26 Haziran 2020 Cuma

ÇİLE

ÇİLE

Necip Fazıl Kısakürek

A._ALLAH
B._DAUSSILA
C._DAVA VE CEMİYET
D._DEKOR
F._HAFAKAN
G._İNSAN
I._KADIN
J._KAHRAMANLAR
K._KORKU
L._ÖLÜM
M._ŞEHIR
N._TABİAT
O._TECRİT
P._UKDE
 

A. 1. ÇİLE

A. 2. NUR

A. 3. SEN

A. 4. ALLAH DERİM

A. 5. OLMAZ MI ?

A. 6. O ÂN

A. 7. ALLAH DİYENE

A. 8. EN YAKIN

A. 9. YÂR O Kİ...

A. 12. TÂ MAVERÂDAN

A. 13. O VAR !..

A. 15. DUA

A. 18. MİMARÎ

A. 28. TEK KELİME

A. 37. YÜK

B. 1. TAKVİMDEKİ DENİZ

B. 2. GECEYE ŞİİR (1)

B. 3. GECEYE ŞİİR (2)

B. 4. GECEYE ŞİİR (3)

B. 5. YOLCULUK

B. 6. ANNEME MEKTUP

B. 7. GURBET

B. 8. YALNIZLIK

B. 9. IRAKLARDA

B. 15. HASRET

C. 1. BÜYÜK DOĞU MARŞI

C. 2. O'NUN ÜMMETİNDEN OL

C. 3. SAKARYA TÜRKÜSÜ

C. 4. MÜJDE

C. 5. MUHASEBE

C. 6. ÇIRPINIR

C. 7. DESTAN

C. 8. GELİR

C. 9. VE GELİR

C. 10. FEZA PİLOTU

C. 11. ŞARKIMIZ

C. 12. UTANSIN

C. 13. DAVETİYE

C. 14. AÇ KAPIYI

C. 15. BABADAN OĞULA

C. 16. HAYAT , MAYAT

C. 17. DUA

C. 18. İHTİLÂL

C. 19. ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP

C. 20. ÇEK PERDEYİ

C. 21. BAŞI BOŞ

C. 22. BAYRAK VE SULTAN

C. 23. AMAN

C. 24. SON SIĞINAK

C. 25. KÂBUS

C. 26. O Gelsin

C. 27. FİKİR SANCISI

C. 28. KERVAN

C. 29. MANZARA

C. 30. 1000 YIL SONRA TARİH

C. 31. SURDA AÇILAN GEDİK

C. 32. DÜŞMANIMA

C. 33. YOBAZ

C. 34. HÂLİM

C. 35. ÖLÜMSÜZ ŞARKI

C. 36. GİTTİ

C. 37. SAHTE KAHRAMAN

C. 38. ZAMANE

C. 39. İSLÂM

C. 40. PETEK

C. 41. O KANUN

C. 42. GÜLE GÜLE

C. 43. ESER

C. 44. NİZAM

C. 45. O NİZAM

C. 46. SAĞ-SOL

C. 47. ANAYASA

C. 48. KAFİLE

C. 49. TUTUK

C. 50. HÂTIRA

C. 51. DEĞİŞEN - DEĞİŞMEYEN

C. 52. NAMAZ

C. 53. DÜZEN

C. 54. 1400

C. 55. KEVSER

C. 56. AHŞAP EV

C. 57. RENKLER

C. 58. DEVRİM

C. 59. KOLAY

C. 60. EMANET OLSUN

C. 61. ERKEN GEL !

D. 1. ANNECİĞİM

D. 2. ANNEME

D. 3. BAHÇEDEKİ İHTİYAR

D. 4. ODALARIM

D. 5. TAVAN

D. 6. MANGAL

D. 7. AKŞAM

D. 8. ÜÇ ATLI

D. 9. MEVSİM DÖNERKEN

D. 10. NİNNİ

D. 11. YATTIĞIM KAYA

D. 12. EVİM

D. 13. AZİZ EŞYA

E. 1. DAYAN KALBİM

E. 2. BİTMEZ

E. 3. BELÂ

E. 4. SAAT KAÇ

E. 5. HAYAT

E. 6. RÜYA

E. 7. BU YAĞMUR

E. 8. AZAP

E. 9. 40 DERECE

E. 10. SAYIKLAMA

E. 11. SAAT 12

E. 12. AĞLAYAN ÇOCUKLAR

E. 13. ÖRÜMCEK AĞI

E. 14. KÜLHAN YERİ

E. 15. HÂLİM

E. 16. ZEHİR

E. 17. GİZLİ

E. 18. UYKUSUZ BAŞ

E. 19. KAFA

E. 20. NE ARIYORUM ?

E. 21. LODOS

E. 22. ZIPKIN

E. 23. MEDET

E. 24. KOŞU

E. 25. ECEL

F. 1. PEYGAMBER

F. 2. SONSUZLUK KERVANI

A. 10. İŞARET

A. 11. O ' NUN SANATI

A. 14. HASRET

A. 16. TAM OTUZ YIL

A. 17. HOKKABAZ

A. 19. MERDİVEN

A. 20. SANAT

A. 21. ZEHİRLE PİŞMİŞ AŞ

A. 22. YAKINLIK

A. 23. ALLAH VE İNSAN

A. 24. AĞZIMI DİKSELER

A. 25. İLMİHAL

A. 26. LÛGAT

A. 27. ÖPMEK

A. 29. GÜZEL

A. 30. YAKINLIK

A. 31. KUDRET

A. 32. AŞK

A. 33. AŞK VE KORKU

A. 34. İSTE

A. 35. YAKIN

A. 36. HEY

A. 38. EMANET

A. 39. RAHMET

A. 40. AFFET

B. 10. VİSAL

B. 11. GEÇTİ , GEÇTİ

B. 12. O BAHÇELER

B. 13. HABERCİ

B. 14. EBEDÎ TAZE

B. 16. BOŞ UFUKLAR

B. 17. NİMET

B. 18. KAVUŞMAK

B. 19. AYRILIK

B. 20. HİCRET

B. 21. VATAN

B. 22. ZİFAF

B. 23. GEÇER

B. 24. AYNI NOKTA

B. 25. RAMAZAN

B. 26. MURAD

B. 27. HAYRET

B. 28. GÖLGELER

B. 29. YALNIZ

B. 30. KAMIŞ

F. 3. BENDEDİR

F. 4. BEN

F. 5. SERSERİ

F. 6. NEFS

F. 7. BENİM NEFSİM

F. 8. VE NEFS

F. 9. HEP NEFS

F. 10. SABIR

F. 11. ÇOCUK

F. 12. ANLAMAK

F. 13. ALLAH DOSTU

F. 14. MÜRŞİD

F. 15. ALLAH 'IN SEVGİLİSİ

F. 16. PEYGAMBER

F. 17. O

F. 18. ÖLÇÜ

F. 19. O DİYORSA

F. 20. RÜTBE

F. 21. KARA TAHTA

F. 22. HEP O

F. 23. SOFRA

F. 24. ALLAH DOSTU

F. 25. HAYRET

F. 26. DİVANE

F. 27. ŞAİR

F. 28. KAVANOZ

F. 29. İNSAN VE ALLAH

F. 30. BAŞ

F. 31. MÜSLÜMAN YÜZÜ

F. 32. MUTLU

F. 33. LEVHA

F. 34. UÇANLAR

F. 35. OYUNCAK

F. 36. KAMIŞ

F. 37. ESFEL-İ SAFİLİN

F. 38. ONLAR

F. 39. İNSAN

F. 40. SÛAL-CEVAP

F. 41. ÇİFT KANAT

F. 42. DEV

F. 43. AKIL

F. 44. İNSAN

F. 45. SEVİNÇ

F. 46. YAĞIZ AT

F. 47. ŞARKI

F. 48. VASİYET

G. 1. BEKLENEN

G. 2. BEKLEYEN

G. 3. DÖNEMEÇ

G. 4. GEL

G. 5. VEDA

G. 6. AYDINLIK

G. 7. KADIN

G. 8. KALAN

G. 9. KADIN

G. 10. KADIN

H. 1. O'NA

H. 2. BİZİM YUNUS

H. 3. YUNUS EMRE

H. 4. O ZEYBEK

H. 5. KÖROĞLU

H. 6. MAHSUR

H. 7. O ERLER Kİ

H. 8. ONLAR

H. 9. VE ONLAR

H. 10. SEYYİD TÂHÂ 'YI ZİYARET

H. 11. KAHRAMANLIK

H. 12. ŞAH-I NAKŞIBEND

I. 1. CİNLER

I. 2. BOŞ ODALAR

I. 3. GECE YARISI

I. 4. AYAK SESLERİ

I. 5. AÇIKLARDA

I. 6. VEHİM

I. 7. KARINCA

I. 8. KORKUYORUM

I. 9. KORKU

J. 1. İŞİM ACELE

J. 2. ORADA

J. 3. İNANMAZ

J. 4. ÖLMEMEK

J. 5. ESKİ RAFTA

J. 6. DÖVÜN

J. 7. ÖLÜNÜN ODASI

J. 8. ÇAN SESİ

J. 9. RUH

J. 10. TABUT

J. 11. ÖLÜLER

J. 12. CANSIZ AT

J. 13. GÖZLER

J. 14. BİTER

J. 15. ŞÜKÜR

J. 16. MEZAR

J. 17. TABLO

J. 18. BOŞ DÜNYA

J. 19. ARALIK KAPI

J. 20. GEÇİLMEZ

J. 21. GELİYORUM

J. 22. BÜYÜK RANDEVU

J. 23. DİPSİZ KUYU

J. 24. YOKLUK

J. 25. HABERİ YOK

J. 26. GEÇER AKÇA

J. 27. NASIL

J. 28. EZAN

J. 29. HASRET

J. 30. ZAFER ARABASI

J. 31. TABUT

J. 32. GİTTİLER

J. 33. TEBESSÜM

J. 34. BAYRAM

J. 35. O DEM

J. 36. HÜNER

J. 37. KAPI

J. 38. MÜJDE

J. 39. GÜZEL ŞEY

K. 1. KALDIRIMLAR (1)

K. 2. KALDIRIMLAR (2)

K. 3. KALDIRIMLAR (3)

K. 4. OTEL ODALARI

K. 5. BACALAR

K. 6. İSTASYON

K. 7. İSKELE

K. 8. SOKAK

K. 9. CANIM İSTANBUL

K. 10. APARTMAN

K. 11. KARACAAHMET

K. 12. NUR ŞEHRİ

K. 13. ŞEHRİN KALBİ

L. 1. ŞEHİRLERİN DIŞINDAN

L. 2. GARİBCİK

L. 3. SES

L. 4. AZGIN DENİZ

L. 5. DALGALAR

L. 6. SUSAN DENİZ

L. 7. DAĞLARDA ŞARKI SÖYLE

L. 8. YILDIZLI BİR GECEDE

L. 9. MADDE VE RUH

L. 10. SU (1)

L. 11. SU (2)

L. 12. SU (3)

L. 13. SU (4)

L. 14. SU (5)

L. 15. SU (6)

L. 16. SU (7)

L. 17. SU (8)

M. 1. NE İLERİ , NE GERİ

M. 2. YOLLAR VE GÖKLER

M. 3. YENİ

M. 4. HANİ YA ?

M. 5. MEÇHUL

M. 6. AKIL

M. 7. VAR - YOK

M. 8. İMAN

M. 9. HAKİKAT

M. 10. GAYE

M. 11. ATEŞ

M. 12. CEHENNEM

M. 13. LÂTİF

M. 14. MANTIK

M. 15. ZAMAN

M. 16. KESİKSİZ ÂN

M. 17. HİÇ

M. 18. KADER

M. 19. OLUR - OLMAZ

M. 20. VARLIK

M. 21. İN-ÇIK

M. 22. AYRI AYRI

M. 23. O KİTAP

M. 24. HAYRET

M. 25. VE HAYRET

M. 26. KELİME

M. 27. EKSİK

M. 28. BESTE

M. 29. BİR

M. 30. SAYILAR

M. 31. HİÇ Mİ HİÇ

M. 32. BİR

M. 33. BU DÜNYA

M. 34. HÂTIRA

M. 35. İHTİZAZ

M. 36. YENİ

M. 37. AŞK

M. 38. OYUNCAK

N. 1. UKDE

N. 2. PERDELER

N. 3. YÜZ KARASI

N. 4. KAFİYELER

N. 5. KIVRIM KIVRIM

N. 6. GEÇEN DAKİKALARIM

N. 7. ZAMAN

N. 8. NAKARAT

N. 9. ŞÖHRET

N. 10. AYNALAR YOLUMU KESTİ

N. 11. UYUMAK İSTİYORUM

N. 12. ÖLÜMSÜZLÜK

N. 13. AYNADAKİ HAYALİME

N. 14. MERCEK

N. 15. SAAT

N. 16. ZARF

N. 17. KALMADI

N. 18. GÜNAH

N. 19. HÂL

N. 20. YİNE HÂL

N. 21. NEFS MUHASEBESİ

N. 22. DELİ

N. 23. ZOR

N. 24. BAŞIM

N. 25. MESAFE

N. 26. ZITLAR

N. 27. VEHİM

N. 28. KALMADI

N. 29. MUKAYESE

ÇİLE

Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birden bire dam.
Gök devrildi, künde üstüne künde.
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı. İhtiyar bacı!
Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.
Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum değdi burnuna(yok)un.
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.
Bir bardak su gibi calkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk,
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!
Ensemin örsünde bir demir balyoz
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz
Yepyeni bir dünya etti hediye.
Bu nasıl bir dünya hikayesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.
Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş takma gözde cam!
Otursun yerine, bende her şekil;
Vatanım sevgilim, dostum ve hocam!

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın.
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın
Her fikir içimde bir çift kelepçe.
Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum riyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?
Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beynin zarında sülük.
Selâm, selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç.
Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.
Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle.
Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş.
Mevsimden mevsime girdim böylece
Gördüm ki, ateşte cımbızda yokmuş.
Fikir çilesinden büyük işkence.

Evet her şey bende bir gizli düğüm
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!
Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz.
Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.
Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehirli kıymık gibi beynimde.
Lügat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım tutun elimden
Aynalar söyleyin bana ben kimim?
Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Bela mimarının seçtiği arsa;
Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?
Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!
Ne yalanlarda var, ne hakikatta.
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış
Boşuna gezmişim yok tabiatta.
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.
Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde maverâ dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı
Bin bir avizeyle uçsuz maddede.
Atomlarda cümbüş, donanma şenlik
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İç içe mimari, iç içe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!
Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.
Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta
Ver cüceye, onun olsun şairlik
Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta.
Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim
Gökte Samanyolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefis, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak.
1939
NUR
Sen ol dersin ve olur!
Pırıltı dolu billur,
Çığlık içinde fağfur.
Bir renk bize öteden
Ve bir ses o besteden
Nur bize Allah’ım nur!
Büyük divan ve huzur.
Bekliyor mezarı Sûr.
Sonsüzlük ölümsüzlük
Bitmez tükenmez düzlük;
Nur bize Allah’ım nur!
Güneşşi tuttu çamur;
Elmas mahçup zift mağrur.
Yakın kandili yakın;
Ne donanma ne yangın
Nur bize Allah’ım nur!
Sen ol dersin ve olur!
SEN
Senden,senden, hep senden.
Akisler aynalarda.
Göğe çıksam mahzendn;
Hasretiim turnalarda.
Seni buldum bulduysam;
gökten bir davet duysam!
Ben ki, suçumu yuysam,
Su biter kurnalarda.
Garibe sensin vatan.
Ne yurdunu aratan!
Sensin, sensin yaratan,
Rahmeti analarda.
ALLAH DERİM
Sırtımda taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasılda delinmez küfen?
Ebedi olsun urbası kefen!
Kursa da boşluga asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiç bir şey demem!
OLMAZ MI?
Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam;
Geçipte aynaya soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an olmaz mı?
O ÂN
Taş merdivenler gibi, aşınmış ayaklardan,
Secde yerine çarpa çarpa alnım aşınsa!
Göklerin kamçisiyle yediğim dayaklardan,
Erisem de, tabutun boş mus gibi taşınsa!
Bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye;
Tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez.
Karanlığı, yuğursam nura döndüresiye,
Tımarsam o ana ki, yek paredir ve bitmez.
ALLAH DİYENE
Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene!
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm Allah diyene
Akıl, kırık kanadı hiçin
Derdi gücü "nasıl" ve "niçin.
Bağlı perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Alla hdiyene.
EN YAKIN
Bütün insanlığı dövsen havanda,
Zerre zerre herkes yine yalınız.
Boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek başına, dağ taş ve yıldız.
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Eşini kaybetmiş herkes eşinde.
içinizde yiv yiv derinleşin de,
Çıksın karşınıza en yakınınız.
YÂR O Kİ.
Falan, dağın ardında;
Seslen seslen işitmez!
Filan, toprak altında;
Gözyaşları diriltmez!
Neye vardın, vardında?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir şey göster kadında
Tılsımını eskitmez!
Yâr o ki, hep yâdında;
Eskitmez ve eksilmz.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez.
İŞARET
O ki,pınar başında çeker suya hasreti;
Kadınında kadına, yurdunda yurda hasret.
Yalan dünyada bütün görünüşler iğreti;
Her şey o şeye hazin benzeyişten ibaret.
Var olan yoklukların ömrünü soruyorum!
Aşklar bom boş kuruntu, hürrüyetler esaret!
Yalnız, "Rakip" ismiyle Allah ı görüyorum!
Bir yokluk ki bu dünya, var olandan işaret.
O'NUN SANATI
(Yok) bir (var)dır;
Geçit vermez;
Dar mı, dardır!
(yok) bir (yok)tur;
Akıl ermez.
Ne de çoktur!
(Var) bir (yok)tur;
Yusyuvarlak
Dönen oktur.
(Var) bir (var)dır;
O'na varmak.
Bu kadardır!
TÂ MEVERÂDAN
Rüzgar öyle esti, öyle esti ki;
Her şey uçup gitti kaldı Yaradan.
Ayna düştü, hayal, perdelerdeki
Bir akiscik gibi çıktı aradan.
Sırtımı uykuda dürtüyor bir el;
Fırla yatağından koşar adım gel!
O bir minicik zar i kabuğunu del!
Seni çağıran var, tâ maverâdan!
O VAR!.
Her defa haberi taze bir müjde;
O var!
Her defasında, geç, gafletten vecde;
O var!
Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;
O var!
Bütün sevdiklerin elden gittiyse;
O var!
Kalacak kim var ki dost tomarında?
O var!
Sana daha yakın şah damarından;
O var!
Arama, bir ilaç yok eczahanede!
O var!
Gayede, sebepte ve bahanede;
O var!
Sevdiğini ebed botu tutan dinç;
O var!
Ölümsüzlük şevki, ilahi sevinç;
O var!
Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek;
O var!
Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;
O var!
HASRET
O ki, kadını var kadına hasret;
Hasret, kelimeye,kelimelerde.
Bir damla bal tadsa, tadına hasret;
Peşimden koştukça ufuk ilerde.
Allah’ım eşyanın hicabındasın!
Sensin suda, kuşta, telde ses veren.
Nice hasret varsa gıyabındasın;
Aynalarda sensin seni gösteren.
DUA
Bende sıklet, sende letafet.
Allah'ım affet!
Lâtiften af bekler kesafet.
Allah'ım affet!
Etten ve kemikten kıyafet.
Allah'ım affet!
Şanındır fakire ziyafet.
Allah'ım affet!
Âcize imdadın şerafet.
Allah'ım affet!
Sen mutlatsın,bense izafet!
Allah'ım affet!
Ey kudret, ey rahmet, ey re'fet!
Allah'ım affet!
TAM OTUZ YIL
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum.
HOKKABAZ
Marifetli hokkabaz, başını kaldır da bak!
Gökte bir oynayan var, yıldızlarla kaydırak.
MERDİVEN
Diyorlar bana: Kalsın şiir de söz de yerde!
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde?
SANAT
Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.
ZEHİRLE PİŞMİŞ AŞ
"Zehirle pişmiş aşı yemeğe kimler gelir?"
Dilsizce,yalnız Allah demeye kimler gelir?
YAKINLIK
İnsan, yaklaştıkça yaklaştığından ayrı;
Belli ki; yakınımız yoktur Allah’tan gayrı.
ALLAH VE İNSAN
Seni aramam için uzağa attın!
Âlemi benim, beni kendin için yarattın!
AĞZIMI DİKSELER
Tel tel ve iple iplik dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar; ALLAH... Yoklayanlar nabzımı.
İLMİHAL
Yandı kitap dağlarım, ne garip bir hal oldu!
Sonun da bana kalan, yalnız ilmihal oldu!
LÛGAT
Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime,
Bilsin: Allah: tan başka bilmiyorum kelime.
ÖPMEK
Ellerime uzanan dudaktan tepeyim;
Allah diyen seni gel ayağından öpeyim!
TEL KELİME
Ne var ki, pazarlığa girişecek ecelle;
Sermayem tek kelime, ALLAH azza ve celle.
GÜZEL
Güzel Allah'ım, senden ne gelecekse gelsin;
Sen ki; rahmetinle de, kahrınla da güzelsin.
YAKINLIK
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;
Anla ki, yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.
KUDRET
Kudret O’nun; gayrında ne mecal var, ne tüyan;
Alim ilmine yansın, pazısına pehlivan.
AŞK
Rabbim, Rabbim, bu işin, bildim neymiş Türkçesi;
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.
AŞK VE KORKU
Aşk korkuya peçedir, korkuda aşka perde,
Allah’tan nasıl korkmaz, insan O’nu severde
İSTE
Verirler " ben acizim, kudret senin" dedikçe
Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe!.
YAKIN
Yakın O’dur, gerisi birbirine en uzak;
Her şey Rakip ismiyle O’nun kurduğu tuzak.
HEY
Neye baksam aynı şey, neyi görsem aynı şey.
Olan sensin, heydiki Hakikat Sultanı hey!
YÜK
Bu yük senden Allah’ım, çekeceğim, naçarım!
Senden sana sığınır, senden sana kaçarım!
EMANET
Bir anlık emanetle ne türlü övünelim;
Gel, rahmet kapısında ağlaşıp dövünelim!.
AFFET
Göz kaptırdığım renkten, kula verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten.
DAUSSILA
TAKVİMDEKİ DENİZ
Hasreti denizlerin,
Denizler kadar derin
Ve okadar bucaksız.
Ta karşımda, yapraksız,
Kullanılmış bir takvim.
Üzerinde bir resim:
Azgın, sonsuz bir deniz;
Kaygısız düşüncesiz,
Çalkalanıyor boşlukta.
Resimdeyse bir nokta;
Yana yatmış bir gemi.
Kaybettiği âlemi
Arıyor deryalarda
Bu resim rüyalarda
Gibi aklımı çeldi;
Bana sahici geldi.
Geçtim kendi kendimden,
Yüzüme, o resimden,
Köpükler vurdu sandım;
Duymuş gibi tıkandım,
Ciğerimde bir yosun.
Artık beni kim tutsun?
Denizler oldu tasam.
Yakar, onu bulmazsam,
Beni bu hasret, dedim,
Varırım, elbet, dedim,
Bir ömür geze geze,
Takvimdeki denize,
Ne var bana ne oldu,
Odama nasıl doldu,
Birden bire bu meltem?
Ve dalgalandı perdem,
Havalandı kâğıtlar.
Odamda kıyamet var!
Ah yolculuk, yolculuk!
Ne kadar baygın, soluk,
O gün bizde betbeniz;
Ve ne titrek kalbimiz
Ve eşyamız ne küskün!
Yola çıktığımız gün,
Bir sıraya dizilmiş,
Gözyaşlarını silmiş,
Bakarlar sinsi sinsi.
Niçin o ân da hepsi,
Bir kuş gibi hafifler,
Arkadan geleyim der?
Niçin o güne kadar,
Dilsiz duran ne kadar
Eşya varsa dirilir,
Yolumuza serpilir?
Ufak böcekler gibi,
Gezer onların kalbi,
Üstünde döşemenin.
Bir gizli didişmenin
Saati çala o ân;
Birden bakar ki, insan,
Her şey karmakarışık.
Ayırmak olmaz artık
Bir kalbi bir taraktan;
Ve kalb, ağlayaraktan,
Çekilir geri geri,
Terkeder bu mahşeri.
Bu mahşerin içinden
O gün ben de geçtim, ben;
Nem varsa, evim, anam,
Çocukluğum hatıram
Ve ne sevdalar serde,
Bıraktım gerilerde,
Kaçar gibi yangından.
Rüzgârların ardından,
Baktımda süzgün süzgün,
Kurşun yükünü gönlün,
Tüy gibi hafiflettim,
Denize hicret ettim.
GECEYE ŞİİR (1)
Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;
Gelin, gelin, onu açın geceler!
Beni yâdedermiş gibi, bütün gün
Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!
Geceler çekmeyin beniöçin hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın nâşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alında da kaçın geceler!
GECEYE ŞİİR (2)
İnsanlar içinde en yalnız insan;
Düşün, taş duvara başın gömülü!
Ve kaptan sükûta, granitten, taştan;
Mazgallı bir kale gibi örtülü.
Gözünü tavandan ayırma ki, sen,
Üşürsün, gölgeni yerde görürsen.
Dikilir karşına, mumu söndürsen,
Ölüler içinde en yalnız ölü.
GECEYE ŞİİR (3)
Sesimi alıp da kaybetse rüzgâr,
Versen gözlerimi bir sonsuz renge!
İçimde bir mahşer uğultusu var;
Ruhumdur çağıran, tenimi cenge.
Gözlerim bir kuyu, dilim kördüğüm,
Bir görünmez âlem olsa gördüğüm;
Mermer bir kabuğa girip, ördüğüm,
Kapansam içimden gelen âhenge.
YOLCULUK
Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, neredeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.
Atımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.
Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu doslar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.
Her akşam, aynı yer, aynı saatta,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi, yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!
Başım artık, onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgârların çektiği yana.
ANNEME MEKTUP
Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içine mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
Böylece bir lahza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzelmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye:
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.
GURBET
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını,
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet!
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!.
YALNIZLIK
Yalnızlık bir fenerse,
Bende içindeki mum,
Onu, billur bir kâse
Doldurur nurum.
Dışardan bana neler
Getirir pervaneler!
Pırıltılar, nağmeler,
Renklerle eriyorum.
IRAKLARDA
Yolcu benmişim gibi,
Bir gemi demir aldı,
Ey her yerin garibi,
Vatan ırakta kaldı.
Sıra sıra duraklar;
Durak bilmez ıraklar,
Şu uçuşan yapraklar,
Beni rüzgâra saldı.
VİSAL
Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş;
Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş.
Perde perde verâlar, ışık başka nur başka;
Bir ânlık visal başka, kesiksiz huzur başka;
Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan ezberci?
Yoksa göz, görüyorsun sanmanın öksesi mi?
Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi?
Rabbim,Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!
Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!
Azap var mı alemde fikir çilesine eş?
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zormu zor;
Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!
Evet ben bir kapalı hududu aşıyorum;
Ölen ölüyor bense ölümü yaşıyorum!
Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli?
Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?
Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır;
Belki de benliğinden kaçabilene hazır.
Hâtıra küpü, devril, sende ey hayal, gömül!
Sonu gelmez visalin gayrından vaz geç, gönül
O visal, can sendeyken canını etmek feda;
Elveda, toprak, güneş, anne ve yâr, elveda!
GEÇTİ, GEÇTİ
Geçti, geçti mevsimler.
Süpürüldü takvimler.
Gidenlerden kalan şey;
Duvarlarda resimler,
Mezarlarda isimler.
Geçti, geçti mevsimler.
Hani eski iklimler?
Has ekmekten dilimler.
Hey gidi zamane hey!
Tesellisiz ilimler,
Adaletsiz taksimler.
Hani eski iklimler?
O BAHÇELER
Adının o bahçeler, her gün anıldığı yer;
O bahçeler, yalanın bile yanıldığı yer.
HABERCİ
Ne kadar vatan varsa, o vatandan haberci,
Gurbet dediğin senin, Yaradandan haberci.
EBEDÎ TAZE
Bir yer var ki, orada sayı üstü endâze;
Ne solmak, ne yıpranmak, her şey ebedi taze.
HASRET
Hasretim, her tümseğin, her çatının altında;
Kelimenin üstünde, cümlelerin altında.
BOŞ UFUKLAR
Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.
NİMET
Dünyada her nimeti bıraksam ne çıkar ki?
Orda o varken, burda bırakılmaz ne var ki?
KAVUŞMAK
Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?
AYRILIK
Hep ayrılık; isteğe varınca istek ölür,
Bir anda ölselerde insanlar tek tek ölür.
HİCRET
Baktığımız her ufkun öte yanına hasret;
Bir ömür ürüyoruz, nereye varsak hicret.
VATAN
Bu dünya bir benzeyiş, bir vatanı andırış;
Ve göz, görmediğine kendini inandırış!.
ZİFAF
Birazcık su ve kepek, şu kuduz nefse kifaf;
Dünyada varsa söyle, sabaha çıkan zifaf!.
GEÇER
Hasret bir rüzgâr, kapı kapı aralar geçer;
Gördüğüm her güzel şey, beni yaralar geçer.
AYNI NOKTA
Çocukken gün battımı, bir köşede ağlardım;
Nihayet döne döne aynı noktaya vardım.
RAMAZAN
Ramazan mübarek ay, müminlerin balayı;
Hatırla der, suyu bal kaybedilmiş sılayı.
MURAD
Hangi dağa tırmansam muradım ötesinde;
Murad, bugün yerine her günün ertesinde.
HAYRET
Ruhum öz dünyasına kaçmak için gayretle;
Yalan dünyaya şimdi inmiş gibi hayretle.
GÖLGELER
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.
YALNIZ
Yalnızız, beşikten tut, tabuta kadar yalnız;
Ülfet, kara yalnızlık madeninde bir yaldız.
KAMIŞ
Ben gurbet rüzgârının üflediği kamışım.
Bir su başında mahzun, yapayalnız kalmışım.

DEKOR

ANNECİĞİM
Ak saçlı başını alığ eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!.
ANNEME
Anne girdin düşüme!
Yorganın olsun duam,
Mezarında üşüme!
Anlamam anlatamam;
Düşen düştü peşime,
Artık vâdeler tamam.
BAHÇEDEKİ İHTİYAR
Yıllar bir göz yaşı olupta kaymış
Nurlu ihtiyarın yanaklarında;
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,
İçi karanlıkla dolu gözleri;
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı, dudaklarında.
Yanan bir kâğıtta küçük bir satır
Yazı gibi akşam onu karartır;
Artık o, silinen bir hatıradır,
Bu ısız bahçenin uzaklarında.
ODALARIM
Camekânlı odanın kızıl perdeleri var.
Kızıl; o ateş rengi kapanan gözlere sor!
Perdeler bilezikler üstünde ilerliyor,
Gerisinde güneşler, kıvılcımlar yangınlar.
Mazgallı taş odanın siyah perdeleri var,
Siyah, otsuz dağların yüreği kadar siyah.
Bir tokmak sedasıdır orda akşamla sabah.
Dövülür mahzenlerde, büyük tahta havanlar.
Sarmaşıklı odanın siyah perdeleri var,
Yeşil; doğan göz gibi baharın ortasında,
Öyle hisli bir duman yüzer ki, havasında,
Sanki orda buluşmuş ve ayrılmış âşıklar.
TAVAN
Titrek mumlar yanınca, bu bir asırlık ağaç
Mehtapta orman gibi gizli yollarla doldu.
Dedi: Yastığa dayan o cam gözlerini aç.
Seyret çizgilerimle neler geçti, ne oldu!
Mânalarla çizgiler, içiçe bende hazır;
Her şey, her şey toz duman, zamanın havanında.
Arıyorsan, tarihin hani kaybettiği sır?
Çok eski bir konağın oymalı tavanında!.
MANGAL
Bana tül gibi ince
Bir hülya verir mangal.
Küllerini deşince
Titrer ürperir mangal.
Şikâyetsiz âşıklar
Gibi içinden yanar,
Fani günleri anar,
Sabaha erir mangal.
AKŞAM
Güneş çekildi demin,
Doğdu bir renk akşamı.
Bu bütün günlerimin,
İçime denk akşamı.
Akşamı duya duya,
Sular yatı uykuya;
Kızıllık çöktü suya,
Sandım bir cenk akşamı.
ÜÇ ATLI
Karşı yoldan üç atlı,
Bir kuş gibi kanatlı,
Geliyor köye doğru.
Cebkeni kola atmış,
Sağ elini uzatmış,
Üçüde göğe doğru.
Bir bulut olmuş rüzgâr,
Heyecandan başaklar,
Tutmuş nefeslerini.
Sıra dağlar inliyor,
Kalbi diye dinliyor,
Çelik nal seslerini.
Sürün atlılar, sürün!
Beni alıp götürün,
Bu yerde pek yalnızım.
Demeyiniz bu da kim?
Öyle diyor ki, içim,
Candan aşinanızım.
MEVSİM DÖNERKEN
Ufukta pas tutu birdenbire yaz;
Gün çabucak geçti, akşam tez oldu.
Toz kaldırdı karşı yoldan poyraz,
Kopan yol uçları eklenmez oldu.
Akşam; sanki boşluk içime dolar,
Dağların cilası gittikçe solar,
Rüzgârda bir kadın saçını yolar.
Artık bu yollarda beklenmez oldu.
NİNNİ
Melekler dolanır bu kuytu yerde,
Ey gün kadar güzel çocuğum, uyu!
Bir gün hasretiyle için titrer de,
Anarsın, bu derin, bu tatlı uykuyu.
Uyuda gündüzler su gibi dinsin,
Menekşe gözüne kirpikler insin;
Yarın, şafak vakti, içine sinsin,
Güneşler uyanan kuşların huyu.
Uyu yavrum, akşam seni üzüyor,
Artık gözlerini uyku süzüyor,
Uykunun gölünde başın yüzüyor,
Dalgalandırmadan o durgun suyu.
YATTIĞIM KAYA
Bu akşam o kadar durgun ki sular
Gömül benim gibi kedere diyor.
İçimden mazide kalma duygular
Ağla geri gelmez günlere diyor.
Ey gönül, gidenden ümüdünü kes!
Kaçan bir hayale benziyor herkes,
Sanki kulağıma gaipten bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.
Enginden engine koşarken rüzgâr,
Bende bir yolculuk heyecenı var.
Yattığım kayaya çarpan dalgalar
Çıkıver sonsuz bir sefere diyor.
EVİM
Ahşap ev camlardan kızıl biberler sarkan!
Arsız gökdelenlerle çevrilmiş önün, arkan!
Kefensiz bir cenaze, çırılçıplak, ortada.
Garanti yok sen gibi faniye sigortada!
Eskiden ne güzeldin, evdin,köşktün, yalıydın!
Madden kaç para eder, sen bir remz olmalıydın!
Bir köşemde annânem, dalgın, Kur'an okurdu;
Ve karşısında annem, sessiz gergef dokurdu.
Semaverde huzuru besteleyen bir şarkı;
Asma saatte tık tık zamanın hazin çarkı.
Çam kokulu tahtalar, gıcır gıcır silinmiş;
Sular cömert, "temizlik imandandır" bilinmiş.
Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler.
Ölçülü uzaklıkta, yakın beraberlikler.
Seni yiyip bitiren kırk katlı ejder oldu;
Komşuluk, mâna ve ruh, ne varsa heder oldu.
Bir yeni nesil geldi, üstüste binenlerden;
Göğe çıkayım derken boşluğa inenlerden.
Seninle sarmaş dolaş, kökten bozuldu denge;
Vuran kimse kalmadı bu dâvayı mihenge.
Şimdi sen git mahkemede hesap ver iki büklüm;
Cezan, susuz, ekmeksiz, olduğun yerde ölüm!.
Evim, evim, vah evim, gönül bucağı evim!
Tadım, rengim, ışığım, anne kucağı evim!
AZİZ EŞYA
Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü.
Bende tek aziz eşya annemin baş örtüsü.

HAFAKAN

DAYAN KALBİM
Seni dağladılar, değil mi kalbim,
Her yanın, içi su dolu kabarcık.
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akı yırtık çuval, sökük dağarcık.
Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
BİTMEZ
Bilmezdim iş bütünde;
Bu ömür derdim, bitmez.
Bir yuvarlak üstünde
Git, git, giderdim, bitmez.
Bir deli kafacıktım;
Sonsuzluğa acıktım.
Farzet denize çıktım,
Su biter derdim bitmez.
BELÂ
Ne var, ne var alemde,
Belâ kadar çekici?
Örse benzer kellemde,
Belâlarım çekici.
Çiçeklik bana ateş,
Bena pınar, karbelâ,
Koynumdan çıkmayan eş,
Suyum, ekmeğim belâ.
SAAT KAÇ
Bir yürek, bir yürek, kutuda, tık tık.
Korkarım saat kaç diye bakamam.
Son vapur kalkarken atlayamadık,
Kapılar kapandı, vadeler tamam.
Ne oldu, ne bitti, anlayamadık:
Zamandaymış meğer zorlanmaz mantık,
O, her yaratığı yiyen yaratık,
Bense öz beynini dişleyen yamyam.
HAYAT
Rüzgârdan açılsa kapım bir anda,
Kara haber gelmiş gibi ürkerim.
Sanki gemilerim battı ummanda,
Paramparça oldu gökte ülkerim.
Ne acı, kaybetmek için sahiplik!
Ölümlüyü sevmek, ne korkulu iş!.
Hayat mı, püf desem kopacak iplik,
Çıkmaz sokaklarda varılmaz gidiş.
RÜYA
Uzun bir uykudan kalkıp bir sabah,
Baktım ki yepyeni odamda eşya.
Çocukluk evim bu değildi..Eyvah!
Gördüğüm, değildi bildiğim dünya!
Ellerim bir kanat gibi titrekti,
Tutmasam, gözümden yaş inecekti;
Bir şey beni dürtüp aynaya çekti,
Ondaydı gecenin esrarı güya.
Sordum etrafıma, ne oldu, ne var?
Nedir suratımda bu çukur yollar?
Sanki yaşamaya güvenim kadar
Büyük bir şey çaldı benden o rüyâ.
BU YAĞMUR
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince,
Aynalar yüzünü tanımaz olur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak,
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün.
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
AZAP
Azap, saçlarıma ak,
Yüzüme çizgi serdi,
Ruhumu çırılçıplak,
Soyup çarmıha gerdi.
Bağrım, çizgi çizgi kan;
Beni seyretti hayran.
Bir kadın oldu o ân,
Kendini bana verdi.
40 DERECE
Dizilirler ayakta,
Anne, baba ve kardeş.
Hayal, uzak, uzakta,
Eder fillerle güreş.
Başından kayar yastık,
Nura döner karanlık;
Sırlar çözülür artık,
Kırka çıkınca ateş.
SAYIKLAMA
Kedim ayak ucuma büzülmüş uyumakta;
İplik iplik sarıyor sukûtu bir yumakta,
Hırıl hırıl
Hırıl hırıl.
Bir göz gibi süzüyor beni camlardan gece,
Dönüyor etrafımda bir sürü kambur cüce,
Fırıl fırıl
Fırıl fırıl.
Söndürün lambaları, uzaklara gideyim;
Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim,
Pırıl pırıl
Pırıl pırıl.
Sussun, sussun, uzakta ölümüne ağlayan;
Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan;
Şırıl şırıl
Şırıl şırıl.
Ne olurdu, bir kadın, elleri avucumda,
Bahsetse yaşamanın tadından başucumda,
Mırıl mırıl
Mırıl mırıl.
SAAT 12
Çın, çın, on iki hece,
Çaldı bir eski saat.
On ikide her gece,
Bana diyor ki, saat:
Dün, bugün, yarın, siz, biz,
Bu yayın içindeyiz;
Onu yüzyıl sayın siz.
Ömür on iki saat.
AĞLAYAN ÇOCUKLAR
Kafesli evlerde ağlar çocukar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümüzün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığımış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz.
ÖRÜMCEK AĞI
Duvara, bir titiz örümcek gibi,
İnce dertlerimle işledim bir ağ.
Ruhum gün doğunca sönecek gibi,
Şimdiden edior hayata veda.
Kalbim, yırtılıyor her nefesinde,
Kulağım, ruhumun kanat sesinde;
Eserim duvarın bir köşesinde;
Çıkamaz göğsümden başka bir seda.
KÜLHAN YERİ
Yaklaştım hamamda külhan yerine;
Yaklaştıkça daha sıcak bölmeler.
Saplandımı akıl bir kez derine,
Her ân dirilmeler, her ân ölmeler.
Necipcik, Cecipcik, dem çekiyor kuş;
Yokuşlar iniştir, inişler yokuş;
Bir yokluk, bir varlık; ne değiş-tokuş!
Bir şu yan bir bu yan gidip gelmeler.
HÂLİM
Bilmem hangi alemden bu toprağa düşeli,
Yataklara serildim,cam kırığı döşeli....
Kaam bir cenk meydanı, kokusu kan ve barut;
Elindeyse düşünme, gücün yeterse unut!
Takılıyor yerdeki gölgelere ayağım;
Sanki arz delinecek ve ben yutulacağım.
Bana yanmak düşüyor, yangın görsem resimde;
Yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde.
Alırken dilenciyim, verirkende borçluyum;
Kalmadı eşya ile aramda hiç bir uyum.
Taş taş üstüne koysam bozuk diyorlar, devir!
Bir ok çeksem, diyorlar; peşinden koş ve çevir!
Nefes alırken bile inkisar ve pişmanlık;
Kimse edemez bana benim kadar düşmanlık.
İşte şüpheci aklı çatlatan korkunç nokta:
O ki sonsuz var, nasıl aranır dipsiz yok'ta?
Olur olmaz her şey, yokluk da onun kulu;
Bu noktaya vardın mı, el tutuk, dil burkulu.
Allah’ı hakikate soran kafa ne sakat?
Hakikat de ne; Hakk’ın muradıdır hakikat,
Balonunu kaçırmış çocuk gibi ağla dur!
Rabbim böyle emretmiş, ya dize gel, ya kudur!
Hayat bir zar içinde, hayatı örten bir zar;
Bana da hayat yeri "Bağlum" köyünde mezar.
ZEHİR
Çocukken haftalar bana asırdı;
Derken saat oldu, derken saniye.
İlk düşünce, beni yokluk ısırdı:
Sonum yokluk olsa bu varlık niye?
Yokluk, sende yoksun, bir var gibi yoksun!
İnsanoğlu kendi varından yoksun.
Gelsin beni yokluk akrebi soksun!
Bir zehir ki, hayat özü fâniye..
GİZLİ
Azdırma, rahat bırak, içimdeki deliyi;
Bana sorma, benim de bilmediğim gizliyi!.
UYKUSUZ BAŞ
Soğu ey terli kemik, soğu ey yanık tuğla!
Fabrikam, mühendisin kaçtı, ya dur, ya patla!
KAFA
Kan pıhtısı takkeli, saçları yoluk kafa!.
Sende "dır-dır" bildiğin ne varsa kaldır rafa!
NE ARIYORUM?
Ân oluyor bir garip duyguya varıyorum;
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?.
LODOS
Lodos rüzgârıdır bu, tımarhane kafesi;
Günahkâr ölülerin, kezzap yüklü nefesi.
ZIPKIN
Zıpkın düşüncelerden kalbim iğne yastığı,
Çökecekmiş gibi yer, ayağımın bastığı.
MEDET
Beni zaman bölüyor, beni doğruyor adet,
Medet ey birin Bir’i, ey birin Bir’i medet!.
KOŞU
Hakikat değişiyor daha bitmeden cümle;
Koşuyorum yetişmek için bütün gücümle.
ECEL
Yetişir boğuştuğum gece gündüz ecelle;
Allah Rahim ve Rahman, Allah Azze ve Celle.

İNSAN

PEYGAMBER
Sen, fikir kadar güzel;
Ve tek, birden daha tek!
Itrını süzmüş ezel;
Bal sensin, varlık petek.
Sensin ölüme ölüme hisar;
BÂkisi hep inkisar.
Sar bizi, çepeçevre sar,
Rahmet rûzgarı etek!.
SONSUZLUK KERVANI
Sonsuzluk Kervanı, "peşinizde ben,
Üç ayakla seken köpeğim!"
Bastığınız taş taş öpeyim;
Bir kırıntı yeter, kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben.
Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller.
Ufuk, önlerinde bayrak kulesi.
Bu gidenler, Altun Kol Silsilesi;
Ölçüden ahenkten daha güzeller.
Gidiyor, gidiyor,nurdan heykeller.
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!
Köleniz olmakmış gerçek hürrüyet
Ölmezi bulmaksa biricik niyet;
Bastığınız yerde ebedi hasat.
Sonsuzluk Kervanı,istemem azat.
BENDEDİR
Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne aşılmaz duvar bendedir.
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bu yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah’a çıkar, bendedir.
BEN
Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin;
Ben, yankısından kaçan çoçuk kendi sesinin.
Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı.
Ben, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
Ben, tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların.
Ben kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda.
Ben başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir.
Ben, Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
Ben bugünküne mazi, yarınkine istikbal.
Ben, ben,ben, haritada deniz görmüş boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş.
Hep ben, ayna ve hayal; hep ben, pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir; baş dönmesi uçurum.
SERSERİ
Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri;
Bende bütün dünya benimdir derim.
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı,
Halime ben bile hayret ederim.
Gönlüm ne dertlidir ne de bahtiyar;
Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,
Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr,
Gölgemin peşinden yürür giderim.
NEFS
Geceler toprağa benimle inmiş.
Kasırga benimle kopmuş denizde.
Sanırım vebalı elim gezinmiş,
Çürüyen ağaçta, hasta benizde.
Cinnet, şüphe, korku benim eserim;
Sıcak kalbinizde gizlidir yerim,
Bir kurdum ki, sizi diş diş yerim
Ve gezerim her gün elbisenizde.
BENİM NEFSİM
Ruhuma bir kefen bezi yeter de,
Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.
Çare yok yüzünden düştüğüm derde;
Yesem de "toprakla karışık kepek..."
Güneşle bir tutsam girmez hızaya;
Dar bulur, sığmam der dipsiz fezaya.
Kuyruk sallar sonra hırlar ezaya;
Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!.
VE NEFS
Köpek korkusuyla korktu ölümden,
Ölmeden ölmeyi anlayamadım.
Ne güneşler doğup battı üstümden;
Bir günü bir güne bağlayamadım.
Hırsıma ne şöhret yetti ne de şan.
Döndüğüm her nokta dünyadan nişan.
Nefsimin ardından koştum perişan,
Ondan bir kıl bile avlayamadım.
HEP NEFS
Göğsü yakut be safir,
Kapıda bir misafir.
Sordım: Kimsin nesin sen?
Dedi: Şeytandan sefir!
Nefs isimli o kafir.
Yüzü kapkara zifir;
Elinde kös ve nefir.
Sabit fikir burgusu,
Dili, çözülmez cifir.
Nefs isimli o kafir.
SABIR
Sabrın sonu selamet,
Sabır hayra alamet.
Belâ sana kahretsin;
Sen belâya selam et!
Felâh mı, onda felâh,
Silah mı, onda silah
Sen de kim oluyorsun?
Asıl sabreden Allah.
Sabır incecik sırat;
Murat içinde murat.
Sabır Hakk’a tevekkül.
Sabır Hakk’a itimat.
Sabırda pişer koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sabır, sabır ve sabır,
İşte Kur'an’da buyruk!
Bir sır ki âşikâre,
Avcı yenik şikâre.
Yalnız, yalnız sabırda
Çaresizliğe çare.
ÇOCUK
Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk.
Çacukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa "niçin, nasıl? ve hayret.
Fatihlik nimetinden yüzü nurlu bir mühür;
Biz akıl tutsağıyız, çocuklar ki asıl hür.
Allah diyor ki: "Geçti azabımı rahmetim!"
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim.
Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!
İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası.
ANLAMAK
Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var;
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var.
ALLAH DOSTU
Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel;
Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel.
MÜRŞİD
Bana yakan gözlerle, bir kerecik baktınız;
Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız.
ALLAH’IN SEVGİLİSİ
Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı?
Hakikatler boşluğa bakan aynalar mıydı?
PEYGAMBER
Sende insan ve toplum, sende temel ve bina;
Ne getirdin götürdün, bildirdinse âmennâ!.
O
O, Allah’ın emriyle Kâinat Efendisi,
Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi.
ÖLÇÜ
Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymak ölçü, hayat olsa teperim!.
O DİYORSA
Gözüm aklım, fikrim var deme hepsini öldür!
Sana çöl gibi gelen. O,diyorsa göldür!
RÜTBE
Düşünün, ben ne büyük rütbeye tutkuluyum!
Çünkü onun kulunun kölesinin kuluyum!
KARA TAHTA
Dünyayı yererkende yine onunla ilgim;
Nefse el düremiyor kara tahtada silgim.
HEP O
Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem;
İnsandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem.
SOFRA
Doymayan nefs, gözünü kara toprak doyursun!
Sofraya açlığı besleyenler buyursun!.
ALLAH DOSTU
Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez;
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.
HAYRET
Şeyh-i Ekber'e göre en üstün makam, hayret;
Ben de şaşkınlardanım, Rabbim sonumu hayr et!.
DİVANE
Düşün o divaneyi, " herşey içimde " diyen;
Ateş denilse yanan, su denince eriyen.
ŞAİR
Ben şairim, gaibi kurcalayan çilingir;
Canlı cenazelerin başında Münker-Nekir.
KAVANOZ
Bir cümbüştür kopsa da, gece, yakamozlarda;
Münzevi balıklarız aynı kavanozlarda.
İNSAN VE ALLAH
İnsan... İplikle büklüm suda bir anlık suret.
Allah.... Olmanın O'na mahsus olduğu kudret.
BAŞ
Eklensede başıma dünyada kaç baş varsa
Başım onların hepsi için secdeye varsa.
MÜSLÜMAN YÜZÜ
O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır;
O yüz ki, göz değince Allah’ı hatırlatır.
MUTLU
Mutlu adam, dünyayı bir acı gurbet bilen;
Öz vatan pınarından, ölümü şerbet bilen.
LEVHA
Mezarlarda susarken dilsizler, dudaksızlar;
Üstlerinde ot biter, kuş öter, arı vızlar.
UÇANLAR
Uçanlar, iç fezada mesafeyi yenesi;
Sayıları yakacak kadar ıık senesi.
OYUNCAK
Ben bir atım, iradem, elinde binicimin;
Bir çocuk oyuncağı, ucunda bir sicimin.
KAMIŞ
Ben o kutsi nefesin üflediği kamışım;
Ses onun, ben imzamı atmışım, atmamışım.
ESFEL-İ SAFİLİN
Bir bak, zaman ve mekân, nasıl kuşatılmışız;
Belli ki, en tepeden en dibe atılmışız.
ONLAR
Onlar ki, dudakları ölümsüzlük tasında;
İmzaları, mâverâ yurdu haritasında.
İNSAN
Bir bölünmez ki, insan, onu zaman bölüyor;
İnsan her ân dirilip her saniye ölüyor.
SÛAL-CEVAP
Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı, söyle!
Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle.
ÇİFT KANAT
Biri aşık biri nefret; bizim kanadımız çift.
Ateş saçmalı ki nur, erisin kapkara zift.
DEV
Öyle bir devim ki, ben, hakikatte pireyim,
Bir delik gösterinde utancımdan gireyim.
AKIL
Akıl,akıl olsaydı ismi gönül olurdu;
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.
İNSAN
İnsan, bir mes'ut zalim, insan bir mağrur cahil;
Tekne kırıl, su azgın ve kayıplarda sahil.
SEVİNÇ
Bir sevinç var ki kalbte Arşı doldurur sesi;
O ne sonsuz sevinçtir, ebediyet neş'esi.
YAĞIZ AT
İşaret bekliyorum, yağız atım eyerli;
Yanarım sorarlarsa ne getirdin değerli?
ŞARKI
Her ağızda, her telde fânilik dırıltısı
Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı.
VASİYET
Son gün olmasın dostum, çelengim top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam.

KADIN

BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimle gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
BEKLEYEN
Sen, kaçan bir ürkek ceylânsın dağda,
Ben peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz elinde kış geceleri,
İçin ürperdiği demlerbeni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgar değil odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü,
Kaçıp dolaşsanda sen şehir, şehir,
Bana kalacaksın yine don günü.
Ölürsüm.. Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye,
Toprağında bir taş olur beklerim.
DÖNEMEÇ
Bir gündü, hava ılık
Ve cadde kalabalık
Bir kadın sapıverdi önümden dönemece;
Yalnız bir endam gördüm, arkasından, ipince.
Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim,
Çarpıldım sendeledim.
Bir gündü mevsim bayat
Ve esmekte hayat.
Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
Yalnız bir ahenk sezdim, çerçevede bir endam.
Ve tabutta, incecik, okadın var, anladım;
Bir köşede ağladım.
GEL
Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk,
O gün başucuma karalarla gel!
Arkanda çepçevre, kızıl bir ufuk,
Tepende simsiyah kargalarla gel!
Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit;
Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel!.
VEDA
Elimde sükûtun nabzını dinle.
Dinlede gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup kör gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!
Yürü gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp,küçülüp kaybol ırakta.,
Yol tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!
Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!
AYDINLIK
Uyan yârim, uyan söndü yıldızlar,
Gün karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yârim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi, bir bölgeyi koğmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
KADIN
Kalıp değil bir fikir.
Elmas sorguçla fakir;
Açıkça sırrı bâkir;
Kadın.
Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mıhrap.
Mâdeni som ıstırap;
Kadın.
Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak.
Tadı zehrinde erzak;
Kadın.
Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visâl.
Allah'a yol bir timsal;
Kadın.
KALAN
Bir ebedi mahrumluk, kalan bu hikayeden;
Git, git, bir çıkmaz sokak, o varılmaz gayeden.
KADIN
Bir ufuk ki, ne Mecnun varabildi, ne ferhad;
Bir ufuk ki, ilahi sırrı bekleyen serhad.
KADIN
Kadından kendisinde olmaynı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.

KAHRAMANLAR

O'NA
Benim efendim!
Ben sana bendim!
Bir üfledin de
Yıkıldı bend'im.
Ben ki, denizdim,
Dağbaşı bendim.
Şimdi sen oldun,
Âleme pendim.
Benim efendim!
Benim efendim,
Feza levendim!
Ölmemek neymiş;
Senden öğrendim.
Kayboldum sende,
Sende tükendim!
Sordum aynaya:
Hani ya kendim?
Benim efendim!
Benim efendim!
Emri yüklendim!
Dağlandım kalbden
Ve mühürlendim.
Askerin oldum,
Başta tülbendim;
Okum sadakta,
Elde kemendim.
Benim efendim.
BİZİM YUNUS
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş:
Okunu kör nefsin, kılıçla çelmiş.
Bizim Yunus, Bizim Yunus.
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Ölüm dedikleri perdeyi delmiş.
Bizim Yunus, Bizim Yunus.
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Ali katile de kalkamaz elmiş.
Bizim Yunus, Bizim Yunus.
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Zaman, onun kemend attığı selmiş.
Bizim Yunus,Bizim Yunus.
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Toprakta devrilmiş, göğe çömelmiş.
Bizim Yunus, Bizim Yunus.
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Sayıları silmiş. BİR’e yönelmiş.
Bizim Yunus, Bizim Yunus.
YUNUS EMRE
Kaç mevsim bekleyim daha kapında,
Ayağımda zincir, boynumda kement?
Beni de, piştiğin belâ kabında,
O kadar kaynat ki, buhara benzet!
Bekletme Yunus'um, bozuldu bağlar,
Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar,
Veriyor, ayrılık dolu semalar,
İçime bayıltan, acı bir lezzet.
Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan;
Geleyim, izine doğru arkandan;
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,
Medet ey dervişim, Yunus'um medet!.
O ZEYBEK
Zeybeğimi, bir kaç kızan vurdular;
Çukurda üstüne taş doldurdular.
Bir de, ya kalkarsa diye kurdular.
Zeybeğim, zeybeğim, ne oldu sana?
Allah deyip, şöyle bir doğrulsana!
Zeybeğim, kalkamaz, dirilemez mi?
Odası mühürlü, girilemez mi?
Şu ters akan sular çevrilemez mi?
Ne günedek böyle gider bu devran?
Zeybeğim, bir sel ol, bir çığ ol, davran!
Kır at zincirlenmiş, ufuk sahipsiz.
Han kayıp, hancı yok, konuk sahipsiz.
Baş köşede sırma koltuk sahipsiz.
Kızanlar dört yandan, hep abandınız!
Zeybeğin kanına ekmek bandınız!
Bilemem, susarak ölmek mi hüner?
Lisan çıldırıyor, dil nasıl döner?
Ondan son iz, uzak, uzak bir fener.
Öldü mü? Çatlarım yine inanmam!
Gizliye yanarım, ölüye yanmam!
Zeybek kaybolduysa bunca kayıp ne?
Tesbihi dökülmüş, aranır nine;
Balonu yok ağar çocuk haline.
Zeybeğim, dünyayı aldın götürdün!
Bir öldünde beni binbir öldürdün!
Beyni tırmık tırmık, pençelere sor!
Mevsim niçin ölgün, bahçelere sor!
Sor; çukuru nerde, serçelere sor!
Ağla, bir dinmeyen hasretle ağla;
Zeybeksiz yolları gözetle, ağla!
KÖROĞLU
Sırmalı çepkeni attı koluna,
Tek elle dizgini gerdi Köroğlu.
Tozlarla atılıp sağın yoluna,
Yeşil muradına erdi Köroğlu.
Dağlar omuz omza yaslanan dağlar,
Sular kararınca paslanan dağlar,
Azatlık ufkunda rastlanan dağlar;
Bu dağlara gönül verdi Köroğlu.
Dağların ardında kalınca çile,
Köroğlu yeniden gelmişti dile;
Ak saçlı anadan geçilse bile,
Dağlardan geçilmez derdi Köroğlu.
MAHSUR
Mercan mercan, uçuk dudağında kan,
İnci inci, soluk şakağında ter.
Ne baş yedi, ne kan içti bu meydan!
Bu meydan aşıktan canını ister.
Tatlıydı akrebin sana kıskacı,
Acıya acıda buldun ilaci;
Diyordun, geldikçe üstüste acı:
Bir azap isterim bundan da beter.
Sana taş attılar, sen gülümsedin,
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez dedin,
Halden anlayanın bir gülü yeter!.
O ERLER Kİ.
O erler ki, gönül fezasındalar,
Toprakta sürünme ezasındalar.
Yıldızları tesbih tesbih çeker de,
Namazda arka saf hizasındalar.
İçine nefs sızan ibadetlerin,
Bir biri ardınca kazasındalar.
Günü her dem dolup her dem başlayan,
Ezel senedin imzasındalar.
Bir ân yabancıya kaysa gözleri,
Bir ömür gözyaşı cezasındalar.
Her rengi silici aşk ötesinde renk;
O rengin kavuran beyasındalar.
Ne cennet tasası ve ne cehennem;
Sadece Allah’ın rızasındalar.
ONLAR
İnsandan murad onlar, ölümü öldürenler;
Ötenin ötesinde sonsoz hayat sürenler.
VE ONLAR
Sebil sebil sunanlar, ölümsüzlük tasını;
Çizenler, nokta nokta ebed haritasını.
SEYYİD TÂHÂ’YI ZİYARET
Şemdinli dağlarının içtim nur çeşmesinden;
Kurtuldum akreplerin ruhumu deşmesinden.
KAHRAMANLIK
Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık;
Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.
ŞAH-I NAKŞIBEND
Yüce Şah-ı Nakşibend, Nakkaş ve Nakış onda
Bütün içi dışıyle ölüme bakış onda.

KORKU

CİNLER
Ne derlerse desinler,
Yakın dostlarım cinler.
Havanın ve alevin kemiksiz çoxukları;
Yüzbir odalı evin
Haşmetli konukları,
Rüzgârdan topukları,
Yakın doslarım cinler.
Kum gibi kalabalık,
Bin şekil ve bin kılık,
Suda bir gümüş balık,
Postacı güvercinler,
Zümrüt yüklü hecinler,
Yakın dostlarım cinler.
BOŞ ODALAR
Şu karşı evin boş odalarında,
Duvarlara sinmiş bir hayâlet var.
Elinde mum gece ortalarında
Bucak bucak gezer, birini arar.
Camlar tutuşurken eski kafesler,
Beyaz duvarlara aksetmiş durur.
Dağınık sürüyütoplayan sesler,
Kapıya sokulup tokmağı vurur.
Sonra işitilir sert bir ıçkırık,
Basar odaları belirsiz cinler.
Karanlık avluda döner bir çıkrık;
Sanırsın kundakta bir çouk inler.
Akşam dağılırken yerli yerine,
Bu evin önünde ürperiyorlar.
İçlerinden kendi kendilerine:
Şu karşı ev tekin diyorlar.
GECE YARISI
Her gece periler uyur odamda,
Derinlerden gelir uzun nefesler,
Yanan mum bir rüya seyreder camda,
Bir ağır hastanın nabzıdır sesler.
Gittikçe alçalır, yükselir tavan,
Duvarda küçülür büyür parmaklar,
Elbisem çivide canlanır o ân,
İçinde bir başka vücudu saklar.
Her perdeden çıkar sivri sinekler,
Sanki bir tel gevşer bir tel burulur.
Sokakta uyanık kalanküpekler,
Yıldızlara bakıp durmadan ulur.
Birden bire bir şey çıtırdar derken,
Merdivenden gelir bir ayak sesi,
Basamaklar birer birer esnerken,
Kilitli kapının düşer perdesi.
Gözler parlayınca karanlıklarda,
Kemikten parmaklar terimi siler,
Yanyana oturmuş bekler dışarda,
Sarışın kediler, siyah kediler.
AYAK SESLERİ
Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri,
Dolaşıyor dışarda gün batışından beri.
Bu sesler dokunuyor en ağıran yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime.
Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan
Sesler, ayak sesleri, kesilmez çıtırdılar!
Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar.
Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
Böyle yürür, gidenler bir tabutun peşinden.
Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu.
Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım,
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya.
AÇIKLARDA
Bir ağızdan çalınan düdükler, kalın kalın,
Boşlukta tos vuracak nokta arayan çığık.
Koşup, yılanlar gibi üzerinden suların,
Arıyor teknemizi oturacak bir sığlık.
Omuz omza şahlanan dalgalar, büyük büyük,
Bir ses işitip ürkmüş, sürülerle canavar.
Gözlerinde kıvılcım, ağızlarında köpük,
Birbirinin üstünde atlayıp geliyorlar.
Gittikçe boşluklara düşmekteyiz enginde;
Arkadaki sahilse, fosfor bir iz halinde,
Her ân bir parça daha uzaklaşıyor bizden.
Deniz, bu yerde ölüm korkusu kadar derin;
Kocaman bir kuş gibi geliyor peşimizden,
Ruhu bu kapkaranlık suda can verenlerin.
VEHİM
Her gün elim tokmakta,
Bir ân irkiliyorum;
Annem belki yatakta,
Annem belki toprakta.
Gün bitiyor şafakta;
Biliyor, biliyorum:
Tabut gıcırdamakta
Ve hevesler damakta.
KARINCA
Ruhum kelle şekeri, vehimlerse karınca;
Kömürden kara rengim, onlar beni sarınca.
KORKUYORUM
Su çekildi, göründü sanki zamanın dibi;
Korkuyorum, bu akşam kıyamet varmış gibi.
KORKU
Bir kalbim varki benim, sevdiğinden burkulur:
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur.

ÖLÜM

İŞİM ACELE
Gökte zamansızlık hangi noktada?
Elindeyse yıldız yıldız hecele!
Hüküm yazılıyken kara tahtada
İnsan yine çare arar ecele!
Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı işim acele!
ORADA
Güneş mızak boyu yaklaştı ufka,
Camlarda renklerin veda cümbüşü,
Ey gönül medenin ne kadar yufka!
Yeter ağlamna bir kuş ötüşü.
Ölüm dedikleri ölünceye dek;
Dünya, balı zehir, yalancı petek.
Orada bulursun biraz bekle, tek,
Burada yaşamak sandığın düşü.
İNANMAZ
"Ticaretin tüm ziyan!" diye bir ses rüyada;
Mezarına birlikte girecek şeyi kazan!
Seni gözleyen eşya, bit pazarı dünyada,
Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan.
Minarede "ölü var!" diye bir acı salâ.
Er kişi niyetine saf saf namaz.. Ne alâ!
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ!
Ne tabutu taşıyan, nede toprağı kazan.
ÖLMEMEK
Kesilmiş bir kamış, ormanlıklardan.
İnsan.. Rüzgârlara bağlı bir düdük.
İndik de dünyaya karanlıklardan,
Sıra sıra mezar, başka ne gördük?
Ölmemek, ilk ve son, büyük kelime;
Çarpıldık, ölmemek için ölüme!
Ver Allah’ım, büyük sırrı elime;
Geçmez ân, solmaz renk, kopmaz bütünlük.
ESKİ RAFTA
Oyuncak kırılır, haydi, ya insan,
Nasıl parçalanır nasıl bölünür?
Söylerler, mezara kulak dayasan;
Bir daha ölmemek için ölünür.
Çekilmez akılda bu kadar sancı;
Akıl bir küçük diş, at, kurtulursun!
Ölmemenin olsa gerek ilacı;
Eski rafta ara, belki bulursun!.
DÖVÜN
Ben ölünce etsin dostlarım bayram;
Üstüste tam kırk gün, kırk gece düğün!
Açı doyurmaksa mezarda meram,
Yemeğim Fatiha, günde beş öğün.
Hey gidi gölgeler ülkesi dünya!
Bir görünmez şeyin gölgesi dünya!
Boşlukta ayrılık bölgesi dünya!
Bu dünyada yeme, içme ve dövün!
ÖLÜNÜN ODASI
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Süt beyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırdı, ne de bir ayak sesi.
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli boş uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir iz var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında sırlı titrek bir an;
Belli ki birden bire gitmis çarpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm.
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm.
ÇAN SESİ
Odamda yanan mumu üfledi bir çan sesi.
Gözlerim halka halka gördü bu uçan sesi.
Önümden bir hız geçti, aktı ateşten izler;
Açıldı kıvrım kıvrım toprak altı dehlizler.
Şimşekler yanıp söndü, şimşekler sönüp yandi;
Derindeki sarnıçta durgun sular uyandı.
Sağa sola sallanıp, dan, dan,dan, çaldı çanlar,
Sular ürperdi, eşya ürperdi, tunç ürperdi;
Çanlar, kocaman çanlar, korkunç korkuç ürperdi.
Gördümki, adım adım, gölge gölge keşişler.
Ebedi karanlığın mahzenine inmişler.
RUH
Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
Başım toprak altında bir maden gibi pişmiş.
Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
Dalacağım kendimin hayran hayran seyrine,
Diyeceğim; Bu dönen şeyler eski yerine,
Benim diye baktığım şeylermiydi bir zaman?
Külümün rüyasımı yoksa gördüğm?.. Aman!
Başımda açılacak fanilerin şeması,
Ve onların toprağa gercek teması,
Bir tatlı veim gibi içimi bayıltacak;
Toprağın, koşacağım üzerinde yalınayak;
Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
Bir beyaz hayaletin up uzun çarşafında,
Gezeceğim doğduğum evin odalarını.
Geceleyin, koskoca şehrin lambalarını,
Bir keskin üfleyişim söndürmeye yetecek;
Korku şehrin çelikten sesini tüketecek.
Her şey susacak o ân, çalınacak kapılar;
Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
Ağzımdan haykıracak, uzun, gizli, çarpışık.
Erişilmezfikir ki, düğüm düğüm dolaşık.
Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet.
TABUT
Tahtadan yapılmış bir uzun kutu:
Baş tarafı geniş ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki,bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.
Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim içinde uzanmış kalmış.
Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim bu dar yere sığmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor.
Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek.
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
ÖLÜLER
Ölüler bağırıyor mezarlarından:
Yolcular oturun taşlarımızda!
Onları deviren biziz toprağa,
Biz attık onları böyle ayağa;
Sakın atlamayın kenarlarından!
Ölüler bağırıyor mezarlarından.
Yolcular uzanın yere upuzun;
Dayayın taşlara başlarınızı!
Tüy yastıklar gibi rahat taşımız,
Birleşsin bir lahza orda başımız!
Bizdedir cevabı kuruntunuzun;
Yolcular uzanın yere upuzun;
Bende bir gün böyle haykıracağım:
Yolcular oturun mezar taşımda!
Yolcular önümde fısıldaşacak,
Yolcular aşmaz yollar aşacak.
Taşımı yerlere yatıracağım;
Bende bir gün böyle haykıracağım!
CANSIZ AT
Bilmem kaçı kaç geçe,
Bilmem kaça kaç kala
Ya erkence, ya geçce,
Sıram gelir hoppala!
Altımda gacır gucur,
Kişner durur cansız at.
İşte servili çukur;
Ve ölümsüz hakikat!
GÖZLER
Bir şey kalmaz,yalınız,
Kalır maziden gözler.
Ölürde her yanımız,
Sağ kalır, neden gözler?
Birer yıldız olur da,
Kırpışırlar havada,
Kupkuru bir kafada,
Apaçık giden gözler.
BİTER
Kalkılır bir yerde, kalır oyuncak,
Kurgular biter.
Ölüm....O geldi mi ne var korkacak?
Korkular biter.
Fikir açmaz artık beyinde kuyu;
Burgular biter.
Unuturuz hayat adlı uykuyu,
Uykular biter.
Biter, her şey biter, ses, şekil ve renk,
Korkular biter.
Kabir sualiyle kapanır kepenk,
Sorgular biter.
ŞÜKÜR
Kıyamete kadar yıkılmaz çatı;
Kabir!
Ha doksan bir olmuş evlerin katı,
Ha bir!
Karanlık deştikçe dipsiz karanlık.
Düşün!
Olanca gerçeği işte bir anlık
Düş’ün!
Tükür bu hayatın irin yüzüne!
Tükür!
Gam yeme çıkmak var yolun düzüne;
Şükür!
ŞÜKÜR
Kıyamete kadar yıkılmaz çatı;
Kabir!
Ha doksan bir olmuş evlerin katı,
Ha bir!
Karanlık deştikçe dipsiz karanlık.
Düşün!
Olanca gerçeği işte bir anlık
Düş'ün!
Tükür bu hayatın irin yüzüne!
Tükür!
Gam yeme çıkmak var yolun düzüne;
Şükür!
TABLO
Ölümü sığdıramaz,
Akıl daracık koğuk.
Ölemez çıldıramaz,
Ağlar boğuk boğuk.
İlâç yarım şişede,
Koltuk mahzun, köşede,
Ev halkı telaşede,
Ölü yerde sopsoğuk.
BOŞ DÜNYA
Gittiler... Bana dünyam
Birden bire boş geldi.
Seçilmiş oldu eşyam.
Odalarım loş geldi.
Gözlerim müebbette,
Günü gelir elbette.
Gelirr,Melek nöbette,
Safa geldi, hoş geldi.
ARALIK KAPI
Bu dünya bir kuyu, havasız çömlek;
Daralıyorum!
Kelime manayı boğan bir gömlek!
Paralıyorum!
Allah ismi varken lûgat ne demek!
Karalıyorum!
Kapımı, buyursun diye o Malek;
Aralıyorum!
GEÇİLMEZ
Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten dosttan sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, Yokluk nasıl, yaşamak ne topyekûn?
Aklı yele verip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhavâ;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız O’nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
GELİYORUM
Geliyorum!
Tülbent içinde çenem;
Eski kütükte senem;
Geliyorum!
Meliyorum!
Dağlar hasret duvarı.
Dağıttılar davarı,
Meliyorum!
Eliyorum!
Akıl sormaya mecbur;
Gökleri kalbur kalbur
Eliyorum!
Çeliyorum!
Ey nefs keyfince dayat!
Bir çelmelik bu hayat!
Çeliyorum!
BÜYÜK RANDEVU
Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
DİPSİZ KUYU
Ağzıma soğuk kurtlar dolacak, gözüme kum;
Dipsiz kuyu, sürdükçe zaman, sürecek uykum.
YOKLUK
Yokluk, o donduran buz, o söndüren karanlık;
Büsbütün bilgisizlik ve tam bir unutkanlık.
HABERİ YOK
Şu geçeni durdursam, çekip de eteğinden;
Soruversem: Haberin var mı öleceğinden?
GEÇER AKÇA
Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir!
Mezarda geçer akça neyse, onu biriktir!
NASIL
Başım çığlıklı çocuk, onu nasıl avutsam?
Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam?.
EZAN
Ölürken aynı âhenk, salâ sesinden sızan:
Kulağıma doğduğum günde okunan ezan.
HASRET
Ölecek miyim, tam da söylecek çağımda
Söylemedik cümlelerin hasreti dudağımda.
ZAFER ARABASI
Sultan olmak dilersen, tacı, sorgucu unut!
Zafar araban senin, gıcırtılı bir tabut!
TABUT
Ufka bakarlar: Ölüm uzakta mı, uzakta.
Ve tabut bekler, suya inmek için kızakta.
GİTTİLER
Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum.
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.
TEBESSÜM
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm;
Gözümde son marifet, Azrail'e tebessüm.
BAYRAM
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!.
O DEM
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklambaçta var mısın?
HÜNER
O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail'e "hoş geldin!" diyebilmekte hüner.
KAPI
Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
MÜJDE
Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!
GÜZEL ŞEY
Ölüm güzel şey; budur perde altından haber.
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü Peygamber?.

ŞEHİR

KALDIRIMLAR (1)
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldıırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak,tak ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.
KALDIRIMLAR (2)
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup sitesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarımız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş senin kafatasında.
İkinizinde ne eş ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar kaldırımları.
KALDIRIMLAR (3)
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simiyah gözlerine, bir ân gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime, der.
Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde, soyunan bir karaltı.
Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan.
OTEL ODALARI
Bir merhamettir yanan, daracık odaların,
İsli lambalarında, isli lambalarında.
Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış,
Küflü aynalarında, küflü aynalarında.
Atılan elibiseler, boğazlanmış bir adam,
Kırık masalarında, kırık masalarında.
Bir sırrı sürüklüyor, terlikler tıpır tıpır,
İzbe sofralarında, izbe sofralarında.
Atıyor sızıların, çıplak duvarda nabzı,
Çivi yaralarında, çivi yaralarında.
Kulak verin ki, zaman, tahyayı kemiriyor,
Tavan aralarında, tavan aralarında.
Ağlayın, âşinasız, sezsiz, can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında!.
BACALAR
Görürüm, çıkmışlar, kararmışlar çatılardan,
Kemik bir kol nasıl fırlarsa mezardan.
Her ân, bir haberi kollar gibi yukardan,
Dipsiz maviliğin esrarını kurcalar,
Bacalar.
Kimi ince, kimi uzun, kimide kısa;
Dalmışlar başbaşa afyon çekerek yasa.
Onlar, insanların gözünde bir kartalsa,
İnsanlar, onların gözünde karıncalar,
Bacalar.
Kimbilir, belki de evlerin cinleridir;
Kolları bir dâvet gibi göğe yükselir,
Ölüler, ölüler, arka arkaya gelir,
Ruhların mehtaba daldığı taraçalar,
Bacalar.
Azap kuleleri, cüceleşmiş devlerin;
Kör mazgallarında raksı var alevlerin.
Öyle evciller ki, tepesinde evlerin,
Kopuyor içinde görünmez facialar,
Bacalar.
İSTASYON
Burda gelir insana,
Boş günlerin usancı.
Çalar birden kampana,
Ölüm çanından acı.
Sonra bir düdük öter,
Kesik çığlıklarla der:
Burdan bildik gidenler,
Yarın döner yabancı.
İSKELE
Yorulmuş esnemekten,
Herkes neyi bekliyor?
Bir ölü beklemekten,
Bu bekleyiş daha zor.
Geldi yorgun ve hazin,
Hiç de sezdirmeksizin,
Sularla kabrimizin,
Yolunu açan vapur.
SOKAK
Öyle bir sokak ki, bu
Her köşede bir kadın;
Geçene, öz yolcusu
Gibi bakar.... Anladın.
Ve kalbin sana sorar:
Bakıp geçmekte ne var?
Sen de her insan kadar
Onlara aşinaydın.
CANIM İSTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey;hava,renk, edâ, iklim;
O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizde toprak, yalnız onda ermiş visale;
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım.
İstanbul,
İstanbul.
Tarihin gözleri var, sularda delik delik;
Servi, endamlık servi, ahirete perdelik.
Bulutta şaha kalkmış Fatih'tan kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat.
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her bakışta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken, ağlar Karacaahmet.
O mânayı bul da bul!
İlle de İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul.
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Pahalı ahşap konak, koca bir şehir kadar.
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Kâtibim"i.
Kadını keskin bıçak,
Yaze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul.
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler.
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı ağlayanı bahtiyar.
Gecesi sümbük kokan
Türkçesi bülbül kokan
İstanbul,
İstanbul.
APARTMAN
Sır vermeye alışkan
Pencereler aydınlık.
Duvara şüphe çakan
Gölgelerde şaşkınlık.
Üst üste insan türü,
Bu ne hayat, götürü!
Yakınlıktan ötürü
Kaçıp gitmiş yakınlık.
KARACAAHMET
Deryada sonsuzluğa fikretmeye ne zahmet!
Al sana derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta.
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, Onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare ân, ne kesiklik ne bölüm.
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükûta sebep?
Kavuklu, baş örtülü, fesli, baş açık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kim dolu sözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları,
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlarki sıfırlarda rakamları bulmuşlar;
Fikirden kurtularak ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış ağlıyor koca tarih!
NUR ŞEHRİ
Şehirlerde tabanım değil, yüreğim yarık:
Nur şehrine gidelim, yürü, çilekeş çarık!
ŞEHRİN KALBİ
Nur yolunu tıkıyor yüzbir katlı gökdelen.
Bir küçük iğne yok mu şehrin kalbini delen?
TABİAT
ŞEHİRLERİN DIŞINDAN
Kalk arkadaş, gidelim!
Dereler yoldaşımız,
Dağlar omuzdaşımız,
Dünyayı seyredelim,
Şehirlerin dışından.
Esmerden, sarışından
Kaçalım kurtulalım!
Haydi yürü, bulalım;
Kat kat çıkmış evlerin,
O cam gözlü devlerin
Gizlediği âlemi!
Bir tüy gibi yel alsın,
Bir dal gibi sel alsın,
Bizden menbus elemi.
Attığımız nâralar,
Yol açsın karanlıkta.
Çeksin bizi mağralar,
Bir derin ormanlıkta;
Öttürüp sert bir ıslık,
Yılanları çağıralım.
Peşinden çığlık çığlık,
Çakallara bağıralım,
Ötelim baykuşlarla.
Kızıl akşam üstleri.
Hicret eden kuşlarla.
Sema, deniz ve yeri
Çepe çevre, iklim iklim.
Dolaşalım gezelim!
Yollar bizden bir izdir,
Ne duysak sesimizdir.
Ne görsek benzer bize.
Hiç şaşmayan bir saat
Gibi işler tabiat,
Uyarak kalbimize.
Mevsimler boğum boğum,
Zamanım ipliğinde.
Başı görünmez doğum,
Sonu ölçülmez hayat.
Hayvan, nebat ve cemaat,
Hepsi ilk gençliğinde.
Ölen ölür, yıpranmaz;
Giden gider, aranmaz.
Böyle geçer ömrümüz,
Bir gün gelir ölürüz,
Haberimiz olmadan.
Ve o zaman, ozaman,
Hayat neymiş görürsün!
Bırak, keyfini sürsün,
Şehirlerin, köleler!
Yeter bizi tuttuğu!
Tükensin velveleler!
Kalk arkadaş, gidelim!
İnsanın unuttuğu
Allah’ı zikredelim;
Gül ve sümbül hırkamız,
Sular, kuşlar, halkımız.
GARİBCİK
Bahçemde Yusufcuk adlı kuş
Öter hep: Necipcik, Necipcik!
Bir iğne, kalbime sokulmuş,
Başıma küt diye bir dipcik.
Tabiat gurbetten bir pusu;
Çırpınır, denizi arar su.
Haykırır, baykuşu, kumrusu:
Var yürü garibcik, garibcik.
SES
Her taraf pırıl pırıl;
Toz yağmuru, samandan.
Rüyada bastırıldım,
Ses geliyor ormandan.
Süzülmüş ki, süzülmüş,
Son kelime harmandan;
Altından bir anahtar,
Ses geliyor ormandan.
Benim bir bilmecem var,
Daha girift zamandan.
Çözülsene kördüğüm!
Ses geliyor ormandan.
Arkalarda şehirler,
Kıvılcımdan, dumandan,
Hasretten daha ılık,
Ses geliyor ormandan.
Kaçın, kaçın kuytuyu,
Ahtani oftan, amandan!
Kafdağına giden yol,
Ses geliyor ormandan.
Bir yıldızdan münzevî
Bir sahilsiz ummandan,
Gariblere bir haber,
Ses geliyor ormandan.
AZGIN DENİZ
Hangi hissin parmağı dokundu ki, derine,
Düştü bir gizli alev salkımı içerine?
Hasgi kabus bastı ki, seni uykularında,
Birdenbire cehennem kaynadı sularında?
Örtüldü baştan başa tenin beyaz bir terle,
Duman duman yayılan incecik köpüklerle.
Hangi dert kaldı, söyle bağrına üşüşmeyen,
Hangi ölüm şarkısı, bu dilinden düşmeyen?
Hangi öfkeyle yüzün, böyle karıştı yer yer,
Sana yan mı baktıla, bir şey mi söylediler?
Bir şey dinleme artık, artık bir şey dinleme!
Çağır,bütün günahkâr ruhları cehenneme!
Karşına sail, kaya, insan kim çıkarsa vur!
Vur başına, âlemde, kör, sağır, ne varsa vur!
Sal her taraftan, dağdan, gökten, pencereden sal!
Nihayet kala kala dünyada tek kişi kal!.
DALGALAR
Sarmış deniz kızları gibi dalgalar bizi,
Uzun saçları gümüş, şeffaf tenleri fosfor.
Yumuşak başlariyle sarsarak teknemizi,
Yolcu gittiğin sahil nerde diye bağırıyor.
Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser,
Sulardan daha derin, yolun karanlıkları.
Dalgalar yürüyünüz, arayalım beraber,
Başımızı dövecek yalçın kayalıkları!.
SUSAN DENİZ
Gittim gittim, denizin,
Sınır yerine vardım.
Halin banada geçsin!
Diye ona yalvardım.
Bir çılgın velvelede,
İçim didiklense de,
Olayım o cüssede,
Onun gibi susardım.
DAĞLARDA ŞARKI SÖYLE
Al eline bir değne,
Tırman dağlara şöyle!
Şehir farksız olsun tek,
Mukavvadan bir köyle.
Uzasan göğe ersen,
Cücesin şehirde sen;
Bir dev olmak istersen,
Dağlarda şarkı söyle!
YILDIZLI BİR GECEDE
Sema bize seslenir;
Kalma, gel, işkencede!
Ruhumuz ebedidir;
Bunu duy, tek hecede!
Ömür ki, bir kurak çöl,
Onu tek bir güne böl;
Şebnem gibi doğ ve öl,
Yıldızlı bir gecede!.
MADDE VE RUH
Ne varsa nakış nakış, tabiatta, maddede,
Gözlerimdeki nurun aksi, beyaz perdede.
SU (1)
Bir haman ki, arınma gayesinden şahaser;
Arınmışların yeri, Cennette nurlu Kevser.
SU (2)
Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce;
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.
SU (3)
İnsanlar habersizken yolların verâsından,
Gökle toprak arası su şaşmaz mecrasından.
SU (4)
Su kesiksiz hareket, zikir, ahenk, şırıltı;
Akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı.
SU (5)
Kâh susar, kâh çırpınır, kâh ürperir, kâh çağlar;
Su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar.
SU (6)
Su bir şekil üstü ruh, kalıplarda gizlenen;
Yerde kire battımı, bulutta temizlenen.
SU (7)
Bu dünya insanlığa manevî hamam olsa;
Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa.
SU (8)
Su duadır, yakarış, berraklık, saffet;
Onu madeni gökte altınlar gibi sarfet!
TECRİT
NE İLERİ, NE GERİ
Ne ileri, ne geri;
Kimlerin var haberi
Benim sonsuz dünyamdan?
Belki sabahtan beri
Ve belki akşamdan,
Bakıyorum bir camdan,
Renkrenk billur eframdan,
Haberim yok, rüyamdan,
Ne geri ne ileri!
İskemle düşmüş, bırak,
Açma, çalsın çıngırak!
Geçen trenlere bak;
Rüyada bir kabartma.
Onlar gidiyor ama,
Kalıyor dumanları.
Tirenler götürüyor,
Dağdan dağa sürüyor,
Kendi gölgelerinden
Başsız gövdelerinden
Kaçışan insanları.
Ve rüzgâr üfürüyor,
Geride dumanları.
Ve rüzgâr üfürüyor,
Kaynaşan ummanları.
Vaz geç onlardan vaz geç!
İstediğim bu değil;
Ve o değil, şu değil.
Eğil, ruhuma eğil!
Bin hayal içinden geç
Ve benim hülyamı seç!
Bak şu ağaçlı yola,
Bize doğru geliyor.
Orda üç kız kol kola,
Bize doğru geliyor.
Kömür tozundan ince,
Su gibi şeffaf gece,
Doldurmuş yüzlerini,
Silmiş pürüzlerini.
Kalmamış, Meryem gibi
Yüzlerinde kırışık;
Ve o Bâkirem gibi,
Yüzleri birer ışık,
Vücutları bir âhenk.
Öyle hafif ki, onlar,
Elimizi uzatsak,
Havayı kımıldatsak,
Bir âhenk gibi ürkek,
Havada eriyecek.
Başka ses, ayrı biçim,
Ne de istiyor içim,
Kapının kenarına,
Parmaklık duvarına,
Bir genç aşık otursun.
Tel tel sazını kursun,
Karanlıkla başbaşa,
Gömsün başını taşa.
Ve derin, sıcak, uzun
Şarkısını okusun.
Tirenler gitmeseydi.
Yolda gezen kızları,
Rüzgâr eritmeseydi.
Döşekler yalnızları,
Dürtmese, itmeseydi.
Şarkılar bitmeseydi.
Bu çözülmez bilmece;
Hep sayı, harf ve hece.
Peçe üstünde peçe.
Böyle aynı noktanın
Üstünde saatlerce,
Benliğime eğilsem,
Sabah, akşam ve gece,
Ortasında odanın,
Karanlıkla çevrilsem,
Bir çözülmez bilmece;
Hep sayı, harf ve hece.
İçinden bu kafanın,
Fâni dünyayı silsem.
Dünyalar nice nice;
Yavaşça ölebilsem,
Yeni baştan dirilsem,
Duysam, görsem ve bilsem!
Ne ileri, ne geri,
Ne geri, ne ileri!.
YOLLAR VE GÖKLER
Üstüste, altaltalar,
Bende gökler ve yollar.
Gökler kat kat mavilik.
Yollar kol kol servilik.
Yollar nereye gider,
Ve ne düşünür gökler?
Göklerin bir sırrı var,
Onu arıyor yollar.
Gökler suda titriyor,
Gökler suda bitiyor.
Göklerin yüzü yerde,
Yollarınki göklerde
Bu yollarda izimiz.
Bu göklerde gizlimiz.
Yollar beni vardırın!
Gökler, tutup kaldırın!
YENİ
Neymiş o, kimmiş o, eskimeyecek?
Ruhiyle, öziyle daima taze,
Su ve ekmek gibi her zaman aziz.
Cümle son bulmadan bitiyor gerçek;
Zamanın ardında kalan cenaze.
Hakikat göklerde şimşekten bir iz.
Güzellik hep yeni, yenilik güzel,
Dostunu bulan aşk sonsuz ömürlü,
Sevgili hayarlar ama aşk yeni.
Kalbinde birleşik elbette ezel.
Ateş çubuklarla kalbin mühürlü,
Bizim köyde ara pörsümeyeni!.
HANİ YA?
Gözüne mil çekersen
Görünür gerçek dünya.
Aynalarda sen, hep sen;
Dost, sevgili, hep riya!
Kaç, kurtul kelimeden;
Ağlamadan, gülmeden!
Hani ya sen ölmeden,
Ölecektin, hani ya?.
MEÇHUL
Sordular: Adresi ne?.. Çeşmeye karşı, dedim;
"Çanakkale içinde aynalı çarşı" dedin.
AKIL
Cüce akıl, bilmece salıncağında çocuk:
"Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk".
VAR - YOK
"Var"ın altında yokluk, yokun altında varlık;
Başını kaldırda bak, boşşluk bile mezarlık.
İMAN
Yum gözünü, kalbine her ân yokluğunu üfür
"Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür".
HAKİKAT
Allah’a hakikatten yola çıkmak, meşakkat;
Allah’tan yola çıkıp varılan şey, hakikat.
GAYE
Perdenin ardı perde, perdenin ardı perde,
Her siper aşıldıkça gaye öbür siperde.
ATEŞ
İçimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,
O ne alev deryası, çiçek bahçesine eş.
CEHENNEM
Ateş benim yıkayan, yuyan, emzirem annem!
Bir arınma kurnası olsa gerek cehennem.
LÂTİF
Eşya latifleştikçe göze görünmez olur;
Solucan kanat taksa yerde sürünmez olur.
MANTIK
Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu?
Mademki yükselş var, iniş olmaz olur mu?
ZAMAN
Zaman, sudan çıkarıp suya daldıran dolap;
Bir varlık ve bir yokluk; her tasta bir inkılâp.
KESİKSİZ ÂN
Zamanın olmadığı diyar acaba nasıl?
Kesiksiz bir ân mıdır bundan sonraki fasıl?
HİÇ
Âlemin küfre göre, hem başı, hem sonu "hiç".
"İki hiç" arasında varlık olur mu hiç?.
KADER
Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı;
Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!.
OLUR - OLMAZ
Olmaz bil de "olur"u, olur bilde "olmaz"ı;
Buluver günü geçmez, pörsümez ve solmazı.
VARLIK
Tek neşe bu dünyada, var olmanın sevinci;
Ve tek ilim, varlığın bilinmeden bilinci.
İN-ÇIK
Çıktım, çıktım, inilmez dağlar elimden tuttu;
İndim, indim, çıkılmaz çukurlar beni yuttu.
AYRI AYRI
Ne kadar göz bebeği varsa üst üste gelse
Yine ayrı manzarayı, ayrı görüş herkese.
VE HAYRET
Şeyh-i Ekber diyor ki. "en büyük makam hayret"
İki bir, iki eder demek bile cesaret.
KELİME
İman. İhlas, vecd ve aşk, bunlar birer kelime.
Kelimeyi boğardım verselerdi elime.
EKSİK
Göz attığım her şeyde işte o şeydir eksik;
Mekân kopuk kopuktur, zamanda kesik kesik.
BESTE
Halim, açık denizde düdük çalan bir gemi;
Kim duyar, ötelerden haber veren bestemi?.
BİR
Varlık yalnız Bir’dedir, Toplam bölüm hep birde.
Devam eden yalnız bir, sayıda dört tekbirde.
SAYILAR
Sayılar yalnız Bir’in kendi dalgalanışı,
Sayılar kemmiyetin keyfiyeti anışı.
HİÇ Mİ HİÇ
Sayılarda çoğalmak, niçin, ne olmak için?
Bir tek hiçtir çarpışı, kırk milyona bir hiçin.
BİR
"Bir"i deşerken her ân beynini yiyen adam
Sayılar köpürdükçe "Allah bir!" diyen adam.
BU DÜNYA
Bu dünya bir tamam'dan eksiklikler âlemi;
Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi.
HÂTIRA
Renk renk hâtıralarım oda oda silindi;
Anne kokan bir Türkçem vardı, o da silindi.
YENİ
Tohum çatlar da bilmem, kafa nasıl çatlamaz?
Yeni odur ki, solmaz, pörsümez, bayatlamaz.
AŞK
Allah, Resûl aşkıyle yandım, bittim kül oldum!
Öyle zayıfladım ki, sonunda herkül oldum.
OYUNCAK
Kırıldı oyuncağım, artık bir daha gülmem;
Toz olur, toprak olur, duman olurum ölmem!
UKDE
UKDE
Biriktir; delik kese!
Yetiştir toprak köse!
Hep kesiklik hep eksiklik,
Hadisede hadise.
Nasıla alsın deryayı;
Kafa bir küçük kâse.
Akla yoktur çıkar yol;
Ne hesap ne hendese!
Gelde suda aksi tut!
Gölgeyi tık kafese!
Şu zaman dediğinden
Bir tek anmış son hissse.
Istırap ki, gövdesi,
Boşluğa sığmaz cüsse.
Rahatlık senin deden;
Benim annem vesvese.
Bu ukdenin dilinden,
Kalmadı anlar kimse.
Mezarda sır, mezarda;
O bilir bilse bilse.
Kurtuluş mu muradın,
Yolmu aradın kese?
Ataşe gir gölgelen!
Kaynar suda gülümse!
PERDELER
Perdeler, hep perdeler.
Her yerde her yerdeler.
Pencerede, kapıda.
Geçitte, kemerdeler.
Perdeler, hep perdeler.
Ya benim sevdiklerim,
Şimdi nerde, nerdeler?
Önü bomboş perdenin;
İçerde, içerdeler!
Perdeler, hep perdeler.
Gönülde asıl perde;
Onu hangi göz deler?
Surat maske altında,
Sis altında beldeler.
Perdeler, hep perdeler.
Perdeye doğru akın;
Atlılar, piyadeler.
Yollar, yönler dolaşık;
Değişik ifadeler.
Perdeler, hep perdeler.
Bir tohumda bin gömlek.
Giyim giyim fideler.
Kalbler dilini yutmuş;
Bangır bangır mideler,
Perdeler, hep perdeler.
Son oktada son perde;
Çevrilmiş seccadeler.
Orada işte işte,
Ölümden âzadeler!
Perdeler, hep perdeler.
YÜZ KARASI
Beni şafak vakti bir el dürtükler;
İdam mahkumu, kalk, bekliyor savcı!
Zindan avlusunda öter düdükler;
Bir güneş doğar ki, zakkumdan acı.
İpten indirilir, yine uslanmam,
Belâ...Belâ bende yakıcı şehvet.
Bir olur ateşi görmemle yanmam;
Dipsiz uçurumda kaçılmaz davet.
Bak nasıl silinir bu yüz karası;
Elimde ölümü öldüren silah,
Alnımda toz pembe secde yarası,
Lügât kitabımda tek isim: Allah.
KAFİYELER
Ne diye,
Bu şuna,
Şu, buna
Kafiye?
Başa taş,
Aşa yaş,
Hey'e ney,
Tuhaf şey!
Kafiye
Mantığı,
O mantık!
Hediye
Sandığı,
Bu sandık!
O mantık,
Bu sakta-
Ta sandık,
Ve yandık.
Ne yandık!
Hendese,
Kümese
Tıkılmak.
Hadise,
Kırkayak,
Adese,
Oyuncak.
Vesvese,
Gök bayrak.
Ölümse,
Gel dese;
Tak, tak, tak!
Mu-hak-kak!
Sorular
Sordular,
Neden çok,
Nasıl yok,
Niçin var?
Sanatsız
Papağan,
Neden çok;
Ve atsız
Kahraman,
Niçin yok?
Çok ve yok,
Yok ve çok,
Aç ve tok,
Tok ve aç;
Tut ve kaç!
Saklambaç.
Neden çok,
Nasıl yok,
Niçin var?
Niçin'i,
Boğarken
Piçini,
Yatakta
Bastılar,
Şafakta
Astılar.
Ve derken:
Nasıl yok,
Niçin var?
Bir varmış,
Bir yokmuş.
Kararmış
Ve kokmuş
Dünyamız.
Rüyamız kapkara.
Manzara:
Gebeler
Döşeksiz.
Ebeler
İsteksiz.
Kubbeler
Desteksiz.
Habbeler
Süreksiz.
Türbeler
Meleksiz.
Tövbeler
Gerçeksiz.
Cübbeler
Yüreksiz.
Cezbeler
Şimşeksiz.
İzbeler
Emeksiz.
Hağbeler
Ekmeksiz.
Kafiye,
Hikâye!
Dâvâ tek:
Ölmemek!
Peygamber!
Ne haber?
Bir batan
Var: Vatan!
Kandil loş,
Ocak boş:
Ve dağ dağ
Elveda!
Gitme kal!
Nefes al!
Emir tez,
Bekletmez!
Ve o nur
Bulunur!
İşte iz!
Geliniz!
Toprak post,
Allah dost.
KIVRIM KIVRIM
Vehim kadehinde zehirli tütsü.
Kıvrım kıvrım,
Beyin törpüsü.
Durulan sonsuzluk, yemyeşil gece.
Dalga dalga,
Büyük düşünce.
Tek ölçü, her şeyin her şeyden farkı.
Âhenk âhenk,
Bir yatan şarkı.
GEÇEN DAKİKALARIM
Kimbilir nerdeseniz,
Geçen dakikalarım?
Kimbilir nerdesiniz?
Yıldızların koklarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?
Acaba tütsü yaksam,
Görünürmü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam?
Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?
Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.
Gün geldi saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!
ZAMAN
Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?
Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!
Belki de bir hırsız,
İzi, lekesi var.
Belkide bir hırsız;
O yok, gölgesi var.
Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.
İçimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
İçimde bir nokta;
Beynimde bir güve.
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyoor.
Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem'de ve Çin'de.
Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak.
NAKARAT
Küçükken derdiki dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm ihtiyarladım
Çoğu gitti,azı kaldı.
Vur kazmayı dağa Ferhat!
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kır at, kişne kır at!
Çoğu gitti, azı kaldı.
Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ektik, ektik yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı.
ŞÖHRET
Bir baltada indirdin,
Ağacımdan dalımı,
Bana zehir yedirdin,
Elâleme balımı.
İstemem, ne dil, ne mal,
Bana ne verdinse al!
Sazını kafana çal,
Ver bana kavalımı!.
AYNALAR YOLUMU KESTİ
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelpçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vâde;
Dişlerinde köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh Tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem aynalar yolumu kesti.
UYUMAK İSTİYORUM
İki yıldız arası göğe asılı hamak.
Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak.
Uyumak istiyorum başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiz ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanalım;
Bir dilim kuru ekmek, acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan hayat dediği zanla.
ÖLÜMSÜZLÜK
Sabah, akşam öğlende,
Aklım büyük şölende.
Bütünlük o "bir"'dedir.
Sayı sayı bölende.
Bilmez yaşayan ölü;
Asıl habaer ölende.
Tek hat, tek yön, burada;
Giden de bir, gelen de.
O’nunla buluşmak var,
Sıra bize gelende.
O’na deki: Ey Resul
Ölümsüzlük kölende.
AYNADAKİ HAYALİME
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
Yavrum, bugun seni pek ölgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neş'eni ne bugün, ne e dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sularda daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrün;
Bilemem vardığın neresi,bugün?
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün, gördüm.
MERCEK
Kesildimi yoksa ardı, arkası,
Nur diyarından kol kol gelenlerin?
Yetmez mi ampulun nura cakası,
Başları dönmez mi gökdelenlerin?
Hiç kalmadı soran; Ne var insanda?
Ben duvarda ezik bir böcek miyim?
Yoksa, pırıl pırıl, tek damla kanda,
Kâinatı süzen bir mercek miyim?
SAAT
Bakma saatine ikide birde!
Halin neyse saat onun saati.
Saat tutamaz ki, ölü kabirde;
Zamana eşyada gör itaati!
Bir kıvrım, bir helezon,
Her noktası baş ve son.
Dün hâtıra, yarın hayal, bugün ne?
İki renk arası bir cizgicik pay.
Ne devlet zamanı bütünleyene!
Ebed bestecisi bir çark ve bir yay.
Hesap soran yaratık;
O dimdik her şey yatık.
Zaman bir işvebaz, kaçak hayalet;
Eskiyenin kemet atar boynuna.
Ne pişmanlık tanır, ne af, ne mühlet;
Ancak fatihinin girer koynuna.
Niyeti gizli fettan
Köle biçimli sultan.
ZARF
Şafakta, namaz vakti bana uzatılan zarf;
Kelime bu zarftadır, gerisi sadece harf.
KALMADI
Bu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim,
Namaz vaktinden başka, ânını gözlediğim.
GÜNAH
Sanırım, insanların her suçunda ben varım;
Günah uzun bir kervan, tâ ucunda ben varım!
HÂL
Pencereme vurmayın, ödüm patlayabilir;
Dokunmayın, vücudum boşluğa kayabilir.
YİNE HÂL
Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum;
Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum.
NEFS MUHASEBESİ
Bıçaklarım su oldu, boyuna bilenmekten;
Bitti benlik madenim her ân törpülenmekten.
DELİ
Mayın tarlasına düşmüş bir deliyim, hudutta;
Gözüm, sekizinci renk be dördüncü buutta.
ZOR
Onu beyni kanayan soylu kafalara sor;
Ölüm zırların zoru, yaşamak ondan zor.
BAŞIM
Zonklayan başım benim, an pıhtısı, cerahat;
Ona yastıkla değil, secde yerinde rahat.
MESAFE
Bu ne hazin mesafe iki ten arasında;
Bir hali dinleyenle dinleten arsında.
ZITLAR
Zıtlar arası ahenk, af ve günah yarışta;
Bütün zıtlar kavgada bütün zıtlar barışta.
VEHİM
Her şey kesik ve kopuk, zaman tutamaz lehim;
Mazi albümde hayal, istikbal kalbde vehim.
KALMADI
Yıkılan sarayımdan tek bir nakış kalmadı;
Dışa mıhlandı gözler, içe bakış kalmadı.
MUKAYESE
Çıbanımız çok derin, işletemez yakılar;
Nerde bizim şarkımız, nerde öbür şarkılar?

Maniler

Kendini bir halt sanma! Yaprak olsan yel alır, toprak olsan sel alır. Kıymet bilmezsen bir gün elindekini el alır.
Harmandım sel vurdu, baharda yel vurdu, tuttuğum el vurdu güvenemem.
Sarıkamış yolları, eğri buyru golları. Mendil alım süpürüm, balam gelen yolları.
Penceresi yeşil boya, hayranım sizin soya, sizin soyda bir güzel var, sevemedim doya doya.
Tarlan varsa içinde ol, teknen varsa kıçında ol, işin varsa başında ol, eşin varsa yanında ol.
Güneşin buz tuttuğu yerde bir alev görürsen bil ki o, yalnız ve yalnız senin için yanan kalbimdir!
Gülleri sarı renkte severim; toprağı ıslak. Türküleri yanık, şiirleri hoyrat!
Havayı nemsiz, çayı demsiz. Bir tek seni olduğun gibi, bir seni her şeye rağmen, bir seni hala.
Alma babanın ahını, talan ederler bostanını, bağını. Bilemezsin ne solunu ne sağını, eritiverirler bitmez dediğin o dağını.
Anne gezindiğin bağdır. Baba yaslandığın dağdır. Ömrümün en güzel çağı annem babamla olandır.
Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş, bir evlat pir olsa da, anaya muhtaç imiş.
Kahvelerim pişti gel, köpükleri taştı gel, iyi günün dostu, kötü günüm geçti gel.
Eğer gelinim iyi olursan bizde seni överiz kötü olursam gelinim hepimizde döveriz.
Suya bulgur ezerim, hem ezer hem süzerim, ben yarımın derdinden deli olmuş gezerim.
Maşrapanın kalayı, kızlar çeker halayı, Allah için söyleyin, varmı aşkın kolayı.
Bayburta giden yollar uzadıkça uzarlar, geçme bizim kapıdan eller bana kızarlar.
Kahve döktüm kuruna, el vurmayın durula, yarıme yar diyeni, sol göğsünden vurula.
Allah muradını verdi bugün, anasını kızsız koyan evlerini işsiz koyan, testisini susuz koyan.
Haydi kızım kınan kutlu olsun, burada dilin tatlı olsun. Çağırın gelin kızın anasını kızı gelin oldu görsün.
Baban çarşıya vardı mı, alını yeşilini aldı mı, şuda kızıma dedi mi, haydi kızım kutlu olsun.
Gelin geldi evimize, şenlik kurdu köyümüze, hoşgeldin allı gelin, sefa geldin pullu gelin.
Gün kavuştu ırakta, gözüm karada akta, herkesin yarı geldi, benim yarım uzakta.
Toprağında taşında benleri var kaşında, sen bahar içindesin bense ömrüm kışında.
Duvağın telli gelin gümüşten elli gelin buğulu gözlerinden sevdiğin belli gelin.
Yıldırım vurdu bizi, dal gibi kırdı bizi, araya girdi düşman, dağlar ayırdı bizi.
Ekin ektim düzlere, diken oldum gözlere, işte ben gider oldum, ayaş kalsın sizlere.
Karşıdaki gök ekin, aldırdım elimdekin, her soran benzim sorar, sormazlar kalbimdekin.
Kara tavuk olmadın mı dallara konmadın mı, şebek yüzlü kaynanam, sen gelin olmadın mı?
Merdiven indirdiler, saltana bindirdiler, kızım seni kahır eline gönderdiler, ağlar silinir silinir ağlar.
Su içtim kana kana, sular akar yana yana, yüzün bir gün görmedim, bilmem gidem ne yana.

Onlar yanlış sen değil gözlerini al yerden
Utanacak gün değil gözlerini al yerden
Bugünlerde geçecek bu zulümde bitecek.
Güzel günler gelecek gözlerini al yerden
Bugünlerde geçecek bu zulümde bitecek.
Güzel günler gelecek gözlerini al yerden
Elif gibi dimdik dur isyanına zincir vur
Bugünlerde geçecek bu zulümde bitecek.
Güzel günler gelecek gözlerini al yerden
Bugünlerde geçecek bu zulümde bitecek.
Güzel günler gelecek gözlerini al yerden
  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Pırlantalarda Geçen Şiirler

Fâniyim, Fâni Olanı İstemem Fâniyim, fâni olanı istemem, Âcizim âciz olanı istemem Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayri istemem! İsterim, f...