26 Mayıs 2019 Pazar

Ahireti Dünyaya Tercih Etme

Muhterem Müslümanlar!..
 Kalp cesedin rağmına gelişir.
 Cesed kalbin aleyhinde olarak büyür.
 Cisim ile ruh birbirine zıt şeylerdir.
 Birbirlerine bağlandıkları, bağdaştıkları nokta olabileceği gibi, aynı zamanda birine haddinden fazla gösterilen ihtimam, verilen ehemmiyet, diğerinin aleyhinde işleyecektir.
 Öbürüne verilen ehemmiyet ise berikinin aleyhine işleyecektir.
 Biz bu iki şeyi varlığımızda, mahiyetimizde taşıyan insanlar olarak, bu hususta bunlara karşı davranışlarımızı, yapacağımız şeyleri, Din-i Mübin-i İslamın bize talimiyle yapar, yaşar, hepsine karşı vazifelerimizi yerine getirirsek, muvazene içinde yaşama imkanını bulacağız.
 Ne bir cesedin ihmali ne de ruhun ihmali bizim için bahis mevzuu olmayacaktır.
 Ama az buçuk bunlardan bir tanesini diğerine tercih edip, en azından birini kısmen unutup, öbürüne meylettiğimiz, hatta onun arzularında fani olduğumuz zaman, hayat muvazenesini bozacak, yanlış şeyler yapacak, inhiraflara düşecek ve belimizi doğrultamayacağız.
 Bu hususta bize ölçüyü din getiriyor.
 Nasıl cesedimize bakmakla mükellefiz, onu hayatta ve ayakta tutacak kadar, yaşatacak kadar, kendisine terettüp eden vazifeleri yerine getirecek kadar;
 çalışma ise o kadar...
 Okuma ise o kadar...
 Harp ise o kadar...
 Cephede beklemek ise o kadar...
 İşte o kadar bakmakla mükellefiz.
 Öyle de dünya ve ukbanın yükünü omzunda taşıyan, ruh ve kalbimiz, ahirette Allah'ın saadetlerinin bahşedeceği bütün lutufların vesile-i evveli olan ruh ve kalbimiz, aynı nisbette bakıma, görüme, ihtimama ve üzerine eğilmeye ihtiyaç vardır.
 Kalbini ve ruhunu ihmal etmiş bir insanın, ahirette mesut olması düşünülemez.
 Lutf-u ilahî olarak cennete girse, oradaki bir kısım nimetlerden istifade etse bile, her türlü bedii zevkten ve derinlemesine nimetlerden istifade etmekten, anlayışına kadar nimetleri indirmekten mahrum olarak Allah'ın nimetlerinden istifade edecektir.
 Onun içindir ki daima kamil mü’minler, varlıklarını milletlerine, vatanlarına sarfetmek suretiyle, varlık içinde yokluk çekmişlerdir.
 En büyük insanlar, hayatları perhiz içinde geçen kimselerdir.
 Dünyanın mamelekine tenezzül etmeyen, dünya karşısında iki büklüm olmayan, ahiret ve Allah'a ait şeylerini hiç bir zaman dünya karşısında değiştirmeyen, ki değiştirenleri Kur'an’ın ayeti tenkid etmekte, kınamakta ve kendilerini levmetmektedir.
 Biz kamil insanları, iradenin hakkını veren, iradesine sahip olan, nefsin esaretine düşmeyen, beşeri kaprislerin ve hırsların esaretine düşmeyen kimseler arasında görüyoruz.
 Süfyan-ı Sevri, Harun Reşid'in en yakın arkadaşı.
 Arkadaşı hükümdar olduğu zaman ondan istifade etme yolu açıktır.
 Fakat o günden sonra Süfyan-ı Sevri hükümet adamlarıyla, hususiyle başlarındaki Harun Reşit ile alakasını kesiyor.
 Harun Reşid'den gelen mektuba elini dahi sürmediğini size anlatmıştım.
 Ve o hususta cevabi mektup için ikinci bir kağıdı kullanmadığını size anlatmıştım.
 Ve ona sert bir dille:
 "Milletin parasıyla aldığın kağıda mektup yazıyorsun ve zulmediyorsun; bir de beni zulmüne şerîk yapmak istiyorsun!
 Allah sana soracaktır! Ne cevap vereceksin?" tehditamiz ifadelerle mektup yazıyor.
 Fudayl ibn-i Iyaz'ın, Harun Reşid kapısına geliyor.
 Bunlar Ebû Hanife döneminde yaşamış, mana aleminin yıldızlarıdır.
 Paraya pula temenna çekmeyen, dünya ve mafihaya tekme atan, ama beyinleriyle, fıkıhla, hadisle, tefsirle oynayan ve kafalarını hangi asır olursa olsun uzattıkları zaman bir müceddid edasıyla tenvir edecek büyük insanlar...
 Devlet reisi kapısında kapısını vuruyor.
 "Harun Reşid ziyaretinize geldi" diyorlar.
 "Rabbimle ibadet ettiğim şu dakikada, Harun Reşit ile konuşacak meselem yoktur benim" diyor.
 Var mı bu kadar yürekli bir insan içinizde?
 Temenna edilecek yerde, her şeyi tepecek itecek kadar iradesi olan biri var mı?
 Şu kefere ve fecereye mukabele edebilecek, onlardan gelen her şeyi yüzlerine tükürecek mert oğlu mert var mı içinizde?
 Ben olacağı kanaatını sık sık izhar ediyorum...
 Hiç olmazsa geleceğimizi tenvir edecek nüvelerinin mevcudiyetine sırf Allah'ın lutfu olarak katiyyen inanıyorum.
 O da olmazsa zaten kalp duracak ve insan ölecektir.
 Aziz Müzlümanlar!..
 Müslümanlığımız ve bu mevzudaki irademiz ve zirekliğimiz, dehrin hadiselerine karşı mukavemetimiz, bu istikamette verdiğimiz tecrübe ve imtihanlara bağlıdır.
 Şurasını unutmuyorum;
 beşer olarak hepimizin içinde, dünya nimetlerine karşı bir temayül vardır ve herkes o noktada tatmin edilmek isteyecektir.
 Fakat şurasını da siz unutmayın, bu nimetlere gırtlağına kadar dalan insanların, dünyası da ukbası da berbat olacak ve sergerdan olacaklardır.
 Cibril yanına oturuyor aleyhi’s-salâtü vesselam'ın.
 En sıkıntılı anlarda, en canhiraş durumlarda yanından ayrılmayan Cibril yanında oturuyor.
 Bedir'de önünde sağa sola kamçı sallayan, düşman saflarına saldırırken "Ugdum hayzum" diye Rasul-i Ekrem'e can ve cesaret getiren Cibril.
 Nebi'nin yüzü ekşidiği zaman yüzü ekşiyen Cibril, gülerken gülen Cibril yanında oturuyor.
 Rahmetin menşei ve temsilcisi, hayatın menşei ve temsilcisi, gönüllerdeki hayatın menşei ve temsilcisi; vahyin emin meleği, Allah ifadesiyle Emin varlık diye tavsif edilen muazzez varlık.
 Allah Rasulü sallallâhu aleyhi ve sellem, bu candan arkadaşına, tebliğ vazifesinde yoldaşına, Allah'tan gelen emirlerde sırdaşına:
 "Üç günden beri Nebi'nin evinde bir lokma bir şey yok ki yesin!" diyor.
 Aylardan beri bir ocak yanmadı bu evde diyor.
 Sırrını açıyor.
 Sır Cibril'e açılınca, Cibril'in Rabbi nigehban o sırra.
 Anında İsrafil aleyhisselam yere iniyor.
 "Selamun aleyküm" diyor.
 "Aleyküm selam"
 "Rabbin selamı var sana ya Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem!
 Ferman ettiler melik Peygamber mi yoksa kul Peygamber mi olmak istiyorlar!"
 Rasul-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Hira'da simasına baktığı Cibril'in bir kere daha simasına bakıyor.
 O sima ciddi bir dehşet içinde, Rasul-ü Ekrem'e tevazu tavsiye eder mahiyette:
 "Tevazu Yâ Muhammed!
 Tevazu Yâ Muhammed!
 Tevazu Yâ Muhammed!" diyor.
 Allah Rasulü iki büklüm oluyor:
 "Ben bir kul Peygamber olmak isterim" diyor.
 Unutuyor biraz evvel dediği şeyi, çünkü o biraz evvel istenen şey, zamanın ve mekanın Efendisinin, İnsanlığın İftihar Tablosunun, onu seven insanların kalbinin ziya ve cilasının, Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa'nın
 ahiret hesabına aleyhinde işleyen şeylerdi.
 O terkedecek, terkedecek ve terk ettiği şeyde bulacaktı her şeyi.
 Dünya adına her şeyin üstüne çıkacak, ulvi dudakları rahmetin etekleriyle yüz yüze gelecek, öpecek ve orada tam kemalini bulacak, başının Makam-ı Mahmud'a ulaştığını hissedecekti.
 Cibril bunu tavsiye etmişti, O da bu tavsiyeyi tutmuştu.
 Hayat baştanbaşa bir perhiz olarak geçiyordu.
 Ve uzun bir dönem, bu milletin geçmişi olarak uzun bir geçmiş, böylesine bir nurlu zincir halinde cereyan etti, nurlu zincir.
 Dünya karşısında eğilmeyen ve serfüru etmeyen, madde karşısında bilgisinden vazgeçmeyen, değil kanaatını elbisesini dahi değiştirmeyen, madde karşısında değil kanaatını elbisesini bile değiştirmeyen.
 Sarığına işaret edildiği zaman "Kelle gider o gitmez!" diyen.
 Ondan bir emanettir, o emanet uğrunda ölmeye hazır olduğunu işmam ve işaret eden, faziletli insanların arkasında hâlelenme ve kümelenme
 ve sonra milletçe varlığımızın, o havada tekevvün etmiş varlığımızın devam ve temadisi, o altın ve o nurani zincir içinde olmuştu.
 Onun içindir ki neslimize, garipler ordusuna, ahir zamanda Sahabinin vazifesini yüklenecek Sahabinin misali topluluğa, başkalarının tavsiyesini, tavsiye sahiplerinin tavsiyesini bir kere daha hatırlatıyorum:
 Sizi madde ile vurabilirler, makam ve mansıp ile dize getirebilirler.
 Çok ehemmiyetsiz şeylerle sizi pazarlayabilir, peyleyebilirler.
 Siz Allah'ın antika sanatlarısınız.
 Hazreti Muhammed’in satılmaz ordusunun efradısınız.
 Cihanpaha değer ve kıymete sahip bulunmaktasınız.
 Ucuz şeylere feda olmayacaksınız.
 Size ait bin hayatla karşınıza çıksalar, dine ait bir tek sünnet karşısında titreyecek, onu terk etmektense, ölümün bin çeşidini tercih edeceksiniz.
 Allah sizi böyle görmek istiyor.
 Rasul-ü Ekrem müjdesini çektiği zaman siz garipler ordusuna, teftişinde sizi böyle görmek istiyor, pervazsız insanlar görmek istiyor, dünyaya karşı lakayt insanlar görmek istiyor, dünya mameleki kalbine girmemiş insanlar olarak görmek istiyor.
 Sabah ve akşam, zahir ve batını Allah'a ait duygularla meşbu insanlar olarak görmek istiyor.
 Sizi payidar kılacak bu yolda Allah celle celâluhu, duygu ve düşüncelerinize fer versin, sizi ayakta tutsun.
 İslam davası uğrunda sizi kaim ve büyük davanızda daim eylesin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Pırlantalarda Geçen Şiirler

Fâniyim, Fâni Olanı İstemem Fâniyim, fâni olanı istemem, Âcizim âciz olanı istemem Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayri istemem! İsterim, f...