Mustafa İslamoğlu Meali
Fatiha Suresi →
1. sure
Mekke döneminde inmiştir. Yedi âyettir. Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olduğu için
“başlangıç” anlamına “Fâtiha” adını almıştır. Sûrenin ayrıca, “Ümmü’l-Kitab”
(Kitab’ın özü) “es-Seb’ul-Mesânî” (Tekrarlanan yedi âyet) ,
“el-Esâs”,“el-Vâfiye”, “el-Kâfiye”, “el-Kenz”, “eş-Şifâ”, “eş-Şükr” ve
“es-Salât” gibi başka adları da vardır. Kur’an’ın içerdiği esaslar öz olarak
Fâtiha’da vardır. Zira övgü ve yüceltilmeye lâyık bir tek Allah’ın varlığı, onun
hâkimiyeti, tek mabut oluşu, kulluğun ancak O’na yapılıp O’ndan yardım
isteneceği, bu sûrede özlü bir şekilde ifade edilir. Fâtiha sûresi, aynı zamanda
baştan başa eşsiz güzellikte bir dua, bir yakarıştır.
1. Rahman rahim Allah`ın adıyla
2. Hamd, bütün alemlerin Rabbi Allah`a mahsustur.
3. O özünde rahmet sahibi, işinde rahmet sahibidir.
4. O, Hesap Günü`nün hakimidir.
5. (Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz.
6. Bizi yönelt Dosdoğru Yol`a;
7. Nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil!
← Bakara Suresi →
2. sure
Medine döneminde inmiştir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun sûresi olup 286 âyettir.
Adını, 67-73. âyetlerde yer alan “bakara (sığır)” kelimesinden alır. Sûre, İslâm
hukukunun ana konularıyla ilgili pek çok hüküm içermektedir.
1. Elif-Lam-Mim!
2. İşte kendisi hakkında hiçbir kuşkuya yer olmayan bu ilahi kelam, takva
sahipleri için bir hidayet rehberidir;
3. O hidayete erenler ki, idraki aşan hakikatlere bütünüyle iman ederler, namazı
istikamet üzre kılarlar, kendilerine sürekli lutfettiğimiz şeylerden (ihtiyaç
sahiplerine) harcarlar;
4. Ve onlar sana indirilene de; ahiretin varlığına dair ilahi habere mutmain bir
kalple inanmıştırlar.
5. İşte onlar, Rablerinden gelen kusursuz bir rehberliğe tabidirler; ve işte
onlar, evet onlardır sonsuz mutluluğa erenler.
285. Rasul Rabbinden kendine indirilene önce kendisi iman etti, sonra da
mü`minler. Hepsi Allah`a, meleklerine, mesajlarına ve elçilerine inandılar:
"O`nun elçilerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız. İşittik ve itaat ettik;
bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz: zira varış sanadır!" dediler.
286. Allah hiç kimseye taşıyacağından fazlasını yüklemez. Herkesin kazandığı
iyilik kendi lehine, işlediği kötülük de kendi aleyhinedir. Rabbimiz! Unutur ya
da yanılırsak, bundan dolayı bizi sorguya çekme! Rabbimiz! Bizden öncekilere
yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yükü
bize taşıtma! Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim
Mevla`mızsın; Kafirler güruhuna karşı Sen bize yardım et!
← Yasin Suresi →
36. sure
Mekke döneminde inmiştir. 83 âyettir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan “Yâ-Sîn”
harflerinden almıştır. Sûrede başlıca insanın ahlâkî sorumlulukları, vahiy,
Hz.Peygamber’i yalanlayan Kureyş kabilesi, Antakya halkına gönderilen
peygamberler, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, öldükten sonra
dirilme, hesap ve ceza konu edilmektedir.
1. Ey insan!
2. Hikmetle (muhatabını inşa eden) bu Kur`an`a andolsun
3. ki sen elbette gönderilen elçilerden birisin.
4. Dosdoğru bir yol üzeresin.
5. (Çünkü bu vahiy) her işinde mükemmel olanın, en merhametli olanın katından
indirilmiştir:
6. bu sayede ataları uyarılmamış, dolayısıyla haktan gafil kalmış bir topluluğu
uyarabilesin.
7. Doğrusu, onlardan bir çoğu hakkındaki söz tahakkuk etmiştir: artık asla iman
etmeyecekler.
8. Zira (sanki) Biz onların boyunlarına, çenelerine kadar uzanan demir halkalar
geçirmişizdir de, başlarını bir türlü eğememektedirler.
9. Yine (adeta) önlerinden ve arkalarından birer set çekmiş ve gözlerini
perdelemişizdir de, artık görememektedirler.
10. Şu halde sen onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için fark etmez: iman
etmezler.
11. Ne ki sen, sadece ilahi uyarıya tabi olan ve idraki aşan bir hakikat
olmasına rağmen O rahmet kaynağına derin bir ürpertiyle saygı duyan kimseyi
uyarabilirsin: o halde bu gibileri sınırsız bir mağfiret ve tarifsiz güzellikte
bir ödülle müjdele!
12. Elbette Biz, evet ölüyü Biz dirilteceğiz; ve onların önden yolladıklarını da
arkada bıraktıkları eserleri de Biz yazacağız: böylece her şeyi kaydeden
tarifsiz ve çok gelişmiş bir ana (bellek)te kayıt altına almış oluruz.
13. Onlara, kendilerine elçiler gönderdiğimiz şehir halkının hikayesini anlat.
14. Bir zamanlar onlara iki elçi göndermiştik; ama ikisini de yalanladılar.
Bunun üzerine (onları) bir üçüncüyle destekledik; ve onlar dediler ki: "Biz size
gönderilmiş elçileriz."
15. (Şehir halkı) dediler ki: "Siz sadece bizim gibi beşer türüne mensupsunuz. O
rahmet kaynağı da hiçbir şey indirmemiştir: siz sadece yalan söylüyorsunuz!"
16. (Elçiler) dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz size gönderilmiş elçileriz.
17. Ve biz size açıkça tebliğ etmekten başka bir şeyle mükellef değiliz."
18. (Şehir halkı) dediler ki: "Şüphesiz bize uğursuzluk getirdiniz. Eğer buna
bir son vermezseniz, sizi öldüresiye taşa tutar ve sizi keyfimizce şiddetli bir
biçimde cezalandırırız."
19. (Elçiler dediler ki: "Uğurunuz/uğursuzluğunuz size bağlıdır. Ne yani, size
öğüt verildi diye mi (böyle oldu)? Hayır, asıl siz haddi aşmış bir toplumsunuz."
20. Derken şehrin en uzağından bir adam koşarak gelip "Ey kavmim" dedi,
"Elçilere uyun!
21. Uyun sizden hiçbir karşılık beklemeyen bu kimselere; zira bunlar doğru
yoldadırlar!
22. Hem ben, beni yaratana, dahası hepinizin huzuruna varacağı O Zata neden
kullak etmeyecek mişim?
23. Onu bırakıp da başka ilahlar edineyim, öyle mi? Eğer rahman bir zarar
vermeyi dileyecek olsa (-ki dilemediği açık-), ne onlar bana zerre kadar şefaat
edebilir, ne de beni kurtarabilirler.
24. Elbet o zaman ben, apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum.
25. İşte artık ben sizin de Rabbiniz olana iman etmiş bulunuyorum: artık beni
dinleyin!"
26. (En sonunda) ona "Sen cennetliksin!" denildi. Dedi ki: "Ah, keşke kavmim bir
bilseydi.
27. Rabbimin beni bağışladığını ve beni ilahi ikrama mazhar olan kimseler
arasına kattığını!.."
28. Ve onun ardından kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten Biz daha
önce de asla indirmiş değiliz:
29. eğer bu gerekseydi, tek bir çığlık yeterli olurdu; o zaman da onlar sönmüş
köz gibi kararıp küle dönerlerdi.
30. Vay gele şu kullarına başına! Ne zaman kendilerine bir elçi gelmişse onu
alaya aldılar!
31. Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmezler mi? Ki onlar
kendilerine dönüp gelemeyecekler;
32. ama elbet hepsi Bizim huzurumuzda toplanacaklar.
33. Ölü toprakta dahi onlar için bir ders vardır: Onu Biz dirilttik,
beslenmeleri için ondan tohumları Biz çıkardık.
34. Orada hurmalıkları ve üzüm bağlarını Biz var ettik; yine orada su gözelerini
Biz çağlattık;
35. ki onunla yetişenlerin ve elleriyle ektiklerinin ürünlerinden yiyebilsinler.
Hala şükretmeyeceksiniz, öyle mi?
36. Şanı ne yücedir O`nun ki, yeryüzünün tüm bitkilerini, insanların bizzat
kendilerini ve hakkında henüz hiçbir bilgiye sahip olmadıkları şeyleri çifter
çifter O yarattı.
37. Gecede de onlar için bir ders vardır: Biz ondan gündüzün ışığını çekip
alırız da, onlar aniden karanlıkta kalakalır.
38. Güneşte de (bir ders vardır): o kendisi için tayin edilen mekan ve zamana
bağlı olarak hareket eder durur; işte bu, en yüce olanın, her şeyi bilenin
takdiridir.
39. Aya da sonunda kuru ve eğri bir hurma dalı haline gelinceye kadar farklı
evreler takdir ettik:
40. ne güneş aya kavuşup çarpabilir ne de gece gündüzü örtebilir: zira hepsi bir
yörüngede hareket edip dururlar.
41. Bizim onların nesillerini dolu gemilerde taşımamızda da onlar için bir ders
vardır;
42. ve onları, benzer nitelikte taşıma araçları (yapacak kabileyette)
yaratmamızda da...
43. Dilersek onları suda boğabiliriz; bu takdirde imdatlarına kimse yetişemez ve
onlar kurtarılamazlar da;
44. sadece katımızdan bir rahmet ve geçici bir mühlet tanımamız sayesinde
yaşayabilirler.
45. Kendilerine "Sizi bekleyen (ahiret) ve geride bıraktığınız (hayattan) dolayı
sorumluluktan titreyin ki, ilahi merhamete mazhar olabilesiniz" denildiğinde
(yüz çevirdiler):
46. zira onlara Rablerinden ne zaman bir mesaj ulaşmışsa, her seferinde ondan
yüz çevirmişlerdir.
47. Kendilerine "Allah`ın size verdiği servetten (Allah yoluna) cömertçe sarf
edin" denildiğinde, inkarda ısrar edenler imanda sebat gösterenlere "Ne yani,
Allah`ın isterse pekala doyuracağı kimseyi biz mi doyuralım? Şimdi siz açık bir
şaşkınlık içinde değil de nesiniz!" derler.
48. Bir de derler ki: "Eğer sözünüze sadıksanız söyleyin bakalım şu vaat
ettiğiniz (Son Saat) ne zaman gerçekleşecek?"
49. Onlar (bunu) tartışırken, kendilerini enselenecekleri bir tek bela
çığlığından başka bir şey beklemeyecek:
50. her şey o kadar ani olacak ki; ne vasiyet edebilecekler, ne de yakınlarına
dönebilecekler.
51. Derken sura üflenmiştir, ve işte o zaman hemen mevzilerinden çıkıp Rablerine
koşacaklar.
52. "Eyvah! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?" diyecek (ve cevabı kendileri
verecek)ler: "Rahman`ın vaad ettiği bu olsa gerek; demek ki gönderilen elçiler
doğru söylemişler!"
53. Sadece bir tek bela çığlığı: olan bitenin hepsi bu! Ve hemen ardından herkes
huzurumuzda boy gösterecek.
54. Artık bugün hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacak ve sadece
yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.
55. Elbet cennet ehli o gün, keyif veren bir meşguliyet içinde olacak;
56. onlar ve eşleri (bu huzurun) gölgesi altında mükemmel yataklar üzerinde
uzanacaklar;
57. orada her tür refaha sahip olacaklar ve arzuladıkları her şey onlara
sunulacak.
58. rahmeti sonsuz Rabbinin sözüyle gelen tarifsiz bir mutluluktur bu.
59. Ama (suçlulara denilir ki): "Siz ey mücrimler, bugün şöyle ayrı durun!"
60. İmdi, Ben size buyurmadım mı ey Ademoğulları: "Şeytana kulluk etmeyin, çünkü
o sizin apaçık düşmanınızdır!
61. Ve yalnız Bana kulluk edin, dosdoğru yol budur!
62. Doğrusu (o Şeytan) sizden bir çok nesli yoldan çıkarmıştır; o zaman aklınız
başınızda değil miydi?
63. İşte, size vaad edilen cehennem budur.
64. Israrla inkar etmenizin bir sonucu olarak bugün oraya destek verin!"
65. O gün ağızlarına mühür vururuz; ve Bize onların elleri konuşur, ayakları
yaptıklarına şahitlik eder.
66. Eğer (Ademoğlu`nu iradesiz yaratmak) isteseydik, onların görüp kavrama
yeteneklerini iyice köreltirdik de (hayvanlar gibi) yoldan (çıkmak için)
yarışırlardı. O takdirde (doğruyu) nereden, nasıl görebileceklerdi?
67. Eğer (böyle olmalarını) dileseydik, mutlaka onları kendi konumlarına göre
başka bir hale dönüştürürdük. O takdirde ne savuşturabilirler ne de geri
dönebilirlerdi.
68. Ve kimin ömrünü uzatırsak, onun doğuştan gelen yeteneklerinde eksiltme
yaparız: hala akıllarını kullanmayacaklar mı?
69. Biz ona şiir öğretmedik; bu onun için gerekli de değil: o (vahiy) sadece bir
uyarı ve öğüttür; dahası açık ve açıklayıcı bir hitaptır;
70. ki bu sayede, (kalben) diri olanları uyarsın ve bunu ısrarla inkar edenlere
karşı verilmiş söz gerçekleşsin.
71. Şimdi onlar, kendileri çin kudretimizin bir nişanesi olarak evcil hayvanlar
yarattığımızı ve bu sayede onlara sahip olabildiklerini de mi görmezler?
72. Dahası onları emirlerine amade kıldık ki, bir kısmına binsinler, bir kısmını
da yesinler;
73. ve onlardan başkaca da yararlansınlar ve içecek (süt) sağsınlar. Hala
şükretmeyecekler mi?
74. Ne ki onlar (şükür yerine), kendilerine yardım ederler ümidiyle Allah`tan
başka ilahlar edindiler.
75. Bunların onlara yardıma asla güçleri yetmez; aksine kendileri bunlar için
hazır kıta askerdirler.
76. Artık onların sözleri seni üzmesin: unutma ki Biz onların gizlediklerini de
biliriz, açıkladıklarını da.
77. İnsan görmez mi ki, Biz kendisini bir damlacık hayat suyundan yarattık (ve
akıl fikir bahşettik), fakat o apaçık bir hasım olup çıktı.
78. Bir yandan Bizim için benzerler düzüp koşarken, öte yandan kendisinin (bir
damlacık sudan) yaratılışını unutarak şöyle der: "Çürüyüp toza toprağa karışmış
kemiklere kim hayat verecek?"
79. De ki: "Onları ilk defa kim yoktan var ettiyse O hayat verecek. Zira O, her
tür yaratığın ve yaratmanın akıl sır ermez bilgisine bütünüyle vakıftır.
80. O`dur yeşil ağaçta sizin için ateş var eden; bu sayede sizler onlar yakacak
elde edersiniz.
81. Değil mi ama; gökleri ve yeri yaratan Allah`ın kudreti, onlar gibisini
(yeniden) yaratmaya yetmez mi? Elbette yeter! Zira O, her şeyi bilen mükemmel
bir Yaratıcıdır.
82. O, eşsiz yaratışıyla bir şeyin olmasını dilediği zaman, sadece ona "Ol!"
demesi yeter: o da hemen oluş sürecine girer.
83. Her şeyin tasarrufunu (kudret) elinde bulunduran (Allah), her tür
kişileştirmeden uzak ve yücedir: nihayet hepiniz O`na döndürüleceksiniz.
← Rahman Suresi →
55. sure
Mekke döneminde inmiştir. 78 âyettir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan ve
Allah’ın sıfatlarından biri olan “er-Rahmân” kelimesinden almıştır. Sûrede
başlıca, Allah’ın nimetleri, birliğini ve kudretini gösteren kâinat delilleri ve
günahkârların kıyamette karşılaşacakları korku ve şiddet konu edilmektedir.
1. Rahman?.. (Rahman`ı mı merak ediyorsunuz? O zaman dinleyin ki, O...)
2. Kur`an`ı O öğretti,
3. insanı O yarattı,
4. insana kendini ifade etmeyi o öğretti.
5. Güneşi ve ayı mükemmel bir hesapla yörüngelerinde hareket ettiren de (O).
6. Gövdesiz ve gövdeli bitkiler O`nun emrine boyun eğerler.
7. Yine göğü özenle O yükseltti, bir denge ve ölçü koydu:
8. ki siz (ey insanlar), dengeyi bozup ölçüyü kaçırmayın!
9. Yine istikametle ölçüp biçin, ölçme değerlendirme yaparken haksızlık etmeyin!
10. Yine O, yeryüzünü orada yaşayan tüm canlıların (ayağı altında) özenle serdi;
11. orada envai çeşit meyveler, salkım saçak hurma ağaçları
12. ve filizlenen danelerle hoş kokulu çiçekler verdi:
13. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
14. O insanı ateşte pişirilmiş gibi kuru, ses veren balçıktan yarattı,
15. görünmeyen varlıkları da tarifsiz ateş türü bir karışımdan halk etti:
16. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
17. O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbi:
18. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
19. O, iki denizi salarak birbirine kavuşturur;
20. (ama) aralarında aşamayacakları tarifsiz bir engel var (eder):
21. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
22. O ikisinden inci ve mercan çıkar.
23. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
24. Yüce dağlar gibi denizde hızla akıp giden koca gemiler O`nun (yasalarına)
tabidir:
25. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
26. Oradaki her varlık fanidir;
27. baki kalacak olan azamet ve ihtişam sahibi Rabbinin zatıdır.
28. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
29. Göklerde ve yerde bulunan her varlık O`na muhtaçtır; her an O, hayata ve
varlığa dair her işe müdahildir.
30. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
31. Ey ağır bir yükün altına giren çift: Size ayıracak zamanımız da olacak!
32. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
33. Siz ey görünmez ve görünür varlık (çifti)! Eğer göklerin ve yerin
sınırlarını geçebiliyorsanız, durmayın haydi geçin! Bunu, (O`nun bahşettiği) çok
özel bir güç sayesinde yapabilirsiniz ancak:
34. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
35. Sizin üzerinize dumanıyla boğup aleviyle yakan tarifsiz bir ateş topu
gönderilir ve hiçbir yardım da alamazsınız:
36. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
37. Ve gök yarılınca, göz alıcı kırmızılıkta açılmış bir gül gibi olduğu
(görülecek):
38. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
39. O gün, görünen görünmeyen iradeli varlıklardan hiçbirine günahları hakkında
sorulmaya (gerek) kalmayacak:
40. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
41. (Zira) günahkarlar alametlerinden tanınacak; yaka paça yakalanıp ateşe
atılacak:
42. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
43. İşte bu günahkarların yalanlamış oldukları cehennemdir.
44. Onlar cehennem ile anında dağlayan bir (umutsuzluk) ateşi arasında mekik
dokuyacak:
45. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
46. Rabbinin mutlak otoritesinden korkup sakınanlara çifte cennetler sunulacak:
47. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
48. İkisinin de türlü türlü ağaçları vardır.
49. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
50. O çifte cennetlerden iki çağlayan akacak:
51. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
52. O iki cennette her üründen çifter çifter çıkacak:
53. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
54. Onlar çizgisi ve atkısı (dahil) ipekten mamul atlas halılara uzanacak; o
çifte cennetlerin (muhteşem) ürünleri (kendilerine) çok yakın olacak:
55. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
56. Bu (cennetlerde), daha önce ne insanların ne de cinlerin asla ellerinin
değmediği gözü dışarıda olmayan eşler olacak:
57. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
58. Sanki o eşler inci ve yakut gibi (birbirine yakışan) güzellikleriyle (göz
kamaştıracak):
59. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
60. İyi olmanın karşılığı iyi (bulmak) değil de nedir:
61. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
62. O cennet çiftinin berisinde, daha başka çifte cennetler:
63. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
64. Uzayıp giden (göz alıcı) çifte yeşillikler:
65. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
66. Bu cennet çiftinde (billurdan) sular fışkırtan iki fıskiye olacak:
67. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
68. Bu çifte cennette (lezzetin kemalini temsil eden) meyveler, hurma ve
çekirdeksiz nar bulunacak:
69. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
70. Orada (her şeyin) en mükemmeli, en güzeli olacak:
71. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
72. Çardaklar içinde, gözü gönlü dışarıda olmayan pırıl pırıl eşler:
73. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
74. Daha önce görünür görünmez hiçbir varlığın dokunmadığı eşler:
75. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
76. Onlar tarifsiz yemyeşil örtüler ve efsanevi güzellikte sergiler üzerinde
uzanacak:
77. o halde Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?
78. Azamet ve sonsuz ikram sahibi Rabbinin şanı pek yücedir!
← Haşr Suresi →
59. sure
Medine döneminde inmiştir. 24 âyettir. Sûre, adını ikinci ayette geçen “el-Haşr”
kelimesinden almıştır. Haşr, toplamak demektir. Sûrede başlıca, Medine’de
yaşamakta olan ve Hz.Peygamberle yaptıkları antlaşmaya ihanet ederek İslâm
toplumunu ortadan kaldırmak üzere Mekkeli müşriklerle ittifak yapan
Nadîroğulları’nın Medine’den topluca sürülmesi hadisesi ile Yahudilerle antlaşma
yapan münafıklar konu edilmektedir.
1. Göklerde olan her şey ve yerde olan her şey Allah için hareket etti de, (bu
sonuç öyle alındı): zira O`dur her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet
kaydeden.
2. O`dur kitap ehlinden nankörlük edenleri ilk kalkışmada yurtlarından çıkaran.
Siz onların bırakıp gideceklerine zerrece ihtimal vermemiştiniz, onlar da
kalelerinin kendilerini Allah`a karşı savunacağını sanmışlardı. Allah onların
(üzerine) hiç beklemedikleri yerden geldi ve kalplerine korku saldı: hanelerini
kendi elleriyle ve mü`minler eliyle harap ettiler. Şu halde, ibret alın ey ileri
görüş sahipleri!
3. Allah onlar için sürgünü takdir etmemiş olsaydı, elbet onlara dünyada (daha
beter) mahrumiyet yaşatırdı; zaten, öbür dünyadaki ateşin azabı onları
beklemektedir.
4. Bu onların Allah`a ve O`nun elçisine karşı konuşlanmaları yüzündendir; kim de
Allah`a karşı konuşlanırsa, unutmasın ki Allah`ın azabı çetindir.
5. Onların hurma ağaçlarından her ne kesmiş veya kökü üzere bırakmışssanız,
hepsi de Allah`ın izniyle olmuştur; gerekçesi de sapkınları cezalandırmaktır.
6. Yine Allah`ın, o kimselerden alıp Elçisi`nin tasarrufuna verdiği kansız ve
zahmetsiz savaş gelirleri; üstelik (onu ele geçirmek için) ne atlı ne de develi
akınlar düzenlemiş de değildiniz; ne var ki Allah, elçilerini dilediğinin başına
sarar: ve Allah her şeye güç yetirendir.
7. Allah, malum beldelerin sakinlerinden alıp iade ettiği tüm savaş gelirlerinin
sorumluluğunu Rasulü`ne vermiştir: Artık (bu gelirler) Allah`a, Rasulüne, (onun)
yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir: bunu böyle yaptık ki,
servet (sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan bir güç ve iktidar aracına
dönüşmesin. İmdi, Rasul size (ondan) ne (pay) verirse onu alın, ama size
vermediği şeyde de ısrarcı olmayın: Allah`a karşı sorumlu davranın; unutmayın ki
Allah cezası çetin olandır.
8. (Bu gelirler), yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan muhacirler
arasındaki fakirlere (verilir); Allah`tan kendilerine ulaşacak bir lütuf ve
rızanın peşine düşen, Allah`a ve Rasulüne yardım eden kimseler bunlardır: İşte
onlar, evet onlar (iman) sözüne sadık olanlardır.
9. Bir de, onlar (gelmeden) önce kendilerine yurdu hazırlayan ve imanı
(yerleştiren) kimselere (verilir); onlar kendilerine sığınan muhacirleri
severler, diğerlerine verilenlerden dolayı içlerinde bir hasislik duymazlar;
dahası kendileri çok muhtaç halde bulunsalar da, başkalarını kendilerine tercih
ederler. Evet, başkasının elindekine göz dikmekten korunanlar var ya: işte onlar
kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
10. Onlardan sonra gelenler şöyle yakarırlar: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce
imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! İman edenlere ilişkin gönlümüzde en küçük
bir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphe yok ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!
11. Nifakta direnenlerin, önceki vahyin mensuplarından küfre gömülen
yoldaşlarına şöyle diyebilecekleri aklına gelir mi: "Eğer siz çıkarılırsanız
kesinlikle biz de sizinle birlikte çıkacağız; sizin hakkınızda hiçbir kimsenin
sözüne ebediyen itibar etmeyeceğiz; yok eğer size karşı savaş açılırsa
kesinlikle size yardım edeceğiz"? Allah şahit ki, onlar yalancının
daniskasıdırlar.
12. Eğer onlar çıkarılsalar, berikiler onlarla beraber çıkmazlar; onlara karşı
savaş açılacak olsa yardım etmezler; tut ki yardım ettiler, sonunda arkalarını
dönüp kaçarlar da, kimseden de yardım alamazlar.
13. Elbet onların içlerine Allah`tan daha çok sizin korkunuz sinmiş: bunun
gerekçesi, onların sığ anlayışlı bir topluluk olmalarıdır.
14. Onlar ittifak kursalar dahi, müstahkem mevzilerde olmadıkça, ya da sur
diplerine saklanmadıkça sizinle savaşmayı göze alamazlar. Kendi aralarında
şiddetli bir rekabet vardır; sen onları birlik içinde sanırsın, ama kalpleri
darmadağınıktır: Bunun gerekçesi de, onların aklını kullanmayan bir topluluk
olmalarıdır.
15. (Onların akıbeti de), kendilerinden hemen önce yaptıklarının acısını
tadanların akıbetine benzeyecektir; dahası onları can yakıcı bir azap
beklemektedir.
16. Tıpkı malum Şeytan örneğinde olduğu gibi: Hani o insana "inkar et" diye
telkin eder, ona uyup inkar edince de "Ben senin yaptığından sorumlu değilim,
çünkü ben alemlerin Rabbi Allah`tan korkarım" der.
17. Sonuçta o iki (zümre)nin akıbeti de içinde yerleşip kalacakları ateş
olacaktır: zira, zalimlerin cezası budur.
18. Siz ey iman edenler! Allah`a karşı sorumlu olduğunuzu bilin! Şimdi herkes,
(kendisine) malum olmayan bir yarın için ne hazırladığına bir baksın! Ve (bir
kez daha): Allah`a karşı sorumlu olduğunuzu bilin! Çünkü Allah yaptığınız her
şeyden haberdardır.
19. Aman ha, kendileri Allah`ı unutan, bunun sonucu olarak da Allah`ın
kendilerini bizzat kendilerine unutturduğu sorumsuzlar gibi olmayın! İşte onlar,
evet onlardır yoldan sapanlar.
20. Ateşe layık olanlarla cennete layık olanlar, asla bir tutulamazlar: cennete
layık olanlar var ya, işte onlardır kurtuluşa erenler.
21. Eğer Biz bu Kur`an`ı bir dağa indirmiş olsaydık, onun Allah`a saygıdan boyun
eğmiş bir halde şerha şerha yarılıp eridiğini görürdün. İşte bu türden temsili
anlatımları, insanların önüne, belki düşünürler diye koyuyoruz.
22. O, kendisinden başka ilah olmayan Allah`tır: İdrak edilemeyen ve edilebilen
her şeyin alimi sadece O`dur; O özünde merhametli, işinde merhametlidir.
23. O, kendisinden başka ilah olmayan Allah`tır: varlığın mutlak hakimidir,
kutsalın kaynağıdır, mutlak kurtuluş ve huzurun membaıdır, güven ve iman
verendir, (iyi ile kötüyü belirlemede) mutlak otorite sahibidir, mutlak üstün ve
yüce olandır, her şartta iradesini yürütendir, büyüklüğünde sınırsız olandır.
Eşsiz yüce olan O, onların şirk koştukları her şeyin ötesindedir, aşkındır.
24. O Allah`tır; mutlak yaratıcıdır, var ettiğinin ilk örneklerini yaratandır,
yarattığı ilk örneklere suret giydirendir. En güzel nitelikler ve tüm
mükemmellikler Allah`a mahsustur: Göklerde ve yerde olan her şey O`nun adına
hareket eder: zira O`dur her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet eden.
← Munafikun Suresi →
63. sure
Medine döneminde inmiştir. 11 âyettir. Sûre, münafıkların genel karakter ve
özelliklerinden bahsettiği için bu adı almıştır.
1. İkiyüzlüler sana geldiklerinde, "Biz şahadet ederiz ki sen kesinlikle
Allah`ın Rasulü`sün" derler. Allah da biliyor ki, gerçekten de sen O`nun
Rasulü`sün; ve Allah şahadet eder ki, ikiyüzlüler kesinlikle yalancıdırlar.
2. Onlar yeminlerinin arkasına saklandılar; bu yolla Allah yolundan saptırdılar:
Elbet yaptıkları şey pek fenadır.
3. Bunun nedeni, onların önce iman edip sonra inkar etmeleridir; sonunda
kalplerine mühür vurulmuştur: artık onlar (imanın hakikatini) kavrayamazlar.
4. Sen onları gördüğünde kalıpları hoşuna gider; ve konuşacak olsalar sözlerine
kulak verirsin: giydirilmiş kalaslar gibidir onlar. Her çığlığı kendi
aleyhlerine sanırlar; onlar kökten düşmandırlar: artık onlara karşı dikkatli ol!
Allah onları kahretsin: Nasıl da savruluyorlar!
5. Ve onlara: "Gelin, Rasulullah size mağfiret dilesin!" denildiğinde, başlarını
çevirirler; ve sen onların küstahça bir kibir içinde çekip gittiklerini
görürsün.
6. Onlar için mağfiret dilesen de mağfiret dilemesen de, hiçbir şey değişmez:
Allah onları asla bağışlamayacaktır; çünkü Allah yoldan çıkmış bir topluluğa
rehberliğini bahşetmez.
7. Onlar, "Rasulullah`ın yanındakilere yardımda bulunmayın ki (etrafından)
dağılıp gitsinler" diyen kimselerdir. Bakın, göklerin ve yerin hazineleri
Allah`a aittir; fakat münafıklar (bu gerçeği bile) kavramıyorlar.
8. Onlar "Şehre döndüğümüzde şerefli olan (biz)ler şerefsiz olanları oradan
elbet sürüp çıkaracaktır" diyorlar. Ama şeref Allah`a, O`nun Rasulüne ve
mü`minlere aittir: gel gör ki, ikiyüzlüler (bunu bile) bilmiyorlar.
9. Siz ey iman edenler! Ne mallarınız ne de çocuklarınız, Allah`ı sizin
gündeminizden düşürmesin. Kim bunu yaparsa, işte onlar kaybedenlerin ta
kendileridir.
10. Sizden birine ölüm gelip de, "Rabbim! Bana bir miktar daha süre tanısaydın
da ben de hayır hasenat yapıp iyilerden olsaydım!" diyeceği (o gün) gelip
çatmadan önce, size rızık olarak verdiklerimizden bir kısmını infak edin!
11. Ama vakti geldiği zaman, Allah hiçbir canı ertelemez. Sonuçta Allah
yaptığınız her şeyden haberdardır.
← Mülk Suresi →
67. sure
Mekke döneminde inmiştir. 30 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Mülk”
kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah’ın azameti, Allah’ın birliğinin
delilleri ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlerin akıbetleri konu
edilmektedir.
1. Mutlak hükümranlık kudret elinde bulunan (Allah) ne yüce, ne ulu bir bereket
kaynağıdır; ve O her şeye kadirdir.
2. O, ölümü ve hayatı hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için
yaratmıştır. O mutlak üstün ve yüce olandır, eşsiz ve benzersiz bağışlayandır.
3. O, yedi göğü eşsiz bir uyum içinde yaratmıştır; Rahman`ın yaratışında bir
düzensizlik göremezsin; haydi, çevir gözünü de bir bak bakalım: bir kusur ve
başıboşluk görebilecek misin?
4. Sonra tekrar tekrar çevir gözünü de bir bak; bakışın yılgın ve bezgin bir
şekilde sana geri dönecektir.
5. Doğrusu Biz, en yakın göğü kandillerle süsledik; onları, Şeytan(lığa
soyunan)lar için gayba dair spekülasyon aracı kıldık; ve onlar için yakıp
kavuran bir azap hazırladık;
6. zira Rablerine karşı (böyle) nankörlük yapanları Cehennem azabı
beklemektedir: ne berbat bir son duraktır.
7. Onlar oraya atıldıklarında, onun kaynayış homurtusunu işitecekler;
8. neredeyse öfkeden patlayacak... Günahkarların atıldığı her seferinde
bekçiler, "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye soracaklar.
9. "Evet, doğrusu bize bir uyarıcı gelmişti; fakat biz onu yalanladık ve "Allah
hiçbir şey indirmemiştir; siz (elçiler) büyük bir şaşkınlık içindesiniz"
demiştik" itirafında bulunacaklar.
10. Ve "Eğer biz (vahyi) işitmiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi
kavurucu ateşe müstehak olanlar arasında bulunmazdık" diyecekler.
11. Böylece günahlarını itiraf etmiş oldular: Olmaz olsun o harlı ateş ashabı!
12. Beri yanda, Rablerine -O gaybi bir hakikat olmasına karşın- derin bir saygı
duyanlara gelince: Onları tarifsiz bir bağış ve büyük bir ödül beklemektedir.
13. İnancınızı ister gizleyin ister açığa vurun; unutmayın ki O göğüslerin en
mahrem sırlarını bilendir.
14. Bakın, Yaratan bilmez mi hiç? Zira O ilmiyle her şeye nüfuz eden, her şeyden
haberder olandır.
15. Yeryüzünü sizin için emre amade kılan O`dur; artık onun her tarafını dolaşın
ve O`nun rızkından nasiplenin: ama O`na döndürüleceğinizi asla (unutmayın)!
16. Gökte olanın, sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin misiniz? O zaman bir
de bakarsınız ki (arz) çalkalanmaya başlamış.
17. Veya gökte olanın, sizin ürezinize bir bela kasırgası salmayacağından emin
misiniz? Artık uyarım nasıl olurmuş, o zaman anlayacaksınız.
18. Doğrusu, onlardan önce de yalanlayanlar olmuştu; ama uyarılarımı reddetmek
nasılmış, gördüler.
19. Onlar, üzerlerinde saflar halinde kanat çırpıp uçan kuşları düşünmezler mi?
Onları O sonsuz rahmet sahibinden başka havada tutan yok: Şüphesiz O, her şeyi
görmektedir.
20. Ya da O Rahmandan başka, size yardım edip sizin için askerlik yapacak
birileri mi varmış? (Bu hakikati) inkar edenler, başka değil, sadece sonu
kestirilemeyen bir aldanış içindedirler.
21. Yahut (Allah) rızıkınızı keserse, size rızık sağlayacak birileri mi varmış?
Ama hayır, onlar küstahça bir kibir ve nefret içinde debelenmekteler.
22. Ne yani, şimdi yüzüstü kapaklanmış kimse, hedefe dosdoğru yolda düzgün
yürüyen kimseden daha iyi mi ulaşır?
23. De ki: "O sizi inşa edendir; size işitme duyusu, gözler ve (akleden) kalpler
bahşedendir: Ne kadar da azınız şükrediyor!"
24. De ki: "O sizi yeryüzünde yayıp çoğaltandır: en sonunda O`na
döndürüleceksiniz."
25. Ama onlar: "Bu vaad ne zaman gerçekleşecek, eğer sözünüze sadıksanız (haber
verin de görelim)!" diye meydan okuyorlar.
26. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır! Ben ise, yalnızca onu olduğu
gibi ileten bir uyarıcıyım."
27. Fakat onun çok yakın olduğunu gördükleri zaman, inkara şartlanmış olanların
suratları asılacak; dahası kendilerine denilecek ki: "İşte (gelmeyeceğini) iddia
edip durduğunuz (gün) budur!"
28. De ki: "Hiç düşündünüz mü? Allah beni ve benimle beraber olanların ölümünü
takdir etse, ya da bize rahmet edip (yaşatsa: ikisi de hayırdır). Fakat (söyler
misiniz), inkar edenleri acıklı bir azabın pençesinden kim kurtaracak?
29. De ki: "(İşte kurtaracak olan) O Rahman`dır! Biz O`na iman ettik ve O`na
güvendik. (Size gelince): kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu günü gelince
öğreneceksiniz.
30. De ki: "Hiç düşündünüz mü? Eğer suyunuz (yeryüzünden) tamamen çekiliverse,
size tertemiz kaynak sularını kim getirecek?"
← Nebe Suresi →
78. sure
Mekke döneminde inmiştir. 40 âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “en-Nebe’”
kelimesinden almıştır. Nebe’, haber demektir. Sûrede, ölüm ötesi hayatın
varlığını ispat çerçevesinde, kıyamet, öldükten sonra dirilme ve hesap için
toplanma konularına yer verilmektedir.
1. Kendi aralarında neyi soruşturuyorlar?
2. O muazzam (olayın) müthiş haberini mi?
3. Ki onlar o (haber) hakkında farklı düşünüyorlar.
4. Evet: Bir gün (gerçeği) öğrenecekler;
5. evet, evet: Bir gün (gerçeği nasılsa) öğrenecekler.
6. Yeryürüzünü (sizin için) tarifsiz bir beşik kılmadık mı?
7. Ve dağları da (o beşiğin) ayakları?
8. Sizi de çift çift yarattık.
9. ve uykunuzu ölüm (sembolü) kıldık;
10. ve geceyi tarifsiz bir örtü kıldık;
11. gündüzü de hayat (sembolü) yaptık.
12. Ve üzerinize yedi kat (göğü) sapasağlam bina ettik.
13. Ve (oraya) son derece güçlü bir ışık ve ısı kaynağı yerleştirdik.
14. Sıkarak su çıkaranlardan şarıl şarıl bir su indirdik,
15. ki onunla tohumlar ve bitkiler bitirelim;
16. dahası, salkım saçak bahçeler (yetiştirelim diye).
17. Şüphesiz Ayrışma Günü`nün belirlenmiş bir vakti mutlaka vardır:
18. o gün sura üflenir, derhal amacına göre taksim edilmiş topluluklar halinde
(hayat alanına) çıkarsınız;
19. ve kapıları varmış gibi gökler açılıverir;
20. ve dağlar yürütülür, sanki sir serap olur.
21. Şüphesiz (o gün) Cehennemin gözleri yolda kalacaktır;
22. (o) haddini bilmezler için bir son duraktır;
23. onlar orada uzun zamanlar boyu kalacaklar.
24. Orada ne (yürek) serinletici bir (haber) tadacaklar, ne de (iç yangını
söndürecek) bir içecek.
25. Ancak kavurucu bir umutsuzluk ve zift gibi sıvanan buz gibi bir karanlık.
26. (İnkarlarına) uygun bir karşılık...
27. Şu kesin ki onlar vaktiyle, hesaba çekilmeyi arzu etmiyorlardı;
28. üstelik ayetlerimizi de açık bir dille yalanlamışlardı;
29. Biz her şeyi hesap edip, bir sicile, bilgi işlem merkezine, Levh-i Mahfuz’a
kaydettik.
30. Sonunda (onlara diyeceğiz ki): "(Büyüttüğünüz Cehennem ağacının meyvelerini)
tadın; artık size tarifsiz bir mahrumiyetten başka bir şey artırmayacağız.
31. Ne var ki, Allah bilinciyle hareket edenleri tarifsiz bir mutluluk yurdu
bekliyor;
32. içinden su çıkan göz bebeği bahçeler, bağlar...
33. Dahası, dengi dengine gözalıcı eşler...
34. Ve dolup taşan kadehler...
35. Orada kimse ne boş bir laf, ne de yalan bir söz duyacak.
36. (bütün bunlar) Rabbinden, tarif(e)siz bir hesaba göre bahşedilen sınırsız
bir ödül olacak:
37. göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi`nden; Rahman`dan... Ve hiç
kimse O`na (karşı) söz söyleme cesaretini kendinde bulamayacak;
38. o gün (insanlığa ait) bütün ruhlar ve melekler saf saf kıyama duracak; kimse
ağzını açamayacak; ancak Rahman`ın izin verdikleri müstesna; onlar da sadece
doğruyu söyleyecek.
39. İşte bu, hakkın tecelli ettiği gündür: artık dileyen Rabbine varan bir yol
tutsun!
40. Kuşku yok ki Biz sizi, çok yakın bir azaba karşı uyarıyoruz: o gün kişi
elleriyle takdim ettiği şeylere bakacak; ve (yeniden dirilişi) inkar eden kişi
şöyle diyecek: "Ah n`olaydım, keşke bir toprak olaydım!"
← Ma'un Suresi →
107. sure
Mekke döneminde inmiştir. 7 âyettir. Mâ’ûn, yardım ve zekât demektir.
1. Allah`a karşı borçluluk sorumluluğunu tümden inkar eden birini tasavvur
edebilir misin!
2. İşte böyle biridir yetimi itip kakan,
3. ve yoksulu doyurmaya gayret etmeyen.
4. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler!
5. Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler.
6. Bunlar öyle kimseler ki, (ibadeti) gösteriye dönüştürürler,
7. ama en küçük yardımı bile esirgerler.
← Kâfirun Suresi →
109. sure
Mekke döneminde inmiştir. 6 âyettir. “Kâfirûn”, inkârcılar demektir.
1. Deki: Siz, ey kafirler!
2. Asla kul olacak değilim sizin kul olduğunuz şeylere,
3. siz de benim kul olduğuma kulluk edecek değilsiniz!
4. Zaten ben asla kulluk etmedim sizin geçmişte kul olduklarınıza,
5. siz de benim kul olduğuma kulluk etmezsiniz.
6. Sizin dininiz size, benim dinim bana!
← Tebbet Suresi →
111. sure
Mekke döneminde inmiştir. 5 âyettir. “Tebbet”, kurusun, kahrolsun demektir.
1. Kahrolsun Ebu Leheb`in çifte gücü, zaten kendisi de kahroldu-kahrolacak!
2. Malı da kazancı da ona hiçbir yarar sağlamayacak!
3. Zamanı gelince tarifsiz bir alevli ateşe (yakıt) olacak!
4. Karısı da (onun ateşine) odun hamallığı yapacak,
5. gerdanında (takı yerine sanki) çelikten bir halat (bulunacak).
Yâsin Sûresi
1: Yâ, Sîn.
يٰسٓۜ ﴿١﴾
2: Hikmetli Kur'ân'a yemîn olsun!
وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ ﴿٢﴾
3: Şübhesiz ki sen, elbette peygamberlerdensin.
اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿٣﴾
4: Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).
عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ ﴿٤﴾
5: (Bu Kur'ân) Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhametli olan Allah)'ın tenzîli (parça parça indirmesi)dir.
تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٥﴾
6: Tâ ki, (fetret devrinde) babaları korkutulmamış, kendileri de gaflet içinde (kalmış)kimseler olan bir kavmi korkutasın!
لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ﴿٦﴾
7: Celâlim hakkı için, onların çoğunun üzerine (azab husûsundaki) söz hak olmuştur; artık onlar (küfürlerindeki inadları sebebiyle) îmân etmezler.
لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿٧﴾
8: Muhakkak ki biz onların boyunlarına halkalar geçirdik; öyle ki o (demir halkalar)çenelerine kadar (dayanmış)tır; bu yüzden onlar başları yukarı kalkık kimselerdir.
اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِيَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ﴿٨﴾
9: (İsyanlarındaki ısrarları yüzünden) önlerinden bir sed, arkalarından da bir sed çektik de onları(n gözlerini) perdeledik; artık onlar görmezler.
وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ﴿٩﴾
10: (Habîbim, yâ Muhammed!) Onları korkutsan da, korkutmasan da onlar için birdir; îmân etmezler.
وَسَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿١٠﴾
11: (Sen,) ancak Zikr'e (Kur'ân'a) tâbi' olan ve gıyâben (görmediği hâlde)Rahmân'dan korkan kimseyi korkutabilirsin! İşte onu bir mağfiret ve güzel bir mükâfâtla(Cennetle) müjdele!
اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَر۪يمٍ ﴿١١﴾
12: Şübhe yok ki ölüleri ancak biz diriltiriz! Hem önceden işledikleri (amelleri)ni ve(geride bıraktıkları) eserlerini yazarız. Ve (olmuş, olacak) herşeyi apaçık beyân eden bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da) kaydetmişizdir.
اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْۜ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓي اِمَامٍ مُب۪ينٍ۟ ﴿١٢﴾
13: Onlara şu şehir (Antakya) halkını misâl getir! Hani oraya (Îsâ'nın gönderdiği) elçiler gelmişti.
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ ﴿١٣﴾
14: O vakit onlara o iki (elçi)yi göndermiştik de o ikisini yalanladılar; bunun üzerine(onları) üçüncü (bir elçi) ile takviye ettik de (onlar:) “Gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.
اِذْ اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُٓوا اِنَّٓا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ ﴿١٤﴾
15: (Şehir halkı:) “Siz de ancak bizim gibi bir(er) insansınız; hem Rahmân hiçbir şey indirmemiştir; siz ancak yalan söylüyorsunuz” dediler.
قَالُوا مَٓا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۙ وَمَٓا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَيْءٍۙ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ ﴿١٥﴾
16: (Elçiler) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, şübhesiz biz, gerçekten size gönderilmiş elçileriz.”
قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّٓا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ﴿١٦﴾
17: “Ve bize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.”
وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ﴿١٧﴾
18: (Şehir halkı:) “Doğrusu biz, sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Yemîn olsun ki, eğer (bu söylediklerinizden) vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşla(yarak öldürü)rüz ve bizden size gerçekten elemli bir azab dokunur” dediler.
قَالُٓوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿١٨﴾
19: (Elçiler:) “Uğursuzluğunuz sizinle berâberdir. Size nasîhat verildiği için mi(uğursuzluk sayıyorsunuz)? Hayır! Siz haddi aşan bir kimseler topluluğusunuz” dediler.
قَالُوا طَٓائِرُكُمْ مَعَكُمْۜ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ﴿١٩﴾
20: Derken şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi; dedi ki: “Ey kavmim! (Bu)elçilere uyun!”
وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿٢٠﴾
21: “Sizden (tebliğlerine karşılık hiç)bir ücret istemeyen (bu) kimselere tâbi' olun; çünki onlar hidâyete ermiş kimselerdir.”
اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿٢١﴾
22: “Hem ben neden, beni yaratana ibâdet etmeyeyim? Hâlbuki (hepiniz) ancak O'na döndürüleceksiniz.”
وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٢﴾
23: “Hiç (ben), O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer Rahmân (olan Allah), bana bir zarar (vermek) istese, onların şefâati bana bir fayda vermez ve beni kurtaramazlar.”
ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّ۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنْقِذُونِۚ ﴿٢٣﴾
24: “Şübhesiz ki o zaman ben, elbette apaçık bir dalâlet içinde olurum.”
اِنّ۪ٓي اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٢٤﴾
25: “Doğrusu ben, sizin Rabbinize îmân ettim; artık beni dinleyin!”
اِنّ۪ٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِۜ ﴿٢٥﴾
26: 26,27. (Kavmi ise onu taşa tuttular ve öldürdüler de kendisine:) “Cennete gir!” denildi. (O da:) “Keşke Rabbimin bana mağfiret ettiğini ve beni ikrâm edilenlerden kıldığını kavmim bilselerdi!” dedi.
ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ ﴿٢٦﴾
27: 26,27. (Kavmi ise onu taşa tuttular ve öldürdüler de kendisine:) “Cennete gir!” denildi. (O da:) “Keşke Rabbimin bana mağfiret ettiğini ve beni ikrâm edilenlerden kıldığını kavmim bilselerdi!” dedi.
بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ ﴿٢٧﴾
28: Ondan sonra (Habîbü'n-Neccar'ın öldürülmesinin ardından) onun kavminin üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik; indirici kimseler de değildik.
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ ﴿٢٨﴾
29: (Onların cezâsı) sâdece (korkunç) bir ses oldu; öyleki onlar (hayat cihetiyle) o anda sönüveren kimseler kesildiler!
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ ﴿٢٩﴾
30: Yazıklar olsun o kullara! Kendilerine ne zaman bir peygamber gelse, mutlaka onunla alay ederlerdi.
يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۚ مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿٣٠﴾
31: Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice nesilleri (böyle zulümleri sebebiyle) helâk ettik; muhakkak ki onlar (bir daha) kendilerine dönüp gelmezler.
اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ ﴿٣١﴾
32: (Onlar, mahşer günü) hep birlikte ancak huzûrumuzda hazır bulundurulan kimseler olarak, toplanacak olanlardır.
وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ۟ ﴿٣٢﴾
33: Hâlbuki o ölü yeryüzü de (öldükten sonra dirilme husûsunda) kendileri için bir delildir. (Biz) onu dirilttik ve ondan dâneler çıkardık da bundan yiyorlar.
وَاٰيَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُۚ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ ﴿٣٣﴾
34: Hem orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından nice bahçeler yaptık ve orada gözelerden (pınarlar) akıttık.
وَجَعَلْنَا ف۪يهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا ف۪يهَا مِنَ الْعُيُونِۙ ﴿٣٤﴾
35: Tâ ki onun mahsûlünden yesinler! Hâlbuki onu (o mahsulü) elleri yapmamıştır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِه۪ۙ وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْد۪يهِمْۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ﴿٣٥﴾
36: Pek münezzehtir O (Allah) ki, yerin bitirmekte olduklarından ve (insanların)kendilerinden ve bilemeyecekleri şeylerden (nice) çiftleri, onların hepsini yaratmıştır.
سُبْحَانَ الَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ ﴿٣٦﴾
37: Onlar için (kudretimize) bir delil de gecedir. Ondan gündüzü soyup alırız; bir de bakarsın ki, onlar karanlıkta kalıvermiş kimseler olurlar.
وَاٰيَةٌ لَهُمُ الَّيْلُۚ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَۙ ﴿٣٧﴾
38: Güneş de kendine mahsus bir yörünge içinde akıp gider. Bu, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Alîm (herşeyi hakkıyla bilen Allah)'ın takdîridir.
وَالشَّمْسُ تَجْر۪ي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۜ ﴿٣٨﴾
39: Aya da (kendi yörüngesinde birtakım) menziller takdîr ettik; nihâyet (bir menzilinde de eğrilmiş) eski hurma dalı gibi olmuştur.
وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ ﴿٣٩﴾
40: Ne güneşin aya yetişmesi (ona çarpması) kendisine (takdîr edilen nizâma) lâyıktır, ne de gece, gündüzü geride bırakıcıdır. Çünki her biri (bir itâat ve heybet altında ayrı) bir yörüngede yüzerler.
لَا الشَّمْسُ يَنْبَغ۪ي لَهَٓا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا الَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِۜ وَكُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ﴿٤٠﴾
41: Yine onlar için (kudretimize) bir delildir ki, gerçekten biz zürriyetlerini o dolu gemide taşıdık.
وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ﴿٤١﴾
42: Ve onlar için bunun gibi binecekleri (daha nice) şeyleri (vâsıtaları) yarattık.
وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ ﴿٤٢﴾
43: Hâlbuki dilersek onları suda boğarız; o zaman ne kendilerine imdâd eden olur, ne de onlar kurtarılırlar.
وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَر۪يخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَۙ ﴿٤٣﴾
44: Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamâna kadar (dünyadan) faydalandırma müstesnâ.
اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ ﴿٤٤﴾
45: Hem onlara: “Önünüzdekinden ve arkanızdakinden (dünya ve âhiret azâbından)sakının; tâ ki merhamet olunasınız” denildiği zaman (yüz çevirirler).
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْد۪يكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٥﴾
46: Ve onlara ne zaman Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelse, mutlaka ondan yüz çevirici kimseler olmuşlardır.
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ﴿٤٦﴾
47: Kendilerine: “Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden (siz de O'nun yolunda) sarf edin!” denildiğinde ise o inkâr edenler, îmân edenlere dedi(ler) ki: “Allah dileyecek olsaydı kendisini doyuracağı bir kimseyi, (biz) mi doyuracağız? Doğrusu siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُۙ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُۗ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿٤٧﴾
48: Hem, “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, bu va'd (edilen kıyâmet) ne zaman?” diyorlar.
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٤٨﴾
49: Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini (ansızın) yakalayacak olan (korkunç)bir sesten (sûra birinci üfürülüşten) başkasını beklemiyorlar.
مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ ﴿٤٩﴾
50: Artık (onların), ne bir tavsiyeye güçleri yeter, ne de âilelerine dönebilirler!
فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ تَوْصِيَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ۟ ﴿٥٠﴾
51: Ve sûra (ikinci def'a) üfürülmüştür de bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp)Rablerine koşuyorlar!
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ ﴿٥١﴾
52: Derler ki: “Eyvâh bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın va'd ettiği şeydir; demek peygamberler doğru söylemiş!”
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ ﴿٥٢﴾
53: (O) sâdece (korkunç) bir sestir; onlar hemen o anda huzûrumuzda hazır bulundurulan kimseler olarak, toplanacak olanlardır.
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿٥٣﴾
54: Artık o gün hiç kimse (en küçük) bir haksızlığa uğratılmaz ve ancak yapmakta olduğunuzun karşılığını görürsünüz.
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤﴾
55: Şübhesiz ki Cennet ehli, o gün (pek güzel) bir meşgûliyet içinde zevk eden kimselerdir.
اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ ف۪ي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ ﴿٥٥﴾
56: Onlar ve hanımları, (artık o gün) gölgelerde tahtlar üzerinde (oturup) yaslanmış olanlardır.
هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ ف۪ي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِؤُ۫نَ ﴿٥٦﴾
57: Onlar için orada, meyveler ve kendileri için ne istiyorlarsa vardır.
لَهُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَۚ ﴿٥٧﴾
58: Çok merhametli Rab'den (onlara) hitâben (bir de) selâm vardır.
سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ ﴿٥٨﴾
59: Ve (o gün müşriklere de denilir ki): “Ey günahkârlar! Bugün (mü'minlerden)ayrılın!”
وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ ﴿٥٩﴾
60: 60,61. “Ey Âdemoğulları! (Ben) size: 'Şeytana kulluk etmeyin! Çünki o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin! Bu dosdoğru bir yoldur' diye (tavsiye ederek) ahdetmedim mi?”
اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ ﴿٦٠﴾
61: 60,61. “Ey Âdemoğulları! (Ben) size: 'Şeytana kulluk etmeyin! Çünki o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin! Bu dosdoğru bir yoldur' diye (tavsiye ederek) ahdetmedim mi?”
وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ﴿٦١﴾
62: “Böyle iken, yemîn olsun ki (şeytan), içinizden birçok nesilleri dalâlete sevk etmiştir. Hiç mi akıl erdirmiyordunuz?”
وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَث۪يرًاۜ اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ ﴿٦٢﴾
63: “(İşte) bu, va'd olunageldiğiniz Cehennemdir!”
هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ﴿٦٣﴾
64: “İnkâr etmekte olduğunuzdan dolayı bugün girin oraya!”
اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ﴿٦٤﴾
65: O gün onların ağızlarını mühürleriz de bize elleri söyler ve neler kazanıyor idiyseler ayakları şâhidlik eder!
اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٦٥﴾
66: Hâlbuki dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de yolda koşuşup kalırlardı; o hâlde nasıl görecekler(di)?
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَطَمَسْنَا عَلٰٓى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّٰى يُبْصِرُونَ ﴿٦٦﴾
67: Ve dileseydik, (en dirâyetli) oldukları(nı zannettikleri) yerde onların şekillerini(çirkin bir sûrete) elbette değiştirirdik de (bundan kurtulmak için), ne ileri gitmeye güçleri yeter, ne de geri dönebilirlerdi.
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ۟ ﴿٦٧﴾
68: Hem kimi çok yaşatırsak, onu yaratılışta tersine çeviririz (yaşlandıkça gücünü, aklını azaltırız). Hiç akıl erdirmiyorlar mı?
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِۜ اَفَلَا يَعْقِلُونَ ﴿٦٨﴾
69: Ve ona (o Resûlümüze), şiir öğretmedik; (bu) ona yaraşmazdı da. Doğrusu o, ancak bir nasîhattir ve apaçık beyân eden bir Kur'ân'dır.
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُب۪ينٌۙ ﴿٦٩﴾
70: Tâ ki hayatta olanları (Allah'ın azâbıyla) korkutsun, kâfirlerin üzerine ise (azab husûsundaki) söz hak olsun!
لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ﴿٧٠﴾
71: Görmediler mi ki, şübhesiz biz kudretimizin yaptıklarından, onlar için nice hayvanlar yarattık da onlar bunlara sâhib olmuş kimselerdir.
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْد۪ينَٓا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ ﴿٧١﴾
72: Hem bunları kendilerine boyun eğdirdik de, onların bir kısmı binekleridir, bir kısmından da yerler.
وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ ﴿٧٢﴾
73: Hem bunlarda kendileri için (daha birçok) menfaatler ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmezler mi?
وَلَهُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ﴿٧٣﴾
74: Ve (güyâ) belki kendilerine yardım edilir diye Allah'dan başka ilâhlar edindiler.
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَۜ ﴿٧٤﴾
75: (O ilâhlar,) onlara yardıma güç yetiremezler; bil'akis kendileri onlar(ı muhâfaza)için hazırlanmış askerlerdir.
لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ ﴿٧٥﴾
76: (Habîbim, yâ Muhammed!) Öyle ise onların sözü, seni üzmesin! Şübhesiz ki biz,(onlar) neyi gizlerler ve neyi açıklarlarsa biliriz.
فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ﴿٧٦﴾
77: Hem o insan görmedi mi, gerçekten biz kendisini nutfeden (hakir bir damla sudan süzülmüş hulâsadan) yarattık! Buna rağmen bakarsın ki o apaçık bir hasım (kesilmiş)tir.
اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ﴿٧٧﴾
78: Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misâl getirdi: “Onlar çürümüş olduğu hâlde, şu kemikleri kim diriltecek?” dedi.
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُۜ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَم۪يمٌ ﴿٧٨﴾
79: De ki: “Onları ilk def'a yaratan, (yine) onları diriltecek! Çünki O, her türlü (mahlûku ve onları) yaratmayı hakkıyla bilendir.”
قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓي اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌۙ ﴿٧٩﴾
80: O ki, size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da, işte siz ondan yakıp duruyorsunuz.
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ ﴿٨٠﴾
81: Gökleri ve yeri yaratan, onların (o insanların) benzerini de yaratmaya kadir değil midir? Evet (kadirdir)! Çünki O, Hallâk (herşeyi çokça yaratan)dır, Alîm (hakkıyla bilen)dir.
اَوَلَيْسَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْۜ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ ﴿٨١﴾
82: Bir şeyi(n olmasını) dilediği zaman, O'nun emri, ona sâdece “Ol!” demektir, (o da)hemen oluverir.
اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾
83: İşte münezzehtir O (Allah) ki, herşeyin melekûtu (gerçek mülkü ve tasarrufu)O'nun elindedir ve ancak O'na döndürüleceksiniz.
فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder