Cennet dedikleri anne kucağı
Alır ninniyle yapar kundağı
Yayla pınarıdır günün sıcağı
Hayatta ne büyük varımış ana
Üzülerek yollarımı gözlerdi
Parmağım incinse kalbi sızlardı
Gözyaşımı siler saçım düzlerdi
Toprak gibi sadık yarımış ana
Kırık günlerime umut olurdu
Kapım çalınsa kilit olurdu
Sıcak günlerime bulut olurdu
Yangın yüreğime karımış ana
Gel Mevlüt İhsanî uykuda yatma
Ananın sözünü arkaya atma
Bir eli Zübeyde bir eli Fatma
Cennet dedikleri barımış ana
Aşık Mevlüt İhsani
Güle güle uğurladık askere
Gidip bekleyesin vatanın oğul
Anan niçin kınaladı ellerin
Sırtı kınalanır kurbanın oğul
Yiğidin kaderi böyledir baştan
Sual et dağlardan topraktan taştan
İş başa düşünce dönme savaştan
Var ise göğsünde imanın oğul
Bekle vatanını cephede çağla
Sıva kollarını silahın yağla
Süngünü hazırla çantanı bağla
Belki aman vermez düşmanın oğul
Acı rüzgarı vatanına estirme
Düşmanını anla dostun küstürme
Kolun kestir bir ağacın kestirme
Çoğalsın büyüsün ormanın oğul
Helal ticareten harami katma
Dinle amirini nöbette yatma
Vatanını düşmanlara çığnatma
Şehitlik en büyük fermanın oğul
Vatanında birlik cihanda barış
Okumaya gayret sanatta yarış
İşle toprağını sen karış karış
Var ise gayretin vicdanın oğul
Vatan kazanılmaz sade tüfekle
Kalem ile gayret ile yürekle
Büyüklü küçüklü hizmet et bekle
Yetişsin bağ ile bostanın oğul
Sanatta yarış var en yüksek hızda
Yapalım satalım biz kapımızda
Karşıki komşular ayda yıldızda
Boş yere harcama zamanın oğul
Mevlüt İhsani’nin sevdiği vatan
Sana ne söyledi o şehit atan
Doğudan batıya atın oynatan
Dört kıtada vardır harmanın oğul
AŞIK NİHANİ'YE BENDEN MEKTUP (Aşık Mevlüt İhsani)
Nice çok baharlar geçti çok yazlar
Yine cebelleri duman gözetir
Herkesin bir türlü yarası sızlar
Ah çeker derdine derman gözetir
Aşıkların bağrı olur karali
İlaç olmaz derunundan yarali
Haydi yeter oldu bardız dereli
Seni yar diyarı efgan gözetir
Yad ederim hatırlarım özlerim
Hasret perdesini çekmiş gözlerim
Yetişince huzuruna sözlerim
Cevabını Mevlüt ihsan gözetir
Usandım
Gözyaşım mürekkep mızrabım kalem
Yara mektup yaza yaza usandım
Gönül postasında hayale selam
Dertlerimi çöze çöze usandım
Saatte bir engel çıkar karşıma
İster derdi taşı ister taşıma
Nice gün oldu ki yalnız başıma
Gurbet eli geze geze usandım
Nice dertler gördüm hak kullarında
Yatıp uyumamış yar kollarında
Sevda ocağında aşk yollarında
Küller gibi toza toza usandım
Solacaksan yeşil gibi al gibi
Mevlüt İhsan çiçeği yok dal gibi
Şaşırdım dalgada bir sandal gibi
Kürek çekip yüze yüze usandım
SEVDİĞİM..
Aşkın pervanesi döner serimde,
Döndükçe od verir cana sevdiğim.
Sevdan yüreğimde Kafdağı gibi,
Deprenmiyor hiçbir yana sevdiğim.
Ben senin derdinden oldum derbeder,
Ne dizimde takat kaldı ne de fer.
Gözlerin aşk oku kirpiğin hançer,
Sevdan hedef tutmuş bana sevdiğim.
Vurma aşk süngüsü akar al kanım,
Ah u feryat ile çıkmaz mı canım.
Ateşim yanıyor yoktur dumanım,
Dolanırım yana yana sevdiğim.
Yığılsa sarraflar bilmez kıymetin,
Mağripten maşuka söylenir adın.
Dostu bulmak kolay dost olmak çetin,
Merhamet et şu İhsan’a sevdiğim.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
SÖYLEMEDİK Mİ ?
Güzel senin ile yayla yolunda,
Şuradan buradan söylemedik mi ?
Söyleye söyleye dağın başına,
Çıkıp gönülleri eylemedik mi ?
Kıvrım kıvrım idi zülfünün teli,
Beyazdır gerdanı incedir beli ,
Ben bir gümüş yüzük, sen de mendili,
Verip de yadigar eylemedik mi ?
Gülüp konuşarak uslanmadık mı ?
Yolda yağmur yağdı ıslanmadık mı?
Hünkar kayasına yaslanmadık mı ?
Yemin ile ikrar eylemedik mi ?
Mevlüt İhsani'yim ettim dileği,
Ben bakracı aldım sen de küleği,
Karşıki yamaçtan yaban çileği,
Yazmaya kuşburnu düğlemedik mi ?
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
BİLMEM
Nice yıldır yürümeyen kervanım,
Benim son çağımda yürür mü bilmem.
Ağustos ayında kalkmaz dumanım,
Kış geldi dağlarım erir mi bilmem.
İnsan sıfatıyla halk olan kullar,
Mücevher kafalar sanatkar eller.
Allah Allah deyip çarpan gönüller,
Ten çürür bu diller çürü mü bilmem.
Hakkın hikmetidir dağlar denizler,
Bir çiğit içinde bir orman gizler.
Gündüz güneş doğar gece yıldızlar,
Gafil bu hikmeti görür mü bilmem.
Bir zerreden yüz bin cihan yaratır,
Perde çekmiş aşıkları aratır.
Mevlüt İhsani’yim yüzüm karadır,
Affeder muradım verir mi bilmem.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
SÜRÜTME BENİ
Sevdiğim narına canımı yaktım,
Su gibi süzüldüm, arkandan aktım.
Kayadan kayaya yüzümü çaktım,
Yüz üstü yerlerde sürütme beni.
Sevda bir ateştir, aşık da tren,
Yollarım karanlık, yardadır fren.
Başa yitiremez bu hızla süren,
Takıp da arkana yürütme beni.
Hasretin gözümden akıtıyor yaş,
Benim kalbim kebap, senin bağrın taş.
Ben bir karlı dağım, sen oldun güneş,
Vurup da bağrıma eritme beni.
Mevlüt İhsani'nin gel haline bak
Sen bir rüzgar oldun, ben kuru yaprak.
Ben bir ağaç oldum, sen kara toprak,
Basıp da bağrına çürütme beni.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
TAVA
Raftan çıktı, yere düştü, çınladı,
Haber aldım, bizim küçük, ak tava.
Canlı değil, hasta gibi inledi,
Kulağıma bir ses geldi vah tava.
Tanrı kalemini noktaya vurmuş,
Onun hikmetinden eşyayı kurmuş,
Güneş ki ayrılmış, volkan ki durmuş,
Demir olmuş geçilmeyen dağ tava.
Dem kavminin duvarında köşeydi,
Cin kavminin bacasında şişeydi,
Can kavminin ocağında maşaydı,
Dondan dona çok değişti çağ tava.
Elden ele, ilden ile satılmış
Yıpranınca bir yabana atılmış
Adem'in de toprağına katılmış
Meydanlarda hayat sürdü sağ tava.
Adem aldı, duvarına taş koydu,
Putperestler put yaparak baş koydu,
Nuh Peygamber çorba koydu, aş koydu,
Onun sofrasında bir çanak tava.
Büyüğü dünyadır, küçüğü de tas,
Bunlar birbirine değil mi kıyas.
Bundan kısmetini alır, cümle nas.
Kudretin sofrası bu toprak tava.
Bir zaman dolandı Asya'da Çin'de,
Yüksek saraylarda Hint'te Pekin'de,
Seba şehrinin sır melikinde,
Belkıs'ın elinde bir tarak tava.
Şahların adalet masası imiş,
Aşığın maşuka tasası imiş,
Eyyub'un gözyaşı kesesi imiş,
Süleyman'a eritmiştir yağ tava.
Altı kuyruk yağı, üstü mürekkep,
Bir yanında pense, bir yanında kep,
Çekirge dik durur, yılan da kelep,
Mökkem tut, durmayan bu çarktır tava.
Kimine ey oldu, kimine asi,
Ere gümüş hançer devlet parası,
Emrah'a sarayda bir zehir tası,
Garibe bal verdi bir tabak tava.
Mevlüt İhsani'yim ozan yetiştim,
Böyledir bu çarkı düzen yetiştim,
Dedemde dört kulplu kazan yetiştim,
Bizdeki parçası bir ufak tava.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
.
BİLEMEM...
Göz yaşımla mektup yazdım rüzgara,
Yellere sana ne söyledi bilemem.
Seni hatırlarım günde yüz kere,
Eller sana ne söyledi bilemem.
Lalelerin rengi ayvalaştı mı,
Muhannet dikene gül dolaştı mı.
Bülbül menekşeye fısıldaştı mı,
Güller sana ne söyledi bilemem.
Hayat geçidine taşlar dökülmüş,
Gönül pınarına yaşlar dökülmüş.
Ah çeke ah çeke saçlar dökülmüş,
Yıllar sana ne söyledi bilemem.
Her gelen dünyada bir dava yapmış,
Ne yapsa insana masiva yapmış.
İnsanlar ne saray kuş yuva yapmış,
Dallar sana ne söyledi bilemem.
Mevlüt İhsanî de yandıkça yandı,
Hayatından bıktı candan usandı.
Gönül yaylasını gezdi dolandı,
Çöller sana ne söyledi bilemem.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
YARIM YARIM
Dedim kuşlar gibi kuram yuvayı,
Kanat yarım yarım kol yarım yarım.
Yıllar geçti dolduramam kovayı,
Çiçek yarım yarım bal yarım yarım.
Kimse kaderinden dönemez haşa,
Ömür bir merdiven çıkarsın başa.
İster elli yaşa ister yüz yaşa,
Akıbet kalırsın yol yarım yarım.
Al yeşil giyinip bağrımı yarma,
Benden yüz çevirip yadları sarma.
Tavus kuşu gibi şişme kabarma,
Sende benim gibi kul yarım yarım.
Mevlüt ihsani'yi sevdaya kattın,
Alıp dertlilerin içine attın.
Yadlara destiyi dolu uzattın,
Bana da dedin ki al yarım yarım.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
NAZLI DİLBER
Nazlı dilber sallanarak yürüme,
Lutfeyle göreyim kar yanakların.
Sen beni görüp de mihrap bürüme,
Yerden yere bitir nar yanakların.
Gözlerin harami kaşların elmas,
Solar güzelliğin sana da kalmaz.
Hasretin ok vurur yaram sağ olmaz,
Aşığa çektirir zar yanakların.
Mevlüt ihsani'yi yakma ateşe,
Kimse sevda ile çıkamaz başa.
Mevlayı seversen çıkma güneşe,
Gözlerimi aldı kar yanakların.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
DÖNE DÖNE
Haftalar devrolur yıllar devrolur,
Çevrilir bu dünya boş döne döne.
Dünya bir han yeri her gelen gider,
İnsan döne döne kuş döne döne.
Herkesin emanet vardır hanesi,
Dünya emanettir toprak anası.
Hayat bir değirmen insan danesi,
Herkesi öğütür taş döne döne.
Sayısı bilinmez devreden çağlar,
Çiçekli ovalar dumanlı dağlar.
Topraklar güldükçe insanlar ağlar,
Akar gözlerinden yaş döne döne.
Sen Mevlüt İhsan’a bak neler vardır,
İnsanın çektiği feryattır zardır.
Sevinme bahara sonrası kardır,
Gelir insanlara kış döne döne.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
YAR
Ağlaya ağlaya geldim yanına,
Akan gözyaşımı silemedin yar.
Zalimlik düşer mi senin şanına,
Açtın da yaramı bilemedin yar.
Ben seni severdim sen de yad eli,
Seni de götürdü sevdanın seli.
Gönül kemanına zülfünden teli,
Çektin düzen ettin çalamadın yar.
Ben sana yaklaştım sen benden kaçtın,
Tazgın ceylan gibi dağlardan aştın.
Coşkun nehir gibi köpürdün taştın,
Gönül bahçesini sulamadın yar.
Mevlüt İhsani’yi yaktın arada,
Ben burda gamlıyım sen de orada.
Aşık olan eremezmiş murada,
Sen de muradını alamadın yar...
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
BANA
Yanaktan şeftali dudaktan buse,
Sevdiğim ikramın az gelir bana.
Açsam kollarımı sarsam boynuna,
Bütün kış ayları yaz gelir bana.
İnan şu sözüme ey şems-ü mahım,
Buluta dayandı feryadım ahım.
Yıllardır çekerim nedir günahım,
Bütün ahbaplardan söz gelir bana.
Dün gece rüyayı ben gördüm yordur,
Banan inanmazsan birine sordur.
Ayrılık mı acı ölüm mü zordur,
Sağlıkta bu acı köz gelir bana.
Yaradan her zaman sevdiği kulla,
Gönül postasında mektubun yolla.
Dudağında ıslat elinle pulla,
Göz açıp yummadan tez gelir bana.
Dert ile gam ile bir aradayım,
Nerde aşık varsa ben oradayım.
Üç beşli bir iki numaradayım,
Mevlüt İhsani de düz gelir bana.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
GİTTİ...
Yıllarım boyunca çektiğim hasret,
Bir damla gözyaşı oldu da gitti,
Ne güldü yüzüme ne kesti müddet,
Açmadan çiçeğim soldu da gitti.
Uzun gecelerim bahtsız sabahlar,
İnledim sızladım çok çektim ahlar,
Dizilse bir yana bahtı siyahlar,
Dünya yetmiş kere doldu da gitti.
Mevlüt İhsani’nin her neşesini,
Sevda güç bağladı kelepçesini,
Gönül zambağını menekşesini,
Felek deste deste yoldu da gitti.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
SONRA..
Ne hastayım ne ölüyüm ne sağım,
Sevda hançerini vurduktan sonra,
Ne bahçeyim ne bostanım ne bağım,
Felek dal budağım kırdıktan sonra.
Vurma hançerini akmasın kanım,
Asla ey olur mu sevda çıbanım,
Yar gelsin üstüme çıkmadan canım,
Gelmesin mezara girdikten sonra.
Mevlüt İhsani’yi düşürdün yasa,
Geceli gündüzlü bitmedi tasa,
Demir çarık giyin demirden asa,
Arasın sevdiğim öldükten sonra.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
ÜZGÜNÜM
Gidenleri eyleyemez,
Yollar üzgün ben üzgünüm.
Dertlerini söyleyemez,
Diller üzgün ben üzgünüm.
Cahil olan söze kanmaz,
Yüz yaşar yine uyanmaz,
Uçtu sunam geri dönmez,
Göller üzgün ben üzgünüm.
Kumaş seçtim çıktı parça,
Ne kol çıktı ne de paça,
Bağrım gibi parça parça,
Şallar üzgün ben üzgünüm.
Bunca gelen yiğit n’oldu,
Kaderin dediği oldu,
Bülbül uçtu gül de soldu,
Güller üzgün ben üzgünüm.
Mevlüt İhsan kara yazım,
Yok kadere itirazım,
Kara kılıf kara sazım,
Teller üzgün ben üzgünüm.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
USANDIM
Gözyaşım mürekkep, mızrabım kalem,
Yara mektup yaza yaza usandım.
Gönül postasında hayale selam,
Dertlerimi çöze çöze usandım.
Saatte bir engel çıkar karşıma,
İster derdi taşı ister taşıma,
Nice gün oldu ki yalnız başıma,
Gurbet eli geze geze usandım.
Nice dertler gördüm hak kullarında,
Yatıp uyumamış yar kollarında,
Sevda ocağında aşk yollarında,
Küller gibi toza toza usandım.
Solacaksan yeşil gibi al gibi,
Mevlüt İhsan çiçeği yok dal gibi,
Şaşırdım dalgada bir sandal gibi,
Kürek çekip yüze yüze usandım.
MEVLÜT İHSANİ
GELMEDİ
Nazlı yare canım kurban dedim de,
Çevirdi arkasın sustu gelmedi.
Emrah gibi yol gözettim bir zaman,
Gitti Selvi gibi küstü gelmedi.
Ne vefa dünyanın bir akçesinde,
Bir mendil bir bıçak yar bohçasında,
Leyla al yeşilli gül bahçesinde,
Mecnun dağbaşında esti gelmedi.
Aşık ne kalmışsın aşkın hayında,
Nicesi savruldu sevda yayında,
Şirin al giyerek zevk sarayında,
Ferhat kafasını ezdi gelmedi.
Mevlüt İhsani’yim aşkın harabı,
Beni sarhoş etti dostun şarabı,
Nesimi Mansuri Mühyet Arabi,
Düşmanı gül attı dostu gelmedi.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
KURUSUN
Havalar bulutlu topraklar nemli
Yarim hazırlanma yollar kurusun
İçerim kan ağlar yüreğim gamlı
Sana duvak kuran eller kurusun
Sen allar giyindin ben giydim kara
Sen gülüp eğlendin ben düştüm zara
Gelin olup bindiğin gün atlara
Su veren pınarlar seller kurusun
Mevlüt ihsaniye bir uzat elin
Sen benim sevdiğim yadlara gelin
Mavili yaşmağın yaşlı mendilin
Asıp kuruttuğun dallar kurusun
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
ŞEHİT MEZARI
Şehit mezarından geçtiğim yerde,
Gelen bir inilti tan tan diyordu.
Tarihe gömülmüş hangi seferde,
Vatan için kurban kurban diyordu.
Sürmüş düşmanları yurdundan atmış,
Kanını yoğurmuş ,toprağa katmış,
Kahraman ölür mü uykuya yatmış,
Var mı evladına çatan çatan diyordu.
Kan ile dolmuştu karlı çizmesi,
Önünde bir yığın düşman kellesi,
Eli yarasında kısıkça sesi,
Kulak verdim vatan vatan diyordu.
Bir arslan heybeti mezar taşında,
Silahı,çantası yanı başında,
Kahraman Türklerin her savaşında,
Şehit abidesi yatan yatan diyordu.
Mevlüt der Türk genci emanetin al,
Şerefli al bayrak,ak yüzlü hilal,
Aziz cumhuriyet ,şanlı istiklal,
Emanet bıraktı Atan Atan diyordu.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
İŞTE BEN
Oyununda yüz yenilmiş zar ararsan işte ben,
Gül yanında kan ağlayan har ararsan işte ben,
Yaktı, yıktı, viran etti feleğin fırtınası,
Dolu döymüş, sel götürmüş yar ararsan işte ben.
Bülbül ötmez, baykuş gitmez, yıkılmış viraneyim,
Al kazmayı, vur bağrıma, göreceksin ben neyim,
Yıllar geçti, eylenmeyen, durmayan pervaneyim,
Odunu yok ateşi var nar ararsan işte ben.
Mevlüt İhsan ağlayarak çaldım gamlı sazımı,
Yüz bin dostum vardır amma toprak çeker nazımı,
Adana’da, Ağustos’ta bulamadım yazımı,
Ağrı gibi başı duman kar ararsan işte ben.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ
HAYATIMIN DESTANI
Bin üç yüz kırk dörtte geldim anadan,
Yazdırmışlar tarih ile yılımı,
Dokuz ay bir sene geçti aradan,
Mevla yürü dedi, açtı dilimi.
Çiçek gibi yavaş yavaş büyüdüm,
Adım adım, korka korka yürüdüm,
Anam babam nazarında bir idim,
Beslerdiler çabuk açsın gülümü.
Üç yaşında bilmez hata işledim,
Beş yaşında ahbabımı taşladım,
Yedisinde okumaya başladım,
Bilmez idim kaderimin dalını.
İki yıl okulda verdim başarı,
Asla arkadaştan kalmadım geri,
Okul petek oldu ben oldum arı,
Çalışırdım çabuk yapam balımı.
Hala seçmemiştim sağ ile solu,
Verdiler elime bomba kapsülü,
Aniden patladı, bilemedim dolu,
Yaktı gözlerimi, kesti elimi.
Anam kayalara çaldı özünü,
Fakir idi tutan yoktu sözünü,
Ay geçmeden ağ bürüdü gözümü,
On yaşımda zindan etti yolumu.
On üç on dördüne girince yaşım,
Nice kazalara çok değdi başım,
Gelmezdi yanıma yaren yoldaşım,
Ahbaplarım sormaz oldu halimi.
On yedide yavaş yavaş saz çaldım,
Gahi devam ettim gahi az çaldım,
Yirmisinde bir ustadan ders aldım,
Derdim ile yar ettim telimi.
Mevlüt İhsani’yim geçti çağlarım,
Fidan idim bar vermedi bağlarım,
Yaprak döktü kuş beslemez dallarım,
Kader eğmiş, doğrultamam belimi.
MEVLÜT İHSANİ
OĞUL
Her bir parçam bir diyarda
Tükenmedi sızım oğul
Başım dağlar gibi karda
Gelmez bahar yazım oğul
Hatırlarım her sofrada
Gurbet elde Almanyada
Kavuştursun bizi hüda
Daha gülmez yüzüm oğul
Al sazını türkü söyle
Derdim tükenir mi böyle
Arzu Müjgan Peri Leyla
Şirin Solmaz Kızım oğul
Selam söyle Gülcanıma
Gelsin uğrasın yanıma
Bu ihtiyar zamanıma
Atam desin kuzum oğul
Mevlut İhsaniyim dilde
Elim sazda gözüm yolda
Ne haldesiz gurbet elde
Zor gecem gündüzüm oğul
Aşık Mevlüt İhsanii
DEVAM YOK
Koyunum yok yaylalari yayliyam
Çikam kaval çlam türkü söylüyem
Gurbet elde gam yükünü taylayam
Götürmeye kervanim yok devem yok
Gel muhannet sevdiceğim kinam
El içinde beni ettin sinema
Nasip olsa dönebilsem haneme
Gurbet elde kanadim yok yuvam yok
Mecnunmuyum dağ başini inletem
Ferhat'miyim kayalari çinlatam
Kerem' miyim deryalari söyletem
Hak yaninda,kabul olur duam yok
İhsani' yim gözyaşimi silerim
Hayatimin oyununa gülerim
Dertlerimi kaderimle bölerim
Kimse ile hesabim yok davam yok.
AŞIK MEVLÜT İHSANİ ŞAFAK
Zülfikar Yapar Kaleli
A Ğ L A D I M
-Aşık Mevlüt İhsani’-
“Sesleyin Kaleli yazsın dört dörtlük”
“Az” dedim, tülden taç ördüm ağladım.
Mazlumda mahmurluk, yiğitte mertlik
İhsan’ın sırrına erdim ağladım.
Aylardan Kasımdı buz tuttu yürek
Bu buzun sırrını çözmemiz gerek
Vatanım, cennetim, annem diyerek
Toprağı, bayrağı sardım ağladım.
Kâinat ağladı, gözyaşı döktü
Felek kement attı boynumu büktü
Sevda zebanisi silahı çekti
Vuruldum, bağrımı yardım ağladım.
Sırrın ahvaline yakışan hâldan
Bilirim tabuttan, teneşir, saldan
Anlamam yakınsal ve ıraksaldan
Hayali namaza durdum ağladım.
Gam gelir tazeler yürekte derdi
Nerede bulurum sen gibi merdi
Vakit tamam oldu, vuslata erdi
Mevlit’i İhsanla kardım ağladım.
Gül ektiği gönlü tavaf edemez
Turnaların katarına kal demez
Tutsak olmuş, kanat kırık gidemez
İhsanı Şafağa sordum ağladım.
Gecenin rengine büründü ömür
Gölgeler ardında süründü ömür
De, kaç bahar ile göründü ömür
Hüznümü namluya sürdüm ağladım.
Vurgundu hilale, bayrak alına
Korku kondurmazdı kırık dalına
Canı tereddütsüz vatan yoluna
Salardı yiğitti, gördüm ağladım.
Sanırım “seherden az daha erken”
“Mavi boncuk” oldu dosta giderken
Herkesin gönlünü yapayım derken
Sabır ocağında nardım ağladım.
Bir garip zamanda çekti el etek
Kurşun yüreklere indirdi kötek
İhsani toprağa girince bir tek
Kurudum, boynunu burdum ağladım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder