22 Temmuz 2018 Pazar

Esmâül Hüsnâ Duâsı/ Veda Hutbesi/müminlerin nitelikleri

Esmâül Hüsnâ Duâsı


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Allah: Ey Allah’ım, affet, başarıya ulaşmak için yardım et, hatalarımızı ört ya Rabbim.

2. er-Rahman: Ey Rahman olan Allah’ım, bizi cehennem azabından koru, bize cennetini ver, bizden razı ol ya Rabbim.

3. er-Rahim: Ey Rahim olan Allah’ım, bize dünyada ve ahirette iyilik ver, bizi affet ya Rabbim.

4. el-Melik: Ey mülkün sahibi ve saltanatı devamlı olan Allah’ım, bize dünyada hayırlı mülk ver, ahirette de yok olmayan mülkler ver ya Rabbim.

5. el-Kuddus: Ey her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah’ım, bizlerin eksiklerini tamamla, yanlışlarını düzelt ya Rabbim.

6. es-Selam: Ey selamet veren Allah’ım, bizleri her türlü kötülükten koru, bütün yarattıklarının şerrinden sana sığınırım ya Rabbim.

7. el-Mümin: Ey emniyet veren Allah’ım, bizlere dünyada emniyet ver, düşmanlarımıza fırsat verme. Ey eman veren Allah’ım, bizleri cehennem azabından azat et ya Rabbim.

8. el-Müheymin: Ey her şeyi koruyan Allah’ım, bizi düşmanlarımızdan koru, bizleri her türlü tehlikelerden koru ya Rabbim.

9. el-Aziz: Ey eşsiz izzet sahibi Allah’ım, bizlere düşmanlarımıza karşı izzet ver onlara muhtaç etme, mağlup etme, bizlere zafer nasip et ya Rabbim.

10. el- Cebbar: Ey azamet ve kudret sahibi Allah’ım, istediğini yaptıran Allah’ım, “Ol” emriyle yoktan var eden Allah’ım, müslümanlara güç ver, bizleri birleştir ya Rabbim.

11. el-Mütekebbir: Ey büyük ve yüce Allah’ım, bizler küçük ve zayıfız, gizli kibirden ve gizli şirkten sana sığınırım ya Rabbim.

12. el-Halık: Ey her şeyi bir sebeple yoktan var eden Allah’ım, bizleri cennetine girecek kullardan say ve bizlere güzel ameller yaptır ya Rabbim.

13. el-Bari: Ey her şeyi birbirine uygun ve faydalı yaratan Allah’ım, bizleri iyi kullarına yardımcı kıl, bizlere iyilikler yapmada yardımcılar ver ya Rabbim.

14. el-Musavvir: Ey her şeyi benzeri olmadan tasvir eden Allah’ım, bizlere sağlıklı, güzel bedenler verdiğin için şükürler olsun, bizleri daha güzel yaratılışla cennetin için yarat ya Rabbim.

15. el-Gaffar: Ey kötülükleri gizleyen, iyilikleri ortaya çıkaran Allah’ım, bizlerin kötülüklerini ört ve affet, iyiliklerimizi de lütfunla çoğalt bizlere dünyada ahirette iyilik ver ya Rabbim.

16. el-Kahhar: Ey her şeye istediğini yapan Allah’ım, düşmanlarımızı helak et. Ey kahreden Allah’ım, haddi aşan İslam düşmanı kafirleri helak ederek Müslümanlara yardım et ya Rabbim.

17. el-Vehhab: Ey karşılıksız nimetler ve güzellikler veren Allah’ım, bizlere dünyada ve ahirette nimetler ve güzellikler ver ya Rabbim.

18. er-Rezzak: Ey bütün canlıların rızkını veren Allah’ım, bizlere lütfunla helalinden bol rızık vererek insanlara el açtırma ya Rabbim.

19. el-Fettah: Ey bütün müşkülleri açan ve kolaylaştıran Allah’ım, bizlere rahmetinle hayırlı işler, hayırlı eşler, hayırlı evlatlar ver. Senden yalnız her şeyin hayırlısını istiyoruz ya Rabbim. Allah’ım ülkemize ve bütün Müslümanlara hayırlı kapılar aç ya Rabbim.

20. el-Âlim: Ey ilmin sahibi olan Allah’ım, bize faydalanacağımız ilimler öğret, ilmiyle amel edenlerden olmayı nasip et. Seni hakkıyla bilemedik affet ya Rabbim.

21. el-Kabıd: Ey darlık veren Allah’ım, İslam düşmanı kafirlere ve münafıklara darlık ver, onlara darlık vererek Müslümanlara yardım et ya Rabbim.

22. el-Basıt: Ey bolluk veren Allah’ım, Müslümanlara bolluk ver, işlerimizi kolaylaştır ya Rabbim.

23. el-Hafıd: Ey alçaltan, dereceleri düşüren Allah’ım, düşmanlarımız alçalt, bizlere mutlak zafer ver, ahirette bizi dereceleri düşürülenlerden kılma ya Rabbim.

24. er-Rafi: Ey yükselten Allah’ım, Müslümanları birleştir ve yükselt, bizleri yine tek bir ümmet yap ya Rabbim.

25. el-Muizz: Ey izzet veren Allah’ım, bizlere izzet ver, dünyada ve ahirette aziz kıl ya Rabbim.

26. el-Muzill: Ey zillete düşüren Allah’ım, düşmanlarımızı zillete düşür, onları hor ve hakir et. Müslümanları dünyada ve zillete düşmekten kurtar ya Rabbim.

27. es-Semi: Ey her şeyi işiten Allah’ım, bizden çıkan iyi sözleri kabul et, kötü sözleri affet ya Rabbim.

28. el-Basir: Ey her şeyi gören Allah’ım, bizlerin kötülüklerini ört ve affet ya Rabbim.

29. el-Hakem: Ey hüküm verenlerin en hayırlısı olan Allah’ım, bizler hakkında bağışlayarak hüküm ver ya Rabbim.

30. el-Adl: Ey adaletin sahibi olan Allah’ım, bizi adaletinle yargılama, bizleri rahmetinle lütuf ederek bağışla ya Rabbim.

31. el-Latif: Ey sınırsız lütuf sahibi Allah’ım, bizlere lütfunla şefkat et, bizlere sağlıklı bir ömür hayırlı bir ölüm ver, bizleri lütfunla cennetine kabul et ya Rabbim.

32. el-Habir: Ey her şeyden haberdar olan Allah’ım, düşmanlarımızın tuzaklarından haberdar et, tuzaklarını bozmamıza yardım et, bizim haberlerimizi onlara ulaştırma ya Rabbim.

33. el-Halim: Ey kullarına yumuşak davranan, her suça ceza vermeyen Allah’ım, işlediğimiz günahları affet ya Rabbim.

34. el-Azim: Ey her şeyden yüce olan Allah’ım, bizlere düşmanlarımıza karşı heybet ver, bizlere cennetinde yüce makamlar ver ya Rabbim.

35. el-Gafur: Ey çok bağışlayan Allah’ım, bizlerin bilerek, bilmeyerek işlediği günahları bağışla ya Rabbim.

36. eş-Şekur: Ey yapılan iyiliklere bol ödül ile karşılık veren Allah’ım, bizleri cennetine kabul ederek sonsuz ihsanına kavuştur. Cemalinle ödüllendir ya Rabbim.

37. el-Aliyy: Ey çok yüce olan Allah’ım, bizlere rahmetinle dünyada ve ahirette iyilik, sağlık ve afiyet ver, bizleri cehennem azabından ve kabir azabından koru. Bizleri dünyanın fitnesinden ve deccalin fitnesinden koru ya Rabbim.

38. el-Kebir: Ey her hususta pek büyük olan, şanı yüce Allah’ım, bizlere düşmanlarımıza karşı büyüklük ver ve onları kahrın ile alçalt ya Rabbim.

39. el-Hafız: Ey her şeyi koruyan Allah’ım, bizleri görünen, görünmeyen, bilinen, bilinmeyen tehlikelerden koru ya Rabbim.

40. el-Mukit: Ey azıkları yaratan Allah’ım, bizlere helal azık ver, haramına muhtaç etme ya Rabbim.

41. el-Hasib: Ey her şeyin hesabına bilen Allah’ım, bizleri büyük hesap gününde kolay hesap verenlerden kıl ya Rabbim.

42. el-Celil: Ey azamet sahibi Allah’ım, bizlere düşmanlarımıza karşı azamet ver ya Rabbim.

43. el-Kerim: Ey çok ikram edici, ihsanı bol Allah’ım, bizlere hayırlar ver, bizleri cennetine kabul buyur ya Rabbim.

44. er-Rakıb: Ey her şeyi gözetleyen, her şeyden haberdar olan Allah’ım, bizlerin şeytana uyarak, nefsimize uyarak işlediğimiz günahları affet ya Rabbim.

45. el-Mucib: Ey edilen dualara icabet eden Allah’ım, bizleri duaları kabul olan kullardan eyle ya Rabbim.

46. el-Vasi: Ey rahmeti her şeyi kuşatan, gönüllere genişlik veren Allah’ım, bizlere ahlaklı olmayı, iyiliklerde yarışmayı nasip et ya Rabbim.

47. el-Hakim: Ey her şeyi yerli yerince yapan Allah’ım, bizlere hikmetinden vererek anlayışlı imanlı kullarından eyle, bizleri nefsine hakim olan yiğitlerden eyle ya Rabbim.

48. el-Vedud: Ey iyi kullarını rızasına erdiren Allah’ım, bizleri iyi kullarından say bizlerden razı ol, cennetine kabul et ya Rabbim.

49. el-Mecid: Ey şanı yüce, kadri büyük Allah’ım, bizleri ihsanınla düşmanlarımıza karşı yücelt, onları zaafa uğratarak bizlere yardım et ya Rabbim.

50. el-Bais: Ey ölüleri dirilten Allah’ım, bizlere kıyamet gününde kolaylık ver, bizleri dünyada ilminle dirilt ya Rabbim.

51. eş-Şehid: Ey her şeye şahit olan Allah’ım, şehadet ederim ki senden başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed senin kulun ve Resulündür, şahit ol ya Rabbim.

52. el-Hakk: Ey varlığı apaçık gerçek olan Allah’ım, bizleri senin yoluna ilettiğin için şükürler olsun, bizleri dosdoğru yola ilet ve doğru yola ilettikten sonra saptırma sonumuzu hayır eyle ya Rabbim.

53. el-Vekil: Ey kullarının her şeyine kafi olan Allah’ım, sana inandık, sana güvendik, işlerimizi sana havale ettik, bizlere hayırlısını ver ya Rabbim.

54. el-Kaviyy: Ey her şeye kuvveti yeten Allah’ım, bizlere düşmanlarımıza karşı kuvvet ver, bizleri bu dünyada mağlup etme, ahirette de mahçup etme ya Rabbim.

55. el-Metin: Ey çok güçlü, çok dayanıklı, mutlak zafer sahibi Allah’ım, bizlere zorluklara karşı dayanma gücü, sabır ve kolaylık ver ya Rabbim.

56. el-Veliyy: Ey iman edenlerin dostu olan Allah’ım, bizleri iman edenlerden say, bizleri bir an olsun yardımsız bırakma, bizleri gözet ve yardımcı ol ya Rabbim.

57. el-Hamid: Ey hamd yalnızca kendisine mahsus olan Allah’ım, ey alemlerin Rabbi olan Allah’ım, övgümüz şükrümüz yalnız sanadır, razı ol ya Rabbim.

58. el-Muhsi: Ey ilmiyle her şeyin sayısını bilen Allah’ım, bizlerin iyiliklerini boşa çıkarma, kötülüklerimizi affet ya Rabbim.

59. el-Mübdi: Ey varlıkları yoktan var eden Allah’ım, bizlere hayırlı evlatlar, hayırlı rızıklar ver ya Rabbim.

60. el-Muid: Ey ölümden sonra tekrar dirilte Allah’ım, bizleri ahret gününde mahrum bırakma, cehennem azabından ve kabir azabından koru, bizlere cennetini bağışla ya Rabbim.

61. el-Muhyi: Ey bütün varlıkları yaratan, canlılara hayat veren Allah’ım, bizlerin kalplerine hayat ver, bizleri islamı yaşamakla dirilt, sonsuz cennetinle ödüllendir ya Rabbim.

62. el-Mümit: Ey ölümü yaratan Allah’ım, bizlerin kalplerini öldürme, bizleri imanı hakkıyla yaşayan kullardan eyle ya Rabbim.

63. el-Hayy: Ey ölümsüz ve daima diri olan Allah’ım, bizlere sağlıklı bir ömür, hayırlı bir ölüm ver ya Rabbim.

64. el-Kayyum: Ey bütün kainatı ayakta tutan Allah’ım, ey en güzel isimlerin sahibi olan Allah’ım, senden bildiğim, bilmediğim en güzel şeyleri istiyorum ya Rabbim.

65. el-Vacid: Ey istediğini istediği vakit bulan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’ım, tanımadığımız kimselere el açtırma, ülkemizi kafir ülkelere muhtaç etme ya Rabbim.

66. el-Macid: Ey kadri şanı büyük, kerem sahibi Allah’ım, bizlerin gizli isteklerini sen biliyorsun ya Rabbim.

67. el-Vahid: Ey tek olan, benzeri bulunmayan Allah’ım, senin tek olduğuna, bu dünyanın geçici olduğuna iman ettik, senden yalnız hayırlısını isteriz ya Rabbim.

68. es-Samed: Ey her şeyin herkesin kendisine muhtaç olduğu Allah’ım, ihtiyacımı sana bildirdim, senden talep ediyorum, bizlere dünyada da ahirette de iyilik ver ya Rabbim.

69. el-Kadir: Ey sonsuz kudret sahibi olan Allah’ım, ey her şeye gücü yeten Allah’ım, biliyoruz ve iman ettik bu olanların hepsi bilgin dahilinde oluyor, bizleri kafirlere karşı deneme kılma, bizlere mutlak zafer ver ya Rabbim.

70. el-Muktedir: Ey her şeyi zatına boyun eğdiren Allah’ım, İslam düşmanı kafirleri helak ederek, islama ve Müslümanlara yardım et ya Rabbim.

71. el-Mukaddim: Ey dilediğini öne geçiren Allah’ım, bizleri hayırlarda öne geçir ya Rabbim.

72. el-Muahhir: Ey dilediğini geri bırakan Allah’ım, bizleri geri bıraktığın kullarından eyleme ya Rabbim.

73. el-Evvel: Ey her şeyden önce var olan Allah’ım, bizleri cennete ilk girecek kullarından eyle ya Rabbim.

74. el-Ahir: Ey zatı baki kalacak Allah’ım, ey iyi kullarına sonsuz cennet vaat eden Allah’ım, bizlere sonsuz cennetini ihsan et ya Rabbim.

75. ez-Zahir: Ey varlığı sayısız delillerle ortada olan Allah’ım, bizleri Müslüman olarak yaşattığın için şükürler olsun, canımızı da Müslüman olarak al ya Rabbim.

76. el-Batın: Ey akılların idrak edemeyeceği için kendini gizleyen Allah’ım, biz sana görmeden inandık Allah’ım, bizleri cennetinde cemalin ile buluştur ya Rabbim.

77. el-Vali: Ey bütün kainatı tek başına idare eden Allah’ım, bizlerin hayırlı işlerini yoluna koy ve kolaylaştır ya Rabbim.

78. el-Müteali: Ey aklın mümkün gördüğü her şeyden yüce olan Allah’ım, bizlerin anlamayarak, bilmeyerek, yanılarak yaptığımız yanlışları affet, bizlere anlamayı kolaylaştır ya Rabbim.

79. el-Berr: Ey iyilik ve ihsanı bol Allah’ım, bizlere sonsuz lütfunla iyilik ver, bizleri iyilik yapan, hayırlarda yarışan kullarından eyle ya Rabbim.

80. el-Tevvab: Ey tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan Allah’ım, işlediğimiz günahları affet, günahlardan uzak durmamız için yardım et ya Rabbim.

81. el-Müntakim: Ey günahkarlara hak ettikleri cezayı veren Allah’ım, işlediğimiz günahları affet, İslam düşmanı kafirlerin helakını arttır ya Rabbim.

82. el-Afuvv: Ey günahları affeden Allah’ım, nefsimize ve şeytana uyarak işlediğimiz günahları affet ya Rabbim.

83. er-Rauf: Ey sonsuz şefkat sahibi Allah’ım, bizleri günahların isyanların arttığı şu çağda yalnız bırakma, ey şefkat sahibi Allah’ım, bizlere dünyada ve ahirette iyilik ver ya Rabbim.

84. Malikü’l Mülk: Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım, bizlere helalinden mülkler vererek haramına muhtaç etme ya Rabbim.

85. Zü’l Celali ve’l İkram: Ey büyüklük ve ikram sahibi Allah’ım, bizlere bu dünyada ikramınla iman ve nimetler verdin, bizlere cennetini de ikram et ya Rabbim.

86. el-Muksit: Ey adaletli hüküm veren Allah’ım, haksızlık yapılan kullarına haklarını ver, haksızlık yapanları da ıslah et ya Rabbim.

87. el-Cami: Ey her şeyi istediği zaman bir araya getiren Allah’ım, Müslümanları birleştir, bizlere birlik ve dirlik ver, devletimize hainlik yapanlara fırsat verme ya Rabbim.

88. el-Gani: Ey hiç bir şeye ihtiyaç duymayan Allah’ım, bizlere lütfunla bol ve hayırlı nimetler ver ya Rabbim.

89. el-Mugni: Ey dilediğine zenginlik veren Allah’ım, bizlere bu dünyada hayırlısını ver, ahirette de zenginlik ver ya Rabbim.

90. el-Mani: Ey musibetleri engelleyen Allah’ım, düşmanlarımıza fırsat verme, kaza ve belalardan koru ya Rabbim.

91. ed-Darr: Ey zarar veren şeyleri yaratan Allah’ım, bizleri görünen, görünmeyen, bilinen, bilinmeyen tehlikelerden koru, İslam düşmanlarına büyük zararlar vererek bizlere yardım et ya Rabbim.

92. en-Nafi: Ey menfaat veren şeyleri yaratan Allah’ım, bizlere helalinden temiz, güzel bol rızıklar ver, bizleri cennetinle ödüllendir ya Rabbim.

93. en-Nur: Ey alemleri ve gönülleri nurlandıran Allah’ım, bizlere nur vererek imanımızı koru, kuvvetlendir, kabirlerimizi nurunla aydınlat ya Rabbim.

94.el-Hadi: Ey hidayet veren Allah’ım, bizi dosdoğru yola ilet ve doğru yola ilettikten sonra saptırma, sonumuzu hayır eyle ya Rabbim.

95. el-Bedi: Ey her şeyi benzersiz yaratan Allah’ım, ey parmak uçlarını farklı yaratan Allah’ım, bizleri hakkıyla kulluk edenlerden eyle, bizleri şükürü kabul olan kullarından eyle ya Rabbim.

96. el-Baki: Ey varlığının sonu olmayan Allah’ım, bizlere sonsuz cennetini ihsan et ya Rabbim.

97. el-Varis: Ey servetlerin asıl sahibi olan Allah’ım, bizlere hayırlı eşler, hayırlı evlatlar ver, bizlere hayırlı servetler ver, bizlere hayırlı varisler ver ya Rabbim.
98. er-Reşid: Ey kullarını irşad eden Allah’ım, bizlere iyi kötüyü ayırmayı öğret ve ilmimizle amel etmeyi nasip et, yanlışlarımızı affet ya Rabbim.

99. es-Sabur: Ey çok sabırlı olan Allah’ım, üzerimize sabır yağdır, kafir topluma karşı bize yardım et Allah’ım, bizleri sabırlı ve sebat eden kullardan eyle. Ey güzel isimlerin sahibi olan Allah’ım, senin rızan için uğraşıyoruz sen razı ol ya Rabbim.
AMİN


Allah: binbir esma sahibi, mutlak ve gerçek mabûd olan
 Rahman:  bol rahmet eden, fark gözetmeden herkesi rızıklandıran
 Rahim:  hususi rahmet gösteren, sevgili kullarına mağfiret edip Cennet bahşeden
 Kerîm:  bol kerem sahibi, umulmadık yerden ihsan eden
 Hamîd: her övgüye lâyık olan, ancak kendisine hamd ve sena olunan, bütün varlıkların hâl ve kal dilleriyle övülen
 Hakîm: her şeyi yerli yerine koyan hikmetle yapan, faydalı yaratan
 Mecîd: sonsuz izzet ve azamet ve nimet sahibi olan yücelerin yücesi
 Melîk:  her şeyin sahibi, sultanı
 Kuddüs:  maddî-manevi bütün çirkinliklerden, mutlak pak ve temiz olan, herşeyi en güzel şekilde temiz kılan
 Selâm: eksiklerden uzak ve her türlü kötülükten selâmet veren
 Mü’min:  emniyet ve emân veren, kalplere iman bahşeden
 Müheymin:  herşeyin dizgini elinde olan, bütün mevcudatı çepeçevre kudret kabzasında tutan, gözeten, kollayıp koruyan
 Azîz:  herkese galip gelen herbir mevcuda haddini bildiren sonsuz izzet sahibi
 Cebbâr:  emir ve fermanına karşı konulamayan, dilediğini yaptırmaya muktedir olan, tamir ve ıslah eden
 Mütekebbir: sonsuz derece büyüklük ve kibriya sahibi olan
 Hâlık:  her şeyi yoktan var eden yaratan
 Evvel: herşeyden önce var olan, başlangıcı olmayan ezelî olan
 Âhir:  herşeyden sonra bakî kalan sonu olmayan ebedî olan
 Zâhir: varlığı, sıfatı, isimleri her şeyde aşikar ve apaçık olan
 Bâtın:  isim, sıfat, ef’al ve eserleriyle herşeyin içyüzünü ihata eden
 Bâri: eşyayı ve her şeyin âza ve cihazatını birbirine uygun, ve lâyık şekillerde yapan
 Musavvir:  herşeye, kendine ve çevresine münasip suret giydiren
 Tevvâb:  tövbeleri sonsuz rahmetiyle kabul eden
 Vehhâb:  çeşit çeşit hediyeleri, nimetleri karşılıksız bol bol ihsan eden
 Bâis: kullarına elçiler gönderen, ölmüş cesetlere Haşir’de hayat bahşeden
 Vâris:  her şeyin hakikî ilk ve son sahibi olan, mülk yalnız kendisine kalan
 Kadîm: varlığının bidayeti ve sonu olmayan, bizatihi var olan hâdis olmayan
 Mukîm:  hiç bir sebebe dayanmayan herşeyi ayakla tutan fenaya uğramayan
 Ferd:  rububiyetinde, ulühiyetinde, isim ve sıfatlarında benzeri olmayan, tek ve bir olan
 Vitr: zât, şuunat, isim ve sıfatında benzeri, dengi, eşi olmayan
 Nûr: misli, benzerî olmayan, yekta, mukaddes ezelî ve ebedî
 Settâr:  kötülükleri çirkinlikleri rahmetiyle örten, gizleyen
 CelîI: sonsuz derece celalli ve yüce olan haşmet sahibi
 Cemîl: nihayetsiz, gerçek güzellik sahibi olan
 Kâhir: her şeye ve kuvvete galip gelen, hunharları dize getiren, hiç kimse tedbir ve takdirini geri çeviremeyen
 Kâdir: irade ettiği herşeye gücü ve kuvveti acze düşmeden eksilmeden kâfi gelen
 Melik: herşeyin gerçek sahibi, bütün mevcudatın mutlak maliki, hükümdarı olan
 Muktedir: kuvvet ve kudret sahiplerini istediği gibi yönlendiren, bütün mevcudatı kudreti altında tutan
 Alîm: herşeyi bihakkın bilen, hiçbir şey ondan gizlenemeyen
 Allâm: sonsuz ilim sahibi olan
 Azîm: sonsuz azamet, ve nihayetsiz ihatalı esma sahibi olan
 Gafûr: çok mağfiret eden, kullarını bağışlamayı seven
 Halîm: en güzel muamele eden, fırsat tanıyan hemen cezalandırmayan
 Vedûd:  çok seven ve sevdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en çok lâyık olan
 Şehîd: mülkünde olup biten her şeyi gören, her yerde hâzır ve nazır olan
 Şâhid:  bütün mevcudatı birden gören, her yerde hâzır, herşeye nazır olan
 Kebîr: mümkün ve mutasavver bütün büyüklerden daha büyük olan
 Müteâl:  her batıl düşünceden pak muallâ ve yüce olan
 Nûr: misli, benzeri olmayan, yekta, mukaddes ezeli ve ebedi
 Latîf:  lütufla davranan, gizli inceliği bilen, herşeyde nazik cemal-i san’âtı görünen
 Semi’: bütün ses ve sadaları en iyi işiten
 Kefîl: her şeyi yoluna koymakta kendisine en fazla güvenilen
 Karîb: herşeye nihayet derece yakın olan, hiç birşey tasarrufuna, rububiyyetine engel olamayan
 Basîr:  herşeyin her zaman iç ve dışını ve gerçek hakikatini bütün incelikleriyle en iyi surette gören
 Hak: varlığı, birliği isim ve sıfatları her şeyden daha hak ve gerçek olan
 Mübîn:  mahlukatına gerekli her şeyi açıklayan, maddî-mânevi ayetleriyle varlığı birliği tam zahir olan
 Raûf: çok esirgeyen, re’fet ve hususî şefkatini gösteren
 Rahîm: hususî rahmet gösteren, sevgili kullarına mağfiret edip Cennet bahşeden
 Tâhir: sonsuz derece pak ve temiz olan mutlak
 Mutahhir:  dilediği herşeyi maddî ve manevî kirlerden pak ve temiz kılan, mutlak
 Mucemmil: maddi manevî herşeyi dilediği ölçüde güzelleştiren
 Mufaddıl:  dilediğini üstün kılan
 Muzhir: hak ve hakikati ve dilediği herşeyi açığa çıkaran
 Mün’im: mahlukatına, hesaba gelmez çeşit çeşit her taifeye münasip lezzetli şirin nimetler veren
 Deyyân: amellere en lâyık karşılık veren, zayi etmeyen
 Sultân:  gerçek saltanat ve hüküm sahibi
 Hannân: çok rahmet eden, en latif rahmetini gösteren
 Mennân:  çok ihsan eden, hakikî iyilik sahibi olan
 Ehad:  taklit edilmez, misli yapılamaz herbir sanat ve eserinde birliği görünen
 Samed:  herşeyin, her mahlukun her ihtiyacını veren, hiç bir şeye muhtaç olmayan
 Hayy: mutlak, zatî, ezelî ye ebedî hayat sahibi dan
 Kayyûm: her şey kendisine istinat edip dayanarak kaim olan, vücudu hiçbir şeye dayanmayan
 Adl: mutlak adalet sahibi
 Hakem: hüküm ve kaza sahibi
 Ferd: rububiyettinde, ulûhiyetinde, isim ve sıfatlarında benzeri olmayan, tek ve bir olan
 Kuddûs:  bütün maddî-mânevî çirkinliklerden, mutlak pak ve temiz olan herşeyi en güzel şekilde temiz kılan

*********************************************
ey binbir esma sahibi, mutlak ve gerçek mabûd olan Allah!
 bol rahmet eden, fark gözetmeden herkesi rızıklandıran Rahman!
 hususi rahmet gösteren, sevgili kullarına mağfiret edip Cennet bahşeden Rahim!
 bol kerem sahibi, umulmadık yerden ihsan eden Kerîm!
 ey her övgüye lâyık olan, ancak kendisine hamd ve sena olunan, bütün varlıkların hâl ve kal dilleriyle övülen Hamîd!
 ey her şeyi yerli yerine koyan hikmetle yapan, faydalı yaratan Hakîm!
 ey sonsuz izzet ve azamet ve nimet sahibi olan yücelerin yücesi Mecîd!
 her şeyin sahibi, sultanı Melîk!
 maddî-manevi bütün çirkinliklerden, mutlak pak ve temiz olan, herşeyi en güzel şekilde temiz kılan Kuddüs!
 Her şeyden üstün ve yücesin, ey eksiklerden uzak ve her türlü kötülükten selâmet veren Selâm!
 ey emniyet ve emân veren, kalplere iman bahşeden Mü’min!
 herşeyin dizgini elinde olan, bütün mevcudatı çepeçevre kudret kabzasında tutan, gözeten, kollayıp koruyan, Müheymin!
 herkese galip gelen herbir mevcuda haddini bildiren sonsuz izzet sahibi Azîz!
 emir ve fermanına karşı konulamayan, dilediğini yaptırmaya muktedir olan, tamir ve ıslah eden Cebbâr!
 ey sonsuz derece büyüklük ve kibriya sahibi olan Mütekebbir!
 her şeyi yoktan var eden yaratan Hâlık!
 ey herşeyden önce var olan, başlangıcı olmayan ezelî olan Evvel!
 herşeyden sonra bakî kalan sonu olmayan ebedî olan Âhir!
 ey varlığı, sıfatı, isimleri her şeyde aşikar ve apaçık olan Zâhir!
 isim, sıfat, ef’al ve eserleriyle herşeyin içyüzünü ihata eden Bâtın!
 ey eşyayı ve her şeyin âza ve cihazatını birbirine uygun, ve lâyık şekillerde yapan Bâri!
 herşeye, kendine ve çevresine münasip suret giydiren Musavvir!
 tövbeleri sonsuz rahmetiyle kabul eden Tevvâb!
 çeşit çeşit hediyeleri, nimetleri karşılıksız bol bol ihsan eden Vehhâb!
 ey kullarına elçiler gönderen, ölmüş cesetlere Haşir’de hayat bahşeden, Bâis!
 her şeyin hakikî ilk ve son sahibi olan, mülk yalnız kendisine kalan Vâris!
 ey varlığının bidayeti ve sonu olmayan, bizatihi var olan hâdis olmayan Kadîm!
 hiç bir sebebe dayanmayan herşeyi ayakla tutan fenaya uğramayan Mukîm!
 rububiyetinde, ulühiyetinde, isim ve sıfatlarında benzeri olmayan, tek ve bir olan Ferd!
 ey zât, şuunat, isim ve sıfatında benzeri, dengi, eşi olmayan Vitr!
 ey misli, benzerî olmayan, yekta, mukaddes ezelî ve ebedî Nûr!
 kötülükleri çirkinlikleri rahmetiyle örten, gizleyen Settâr!
 ey sonsuz derece celalli ve yüce olan haşmet sahibi CelîI!
 nihayetsiz, gerçek güzellik sahibi olan Cemîl!
 ey her şeye ve kuvvete galip gelen, hunharları dize getiren, hiç kimse tedbir ve takdirini geri çeviremeyen Kâhir!
 irade ettiği herşeye gücü ve kuvveti acze düşmeden eksilmeden kâfi gelen Kâdir!
 ey herşeyin gerçek sahibi, bütün mevcudatın mutlak maliki, hükümdarı olan Melik!
 kuvvet ve kudret sahiplerini istediği gibi yönlendiren, bütün mevcudatı kudreti altında tutan Muktedir!
 ey herşeyi bihakkın bilen, hiçbir şey ondan gizlenemeyen Alîm!
 sonsuz ilim sahibi olan Allâm!
 ey sonsuz azamet, ve nihayetsiz ihatalı esma sahibi olan Azîm!
 çok mağfiret eden, kullarını bağışlamayı seven Gafûr!
 en güzel muamele eden, fırsat tanıyan hemen cezalandırmayan Halîm!
 çok seven ve sevdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en çok lâyık olan Vedûd!
 ey mülkünde olup biten her şeyi gören, her yerde hâzır ve nazır olan Şehîd!
 bütün mevcudatı birden gören, her yerde hâzır, herşeye nazır olan Şâhid!
 ey mümkün ve mutasavver bütün büyüklerden daha büyük olan Kebîr!
 her batıl düşünceden pak muallâ ve yüce olan Müteâl!
 ey misli, benzeri olmayan, yekta, mukaddes ezeli ve ebedi Nûr!
 lütufla davranan, gizli inceliği bilen, herşeyde nazik cemal-i san’âtı görünen Latîf!
 ey bütün ses ve sadaları en iyi işiten Semi’!
 her şeyi yoluna koymakta kendisine en fazla güvenilen Kefîl!
 ey herşeye nihayet derece yakın olan, hiç birşey tasarrufuna, rububiyyetine engel olamayan Karîb!
 herşeyin her zaman iç ve dışını ve gerçek hakikatini bütün incelikleriyle en iyi surette gören Basîr!
 ey varlığı, birliği isim ve sıfatları her şeyden daha hak ve gerçek olan Hak!
 mahlukatına gerekli her şeyi açıklayan, maddî-mânevi ayetleriyle varlığı birliği tam zahir olan Mübîn!
 ey çok esirgeyen, re’fet ve hususî şefkatini gösteren Raûf!
 ey hususî rahmet gösteren, sevgili kullarına mağfiret edip Cennet bahşeden Rahîm!
 ey sonsuz derece pak ve temiz olan mutlak Tâhir!
 dilediği herşeyi maddî ve manevî kirlerden pak ve temiz kılan, mutlak Mutahhir!
 ey maddi manevî herşeyi dilediği ölçüde güzelleştiren Mucemmil!
 dilediğini üstün kılan Mufaddıl!
 ey hak ve hakikati ve dilediği herşeyi açığa çıkaran Muzhir!
 mahlukatına, hesaba gelmez çeşit çeşit her taifeye münasip lezzetli şirin nimetler veren Mün’im!
 ey amellere en lâyık karşılık veren, zayi etmeyen Deyyân!
 gerçek saltanat ve hüküm sahibi Sultân!
 ey çok rahmet eden, en latif rahmetini gösteren Hannân!
 çok ihsan eden, hakikî iyilik sahibi olan Mennân!
 taklit edilmez, misli yapılamaz herbir sanat ve eserinde birliği görünen Ehad!
 herşeyin, her mahlukun her ihtiyacını veren, hiç bir şeye muhtaç olmayan Samed!
 ey mutlak, zatî, ezelî ye ebedî hayat sahibi dan Hayy!
 her şey kendisine istinat edip dayanarak kaim olan, vücudu hiçbir şeye dayanmayan Kayyûm!
 ey mutlak adalet sahibi Adl!
 hüküm ve kaza sahibi Hakem!
 ey rububiyettinde, ulûhiyetinde, isim ve sıfatlarında benzeri olmayan, tek ve bir olan Ferd!
 bütün maddî-mânevî çirkinliklerden, mutlak pak ve temiz olan herşeyi en güzel şekilde temiz kılan Kuddûs!
Müslümanla Mümin Arasındaki Fark Nedir?
 Namazı olmayanın kamil manada dini yok demektir. Namazın dindeki yeri, başın bedendeki yeri gibidir..png
 “Lâ İlâhe İllallah Muhammedun Resulullah” diyen herkes Müslümandır
 Müslümanım diyen herkes Müslümandır fakat sadece kurallara uyanlar Mümindir
 Müslüman; ”Allah’a teslim olmaya söz veren” demektir.
 Mümin; sözünde duran demektir.
 Allah’ın bütün şartlarını yerine getirmeye söz veren kişi, hayatının sonuna dek, sözünde durur ise, mümin sayılır.
 İman eden kişiye Müslüman denir...
 İmana eren kişiye ise Mümin denir...
 Müslümanın imanı dilindedir, imanına söz ile şahitlik eder...
 Müminin imanı Yüreğindedir, imanına hali ile şahitlik eder...
 Müslüman dil ile iddia eder...
 Mümin Hal ile ispat eder...
 Müslümana İman bir yük...
 Mümine iman bir lutuftur...
 Tıpkı namazın müslümana bir yük...
 Mümine ise bir ayrıcalıklı lutuf olması gibi...
 ..ve işte bu yüzden, ey iman edenler iman edin..demiştir yüce Allah kuranda...
 Müslüman ile Mümin arasındaki fark, bilmek ile ermek arasındaki fark kadardır...

 (Her mümin Müslümandır, fakat her Müslüman mümin değildir)
 kurana göre müminlerin özellikleri
 1 onlar: ’ın adı anıldığında kalpleri ürperirler enfal-2
 2 onlar:’a asla şirk koşmazlar. furkan-68
 3 onlar:namuslarını (ırzlarını)korurlar. furkan-68
 4 onlar: (her türlü)zinaya asla yaklaşmazlar. mü’minun -5
 5 onlar:namazlarını huşu içinde ve doğru olarak kılarlar. muminun2,9
 6 onlar:anne ve babalarına öf bile demezler. isra-23
 7 onlar:boş şeylerden tümüyle yüz çevirirler. mu’minun -3
 8 onlar: mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler. tevbe-5
 9 onlar: asla zanda bulunmazlar. casiye -24
 10 onlar:cahillerle asla tartışmazlar. furkan-63
 11 onlar:kınayıcının kınamasından korkmazlar. maide-54
 12 onlar:asla yalan söylemezler. mü’minun-8
 13 onlar:emanetlerine ihanet etmezler. bakara-177
 14 onlar:söz verdiklerinde sözünde dururlar. bakara-177
 15 onlar:zekatlarını hakkıyla verirler. bakara-177
 16 onlar:yetimin hakkını asla yemezler. nisa-2
 17 onlar:yolda kalmışlara yardım ederler. bakara-177
 18 onlar:kafirlere karşı sert,birbirlerine karşı merhametlidir. fetih-29
 19 onlar:insanların kusurlarını affederler. a.imran-135
 20 onlar:yalnızca ’a dayanıp güvenirler. tevbe-20
 21 onlar:kafirler ile alllah yolunda savaşırlar. a.imran-28
 22 onlar:darlıkta da bollukta da infak ederler. a.imran-133
 23 onlar:kızdıkları zaman öfkelerini yenerler. a.imran-133
 24 onlar:başkalarının ilahlarına sövmezler. en’am-108
 25 onlar:haksız yere bir cana kıymazlar. en’am-151
 26 onlar:’ın ayetlerini az bir pahaya satmazlar. a.imran-199
 27 onlar:hakkı bile bile gizlemezler. bakara-44
 28 onlar:inananlara ‘sen mü’min değilsin’ demezler. nisa-94
 29 onlar:resüllerden hiçbirini birinden ayırt etmezler. bakara-136
 30 onlar:yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. furkan-63
 31 onlar:ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yaparlar. en’am-52
 32 onlar:helal ve temiz olan şeylerden yerler. bakara-168
 33 onlar:asla yalan şahitlik yapmazlar. furkan-72
 34 onlar:dillerini eğip bükerek(geveliyerek )konuşmazlar. nisa-135
 35 onlar:. insanlar arasında adaletle hükmederler. en’am-151
 36 onlar: yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler. en’am-151
 37 onlar: yeminlerini hiçbir zaman bozmazlar. nahl-91
 38 onlar:adaklarını yerine getirirler. insan-7
 39 onlar:’ın ahdini yerine getirirler,anlaşmayı bozmazlar rad-20
 40 onlar:yakınlarına(akrabalarına)yardım ederler bakara-177
 41 onlar:yolda kalmışlara ve hastalara yardım ederler bakara-177
 42 onlar:yoksullara ve esir düşenlere yardım ederler bakara-177
 43 onlar:zorda,darda ve savaş anlarında sabrederler bakara-177
 44 onlar:verilen rızıktan yerli yerince harcarlar enfal-3
 45 onlar:geceleri az uyurlar zariyat-17
 46 onlar: o gün yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar fetih-29
 47 onlar:insanlara iyiyi emreder, kötülükten de alıkorlar enfal-71
 48 onlar:açıklanınca hoşlarına gitmeyecek şeyleri sormazlar maide-101
 49 onlar:yapacakları işlerde kendi aralarında danışırlar şura-38
 50 onlar:gerçekten felaha kavuşanlardır mü’minun-1
  
 müminlerin nitelikleri
 Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler.
 Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyamda durarak geceleyenlerdir.
 Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir!”
 “Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.”
 Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.
 Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.
 Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedi kalır.
 Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
 Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner.
 Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.
 Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler.
 Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.
 İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükafatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır.
 Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
 Ve sûre şu ayetle son bulur:
 (Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.”
 Furkan 63-77 
Veda Hutbesi
 
 Hz. Peygamber'in, hicri 10. yılda yaptığı Veda Haccı'nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe. Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyeceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de onun bu sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad ettiği hutbeye de Veda Hutbesi adı verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da ve bir gün sonra yine Mina'da olmak üzere arafe günü ile bayramın birinci ve ikinci günlerinde parça parça irad edilmiştir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396). Değişik yer ve zamanda irada buyurulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivâyet edilmiş; kişinin ya da grubun duyduğunu diğerleri işitmediğinden, hutbenin tamamının biraya toplanmasında bu farklı rivâyetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç ayrı yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak biraraya getirilmiştir.
 
 Rasûlüllah'ın bu son haccından bir yıl önce nâzil olan Tevbe sûresinde, müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmamaları (et-Tevbe, 9/28)emredildiği için, Veda Haccı'nda Mekke'de sadece Müslümanlar vardı, hutbeyi de yalnızca Müslümanlar dinlemişti. Zaten Mekke'in fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Rasûlüllah, Medine'den kendisiyle birlikte yola çıkan yüzbin civarındaki ashâbıyla Mekke'ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl önceki uyarı sebebiyle Mekke'de müşrik kalmamıştı; çoğunluk Müslüman olurken Mekke'yi terkedenler de vardı. Rasûlüllah, haccın bütün erkâmın bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslâm'ın hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı. İslâm'ın tamamlandığını bildiren bazı âyetler de bu Veda Haccı'nda nâzil oldu.
 
 Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat'ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife'de vakfeye dururlardı. Rasûlüllah cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı âdetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat'ta vakfeye durdu. Rasûlüllah'a orada bu dinin tamamlandığı şu âyet-i kerimeyle müjdelendi:
 
 "Ey Mü'minler, şu küfreden müşrikler bugün dininizi söndürmekten ümidlerini kesmişlerdir. Artık bundan böyle onlardan korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim; ve size ihsan ettiğim nimetimi tamamladım. Din olarak da size İslâm'ı seçtim."(el-Mâide, 5/3).
 
 Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, bunun, Hz. Peygamber'in vefatının yaklaştığına delalet ettiğini anlamışlar ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Gerçekten de bundan sonra Rasûlüllah seksen iki gün yaşamış ve vefat etmiştir.
 
 Arafat'ta yüz binin üzerindeki hacıya hitaben bir hutbe irad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazılarını görevlendirdi. Rasulüllah'ın sözlerini tekrar eden bu kişiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva'nın sırtında olduğu halde Rasûlüllah şu hutbeyi irad etti:
 
 "Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey İnsanlar bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir. Ashabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayın. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.
 
 Ey ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımız altındadır. Lakin borcunuzun aslın vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.
 
 Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır,' ilk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib'in torunu (yeğenim) Rebîa'nın kan davasıdır.
 
 Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.
 
 Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, aile şerefini koru malları ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnenmemeleridir. Eğer onlar, razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alırlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadıların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler, size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah'ın kitabı Kur'ândır.
 
 Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır:
 
 Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder."
 
 Rasûlüllah sözlerinin burasında dinleyenlere sordu: "Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?" Ashab-ı Kiram cevap verdi:
 
 "Allah'ın risâletini tebliğ ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz." Rasûlullah şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez "Şahit o! ya Rab! Şahit o! ya Rab! Şahit ol ya Rab!" buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.
 
 Hz. Peygamber güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Mâide sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavaş adımlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kaldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina'ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi'nin diğer bölümünü irad etti. Allah'a hamdü senadan sonra devamla:
 
 "Ey insanlar! Sizi Allah'ın kitabına bağlayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem." Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini:
 
 "Ey insanlar! Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkârda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gün gibi aynı duruma döndü. Allah'ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban'ın arasındaki Receb'tir.
 
 - Ey mü'minler! Bu ay hangi aydır?
 
 - Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
 
 - Zilhicce ayı değil midir?
 
 - Evet Zilhiccedir.
 
 - Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir?
 
 - Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
 
 - Mekke Şehri değil midir?
 
 - Evet Mekke'dir.
 
 - Bugün hangi gündür?
 
 - Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
 
 - Yevmü'nnahr (kurban kesme günü) değil midir?"
 
 - Evet yevmünahr'dır.
 
 Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek "Şu halde iyi bilin ki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere olmak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız.
 
 Ey İnsanlar! Aklınızı başınıza alında benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliği edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur" ardından Rasûlüllah iki kez:
 
 - Tebliğ ettim mi, buyurdu.
 
 Sahabîler:
 
 - Evet ettin, deyince O;
 
 "Şahit ol ya Rab!" dedi ve tekrar hatırlattı: "Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin."
 
 Rasulüllah Mina'daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazırlanan yüz devenin altmış üçünü bizzat kendi kurban etti diğerlerini de Hz. Ali kestikten sonra her deveden birer parça et alınarak pişirilip yenildi. Daha sonra traş olan Hz. Peygamber ihramdan çıktı ve Kabe'yi tavaf etti. Öğle namazını da orada kıldıktan sonra Zemzem suyunun yanına gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina'ya döndü. Rasûlüllah Mina'da geçirdiği teşrik günlerinde şeytan taşlama görevini yerine getirmiş, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmuştu.
 
 "Allah'ın yardımı ve fetih geldiği ve insanların dalga dalga Allah'ın dirine girdiklerini gördüğün zaman Rabbini överek tesbih et. O'ndan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir." (en-Nasr, 110/1-3)
 
 mealindeki Nasr sûresinin nâzil olduğunu duyan Müslümanlara, hem yeni nâzil olan bu sûreyi okumuş hem de kendilerine nasihat ettiği hutbelerinden birini irad buyurmuştur. Bu hutbesinde de yine Müslümanların mal, can, namus emniyetinden bahseden Rasûlüllah insan haklarının temelini oluşturan bu üç hakkı tekrar tekrar ümmetine hatırlatmıştı. Değişik yer ve zamanda irade edilen bu hutbeler, tek bir hutbe şeklinde bütünleştirilmiştir.
 
 Hutbenin toplum hayatına getirdiği prensipler:
 
 İncelendiği zaman Veda Hutbe'sinde Peygamber (s.a.s)'in başlıca şu noktalara değindiği görülür:
 
 1. Her işte daima Allah'a hamd-ü sena etmek gerekir.
 
 2. Nefis, insanı her zaman şerre yöneltmek ister. Bu sebeple nefislerin şerrinden de Allah'a sığınmak lâzımdır.
 
 3. Can, mal ve ırz kutsaldır. Yaşama hakkı tabii bir haktır. Irz, şeref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldırıdan korunmuş haklardır.
 
 4. Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır. İnsanlar alışa geldikleri kötü şeyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler.
 
 5. Faiz haramdır.
 
 6. Kan davası gütmek haramdır.
 
 7. Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hıyanet edilmemelidir.
 
 8. Küçük büyük önemli-önemsiz her işte şeytana uymaktan sakınılmalıdır.
 
 9. Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak, vazife ve sorumlulukları vardır. Kadınlara nezâketle davranılacaktır.
 
 10. Hem kadın hem de erkekler zinadan şiddetle kaçınacaklardır.
 
 11. Köle ve hizmetçilere iyi davranılacaktır.
 
 12. Bütün Müslümanlar kardeştir. Her türlü sınıf farkları ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük fazilet iledir.
 
 13. Zulümden sakınmak gerekir, halkın malı haksız yere yenemez, birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası için helâl olmaz.
 
 14. Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktan sakınacaklardır.
 
 15. Allah'ın Kitâb'ına ve Peygamber'in sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler.
 
 16. İslâm sadeliğinden ayrılmamak, aşırılıklara sapmamak gerekir.
 
 17. Hak Teâlâ'ya ibadet olunacak; beş vakit namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Hz. Peygamber'in tavsiyelerine uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükâfatı cennetti
DAMLALAR
Âlem, üç şeyin mecmuundan ibarettir: Varlık, düşünce ve hareket.
Bunların hepsini kendinde toplayan insan, üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır: Hakikatın, hayrın ve güzelliğin.
İnsan ruhunda bu üç şeye götüren üç yeti vardır: Zeka, duygu ve irade.
Zeka üç yerde kullanılır: Kazanmada, hilede, ilimde.
Duygunun üç dünyası vardır: Sanat, rüya ve sevda.
İrade, üç âleme sığınma kudretidir: Hemcinsine, kendi samimiyetine ve Allah’a.
Bu üç yetinin birlikte ve ahenkli olarak barındığı kalp, üç şeyin mahfazasıdır: Aşkın, ümidin ve imanın.
Üç şeyi sevmeyen ruh, ölü odaları gibi karanlıktır: Çocuğu, tabiatı ve zalimle kavîden başkasına itaati.
Üç kişiye acıyınız: Zenginlikten sonra fakir düşene, şerefli iken zelîl olana, cahiller arasında kalan âlime.
Üç nesneden her yerde kaçmalıyız: Yersiz şiddetten, açlık bırakmayan tatminden, kendimize çevrilmeyen tehditten.
Üç kişiden korkunuz: Merhametsizden, müraîden, mürtekipten.
Üç musibetten uzaklaşınız: Zulümden, zelzeleden, ‘bilirim’ iddiasında olan cahilden.
Üç kişiye el uzatınız: Hastaya, garibe, muhitinde anlaşılmayan bedbahta (bu yüzden kalabalığın arasında yalnız yaşayana.)
Üç türlü davranış kaba ve sahtedir: Kendini belli eden sanat, nümayişçi ahlak, kendine güvenen dindarlık.
Üç şey saadetin sırrıdır: Tevazu, kanaat ve ölümün eşiğinde sık sık dinlenme zevki.
Dünya üç şeyle Cennet olur: Elden, dilden ve gönülden vermekle; Allah’ın kullarını ta’n etmeyip affetmekle; zalime zulmetmeyip hidayet yolunu göstermekle.
Üç kişi karanlıkta kalmıştır: Aşkından çok talâkatını kullanan, imanını iddia yapan, aklın meyvasından lezzet almayan.
Üç hâkimin hükmünde hata aranmaz: Kalbin, kaderin, ölümün.
Üç yerde insan kendini tanır: Tövbede, zalimin kahrı altında, son nefesinde.
Hayatın manası üç yerde hakkıyla anlaşılır: Aşk ile birleşen ümidde, vecd ile yapılan ibadette, yeri yurdu unutturan seyahatte.
Gözyaşının üç yerde lezzetine doyulmaz: Vuslatta, mağfirette, merhamette.
Üç yerde insan Allah ile sohbettedir: Kalabalıktan incinmeyen yalnızlıkta, bir ümidsizin yüzünü ümidle güldürdüğü yerde, zalimin zulmü kendinden şükür taşırdığı anda.
İnsanlar içinde kendini bilenler şu üç kişidir: Rüzgârı bile incitmeyenler, kendi adlarını söylemekten utananlar, Allah’ın emaneti olan insanlara katı katı gözlerle bakmayanlar.
Üç türlü insan Allah’tan uzaktır: Rahatlarını hesaplayarak hizmetten kaçanlar (hizmet ehli olmayanlar), duygulu olduklarını ileri sürüp de sefalet sahnelerinden uzak duranlar, sefil ruhlarda feyz arayanlar.
Üç türlü insan Allah’ı göreceğinden müjdelenmiştir: Saf kalpler, gecenin karanlığında güneşi bulanlar, ölümü, hayatta iken, bütün hareketleriyle birleştirmiş olanlar.
Üç şeyin hududunda durmasını bilmelidir: İsteklerin, aklın, hayatın.
Üç şeyden ayrılınca diğer üç şeye geçmede acele etmelidir: İnsanlardan ayrılınca ibadete, hareketten çıkınca huzura, dünyaya vedalaşınca uhraya.
Nurettin Topçu, Var Olmak, Dergâh Yayınları, s. 132-134, 1999.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Pırlantalarda Geçen Şiirler

Fâniyim, Fâni Olanı İstemem Fâniyim, fâni olanı istemem, Âcizim âciz olanı istemem Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayri istemem! İsterim, f...