Elhamdülillahi Rabbil âlemin…
Vessalâtü vesselamü ala seyyidinâ
Muhammedin Sallahu Teâlâ aleyhi Ve Sellem…
Ferdün Hayyün Kayyûmun Hakemün Adlün
Kuddûs…
Es’elüke Yâ Allah.
Yâ Hüve Yâ Rahman.
Yâ Rahim.
Yâ Hayyü Yâ Kayyûm.
Yâ
Ze’l-Celali Ve’l-İkrâm.
Yâ Erhamerrahimin.
Bütün cürmümüzle, seyyiat ve hatalarımızla beraber Habib-i Edibi’ne talim
buyurduğun istikametten, evvela sana hamd ve sena ederek, Habib-i Edibi’ne
salat-ü selam getirerek ve sonra O’nun diliyle Esma-i Azam diye ifade buyurulan,
mübarek ism-i Azam’ı dile getirerek, dergah-ı nezd-i ehadiyetine dehalet
ediyoruz Ya Rabbi!
Rasûlü Ekrem’den on dört asır uzakta bulunduğumuz için cürümlerimize bakmayarak,
rahmetinle bizleri affeyle Ya Rabbi!
Ya İlahe’l-Alemîn ve Ya Ekrame’l-Ekramin!
Biz seni bilemedik..
Kur’an’ın hakikatine akıl erdiremedik..
Peygamberi tanıyıp
yoluna giremedik..
İşte bizim dualarımızı İlm-i İlahi’nle bilirken, Sem’i
Sübhani’nle dinlerken, bu kadar perişan ve bu kadar sergerdanların duasını
dinleme lütfûyla lütfedip dinle Ya Rabbi!
Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin!
Şu fani dünyada her birimiz sağda
solda bir bülbül nağmesiyle senin mübarek adını dile getirmek, seni yeniden
bütün âleme duyurmak istiyoruz.
Bir bezim, bir perde kapanıverdi.
Ve biz bu
perdenin kapanmasına şahit olduk.
Karanlık gecede yetiştik.
Semasında şimşeğin
çakmadığı nice geceler gördük.
Bazen bir tek yıldızın bile göz kırpmadığına
şahit bulunduk.
Böylesine kalbî ve rûhi hayattan mahrum yetiştik.
Onun için
sahabe gibi hasbi olamadık.
Ya İlahe’l Alemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin!
Senin lütfedip, bahşedip bizlere
gönderdiğin Ramazan-ı Şerif ayını idrak ettik.
Reyyan kapısından girmeye
inşaallah liyakat kazandık.
Cennete ehil hale geldik.
Ben olmasam bile Müslüman
cemaatin o yolda olduğu hüsn-ü zannını besliyorum.
Onların duaları içinde
ellerimizi kaldırıyor, Kadir gecesidir diyen, Ramazandır diyen saflaşmış
insanlarla beraber sana dua ediyoruz.
Dualarımızı kabul eyle Ya Rabbi!
Bizi hâib
ve hâsir eyleme Ya Rabbi!
Habib-i Edibi’nin söylediği her şey senin aleminden esip gelen şeylerdir.
O,
sözleri arasında bize şunu duyuruyor ve vicdanlarımızı doyuruyor, “Bir insanın
elleri Rabbi Rahimine inanarak kalkarsa Allah (c.c.), o elleri sıfır olarak
geriye çevirmeyecektir.” Sana inanarak ellerimizi tevcih ediyor, ebedi
mihrabımız olan kapına teveccüh ediyoruz.
Belki, şu ana kadar çok büyük günahlar ve cürümler işledik.
Nedamet ederek bir
daha işlememeğe azm-ü cezm-ü kast eyliyoruz.
Sen bizi Dergah-ı Nezd-i
ehadiyeti’nde kabul eyle Ya Rabbi!
Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekremel Ekremîn!
Hadiseler bizi boğacak hale geldi.
Üstesinden kalkamaz hale geldik.
Neslimizi sokağa döktüler, şahit olduğumuz her
manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi.
Sen bu
vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi!
Keremin ve Lütfun engindir
Senin.
Bu millete lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi!
Bu millet ki
Ya Rabbi!
Bir zamanlar Senin Yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem’de
dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak senin mübarek adının
âfak-ı âlem’de şehbal açmasını istiyordu.
Bu millet, onların torunu ki
Balkanlar’da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken,
“Attan inmeyesüz, Allah’ın adını âfâk-ı âlem’de gezdiresüz.” diyordu.
Onların
ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi!
Afak-ı âlemde adını dalgalandırmak istiyor, Hazreti Muhammed’in adını bugüne
kadar gitmediği ufuklara götürmek istiyoruz.
Doğusuyla batısıyla bütün insanlık,
imandan ve Kur’an’dan mahrumiyetin bunalmışlığı içinde.
Bütün bunalmışlara âb-ı
kevser gibi götüreceğimiz Kur’an, onları idam-ı ebediden kurtaracak, cennetnümun
bir hayata ulaştıracak.
Bizim liyakatımız olmasa bile daha evvel ecdadımızın
yerine getirdiği bu vazifenin hakkı ve hürmeti için bizleri bu vazife ile
şerefyab ve serfirâz eyle!
Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed
(sallallâhu aleyhi ve sellem)’in atının zimamından tutup dokuz asır Türkün yağız
delikanlısının koşturup durduğu Anadolu’da dolaştırmak istiyoruz.
“Biraz da
bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!” diyoruz.
Sen bu yağızları Malazgirt’ten,
Çanakkale’den, Belgrat’tan çok iyi bilirsin.
Bingazi’den, Maraş’tan,
Gaziantep’ten bilirsin Yâ Resûlallah!
Palandöken’de elinde satırıyla koşturan
ninesiyle bilirsin.
Duvağını atıp Çanakkale’ye koşan geliniyle bilirsin.
“Kafir
tarafından işgal edilmiş vatanda yaşamak benim neyime” diyen genç kızıyla ve
mert delikanlısıyla bilirsin.
Bütün bunları neslim ve milletim adına zat-ı
Nübüvvetine sadaka olarak takdim ediyorum.
Bilirsin Yâ Resûlallah, senin için
çok terledik.
Terlemiş cemaatin terlerini, aziz şehit kanı gibi bir bardağa
koyup şu mübarek geceler içinde, şu mübarek Ramazan-ı Şerif içinde, Zat-ı
Nübüvvetine, Ruh-u Muazzezine fatihaların hasıl edeceği sevaptan daha aziz bir
sevap olarak sana takdim etmek istiyoruz.
Ve bununla seni davet ediyoruz.
Kabul
buyurursan bunu sana bir davetçi olarak gönderiyoruz.
Medineli’lerin seni davet
ettiği gibi seni yurdumuza davet ediyoruz.
“Ne zaman geleceksin?” diyoruz.
Canımız dudağımıza geldi.
Gayri artık dayanamayacağız.
Sensiz olan bir dünyayı
da istemiyoruz.
Eğer hâla bizi liyakatsız buluyorsan, ben nefsim adına arz
edeyim, sana hiçbir zaman layık bir ümmet olduğumu iddia edemedim.
Fakat
bilirsin, senden başkasına da türkü söylemedim.
Allah’tan başkasına Mabud-u
Mutlak, Maksud-u bi’l İstihkak demedim.
Sen bir sultansın.
Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır.
Bağlı
ellerimizi çözüp dağılmış kakülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış
zülüflerimize mübarek elini gezdiriver.
Gayba doğru uzanan ellerimizle
Akabe’dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz.
Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi
sık.
Türkün yağız delikanlısı sana Medine’nin Ensarı gibi el uzatacaktır.
Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver.
Sütü birkaç defa
döktük, birkaç defa kusur işledik.
Fakat vallahi hane-i Nübüvveti’nden dışarı
çıkmadık.
Vallahi senden ayrılmadık.
Vallahi Kur’an’a karşı inkar vaziyetine
girmedik.
Hele filizlerinle Ya Resûlallah, öyle bir dem öyle bir hava aldık ki, ben şu
yarım halimle bunlara baktıkça ürperiyor ve kalbim duracak hale geliyor.
Sen ki
Ravza-ı Tahire’den bunları görüyorsun, şu hıçkırıkları duyuyorsun.
Senin
ümmetinden delikanlı ve çocukların havasına nigehban bulunuyorsun.
Ali’lerin,
Ebubekir’lerin, Osman’ların çektiği zimamı, Türk’ün eline veriver.
Türküyle,
Kürdüyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arnavuduyla bir Anadolu milleti göğüslerini
gerip senin için dayandılar Ya Resûlallah!
Mescidlerini koruyup minareler
yaptılar, her şeye rağmen günde beş defa Muhammedü’r-Rasulüllah dediler ve bunu
demeye azmettiler Ya Resûlallah!
Ve bugün yaptıkları herşeyi şart-ı âdi olarak vesilen ve vasıtanla dergâh-
nezd-i ahadiyete takdim etmek istiyoruz.
Huzur-u rabbülâleminde “Bunlar da
bendendir” der misin Yâ Resûlallah!
Bizleri Havz-ı Kevser’in başından kovulanlar
içinde kovulma zilletine maruz kalmaktan masun ve mahfuz eyle Yâ İlâhe’l-âlemin!
Bizlere şefaat elini uzat, elimizden tutup evc-i kemali insaniyete çıkar Yâ
Resûlalllah!
Yâ ilâhe’l-âlemin ve yâ Ekreme’l-Ekremîn!
Seyyidim ve pişdârım; rehnümam ve
rehberim; Muktedây-ı kül ve rehber-i ekmelim olan Hazret-i Muhammed
aleyhi’s-salatü ve’s-selama dehalet ederek dergâh- nezd-i ehadiyetine girmek
istiyorum.
Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydım.
Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedim.
Gönlümü evvela ona teslim edeyim
dedim.
Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkayım.
Bir kıtmir gibi
bacakları arasında dolaşayım, sadakatimi izhar edeyim.
O da yüzüme baksın.
Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın.
Desin ki “Bu da bizdendir” Yâ
İlahe’l-Âlemîn.
Ve ben de kendimden geçeyim.
Hıçkırıklar içinde boğulayım.
Bazı
şehidler kanının şehidi olur.
Ben de ağlamanın ve hıçkırığın şehidi olayım.
Bu
lütfu bizden esirgeme yâ Rabbi!
Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle yâ Rabbi.
Kışımızı bahar
eyle yâ Rabbi!
Neslimize can ve dirilik ihsan eyle yâ Rabbi!
Bükük belimizi
doğrult yâ Rabbi!
Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle yâ Rabbi!
Bu gece Kadir gecesi yâ Rabbi!
Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin,
kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi yâ Rabbi!
Rezonans olmak için, münasebet kurmak için bütün şartlar hazırdır yâ Rabbi!
Sen
kendin ta’lim, tebliğ buyuruyorsun.
Ya Rabbi, yâ Allah dendiği zaman Sen
“Lebbeyk kulum” diyorsun.
Bu bişareti bize veriyorsun.
Gönlümüzü sevince gark
ediyorsun.
Avazımız çıktığı kadar, benim boğuk ve kesik sesimle değil, şu cemaat
içinde samimi sesler hürmetine Sana yâ Rabbi, Yâ Allah diyoruz.
Yâ Hayy-ü yâ
Kayyûm diyoruz.
“Lebbeyk” de yâ Rabbi!
İmdadımıza yetiş yâ Rabbi!
Evc-i kemal-i
insaniyete bizleri i’lâ eyle yâ Rabbi!
Dik gezmişleri, iki büklüm gezmekten
halâs eyle yâ Rabbi!
At üstünde senin adını taşımışları yerde sürünür olmaktan
halas eyle yâ Rabbi!
Tel’in ve bedduaya amin de demiyoruz.
Belki onların hidayetlerini diliyor ve
dileniyor, Mefhar-i mevcudat efendimiz gibi, “Allahım cemaatimizi hidayet eyle,
zira bizi bilmiyorlar” diyoruz.
Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, İkrime’nin, Ebu
Süfyan’ın kalbini yumuşattın.
Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, Safvan ibn-i
Ümeyye’nin kalbini yumuşattın.
Onlar ki hayatları boyunca Resûl-ü Ekrem’e karşı
çıktı.
Onlar ki, hayatları boyunca Lat ve Uzzâ için kavga ettiler.
Biz ki, Yâ
İlahe’l-Âlemîn cürmümüzle beraber Lat ve Uzza’ya secde etmedik.
Senden
başkasının kapısına gitmedik.
Kalbimiz onların kalbinden daha katı değilse
bizlerin kalbine de rikkat ihsan eyle ya Rabbi!
Haib ve hasir olarak ellerimizi
indirmekten bizi masun ve mahfuz eyle ya Rabbi!
Dualarımızı dergah-ı Zat-ı uluhiyyetinde birini bin eyle ya Rabbi!
Bir
dileğimizde bin lütufta bulun ya Rabbi!
Bir arpa boyu hizmetiyle senin yoluna
hizmet edenleri azîz ve şerif eyle ya Rabbi!
Bu belde halkını soldurma ya Rabbi!
Topyekün vatanımızı da güldür ya Rabbi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder