müşrik münafık yani putperest herkese Allah rızıklandırır herkese insaniyet vermiştir herkese o insaniyetin yaşanması için ne lazımsa Onu vermeye devam eder herkese herkese verdiği şeyler vardır da fakat bir de ehli iman vardır bir de iman sana iman ettim diyenler vardır bir de sana Ubudiyet ediyorum diyen var bir de sana şirk koşmuyorum diyenler vardır bunlara özel iltifat yapar özel iltifat eder Yani Dolayısıyla bu bu atmosferin de böyle bir özelliği var Bu Atmosferde bu Atmosferde bu atmosferet tekrar bir daha tarif edeyim bana önemli geldiği için Hakkınızı helal edin Belki Sıkıldım ama şimdi bu atmosferi bu atmosferi sağlayan bir zat var en başta davayı nübüvvetin varisi bir zat efendimizin Nübüvvet tarafına mirasçı olması lazım Yalnız bu bir zat var Sonra bu zatın bu zatın Efendimiz aleyhisselatü Vesselam'ın Az önce bahsetmiş olduğum özelliklerini ve sıfatlarını kullanması var Efendimiz çok fedakardı bu zat çok fedakar çok ihlaslıydı Bu çok iyi ilaçlıydı çok ızdıraplıydı Uçar çok ızdıraplı çok çalışkandı bu zat çok çalışkan çok ilmi vardı bu daha çok ilmi var bunu şöyle düşünün şimdi bu zat böyle bir atmosferi meydana getiriyor sonra etrafındakiler bu atmosferden etkileniyor giriyorlar girince bu atmosfer onları etki etmeye başlıyor tesir etmeye başlıyor ve onları değiştirmeye başlıyor ve değiştirmeyi değiştirmeyi onların onların ihlaslı ölçüsünde onların istikameti ölçüsünde yapmaya başlıyor.
Yani şunu demek istiyorum Bu atmosfere diyelim ihlaslı olmayan bir insan girse samimi olmayan bir insana girse kendini düşünen bir insan girse Yani bu atmosferdeki hususiyetlerin zıttına özellikli özellikleri olan bir insan gitse tam manasıyla kendisini buraya veremiyor belki Buradan istifade ediyor bazı noktalarda istifade ediyor ama fakat belli bir noktadan sonra bu atmosfer yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş onu dışarı atıyor.
dışarı atarken nasıl atıyor Mesela bir imtihan getiriyor başına bir bela musibet getirmeye karşısına hemen oraya iptal eti veriyor Cenabı Allah şimdi o imtihanda akla Kara Belli oluyor bir anda Çünkü niye geldin İşte benim oraya girdiğim zaman Şöhret kazanıyordum makam kazanıyordu iltifat ediyorlardı elimden tutuyorlardı Kıymet veriyorlardı.
adam yerine koyuyorlardı şöyle sen büyüksün falan diyorlardı fakat bunu fark etmez insan Ona çok iyi çok bilemez Çünkü bir imtihan imtihan çıkmazsa bunu bilemez mesela diyelim Benim derdim buydu gizli bir derdim vardı birileri bana abi desin diye girdim mesela diyelim birileri girdim şimdi cenab-ı hocalığımdan dolayı iltifat etmediği bir şeye imtihanların iltifat etmediği bir şey getiriver başıma O zaman işte mesele belli olur yani sen hocam desinler diye mi girdin ben bu güzel zengindir hocalık yapıyorum ve bunca senedir bak anlatıyorum ben bunca senedir insanlara bir şeyler söylüyorum Hala kadrimi bilen yok hala kıymetimi bilen yok hala iltifat edilen Yok hala arayan yok hala sorarım yok falan Eskiden ararlarken sorarlarken Hocam hocam derlerken iyi problem olmaz Fakat artık zevkli kesilmeye başladı hemen itibaren size adam yerine koymamaya başladı bakın bir imtihan devreye girer ve imtihan devreye girdiği zaman burada sizin o şeyiniz esas hakiki nimetiniz kendini göstermeye başlar üstadın o üçlü bir sistemi var Belki hatırlayacaksınız bu gibi diyor hani manevi işlerde Eğer illet olsa onu iptal eder Eğer bir börekçi olsa ihlasınız dedeler müşevvik olsa saffetini izale eder diyor Yani ben bu işe girmişsin biri iltifat etsin diye düşünüyorum iltifat etmezse girmiyorum iptal eder diyor zaten o İşte değilsin sen içinde olsan da değilsin böyle bir derdin varsa o iş de olsan bile değilsin Yok ben öyle demiyorum ama şöyle diyorum teşvik edici bir unsur buraya girdiğin zaman insanlara abi diyorlar Hocam hocam diyorlar Bu beni teşvik edici bir unsur oluyor Hatta tercih ettirici tercih ediyorum Niye Çünkü orada iltifat ediyorlar o zaman diyor ihlasınız ederler. Peki diyor bu husus Müşavirlik bir şey olsa yani teşvik edici bir unsur olsa Yani normalde girmeyeceğim Ben sizin aranıza Ama fakat teşvik edici bazı şeylere Burada şimdi girdiğim zaman insanlar beni iltifat ediyorlar insanlar bana ikramda bulunuyorlar insanlar beni elimden tutuyorlar falan bakın teşvik unsuruyla giriyorum O zaman diyor saffetini izale eder. Demek ki bakın her birini dereceleri var her birinin dereceleri var ve şunu çok rahat ifade edebilirim Ben söyleyebilirim yani Cenabı Allah hepimizin muhafaza etsin muhafaza buyursun Yani bu atmosferin en önemli ilk seri ve mayası ihlastır samimiyettir gayrettir fedakarlıktır vefadır sebattır bakın çoğaltabilirim bunları çoğaltabilirim çoğalttıkça Zaten şunlar çıkacak yine karşımıza İşte bu esaslardan ne kadarı bizde düşerse biz de o kadar düşeriz işin içinde olsak önemli değil falanca şahıs karar versin de efendim Sen dur sen durma sen gel sen böyle bir şey yoktur böyle bir şey olmaz zaten Bu gönüllüler işidir ve gönüllü kişidir ve gönüllülük esasına göre bir esas şeydir harekettir dolayısıyla da mesele genelde bu gönülde başlar gönülde biter ve Gönül'ün en önemli ameli de biliyorsunuz ihlastır samimiyettir o İhlas o samimiyet gönülde bitti anan itibaren gönüllüler hareketinde insanın yeri bitmeye başlar Allah muhafaza etsin ve bu dediğim gibi ekseri teşkil etmeye başlarsa o zaman Cenabı Allah ona Şey vermez yani bu işin hatırına izin vermez bu işin hatırına izin vermez o noktayı nazarlardan hani kimse bu hususta şey olmasın yani bence yani ümitsiz olmasın bu meselede öldük bittik mahvolduk dükkanda yok olduk bu Merve biz kendimize mi dayanıyorduk yani biz kendi aysaslarımızı adına mı iş yapıyorduk ki iş yapıyoruz ki biz kendimiz mahvolduğumuz zaman bu iş mahvolsun gitsin Tükensin yeryüzündeki bütün insanlar tükense bizse cenab-ı Hakk'ın ortaya koyacağı şeyler bitmeyecek ötelmeyecek Efendim sebeplerdir Bunlar sebepler giderse o da gider Allah yeni sebepler gönderecektir yeni sebepler gönderir yeni sebepler yaratır yahuttan mevcut insanlardan onları eski şeyleri hürmetine onları yeniden canlandırırız canlandırabilir Allah'ın işidir biz bilmiyoruz.
Bu bir şey değildir yani birileri bunu dediğim gibi züğürt tesellisi olarak da düşünebilirler işte kendinde kendini teselli ediyor şeklinde Hayır biz böyle gördük böyle gördüğümüz için böyle söylüyoruz böyle ifade ediyoruz ve bunu destekleyen şeylerimiz var yani ayetlerimiz var hadislerimiz var kelamı kibarlarımız var Bu noktadan ifade etmeye çalışıyoruz Yoksa öbür türlü kendimize kalsa Biz burnumuzun ucunu görmüyoruz ki ha işte Buyurun gözlük falan da takmaya başladık Yarın gözlüğü çıkarınca Bilgisayarım bile göremeyeceğiz Biz göremeyiz bize bağlı değil bu işler Bize bağlı değil bu işler Bize bağlayanlar insanlara bağlayanlar ümitsiz olabilirler onlar ben bir şey demiyorum yani Ama bu işi Cenabı Allah'a bağlayanlar ümitsiz olmaz mümkün değildir ve bu iş Allah'ın işidir bu iş Allah'ın işidir Ben bilmem gerisini ve siz ne kadar o işin içerisinde durabilirseniz o esasları temsil edebilirseniz savrulmazsanız Allah'ın etiyle o kadar şereflenirsiniz bu o kadar aydınlanırsınız o kadar güzelleşirsiniz ve öbür halinde o kadar siz iltifat görürsünüz o kadar irtibat görüyorsunuz ne için böyle dua etmek lazım cenab-ı duygularımız ve düşüncelerimiz altında kalbe ezdirmesin yani ona itimatın ne olduğunu bizim kalbimize ve gönlümüze İnşallah duyursun yani ona Tam manasıyla iktidar etsin Üstad dedi ya Şefkat Tefekkür mesleği ondan dolayı sahabe mesleğidir ona velayeti Kübra mesleği falan da deniliyor bunun en birinci en birinci sebebi en birincisi sebebi cenab-ı Allah'ın tercihidir onu bile bilemiyoruz mesela niye Efendimiz'in göndermiştir Cenabı Allah niye diyelim sair peygamberleri
göndermiştir niye mesela onları Peygamberi yapmıştır da sizi peygamber yapmamıştır yani Nedendir Yani bunlarbunlara yani Sırrı ilahidir Bunlar bunlara yer içmekle Uğraşmak için dostum cenab-ı Allah yani ahir zamanda kendi davasını Ayağa kaldırmak Murad ediyorsa o davasını bu şekilde değiştirebilecek başkalaştırabilecek ona yeniden davayı rütbesini kudiyetlerini kazandırabilecek bir zatı O işte vazifedir ki yani sen bu işi temsil edeceksin der ona o işi verir.
Nasıl mesela diyelim kutuplara Sen Kutup olacaksın dersen kutbiyeti verir Nasıl mesela birisine Sen gavsiyeti temsil edeceksin der ona gavsiyeti verir nasıl başka birisine şu velayeti seni temsil edeceksin berberi ayeti verir tevzat yapar yani daha dağıtım yapar tabirisin o dağıtım içerisinde de o dağıtım içerisinde de bir zatın vazifesi verasetini nübüvvetin temsilcisi çok ön plana çıkar hadisler çok ön plana çıkar falan yani meslek şey yapmaya başladı değişmeye başlar sonra da sonra da o atmosferi değiştiren hususiyetleri ile onu donatıp gönderdikten sonra o etrafına gelenlere de o husiyeti vermeye başlar etrafındakiler de o vusiyeti kazanmaya başlar ve hususiyeti kazandıkça bu atmosfer genişler bu atmosfer bu büyümeye başlar ve içine alanı herkesi etki etmeye başlar ve dediğim gibi onlar zaten azaldık azalırsa ve o onlar kabul edilmezse zaten insan oradan istifade edemez içinde olsa bile nice yakınlar olur ki uzak doğururlar nice uzakta olanlar olur yakın da olabilirler Yani bunu şeyleri var şartları var ve bu şartlar dediğim gibi böyle Kainat rastgele hareket etmiyor ki nasıl madde maddi dünya bazı Kanunlara ve esaslara göre hareket ediyor mana alemi de bazı Kanunlara ve esaslara göre hareket ediyor madde aleminde cenab-ı Allah'ın bu kadar kanun koyması bu kadar Nizam koyması bu kadar düzen koyması bu kadar intizam içerisinde her şey götürmesi gösteriyor ki bu kadar Nizam bu kadar düzen bu kadar intizam var az kitap mı var Az kitap yok o aletle alakalı o kadar çok kitap bu alemle ilgili okuduğumuz kitapların Hiç olmazsa onda biri kadar o alemle ilgili kitapları okursak orada ne acayip nizamların olduğu Necati sistemlerin olduğu ne acayip şeyler ne olduğunu insan fark edecek görecek duyacak il ve lakin Hiç olmazsa anlayacak ne lazım Her neyse yani esas dediğim gibi yani en başta davayı nübüvvetin varisi bir zatın olmasına sebeptir o iş en başta odur O boyayı çalan o oraya o mayayı çalan o şeyi kazandıran odur ve onun temsil ettiği esaslardır.
dikkat ederseniz o türlü zatlar sıfatları ile onları takip ettiğiniz zaman sıfatlarında şey göremezsiniz yani Ne gibi mesela ubudiyetinde problem göremezsiniz evrade eski halinde problem göremezsiniz Sonra işte Efendim ilminde problem Eğer ilim gerektiriyorsa ki Bu ilim gerektiren çok önemli bir şeydir Burası ilminde problem göremezsiniz şefkatinde problem göremezsiniz Yani o kadar çok esaslar vardır ki bu esaslarda tenkit edebileceğiniz çok şeyle karşılaşamazsınız Çünkü dediğim gibi o esasları zaten oraya o boyayı çalamazlar o havayı o atmosferi oluşturamazlar.
kimse arkalarından gitmez bugün gider Yarın terk eder bir insanın kıymetli olduğunun anlaşılmasının en önemli esası şudur o insanda yakınlaştıkça onu daha çok seviyorsanız O yüzden çok kıymetli çok değerlidir yakınlaştıkça sevginizi azalıyorsa O zaman o problemi uzaklıktaki yakındakilere ve yakındakilerle alakalı da böyle zannediyor binler hecesine binlercesine sorduğunuz zaman hakikaten İhlas noktasında bir problem gördün mü şimdiye kadar dediğinizde zannediyorum bir tane insan bile yani ihlassızlık adına şöyle bir şeye şahit oldum diye bir şey söyleyemeyecektir fedakarlık adına acaba ya fedakar olmadı bir sahneye şahit oldunuz mu falan diye o binlercesine sorsanız ya yakınlar için
söylüyorum binlercesine sorsanız bir tanesi bile ya Şurada kendini düşündü yani şurada hep fedakarlık dedi ama fakat hiç fedakar olmadı fedakar olmadığını gördük falan bir tane insanı gösteremeyeceksiniz varsa onun meydandır.
herkes herkese her şeyi açıktır ve Herkes her şeyin istediği gibi rahat ifade edebilmektedir çıksın ifadesi
söylesin sabahlara kadar namaz kılmasıyla alakalı varsa problemi olan gelsin söylesin orucuyla alakalı varsa problemi gelsin gözyaşıyla ızdırabıyla derdi ile alakalı kendi ibareleri ifadeler içerisinde küçücük
bir meseleyle ilgili böyle deli tavuk gibi sabahlara kadar dolaşması ile alakalı aleyha bir şey varsa Allah
aşkına gelsin ilmi bilmemesi ile alakalı tefsiri bilmemesi bilmemesi usulleri bilmemesi fıkı bilmemesi ve bunların usullerini bilmemesi ile alakalı diyecek birisi varsa Allah aşkına gelsin söylesin ama bütün bunlarda Eğer şehadet şehadetlerimiz ve şahitlerimiz ve en yakın şahitlerimiz Eğer hep böyle Evet diyorlarsa Evet evet diyorlarsa Tabiri caizse karneye sürekli artı artı koyup 100 puan çıkartıyorlarsa daha ötesinde insanların şüphelenmesi daha önceden artık o zaman İnsan kendinden şüphelenmesi lazım Hangi esasa göre o zaman neye göre hareket edeceksiniz ve neye göre hüküm vereceksiniz veremezsiniz ki elhasır yani bu da çok su götürür de ama esas olan Daha sonra da sıfatlardır sıfatlar bozulmaması lazım
*******************************************************************************************************
Değerli Wise Kur'an dostları! Sizlerle Wise kanalında, Cuma günlerini değerlendirmek adına, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bir tavsiyesini hayata geçirmek için Cuma günleri Kehf suresini okumaya, Kehf suresini anlamaya, Kehf suresi ile yaşamaya ve hayatımızda Kehf suresine bir yer bulmaya ve Efendimiz'in (s.a.s) tavsiyesi üzerine, Kehf suresini okuyarak Deccal ve benzeri fitnelerden korunmaya, uzak durmaya çalışacağız. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyururlar ki: Her kim Cuma günü, Kehf suresinin ilk 10 ayetini veya son 10 ayetini okursa Deccal'in fitnesinden emin olur, kurtulur. Evet, Deccal fitnesi; yine hadislere baktığımızda Hz Adem'den kıyamete kadar bütün peygamberlerin ümmetlerini, kendilerine tabi olan insanları uyardığı, dikkatlerini çektiği bir fitnedir ve gerçekten büyük bir fitnedir. Konumuz şu anda bir giriş olduğu için Deccal fitnesine detaylı girmiyorum: Vakti geldiğinde inşallah onu da gerektiği kadarıyla değerlendirmeyi ümit ediyorum. Evet Cuma günü Kehf suresini okuyan, 10 ayet okuyan; -başından sonundan- Deccal fitnesinden emin olur. İnşallah önümüzdeki haftalarda Deccal fitnesi ve Kehf suresi arasındaki irtibatı, alakayı değerlendirmeye çalışacağız. Ancak biz Kehf suresine başlamadan önce, Kur'an'ı okurken, Kur'an'ı anlamaya çalışırken hangi esaslara dikkat etmeliyiz, nelere bakmalıyız, nerede durmalıyız, nasıl bir konum belirlemeliyiz? Kur'an bize nasıl, neler anlatmalı, nasıl göreceğiz, nasıl değerlendireceğiz? Bu konuda birkaç noktaya değinmek istiyorum. Birincisi -Kur'an'la alakalı değil bütün bir hayatla alakalı temel bir ölçü- Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyururlar ki, -kendisine sorulan bir soru vardır- Allah'a en sevimli gelen amel, Allah'ın en çok razı olduğu, en çok hoşlandığı amel, ibadet nedir? Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bu soruyu muhatabına göre, farklı zamanlarda, farklı şekillerde ifade etmiştir. Muhatabın ihtiyacını, dönemin ihtiyaçlarını dikkate alarak. Ancak bu sefer soruyu sorana Efendimiz (s.a.s.) hikmetli bir cevap olarak, "Az da olsa devamlı yaptığın ameldir." Allah'ın en çok hoşlandığı amel insanın mütemadi yaptığı, her gün yaptığı, her hafta yaptığı, belli zamanlarda, belli periyotlarla, devamlı yaptığı ibadettir. Biraz, örnekle açıklamak gerekirse şayet; mesela bir insan düşünelim 40-50-100 rekat nafile namaz kılıyor. Tabii farzları şu anda değerlendirmiyoruz; onlar emir, başka. 100 rekat namaz kılıyor bir günde, sonra bir hafta, iki hafta hiç nafile namazla irtibatı yok Başka bir insan düşünelim yine aynı şekilde. O, her gün ama her gün hiç ara vermeden vaktinde, iki rekat nafile namaz kılıyor; bunu alışkanlık haline getirmiş, devamlı bir şekilde bunu yapıyor. Efendimizin hadisinden hareketle diyebiliriz ki: Devamlı bir şekilde -çünkü o zihnen irtibat sağlamış, hep onunla hemhal, onunla doymuş, onunla devam ediyor, onun ibadeti az da olsa devamlı olduğundan dolayı- Allah için daha makbul, Allah'ın daha çok hoşuna giden bir ameldir buyuruyor Efendimiz (s.a.s.) İşte biz de burdan hareketle Kur'an ile irtibatımızı daha sıkı tutmak, Kur'an'la daha fazla irtibat kurmak için bu metodu uygulayabiliriz. Şöyle bir matematik yapalım: Bir insan her gün ama her gün sadece 15 dakika, Kur'an okumaya, Kur'an'ı anlamaya, Kur'an'la yaşamaya, Kur'an'la hemhal olmaya kendi vaktini ayırsa 15 dakika, her gün 15 dakika.. bu 15 dakika senede 90 küsür dakika, 90 küsür saat eder saat, 90 saat. Bu da 10 küsür gün ediyor. ve eğer biz bu günü, mesaisini düşünüp, Eğer 24 saatlik günü 8 saat mesai diye düşünürsek 8 saatini her gün Kur'an'a vermesini düşünürsek Yaklaşık 10 gün ediyor mesaisi yani günde 8 saat mesaisi konu ayrılmış 10 gün, Biz Kur'an için ayırmış oluyoruz ve 8 saat mesaiiyi artırabilirsiniz, azaltabilirsiniz; bu sizin elinizde ama yapılacak tek şey sadece şu: Her gün, ama her gün 15 dakika Kur'an'a vakit ayırma. Bazı insanların zamanları daha çok olabilir fakat daha çok ayrılırlarsa onlar daha fazla kazanacaklardır. Bu; açık, net. Şimdi bunu ifade ettikten sonra; Kur'an ile alakalı temel bir yaklaşımımız olması lazım. Bu yaklaşım, bu derslerde benim merkeze almaya çalışacağım şey; sizlere de tavsiye ediyorum kabii ki. Kuran'ı okurken; "Kur'an Allah'ın kelamı" bilgisi ile okumamız gerekiyor. Kur'an Allah'ın kelamı cümlesinin çok duymuşuzdur. Belki biz de çok söylüyoruz; ama bu sözün manası üzerine durduğumuzda, anlamın derinlemesine girdiğimizde, "kast"a gittiğimizde bu cümleden ne kastediliyor, manasına, ne diyor bu cümle diye detaylı baktığımızda göreceğimiz şey şudur: Allahu Teala Kur'an'ı insanlığa göndermiştir. Nitekim Kur'an'dan önce de başka kitaplar göndermişti. Kur'an'la alakalı düşündüğümüzde öncelikle aklımıza getirmemiz gereken şey: Allahû Tealanın ilmi. Allah biliyor; bu bilgisinin neticesi olarak kelamında bize hitap ediyor. Kur'an, Allah'ın iliminin bir neticesi, ilminin, kelamın farklı şekilde, fakat düşünmemiz gereken şey Allah'ın ilmi. Allah'ın ilmi derken hemen şu bilgiyi de atlamadan geçmeyelim: Allahu Teala dünü, bugünü ve yarını aynı anda aynı zamanda gören bir Zat'tır, farklı bir ifadeyle Allah için dün, bugün, yarın yoktur. Allah zamanın mahkumu değildir. Bütün zamanlar dünyanın yaratılışından, -Allah'ın dünyaya yaratmasından-, kıyamete kadar Daha sonrasında kadar Allah için tek bir nokta gibidir; başladı, bitti cümlesi insanlar için geçerlidir; zamanın mahkumu bizleriz. Dünya dönüyor güneşin etrafında gün oluşuyor, mevsimler oluşuyor; biz onun içindeyiz, mahkumuz biz; zaman bizimle alakalı geçerli. Kur'an'a baktığımızda O yüzden görürüz ki Allahu Teala Kıyamette olacak, Kur'an'ın geldiği dönemden en azından 1500-2000 sene sonra olacak şeyleri Allahu Teala geçmiş zaman kipiyle anlatır. Bunun farklı sebeplerinin yanında, bir başka şey de sözün sahibinin zamanla sınırlı, zamana mahkum olmaması vardır burada. Allah'ın kelamının, bilgi temelli eseridir Kur'an dedik. Allahu Teala insanlığa hitap ediyor. Bundan 1400 küsür sene önce hitap etmiş; o insanların anlaması için hitap etmiş, o insanlar anlamışlar ve daha sonra bu hitap devam ediyor: Hitap hala ortada.. Allah hala insanlığa hitap ediyor, Allah hala insanla konuşuyor ve konuşmaya şahit olmak isteyen ortak olmak isteyen insanlar bu konuşmaya dahil olabilirler, konuşmanın içine girebilirler. Nasıl? Kur'an'a yaklaşarak, Kur'an'ı okuyarak, Kur'an'la hemhal olarak; daha derin daha farklı farklı şekillerde. Şimdi dedik ki; Evet, Kur'an-ı Kerim Allah'ın kelamı, Allah'ın kelamını biz dikkate alıyoruz ve Allah'ın kelamını okuyoruz. Allah'ın kelamını okuyorsak; Allah'ın kelamı bize ne diyor? Bundan -tekrar ediyorum- 1400 sene önce insanlar anladılar o kelamı, Ondan sonra her nesilde, her dönemde, 3-5 asırda, farklı daha derin anlamalar oldu. Bugün de biz o anlamlarla o anlamların üzerine yeni anlamlar farklı bilgilerle yaklaşımlar ekleyebiliriz, ekliyoruz. Bu temel bilgiyi hiçbir zaman unutmadan Kur'an okumak gerekiyor. Kur'an, Allah'ın ilminin eseri. Allah'ın kelamı Allah'ın ilminden çıkmış bir eser dolayısıyla bir sınırlama söz konusu değil. Burada hemen ekleyeceğimiz başka bir şey daha var: Kur'an, Allah'ın kelamının, ilminin kelamına dönüşmesinin, kelamının eseri. Bir de Allahu Tealanın kudreti var. Allahu kudreti Kainat kitabını doğurmuş, Allah kudretiyle Kainat kitabını yaratmış. "Kadîr" olarak ona belli ölçüler takdir etmiş, bir sistem koymuş ve Allahu Teala kainatı kudretiyle yaratmış -tekrar ediyorum- Kainat, ilimler, tabi ilimler, fen ilimleri Allah'ın kudretinin bir neticesi, hikmetinin bir neticesi. Kur'an, kelamının bir neticesi, ilminin neticesi. Dolayısıyla bunların hepsinin kaynağı Allah ve netice itibari rahatlıkla diyebiliriz ki, bunlar arasında bir zıtlaşma, bir farklılaşma, bir çatışma olmaz. Fakat bu, şu demek değil: Kur'an'da olan her şey kainatta, kainatta olan her şey Kur'an'da olacak diye bir şart yok. Çünkü her yerde, her şeyi anlatmaz hiçbir zaman, hiç kimse. Allah da öyle yapmıyor. Fakat Kur'an'la Kainat birbiriyle zıtlaşır birbiriyle çelişir diyemeyiz. Çünkü ikisinin kaynağı aynı ve kaynak sağlam. Allah Teala'dan geldiği için ikisi de, ikisi arasında bir zıtlaşma, bir çatışma olmaz, olmamalı... Bir başka esas bu derslerimizde, sizinle Kehf sûresi okumalarımızda bizim için şu olacak: Kur'an-ı Kerim ayetlerini ayırmayacağız, parçacı yaklaşmayacağız, Kuran'a bütüncül yaklaşacağız. Bunun farklı yaklaşımları, farklı neticeleri var. Bir tanesini şimdi söyleyeyim; diyeceğiz ki Kur'an'ın tamamı, 6000 küsür ayetin tamamı bana hitap ediyor. Şunu demeyeceğiz: Bu ayet, işte müşriklerle alakalı, bu ayet münafıklarla alakalı, bu ayet Yahudileri, bu ayet firavunu anlatıyor. Bu ayet falan zalimi anlatıyor, beni ilgilendirmez; ben öyle değilim. Bu ayet peygamberleri anlatıyor. Biz zaten onların yanına yaklaşamayız. Böyle bir şey demeyeceğiz. Kur'an-ı Kerim'in bütün ayetleri bize hitap ediyor, bize bir şey anlatıyor. Hatta hiç alakamız olmasa zalimlikle, mazlum olsak bile zalimlerle alakalı ayetleri okuduğumuzda yine oradan alacağımız şeyler var. Nedir alacağımız şey? Allahu Teala Kur'an'da insanların karakterinden bahsediyor, kişiliklerden bahsediyor. Kişilerden daha ziyade kişiliklerden bahsediyor. Şahsiyetlerden bahsediyor. Dolayısıyla bir zalim karakteri gördüğümüzde, bir firavun karakteri gördüğümüzde Kur'an'da -ki burası enteresandır- Firavun, Hazreti Musa'nın rakibi, kavgalısı, baş düşmanı... bir isim değildir firavun. Hangi firavundu acaba? Bunu araştırır tarihçiler ama Kur'an'da firavunun ismi yoktur. Çünkü isimlere takılmaz Kur'an. Hakikati, yaklaşımı verir ve mekanları, zamanları anlattığı kıssalarda ortadan kaldır. İnşallah buna ayrıca değineceğiz. Ve şunu anlarız biz: Allahu teala firavundaki karakteristik özellikleri ortaya koyar ve der ki Kur'an okuyana; eğer inanıyorsa -pek çok ayette inanıyorsanız diye ifadeler vardır- inanıyorsa; firavun bu karaktere sahip bir kimsedir. Bu karaktere sahip olan insan firavundur veya firavunlaşma yolundadır. O zaman iki mesele var. Birincisi, sen ey muhatap! Kur'an okuyan kimse! Bu vasıfları, bu karakteri taşıma, firavun gibi olma, firavunca bir hayat yaşama.. bir, bu. İkincisi, firavun gibi insanlar gördüğün zaman, araya bir mesafe koy, onlarla çok yakın, içiçe olma. Kur'an'daki diğer kötü karakterleri de düşündüğümüzde bu iki temel yaklaşımı esas alacağız: Bir, onlar gibi olmama. İkincisi, onları tanıma. Başka şeyler de olabilir; fakat şu anda üzerinde durmak istediğim sadece bu temel iki esas şey ve bir kere daha tekrar ediyorum: Kur'an'ın tamamı, tamamı bana hitap ediyor. Ben onların tamamından elde edeceğim, alacağım şeyleri alırım. Bazıları doğrudan hitap eder, bazıları dolaylı hitap eder; ama mutlaka bana hitap ediyor. Size bunu şunun için söylüyorum: Bazı ayetlerin sebeb-i nüzulleri var, iniş sebepleri. İşte bu ayet falanla alakalı inmiş, bu ayet filanla alakalıymış.. bu zaten Yahudileri, Tevrat'ı anlatıyor. Bu, şunu anlatıyor.. diye Kur'an'ın bir kısmını bir tarafa koyamayız, koymayacağız. Kuran'ın tamamı bize anlatıyor, bizi anlatıyor. Beni anlatıyor, bana anlatıyor; ister kafir, ister münafık, ister başka başka birisiyle alakalı ayetleri biz değerlendirirken diyeceğiz ki: Kur'an-ı Kerim'de bunlar bize anlatılıyor ve özellikle -Kehf suresini okuyacağız dedik, Cuma günleri okuyoruz- okurken Kehf suresinde göreceğimiz temel şey şu: Kur'an-ı Kerim'de baştan sona kıssa olan, Hz Yusuf'un anlatıldığı Yusuf Suresi var.. onun içerisinde hakikatler de var ama baştan sona kıssa. Onun dışında Kur'an-ı Kerim'de kıssalara en çok yoğunluk verilen surelerden biri Kehf sûresi. 4 temel kıssa, meseller, farklı ifadeler, atıflar ve işaretler var Kehf sûresinde. Hemen hatırlayalım: Ashab-ı Kehf'ten bahsediliyor, Ashab-ı Kehf'i İnşallah detaylı bir şekilde değerlendireceğiz ve şunu göreceğiz: Ashab-ı Kehf halen yaşıyor. Bundan sonra da yaşanabilir. Dünyanın ömrü varsa, 100, 200 sene sonra bazı insanlar Ashab-ı Kehf gibi yaşayabilirler durumlarından dolayı bazı ülkelerde, bazı yerlerde Ashab-ı Kehf gibi yaşanabilir. Ashab-ı Kehf, tekrar belli yönleriyle hayata geçirilebilir. O bir örnektir, prototiptir, misaldir; yaşanabilir.
Sonra Kehf sûresinde gelen ikinci bir kıssa: Çok zengin, imkan sahibi, iki bahçesi olan bir zat vardır. Komşusuyla konuşurken kendi zenginliğini ortaya koyar. Benim iki köşküm, iki bahçem, bir sürü adamım var, elemanlarım var. Ben şöyleyim, ben böyleyim. Dünya benim der. Hatta haddini aşarak, daha da ileri giderek: Eğer ahiret varsa -öyle bir şey olacağına inanmıyorum ama- ahiret varsa, orada da benim imkanlarım olacak. Burada varsa orada da olur diye, böyle saf, yanlış bir çıkarım yapar ve daha sonra -biliyorsunuz, öğreneceksiniz- başına gelenler olur.. Fakat pişman olur, o iyi bir insan olur neticede, pişman olur.
Sonra Hz.Musa-Hızır kıssası farklı bir hayatın, farklı bir boyutun olduğunu; hayatın sadece 2 boyutlu, 3 boyutlu bu dünyadan ibaret olmadığını, farklı boyutların da olduğunu, olacağını, olabileceğini, kötü gördüğümüz hadiselerin arkasında, farklı hikmetlerinin, farklı sebeplerin olabileceğini anlatır; açık ve net bir şekilde.
Bunu da inşallah yeri geldiğinde değerlendireceğiz ve en son Hz. Zülkarneyn'den bahsedilir ki, o da ciddi bir güç-kuvvet, imkan-iktidar sahibi bir zattır. Ordusuyla, adamlarıyla dünyanın şarkına garbına seyahat edebilmektedir. Fakat bu gücüne rağmen zulmetmemekte, Hakkı hak olarak bilmekte, ihkâk-ı hak yapmakta, hakkı yerine koymakta ve örnek bir idareci profili çizmektedir. Onu da inşallah değerlendireceğiz.
Dediğim şeyi bir kere daha tekrar edeceğim: Kur'an kişilerden ziyade kişiliklerden bahseder. Şahıslardan değil şahsiyetlerden bahseder. Dolayısıyla biz her dönemde, her zamanda aynı şahısları, benzer kişileri görür ve bazen "Dejavu" etkisi, Dejavu durumu yaşayabiliriz. Ya, biz bunu sanki gördük gibi, benzer bir şey vardı. Sanki böyle bir şey canlandı kafamızda. Çünkü eğer okuduysak Kur'an'ı canlanır. A, evet burada anlatılan şey bu işte, aynısı, benzeri deriz, diyebiliriz. O yüzden Kur'an'a daha yakın, daha hemhal, daha fazla Kur'an'a vakit ayırmak gerekiyor ki, bu durumları yaşayalım; yaşadığımız zaman da sürprizle, şokla karşılaşmayalım.
Evet, Kur'an her zaman yaşanabilecek hale getirir olayları. Olaylar yaşanmıştır, bir tarih zemininde yaşanmıştır. Özellikle kıssalar özelinde bahsediyorum. Allahu Teala o tarihi ve zemini ortadan kaldırıp olayı tarih üstü ve zemin, zaman üstü hale getirir. Bize sadece o kısımlarından bahseder ve böylece görürüz ki, Kur'an'da bütün insanlığın her dönemde her zaman yaşayabileceği şeyler vardır ve bunları biz hisseder, anlarız anlayabiliriz.
Diyeceğimiz başka bir şey bu konuda: Kur'an'ı bu temel holistik, yukarıdan bakışla okuduğumuzda -yukarıdan derken Kur'an'ın üstünden değil, fakat bakışımızı daha genel hale getirip böyle okuduğumuzda- karşımıza canlı, hayatla beraber yürüyen bir Kur'an çıkacaktır ki, Asr-ı Saadette, hayatla beraber yürümüştür Kur'an-ı Kerim Bugün de bizim hayatımıza bizimle beraber yürüyen, bize rehberlik yapan, bize yol gösteren bir Kur'an olduğunu -Allah'ın izniyle- göreceğiz; yeter ki daha fazla ilgilenelim, daha fazla yaklaşalım.
Bu ölçüler daha fazla söylenebilir ve geri geldikçe eklenecektir ve şunu ben söyleyebilirim:
Eğer bizimle beraber bu Kehf sûresi yolculuğuna devam ederseniz, neticede Kehf sûresi üzerinden Kur'an-ı Kerim'e bir yaklaşım, Kur'an'ı anlama, Kur'an'ı Kur'an gibi, Kur'an'ca, Kur'anî düşünme melekesini geliştireceğiz İnşallah. Kur'an'ı nasıl anlarız, nasıl daha iyi hayatımıza taşırız? Hayata taşıma meselesi subjektif, kişilere kalıyor, ama anlamak konusunda inşallah belli bir nosyonumuz, belli bir mantalitemiz, belli bir yaklaşımınız olacak. Bu benimle alakalı değil Biraz, daha çok sizinle, konuya kendinizi vermenize, devamlı bir şekilde Kur'an ile irtibat kurmanıza bağlı olarak ulaşılacak bir şeydir.
Kur'an'la alakalı birkaç ölçü daha verip bu giriş kısmını bitirmek istiyorum. Birkaç derken bunlar çok temel esaslardır. Biliyorsunuz, Kur'an-ı Kerim geldiği asırdan sonra sahabe dahil, Efendimiz dahil tefsir edilmiştir.. binlerce tefsir yazılmıştır. Ciltlerce tefsir yazılmıştır ve halen de yazılmaya devam ediliyor. Kur'an tefsirine ihtiyaç var mıdır? Vardır. Çünkü insanın ihtiyacı vardır. İnsan Kur'an'ı anlamalıdır. Herkes anlamaz; anlayanlar, anlayabilenler O'na özel zaman ve zemin imkan ayıranlar Kur'an'ı anlarlar ve diğerlerine o konuda bilgi verip rehberlik yapabilirler.
Bu konuda -tekrar ediyorum- pek çok tefsir yazılmıştır, pek çok tefsir yazılmıştır. Bu tefsirlerin büyük ve önemlerinden bir tanesi İbni Kesir rahmetullahi aleyhe aittir. İbni Kesir bir tefsir yazmış; Kur'an tefsiri ve gerçekten güzel, detaylı ve dönemine kadarki bilgileri çok iyi resmeden, çok iyi nakleden bir tefsir; İbni Kesir Tefsiri. İbn Kesir tefsirinin Türkçesi de var, arayanlar merak edenler, bulabilirler, rahatlıkla bulabilir. Artık bilgiye rahat ulaşılan bir dönemdeyiz. Problem bilgiyi değerlendirmek, bilginin zayıfını sağlamından, kötüsünü iyisinden ayırmak problemiyle karşı karşıyayız şu anda. Bilgi çok ama bilgiyi değerlendirmedeki problemi yaşıyoruz. İbni Kesir merhum -bayağı bir zaman önce- İbni Kesir'in kendisine bir soru sorulur. Denir ki Kur'an-ı Kerim'i en iyi tefsir metodu nedir? En iyi tefsir metodu "ahsenut tarik - en iyi tefsir yolu nedir?" diye sorulur cevap verir en iyi tefsir metodu olmasının ötesinde, en doğru, en sahih en sağlam tefsir yapma, Kur'an'ı anlama yolu şu esaslardan geçer.
Birincisi: Kur'an önce Kur'an'la tefsir edilmelidir. Kur'an'ın ilk tefsiri, en önemli tefsir yine Kur'an'dır. Kur'an Kur'an'ı tefsir eder. Kaide olarak "el-Kur'anü yüfessiru ba'duhu ba'dan" derler. Kur'an'ın bir kısmı diğer kısmını tefsir eder. Burada dar anlamda özel işaretle geçilmiş bir konu, başka bir yerde detaylı bir şekilde, detaylar verilmiş olabilir veya burada genel anlatılan bir konu başka bir yerde bir konudaki istisnası ortaya konularak; burada genel anlatılmıştır, başka bir yerde istinası vardır, kayıtları vardır. Bütün bunları Tefsir Usulü ilmine havale ederek geçiyorum. Der ki İbni Kesir: Kur'an'ı önce Kur'an'la tefsir etmek gerekir. Önce Kur'an'ı, Kur'an'la tefsir etmek gerekir. Bir metni, bir sözü söyleyene, anlamadığınız zaman dersiniz ki: Ne demek istiyorsun? Ne diyorsun? O da söyler veya söylemez; söyler genelde. Kur'an ile alakalı aynı şeye geldiğimizde, Kur'an'ın sahibine "Ne demek istiyorsun? Burada maksadın nedir?" diye bir soru sorma imkanımız, doğrudan kendisine soru sorma imkanımız yok. Efendimiz zamanında olsaydı doğrudan sorulabilir. Bir cevap beklenebilirdi. Çünkü sema ile vahiyle irtibat devam ediyordu. Nitekim Mücadile sûresinde -biliyorsunuz süreci- onu görebilirsiniz. İhtiyaçlar, talep ve arz; ayet geliyor. Şu anda öyle bir durum yok. Ayet-i Kerime geliyor ve Allahu Teala buyuruyor ki: İman edenler ve bu imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya "ellezine amenu velem yelbisu imanehum bizulmin" İşte onlar emniyet ve güven içindedirler ve onlar dosdoğru yolda, yolunu bulmuş insanlardır. Evet, bu ayet geldiğinde insanlar, sahabi Resulullah'a geliyor ve diyorlar ki; Efendim bundan sonra işimiz zor. Neden? Hangi birimiz vardır ki, zulmetmemiş olsun! Zulme girmeyen, zulme uzak duranlar gerçekten çok az, çok zor diyorlar; hele hele şu bilgiyi de düşündüğümüzde: Eskiden zulüm birisini haksız yere öldürmekti veya malını çalmaktı. Ama siz geldiniz Ya Resulullah, bize insana kötü söz söylemenin zulüm olduğunu, insanın hakkını vermemenin zulüm olduğunu, onlara saygı duymamanın -çünkü zulüm bir şey yerine koymama, hakkını vermemek demektir, başka yerde değerlendirmek demektir- zulüm olduğunu söylediniz. Eşimize yaptığımızın zulüm olduğunu söylediniz, çocuklarımıza davranışımızın bazen zulüm olduğunu söylediniz. Din bunu getiriyor. İşte kuş yuvasını bozmanın kuşlara zulüm olduğunu söylediniz, karınca yuvasını dağıtmanın zulüm olduğunu söylediniz... O kadar çok zulüm var ki, haksızlık var ki biz bunlardan nasıl korunacağız ya Resulallah!? Hangi birimiz vardır ki zulümden tamamıyla uzak durabilsin? Ne yapalım biz, ne olacak halimiz? diye soruyorlar. Çünkü dini ciddiye alıyorlar. Din ciddi bir şeydir, onlar da ciddiye alıyor ve bir çözüm için Efendimiz'e geliyorlar. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuyor ki: Siz Kur'an okumuyor musunuz? Zulüm yine Kur'an'da açıklanıyor. Hz Lokman'ın evladına tavsiyesine hatırlayın. Lokman suresinde daha önceden gelmiş bir ayeti kerimede Hz Lokman diyor ki "Ya büneyye la tüşrik billah" Oğulcuğum, canım, kuzum, evladım ne olur, Allah'a şirk koşma, çok dikkatli ol. Şirkten uzak dur. Neden? Zira şirk çok büyük bir zulümdür; belki de en büyük zulüm şirktir. En büyük zulüm şirktir. Allah'ı olması gereken yerde değerlendirmeme, olması gereken yerde değil de farklı yerlerde düşünme. Veyahut da Allah'ı, Tevhid gerektirirken, tek başına olması gerekirken ilah olmanın, yanına başka ilahlar başka varlıklar koyma, Allah'ın yanına nefsini koyma, arzularını koyma.. Bütün bunlar büyük zulümdür. En büyük zulümlerden bir zulümdür bu. Evet Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem En'am sûresinin o ayetini "iman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar" ayetini "şirkle" yine Kur'an'dan tefsiriyle yol gösteriyor. Buradan hareketle yola çıkan müfessirler Kur'an'ı bu anlayışla tefsir etmeye çalışmışlar ve etmişler. Derler ki: Bütün Kur'an-ı Kerim'i tek bir harita gibi, tek bir nokta gibi göremeyenler Kur'an hakkında hüküm vermeye kalkmasınlar. Konuşabilirler ama "bu budur" deyip kestirip atamazlar, atmasınlar. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in bir kısmı diğer kısmını tefsir eder, açıklar. Bütünü görmeden parçacı yaklaşımlar, yanlışlar yorumlara, eksik bilgilere sebebiyet verecektir. Evet İbni Kesir merhum "Kur'an, Kur'an'ı tefsir eder, önce Kuran'ı tefsir ederken Kur'an'a bakacaksınız, ona bakmadan başka yere bakarsanız yanlış yaparsınız" Tamam Üstadım, Kur'an'a baktık Kur'an'da bulduk veya bulamadık. Bulamazsak ne yapacağız Kur'an'da? Her şeyi, her tarafta her şeyiyle açıklanmıyor veya ben göremedim. Ne yapacağız? Diyor ki İbni Kesir: Kur'an'dan sonra Kur'an'ın kendisine indirildiği, Kur'an'ı tebliğ etmekle, tebyin etmekle, açıklamakla görevli zata bakmak gerekiyor. Sıralamada ikinci sırada Allah Resulü geliyor. Allah Resulüne bakacaksınız. Dolayısıyla ikinci tefsir Kur'an-ı Kerim'in 2. tefsiri sünnettir, Efendimizdir. Sünnet deyince bazen dar düşünebiliriz. Sünnet deyince bütün kapsamlı şekliyle söylüyor onu kastediyoruz. O zaman ben daha net olsun diye sünnet deyip açarak söyleyeyim; ikinci tefsir, Allah Resulüdür. Allah Resulü; sözleri, değerlendirmeleri, tasdikleri, itirazları, redleri ve bütün hayatıyla Kur'an-ı Kerim'in tefsiridir. Allah Resulü'nün hayatı, Siret Kur'an-ı Kerim'in önemli bir tefsiridir. Kur'an gelmiş; hayatlara dokunmuş, Allah Resulün hayatına dokunmuş, O hayatta bir değişiklik yapmış, bu hayatı güzelleştirmiş. Biz bunu Siret'ten Siyer'den görüyoruz. Allah Resulü'nün hayatı ile beraber Kur'an'ı okursak; Kur'an daha iyi anlayacağız ve Kur'an Allah Resulü'nün hayatına etki yaptığı gibi, sahabenin hayatına da etki yapmış, hayatları değiştirmiş, dönüştürmüş. Onu gördüğümüz zaman Kur'an'ı daha iyi anlama imkanına sahip olacağız. Evet, İbni Kesir merhum 3 sırada sahabeyi görür. Çünkü sahabi Allah resulü tanıyan, gören, Kur'an'ın nüzulüne, indirilmesine şahitlik yapan bir nesildir. Kur'an onların sorularına cevap vermiştir, onların sorunlarına çözüm getirmiştir, onların değilse bile çevrede sorulan sorulara şahit olmuştur; soru soranı görmüş, sorarkenki durumunu, hissiyatını, jest ve mimiklerini görmüş, soruyu daha iyi anlamışlardır ve sorunları Kur'an'ın çözdüğünü görmüşlerdir ve mesela bir bir konuda anlamadıkları zaman bizzat Allah'ın Resulü'ne sorabilmişler, sormuşlardır. Böyle bir imkanları var onların. O yüzden sahabi tefsiri bizim için bağlayıcıdır. Eğer rivayet sağlamsa, kaynaklar sağlamsa, sahabi bir şey diyorsa bu konuda hele hele sahabenin ilmiyle maruf olanları bu konuda bizim için önemlidir. Abdullah ibni Abbas radıyallahu anhuma gibi Abdullah ibni Amr, Abdullah ibni Mesud gibi ki bunlar tefsirde bizim için kaynak şahıslar, kaynak kişilerdir.
Üçüncü sırada sahabi gelir. Sahabeyi biz aşamayız; aşarsak sıkıntı olur. Tabii ki burada işi ehline bırakmak gerekiyor, sahabeden gelen rivayetler sahih mi, sağlam mı doğru mu yanlış mı -rivayet açısından diyorum bilgi açısından demiyorum. Ondan sonra o değerlendirilir bilgi ve bilgi değerlendirilirken de eğer senet, rivayet sağlamsa Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetleriyle çatışmaması gerekiyor, Kur'an-ı Kerim'in temel esaslarıyla, Usulüddin ile çatışmaması gerekiyor rivayetlerin. Onlar -tekrar ediyorum- Usul kitaplarından görülecek değerlendirilecek şeylerdir. Sonra, kur'an-ı Kerim'in değerlendirilmesinde sonraki sıralarda gelen farklı şeyler vardır. Mesela, Tabiîn, sahabeyi gören, sahabeden ders alan onlarla beraber yol yürüyen insanlar da bizim için fikirleri açısından değerli şahsiyetlerdir. Onları da yok sayamayız.
Daha sonra gelecek bir ilginç kaynak var; o da: Geçmişin birikimi. Geçmişin birikimi derken bu tatlı bir söz gibi geliyor fakat Usulcülerin itiraz edeceği bir cümleyle söyleyeceğim; İsrailiyat. İsrailiyat bizim için bir değer ifade eder, bir değer ifade eder. Ne zaman? Kur'an'ın temel esaslarına ters olmadığı zaman, Kur'an'ın Temel esaslarına, Dinin usulüne ters olmadığı zaman İsrailiyat bizim için değer ifade eder bir. İkincisi -tabii ki söyleyeceğim şey Kur'an esaslarına ters olduğu için söylemeye gerek yok belki ama- söylemem gerekiyor. Eğer eski bilgilerden, eski kaynaklardan gelen bilgiler Tevrat'tan Tevrat Şerhlerinden ve farklı şeylerden gelen bilgiler; eğer insan onuruna uymayacak şekilde bir peygamberi vasfediyorsa, mesela bir peygamberi sahtekar gibi gösteriyorsa, yanlış bir şekilde liderliği ele aldığını -bakarsanız, görürsünüz eski kitaplarda Hz Yakup'la alakalı görürsünüz- o tür yerleri biz zaten baştan reddediyoruz. Çünkü normal, düz bir insan, ben kendime yakıştıramadığım bir şeyi siz bir peygambere nasıl yakıştırabilirsiniz? Herhangi sıradan bir insanın yapmasını uygun görmediğiniz bir şeyi peygamber yapmaz, yapamaz. Onlar örnek insanlar. Peygamberin ısmeti var. Bu tür bilgiler dışında ama günlük hayatla alakalı bazı olayların detayları, oradan istifa edebilir Ama kayıtlar lazım bu kayıtların en başında gelen bir tanesi Efendimiz bir hadislerinde buyuruyorlar ki: Ehl-i Kitaptan size gelen bilgileri; ne olduğu gibi tasdik edin tamam böyle ise böyledir deyin ne de olduğu gibi tekzib edin. Ölçün, biçin; bilgiler gelsin. Önünüze bir set çekmeyin, gelsin bilgiler. Geldikten sonra değerlendirin. Tekrar ediyorum, iki temel ölçüyü.
Bir Kur'an ve sünnetin temel esaslarına uygun mu ters mi ters olmaması gerekiyor. Bizzat orada olması gerekmez.
İkincisi insani değerlerle problemli mi? İnsani değerlerle, insanı insan yapan, insana şeref katan şeylere ters mi? peygamberlerle alakalı özellikle. Bu tür bilgileri test ettikten sonra, ehli kitaptan, Tevrat'tan, farklı yerlerden, tarihten bilgilerden Kur'an-ı Kerim'i tefsir ederken yararlanabilirsiniz.
Bakınız bunu söylerken bir şeyi özellikle vurgulamam gerekiyor: Kur'an-ı Kerim kıssalar anlatıyor yani yarıdan fazlası, üçte ikisi kadarı Kur’an-ı Kerim'in kıssa. Geçmiş nesiller, geçmiş milletler, geçmiş peygamberler, ibret bizim için. O zaman, o ibreti nasıl değerlendireceğiz? Kur'an-ı Kerim ibret derslerini anlatırken olayların tamamını anlatmıyor.
Bakınız, Hz Yusuf'u anlatan baştan sona bir kıssa var, Hazreti Yusuf'u anlatıyor. Hz. Yusuf'un hayatıyla anlatılmayan o kadar şey var ki! Mesela 8 sene, 10 sene hapiste kalmış. Bu süre bir kaç ayette geçiyor sadece. Orada ne oldu, neler yaşadı, bunları bilmiyoruz. Onun dışında Mısır'da kaldığı süre, kuyuda kaldığı süre, çocukluğundan büyüme, belli yaşa gelinceye kadarki süre orada hızlı hızlı geçiyor. Biz buraları merak ediyorsak veya bazı şeyleri daha iyi anlamak için bu konuda ya -Ne yapacağız?- zihnen oraları kafamızda dolduracağız, hayalen dolduracağız; şöyle olmuş olabilir, böyle olmuş olabilir veyahut da Tevrat'tan veyahut da Tevrat Şerhlerinden, geçmiş birikimden istifa edeceğiz. Onların doğru olma ihtimali var -hani mutlaka hepsi yanlış, hepsi doğru değil diyecektik- doğru olma ihtimali var; temel esaslara uygunsa onları alabiliriz. Kafamızdan, hayalimizden bir şey uydurmak yerine, kendimiz canlandırmak yerine eski kitaplardan Tevrat'tan, İsrailiyat'tan alabiliriz ki, bu konuda Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem "sıkıntı yok, la harec" buyuruyor. Efendimiz Aleyhisselam kendisine yalan nispet edilmemesi gerektiğini ifade ettiği bir hadiste ehli kitaptan da nakilde bulunabilirsiniz bunda sıkıntı yok, "ve haddisû an Beni İsrail vela harec" buyuruyor. Evet İsrailoğulları'nın kitaplarından da bilgilerinden de yararlanabiliriz bunda da sıkıntı yok.
Dikkat edeceğimiz başka bir şey: Kur'an okurken ortaya koyduğumuz fikirler, anlattığımız şeyler, söylediğimiz şeyler temel esaslarla, usulü dinle ters olmaması gerekiyor. Dinin esas olarak ortaya koyduğu şeyler, Adalet, Haşir.. temel şeyler, Kur'an'ın temel esasları ile ters olmamak gerekiyor.
Bir önemli şey de, yapacağımız yorumlarda Arap dilinin kaldırabileceği yorum yapmamız gerekiyor. Mesela, dil canlı bir şeydir; canlı, gelişir. O dönemdeki dille bugünkü Arap dili arasında bir takım zenginleşme, fakirleşme, anlam değişmesi, anlam kaymaları olmuştur. Bazen yeni çıkan bir şeye, eskiden kullanılan bir kelime isim verilebiliyor ve siz o yeni çıkan bir şeyi o kelimeyi gördüğünüz zaman, aa işte burada bu kelime var, Kur'an'da da bu kelime var; o zaman Kur'an-ı Kerim bu çıkan icattan, yeni çıkan şeyden bahsediyor derseniz; komik duruma düşmüş olursunuz. Bu doğru bir şey değil, yani Kur'an-ı Kerim'in tefsirini yaparken Kur'an dilinin, Arapça'nın kaldıracağı bir dille kaldıracağı bir şekilde tefsir yapmak, yorum yapmak gerekiyor. Bu olmazsa olmaz esaslardan birisi de bu. Yani Arapça'ya uygun, dilin kaldırabileceği yorumu yapmazsak Kur'an-ı Kerim'e saygısızlık, haksızlık yapmış oluruz. Bunu dedikten sonra, başta söylemiştim, bir kere daha vurgulamam gerekiyor: Kur'an-ı Kerim bugün gelişen bilimsel verilerle zıt olamaz; ama tabii ki bilim devamlı değişiyor, teori ortaya koyuyor, kanun haline gelinceye kadar o zaten -kanun haline geldikten sonra da bilim- sabit değil. fakat Kur'an okurken biz onu göreceğiz.
Ve bu giriş bölümünün sonuna doğru gelirken dikkat çekmem gereken bir şey daha var:
Kur'an okurken biz Kur'an'a karşı iki cümle, iki soru sorabiliriz:
"Ne dedi?" Bu ayette Allah ne dedi? Ne dedi sorusunun cevabı mealdir veyahut da tercümedir. Ne dedi? Alırsınız o dilin imkanlarını bu dilde hedef dilde mümkün olduğu kadar orada olan şeyleri nakletmeye çalışırsınız. Zaten hiçbir dilden diğer bir dile birebir, olduğu gibi aynı şekilde tercüme etmek, çevirmek mümkün değil. Hele hele edebi bir eseri, bu hiç mümkün değil.
O zaman yapılması gereken şey şudur: Bu dilde, bu konuda ne anlatıyor, hangi fikri veriyor, ortaya çıkan mana ne..? Bunu hedef dilde mümkün olan en yakın mana ile ifade etmek. Zaten meal de o demek; en yakın manaya yakalamak demek.
Çünkü şunu unutmayacağız: Dillerden somut şeyleri anlatırken nispeten tercüme muvaffak olabilir, somut şeyler: Ağaç kestim, şunu yaptım, bunu yaptım gibi şeyler somut; ama fikirler idealler duygular anlatılırken bunun tercümesi çok zordur. Çünkü kelimelerin arkasında bir kültür vardır, birikim vardır. O birikimi diğer dilde bulamazsınız, nakledemezsiniz. Bunu derken, şunu diyorum:
Kur'an ne dedi bize? Bunun için meallere bakıyoruz. Meal diyor ki Kur'an bize diyor ki şöyle dedi yani meal, birebir tercüme mümkün olduğu kadar. Ne dedi; meal, Bir de ne demek istedi veya da ne anlattı sorusu var Kur'an'a soracağımız.
Kur'an bize bu ayette ne anlattı? Ne dedi, ayetin meali, ne anlattı ayetin tefsiri. Ne anlattığını, biz kendi imkanlarımızla, kendi dilimizde, kendi bilgi birikimimizle ne anlattığını anlatırız. bu Ne dedi Kur'an'da iki cümle varsa ne dedi iki üç cümle ile diğer dile geçer, belki 4-5 cümle dillerinin durumuna göre olabilir ama ne anlattı sayfalar sürebilir. Çünkü çok derin manalar, çok farklı yönleri vardır. Çünkü ne anlattığını anlatırken, ne anlattıyı anlatırken o cümlenin arka plan bilgisini verirsiniz, tarihi sürecini bazen anlatırsınız. Çünkü o kültürde olan şey diğer kültürde yoktur. O cümlenin arkasında bir hayat vardır. Çünkü Kur'an-ı Kerim bir olayı anlatır, olayı bilmezseniz siz o ayetin bir cümle ile bir kelimeyi ifade ettiği şeyi bilmezseniz şayet anlayamazsınız.
Mesela Kur'an-ı Kerim Medine'de bir ay süren "ifk" olayını Hz Ayşe validemize atılan iftirayı tek bir kelime "ifk" ile ifade etmiştir; bu yalandır, iftiradır diye. Şimdi bu ayet-i kerimeyi anlar mısınız? İfk kelimesini bilirsiniz ama o ayeti tam anlamanız için ne gerekir? O yaşanan bir aylık süreci bilmeniz lazım ki ayeti tam anlayabilesiniz, hissedebilesiniz.
Yani arka plan bilgisi önemli ve bu arka planı diğer dile aktarmazsanız zaten birebir tercümeden o olay ortaya çıkmaz, anlaşılmaz; yani dil tefsirde, anlamda, anlatımda, "ne anlattın?" ifadesinde; kültürü, arka planı, detaylı bilgileri diğer dile aktarma vardır.
Biz ne önce ne dedi konusunda bu derslerimizde netleşmeye çalışacağız. Kur'an bu ayette ne dedi? Önce ne dediyi netleştirip mümkün olduğu kadar. imkanlar içerisinde ortaya koyduktan sonra ne demek istiyor, ne anlatıyor? konusunda İnşallah değerlendirmeler yapacağız...
ve Ben sadece şimdiye kadar söylediğim şeyleri kısa kısa cümlelerle tekrar etmek istiyorum: Birincisi Kuran Allah'ın kelamı, Allah'ın kelamı olarak okuyacağız, Allah'ın ilmine bir sınır olmadığını bilerek okuyacağız.
İkincisi, Kuran'ı kendi bütünlüğü içerisinde okuyacağız, bir bütün halinde okuyacağız; parçacı yaklaşımla Kuran'a bakmayacağız.
Sonra okurken Kur'an dilinin kaldıramayacağı manaları Kur'an'da bulmayacağız; yani Kur'an'da işte uzaya seyahati falan doğrudan, mesela Uzay araçlarını falan görmeyeceğiz. Uzaya seyahatle alakalı işaretler olabilir fakat uzay araçları, işte teleskoplar şunlar bunları görmeyeceğiz Kur'an'da. Biz görürsek Kur'an'da teleskopları, Araplar nasıl görecekti bundan hani geçin 1400 sene öncesini 200 sene önce nasıl göreceklerdi? Böyle bir teklif-i ma la yutak, insan aklını kaldıramayacağı bir şey olmaz. Semaya bakılır fakat semada farklı bakışlar olur. Onlar da bakarlar, biz de bakarız. Bizden sonraki nesil çok daha farklı bakacak. Mesela bugünkü Webb teleskobunu biliyorsunuz. Bu teleskobun gönderdiği şeyler, gösterdiği şeyler semaya çok daha farklı bir bakış geliştiriyor. Allahu Teala 1400 sene önce söylemiş "Semaya bakmazlar mı?" Evet bakılıyor Sema'ya 1400 senedir, 3000-5000 senedir, insanlık ilk var olduğu günden biri semaya bakıyor; bakma değişiyor, gelişiyor. Gözün görme kabiliyeti, dürbünler, teleskoplar artıyor bakış şekli. Bundan sonra çok daha farklı bakışlar olacak. Bu bakışla Kur'an'ı okumak gerekiyor.
Sonra yaptığımız yorumların Kur'an'ın temelinden çıkmış temel esaslare temel prensiplere usulüddine aykırı olmayacağını dikkate alacağız.
Kur'an'ın bize hitap ettiğini unutmayacağız Kur'an doğrudan bana hitap ediyor ve bu dersleri yaparken bazı anahtar kelimeler üzerine biraz daha fazla duracağız; anahtar kelime. Çünkü o ayette konu o anahtar kelime etrafında dönüyor. O kelime tam kıvranırsa ayet daha iyi anlaşılacaktır.
Anahtar kelimeleri, anahtar kavramları Kuranı okurken, bu derslerimizi yaparken Kehf sûresi dersini yaparken, üzerine biraz daha fazla duracağız.
Sonra Kur'an okurken Siyerle beraber okuyacağız, sünnetle beraber okuyacağız ve 1400 küsür yıllık İslam kültüründe Tefsir Usulü adına ortaya konulan esasları yok saymayacağız. Kur'an bugün gelmiş bir kitap değildir. Bugün de var ama geçmişi var. 1400 sene küsürlük tarihi var, o tarihi yok sayarak Kur'an okumak doğru olmaz. Kur'an'ın tarihini okuyacağız, ona bakacağız, onu ifade edeceğiz yani. Kur'an yeni geldi, biz yeni anlıyoruz, bizden başka hiç kimse anlamadı... Böyle bir şey olamaz zaten. Bizden başka kimsenin anlamadığı bir kitabın bize de çok faydası olacağını zannetmiyorum. Herkes anlamıştır kendi seviyesinde ona göre devam ediyordur.
Kehf suresi ile alakalı bugünkü anlattığım, konuştuğum şeylerle alakalı veyahut Kur'an-ı Kerim ile alakalı bize -soru sormak isterseniz şayet- Kuranbizenediyor@gmail.com e-mail adresinden ulaşabilirsiniz ki, bu bilgileri aşağıda açıklamalarda göreceksiniz
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder